Group Details Private

Global Moderators

Forum Yöneticisi

Member List

  • RE: Bir etimolojik deneme

    @DemoKratos cehaletin primi yüksek demektir. Sümeroloji den söz ettin de 1982 darbesinden hemen sonra yürülüğe giren 2932 sayılı "Türkçeden Başka Dillerle Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun" aklıma geldi; 22 Ekim 1983 te yürülüğü girdi ve 1991 yılında AYM tarafından iptal edldi. Md 2. diyor ki "Türk Devleti tarafından tanınmış bulunan devletlerin birinci res-
    mi dilleri dışındaki herhangi bir dille düşüncelerin açıklanması, yayılması ve yayınlan
    ması yasaktır." devamında yeni yasaklar ve sonra da yaptırımlar sıralanıyor. O tarihlerde Ankara Üniversitesi DTCF de Sümeroloji dersleri okutulmaktaydı; hala var mı bilmem, Sümer dili bir eğitim kurumunda en üst düzeyde okutulurken yaşayan bir dil olarak Kürdçe ile şarkı türkü söylemek, toplantı yapıp, kitap yazmak vs yasaktı. Zaten bu yasa sadece Kürdeçenin yasaklanmasına dair kullanılmıştı ve ironi olan ise mahkemelerde Kürdçe dışında hiç bir dile bilmeyen kişilerin beyanları alınırken kendilerine tercüman atanmasıydı ve Türkçe olmayan bir dil tercümanı olarak isimlendirilmesiydi; madem bir dil çevirisi yapılacak ise adı olmalı bu dilin, değilse neyin tercümanı olacak bu!? 9 yıl gibi uzun bir süre bu yasadan dolayı çok büyük hak kayıpları yaşandı; birden anımsadım. Sümerolojinin öğretilmesine elbette karşı gelmiyorum; zira, uygarlığın dönüm noktasındaki bir toplumsal düzenden söz ediyorsak bu dilin kesinlikle bilinmesi ve tüm yazıtlarının gün yüzüne çıkartılması gerekir. Bekçilik yaparken kendince Urartu dilini çözen okuyup yazan bekçinin isminin dahi bilinmemesi, ki dünyada bu dili bilen insan sayısı iki elin parmaklarını aşmıyor; çok yazık!

    posted in Tarih & Edebiyat
  • RE: Bir etimolojik deneme

    @DemoKratos yazısız taih yazılı tarihin belkide milyon yıl daha fazladır; bu nedenle ilk sözcük avcılığında ne bulabileceğimiz meçhul. Çerçi, zamnında köylere kaşık, çatal, tabak vs züccaciyenin bulundurduğu eşyalar ile tuhafiyecilerin bulundurdukları eşyaları eşek ve at sırtında taşıyp köy köy, mahalle mahalle satan kişiler için kullanılırdı. Zembilfiroş denirdi onlar için ve ilgi odağı olmuşlardır. Zembil ve firoş ikisi de satıcı anlamında .....

    posted in Tarih & Edebiyat
  • RE: Kendimce

    İnsan neden yaşamak ister? Bunun makul bir sebebi var mıdır? Böyle bir sebep varsa bunu kişi kendisi mi belirler yoksa dayatılmış bir nedene mi dayanır? Yaşama isteğinin/yöneliminin varoluşsal bir nedenle sınırlandırılması mantıklı ve yeterli bir olgu olmasa gerek; zira, insan geldiği aşama itibariyle güdülerinin esiri olmaktan çıkmayı başarmıştır; güdüler asla denetlenemez değildirler. Öyle olunca, yaşama dair arzunu/istencin nedensiz olması da mümkün görülmektedir. İnsanın yaşama dair eğiliminin hem kendince bir nedeni olabileceği gibi nedensiz de olabileceği açıktır. Lakin, her iki durumda da bir neden/sizlik var demektir. Utanmadan, sıkılmadan, yalana sığınmadan, kendine karşı dürüstçe yaşama arzusunun ölüm korkusundan kaynaklandığı söylenebilir. İnsan, bir amaca yönelttiği ölüm biçimini de tercih edebilir, bir amaca vakfedilmiş yaşamlar gibi…Ruhunu bedeninden üstün tutup onu/ruhunu atomlardan ayrıştırarak ölümsüzleştirirken yaşama dair dayanılmaz tutkusunun ölümle yok olacak varlığının inkarı temelinde kabul eder ve kendini değil ruhunu serbest bırakır; oysa ki, o ruh denilen şey bedenin ta kendisidir, nakşedilmeyen etaminin kasnakta gergin hali ne ise, nakşedilmeyen kişilikten yoksun ruhun da ondan farkı yoktur. İnsan bir kimliktir ve o kimlik yok olduğunda yaşam son bulmuş demektir; hem de diri, diri…Lakin o kimlik tüm yaratılarıyla, eylemlilikleri ile yeni kimliklerin ilgisine mazhar olabilir; bunun için yapılan yürüyüşün cesurca olması gerekir!

    posted in Felsefe
  • RE: Kendimce

    İnsan ayakları üzerinde durmaya başladığı günden buyana varlığını sorgulamıştır; kim olduğunu, ne olduğunu ve de ne olması gerektiğini...Ereksel/amaçsal bir takım sebepler bulmuş ve bunların gölgesinde yaşamaya katlanmıştır; hem kanmış hem de kandırmıştır....İnsan sonludur ve yeni bir yaşam formu olmayacak, buna rağmen gün gün değildir ve günü gün etmek değildir, yaşamın özünde yekdiğeri için varolmak olduğuna dair bilinç onun ancak yekdiğeri ile varolabileceğine dair bir kavrayıştır; o ve öteki olmadan ben hiçbirşeydir....

    posted in Felsefe
  • RE: Normatif Ayrımcılık

    Hiçbir şey eski gibi olmayacak denildiğinde buna dair bir umut kapısı aralanmış olur; oysa ki, hiçbir şey eskisi zaten olamaz, lakin bu iradenin altında yatan şey var-olana dair eleştirinin gerçek bir karşılığının bulması, bir hesaplaşma, bir ödeşme, -helalleşme asla değil- düşüncesini çağrıştırır; bunu somut ortaya koymak yerine oyalamacı bir gizemle, sözüm ona bir taktikle müphemleştirmek iradesi teslim alınmak istenenin iradesini asla etkilemeyecektir; ve fakat taktisyenlerin kaybına neden olacaktır; ya şimdi ya da hiç diye bir söz var, ehveni-şerle, doğru olmasa da vicdanım sızlayarak hukuksuzluk yapıyorum, ya da yapılmasına icazet veriyorum demekle olmaz; eğri oturan doğru konuşamaz! İdi bese!(*)

    Yasalar ülke coğrafyalarında eşit uygulanırlar; ABD gibi eyalet sistemli normatif düzenlemelerde eyalet yasalarının farklılaşması normal kabul edilebilir, lakin eyalet sistemi olmayan bir ülkede yasanın A kentinde farklı B kentinde farklı uygulanması hukuk devleti ile bağdaşmaz; hukuk devleti normatif ayrımcılık yapma lüksüne sahip değildir,

    Yasalar ayrıca A şahsına ayrı B şahsına ayrı da uygulanamaz; böylesi bir durum ırk, dil, din, cinsiyet vs pozitif bir ayrımcılık temeline dayanır ki hukukla bağdaşmaz; o zaman ne yapmalı?

    .../
    (*) idi bese: artık yeter!

    posted in Hukuk
  • Normatif Ayrımcılık

    normatif düzenlemeler uluslararası sözleşmelerin kabulü ile genişletilmedikçe ülkesel sonuçlar doğururlar; normun ülke coğrafyasında her karışında aynen uygulanması onun vazgeçilmezidir; değilse o norm, ülkesel değil ülke içi bir norm olma özelliğini taşır. bu, ne demektir? normun yere göre farklı uygulanacağı anlamına gelir ki bu durum o normu ülkesel olmaktan çıkarır. ülkenin bir bütünlüğünden dem vuranların normatif ayrımcılığı, gündemin baş köşesinde ve haklı olarak var olan kadın cinayetlerinden farklı değil...her ikisi de özde insan karşıtı olararak tarihin çöplüğünde debdebelenecektir.....
    ...

    posted in Hukuk
  • RE: Değerli bir anı

    @bilgisezgi , O zamanlar küçüktüm. Geceleri idare lambası ışığı ile aydınlatılırdı, dengbejlerimiz bize geceleri klam eşliğinde efsaneleri dillendirir ve biz de efsane kahramanlarla kendimizi özdeştirmeye çalışırdık; unutmadım Deniz Gezmiş diye bir efsaneyi kulatan kulağa fısıldayan büyüklerimden duymuş ve efsane kişiliği hiç görmediğim halde hayalimde canlandırmaya çalışmıştım; iri yarıydı, bakışları keskin ve kararlıydı; üstüne üstelik denizin üstünde bile yürüyebiliyordu! İki oğlum var ikisinin de iki ismi var ve ortak olan isimleri ise DENİZ!

    posted in Tartışma
  • RE: satranç soruları

    önce şah beyaz kareye gidecek, sonra onun hamlesine göre ikinci hamlede mat

    posted in Eğlence & Oyun
  • RE: Secim Olursa Kim Kazanir?

    gençler ve her daim genç kalanlar umursamazlıklarınızı yaşlı bir yürek olarak ret ediyorum; zira, milyonlarca gencin geleceğidir söz konusu olan...

    posted in Serbest Kürsü
  • RE: Temsili Demokrasi

    @phi , bilindik Jhon Stuart Mill olsa gerek. Keynes ile birlikte kapitalist-yayılmacılığın ekonomik-politiğini yazmışlardır. Adam Smith, David Ricardo ile aynı dünya görüşüne sahip ekonomistlerdir. Temsili demkorasi kapitalizmin şafağında Fransız İhtilali ile taçlanmış bir yönetim biçimi olarak varlık kazanış ve halen varlığını sürdürmektedir; söylendiği gibi katılımı değil demokrasinin -klasik anlamda ve dar olarak- iğdiş edilmesi felsefesine denk düştüğü söylenebilir.

    posted in Felsefe Tarihi