Group Details

Moderatör

Moderatör

Member List

  • RE: Bir gün

    @phi evet...

    posted in bagimsizkoala
  • Bir gün

    Salı sabahına çok erken saatte başladım. Bugun bir oturuma katılacaktım. Hazırlandım ve evden çıktım. Varacağım yere gidene kadar aklımdaki tek düşünc, bir an önce açılması gereken uykumdu. Otele gelmiştim ve salona doğru ilerledim. Heyecanlıydım. Göz göze geldiğim kişileri başımla selamlayarak günaydın diyerek ilerledim. Beni kokteyl kısmına aldılar. Orada bulunan ikramların tadına bakarken etrafı inceleme fırsatı buldum. Takım elbiseli beyefendiler ve ceketli etekli hanımefendiler vardı. Kendimi istemsizce gerilmiş hissettim. En basitinden ellerimi nereye koyacağımı bilemedim. En sonunda salona giriş yaptım. Bir sandalyeye oturdum. Defterimi kalemimi hazırladım. Beklemeye başladım. Basın mensupları, kameramanlar, konuşmacılar, moderatör... Herkes çok heyecanlı görünüyordu. Kısa bir bekleyiş ardından oturum başladı. Pür dikkat söylenenleri dinleyip kendimce notlar aldım. Birkaç saatin ardından oturum sonlandı. Biraz yorulmuş ama kendime bir şeyler katmanın verdiği hazzı yaşıyordum. Sakin adımlarla otelden ayrıldım. Hava o kadar güzeldi ki... Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım, umutlu bir mavi gördüm. Daha sonra tenimde güneşin sıcaklığını hissettim. Sahil kıyısından yürümeye başladım. Kafamda tonlarca düşünce yerine duruluk vardı. Bu beni rahatlatmıştı. Tatlı bir kahveci gördüm ve bir kahve aldım kendime. Daha sonra gözüme çarpan bir ağacın altına yerleştim. Kahveden alınan o ilk yudum... Huzurluydum. Kulaklığımı takıp hafif bir müzik açtım ve kendimi manzaraya bıraktım.

    Bugün güzel bir gündü.

    posted in bagimsizkoala
  • Sabahattin Ali...

    Satın alınamayan şeyleri
    severim ben.
    Deniz gibi...
    Gökyüzü gibi,
    Ay ve Güneş gibi,
    Ve sevgi gibi...

    posted in bagimsizkoala
  • RE: Milena'ya Mektuplar

    @phi
    Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?

    Kafka'nın derin sözlerinden oluşan Milena Jesenska'ya yazdığı mektupları içerir. Bu mektuplar bize Milena sayesinde ulaşıyor. Milena, toplama kampında öldürülmek için yakalanmadan önce bu mektupları arkadaşına veriyor ve bu şekilde bizlere ulaşmış oluyor.

    Sonlara doğru biraz sıksa da kesinlikle okunması gereken bir kitap. Gerçek ve derin aşkı bu mektuplar sayesinde daha iyi anlayabiliyorsunuz.

    posted in Tarih & Edebiyat
  • Khaled Hosseini

    1965 yılında Afganistan'ın Kabil şehrinde dünyaya gelen Tacik asıllı Hosseini, şu an halihazırda ABD vatandaşıdır. California'da Tıp eğitimi alan Hosseini bir doktor olurken, tutkusu olan yazarlığa sürekli olarak devam etti ve ilk kitabı Uçurtma Avcısı'nı yazdıktan 1,5 yıl sonra doktorluk mesleğini bıraktı. Şu an İran asıllı eşi Roya ve iki çocuğu ile beraber Kuzey California'da yaşayan Hosseini, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nde iyi niyet elçisi olarak mültecilere yardım etmekte ve muhteşem kitaplar yazmaya devam etmektedir.

    İşte Khaled Hosseini'nin okuyan herkesin içini ısıtacağı kitapları...

    1. Uçurtma Avcısı: Afgan asıllı Amerikalı Yazar Khaled Hosseini’nin kaleme aldığı Uçurtma Avcısı, yüreklere işleyen hikayesiyle yayımlandığı günden itibaren en çok satan romanlar arasında yer alıyor. 2003 yılında İngilizce olarak yayımlanan eser, yazarın hayatından izler taşıyor. Roman, uzun yıllardır siyasi karışıklıklar ve savaşlarla gündeme gelen Afganistan’daki insanlık dramına dikkat çekiyor.
      Konusu arkadaşlık üzerine kurulmuş olan Uçurtma Avcısı, insanlığa ait ortak duygularla tüm dünyayı kucaklıyor. Eserinde dostluk bağlarının yanı sıra baba sevgisi, fedakarlık, yalan ve ihanet gibi konuları da ustalıkla işleyen yazar, okurlarını ülkeler ve zamanlar arası bir yolculuğa çıkarıyor. Uçurtma Avcısı, sahip olduğu evrensel tema ve erdem dolu mesajı ile ömür boyu unutulmayacak bir ders niteliği taşıyor.

    2. Bin Muhteşem Güneş: çarpıcı öyküsüyle sadece Afganistan’daki zorlu koşullara değil, tüm dünyadaki kadınların yaşadığı sorunlara ışık tutuyor. Romanın ana kahramanları olarak okurları, birbirinden çok farklı koşullarda büyüyen Meryem ve Leyla adlı iki kadın karşılıyor. Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelen Meryem hayata büyük zorluklarla başlarken, bir öğretmenin kızı olan Leyla ise çok başarılı ve popüler bir çocukluk geçiriyor. Ancak her ikisinin de başına gelen acı olaylar, yıllar sonra yollarının kesişmesine vesile oluyor.
      Çocukluğunda annesinin ölümü üzerinde zorunlu olarak babasının evinde yaşamaya başlayan Meryem, ailenin onu istememesi üzerine küçük yaşta evlendiriliyor. Ve kocası Raşit, çocuk sahibi olamadıkları için Meryem’i sürekli aşağılayarak ona yıllarca eziyet ediyor. Bu sırada yan evde yaşayan Leyla, ailesini savaşta kaybettiği için Meryem’in evine taşınmak zorunda kalıyor. Fakat son derece kötü ve çıkarcı bir adam olan Raşit, genç kızın evlerinde kalabilmesi için onunla evlenmeyi şart koşuyor.
      Aşk ve Mecburiyetler…
      Leyla başka birine aşık olmasına rağmen, çaresizlikten Raşit’le evlenmeyi kabul ediyor. Ancak genç kızın Meryem’den yaşça çok küçük olması, ikilinin rekabet etmesi yerine anne-kız gibi yaşamasını sağlıyor. Raşit ile evlendiğinde aşık olduğu adamın çocuğunu taşıyan Leyla, bu sırrı yeni eşinden gizleyerek ona Azize adlı bir kız evlat veriyor. Sonrasında da Raşit’ten olma bir evlat daha doğuruyor. Doğan bu erkek çocuk ise Zalmay adını alıyor. Ve yıllar sonra Zalmay, toplumun ona biçtiği acımasız rol gereği iki kadının hayatında da geri dönülmez acılara neden oluyor.

    3. Ve Dağlar Yankılandı: Gece vakti, çölü bir el arabasını çekerek geçen bir baba. Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız, biri erkek. Küçük Peri için ağabeyi Abdullah, ağabeyden çok öte. On yaşındaki Abdullah’a sorsanız Peri, her şey demek. Köylerinden Kâbil’e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor. Fakat aslında bu bir son değil... Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak...
      Hayat farklı aileleri sevgi ve fedakârlık, ihanet ve sadakat gibi ortak duygularla sınarken, karakterlerin başlarına gelenler ve yaptıkları seçimler, kitabın her biri ayrı bir renk ve lezzet taşıyan katmanlarını oluşturuyor. Afganistan’ın küçük bir köyünde doğan ve okuru Kâbil’den Paris’e, San Francisco’dan Tinos adasına taşıyan bu öykü, her sayfada renklenip güçleniyor.

    4. Deniz Duası: Hosseini’nin, 2015 yılının Eylül ayında, Avrupa’da güvenli bir yere ulaşmaya çalışırken Akdeniz’de boğulan ve cansız cesedi kıyıya vuran üç yaşındaki Suriyeli mülteci Aylan Kurdi’nin hikâyesinden esinlenerek kaleme aldığı Deniz Duası, mülteci sorununa son derece çarpıcı bir bakış getiriyor.
      Suriyeli bir babanın, sonu belirsiz bir yolculuğa çıkmadan önce, oğluna yazdığı bir mektup şeklinde tasarlanmış olan metin, savaştan ve zulümden kaçarken denizlerde kaybolan binlerce mülteciye adanmış.
      Deniz Duası’nın tüm gelirini, iyi niyet elçisi olarak görev aldığı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Khaled Hosseini Foundation’a aktaran Hosseini, (UNHCR) mülteci kamplarını ziyaret etmeye, çeşitli platformlarda bu sorunu dile getirmeye ve bağış toplamaya devam ediyor.
      'Ama o hayat, o dönem şimdi bana bile sahte geliyor, unutulup gitmiş bir söylenti gibi.'

    posted in Kültür & Sanat
  • 4 Sihirli Rutin

    Covid-19 sonrasında hayatımıza giren yeni kavramlardan birisi de "psikolojik sağlamlık" oldu. Psikolog Dr. Jessica Jackson bu durumu şöyle açıklıyor: 'İnsanların ilk olarak anlaması gereken şey, dayanıklı olmak bir deneyimi yüksek stres seviyesiyle yaşamak demektir. Ve bu tür bir seviye ile uzun süre boyunca faaliyetlerimizi sürdüremeyiz.' Dr. Jackson ve psikiyatr Dr. Samantha Boardman tarafından önerilen, psikolojik sağlamlığınızı güçlendirebileceğiniz 4 etkili adım var:

    1. Duygularımızı yok sayarak yaşamak kolaydır, ama ta ki patlayana dek onları bastırınca... Bunun önüne geçmek için Dr. Jackson her sabah kendinize en az 5 dakika ayırarak şu soruları sormanızı tavsiye ediyor:
    • Nasıl hissediyorum?

    • Bugün neye ihtiyacım var?

    • Bugünün nasıl geçmesini istiyorum?

    Bu soruları düşünmek ve kendinize sormak olumsuz düşünceleri kafanızdan atmanıza yardımcı olabilir.

    1. Pozitif "mikro-anlar" yaratın.
      Beynimiz olumlu anılar yerine olası tehlikelere odaklanmaya ayarlanmıştır. Bu olumsuz alışkanlığın çözümünü ise Dr. Boardman veriyor:

    'Anlamlı bir bağ ya da neşelendirici bir aktivite, stresle aramıza girerek dayanıklılığımızı arttırır.'

    Bir arkadaşınızı aramak ya da sevdiğiniz bir müziği dinlemek rutininizin bir parçası olsun. Boardman unutmamak için telefonunuzdaki hatırlatıcılara sevdiğiniz şeyleri eklemenizi öneriyor.

    1. Teknoloji ile olan ilişkinizi denetleyin.
      Yetişkinler ve gençlerde görülen anksiyete ve depresyonun majör sebeplerinden birisi de sosyal medyadır.

    İnterneti tamamen bırakmak mümkün olmayabilir fakat Boardman teknolojiyle olan ilişkinizi denetlemenizi öneriyor: Sosyal medyanızdan çıkarmanıza gereken ve size iyi gelmeyen bir sayfa ya da insan varsa...

    Yaşam alanı düzenleme uzmanı Marie Kondo 'Eğer bir şey size belli bir seviyede mutluluk saçmıyorsa veya kötü hissettiriyorsa ya onu susturun ya da harcadığınız zamanı azaltın.' şeklinde öneriyor.

    1. Sınır koymayı deneyin.
      Sınırlarınızı çizmek, psikolojik dayanıklılık için çok önemli. Bu, hayatınızda neyi isteyip, neyi istemediğinize karar vermek demek oluyor.

    Dr. Jackson, dayanıklılığın bazen tamamen bağımsız olmakla karıştırıldığını söylüyor: 'Dayanıklılık daha çok kendi ihtiyaçlarınıza önem vermekle ilgili.'

    Sınırlarınızı çizmek size başta zor gelebilir ancak hislerinizi açıkça paylaşarak, istemediğiniz şeylere 'hayır' demek daha iyi hissettirecektir.

    posted in Psikoloji
  • RE: Kelimeler

    @kereste bu verdiğin örnekler yabancı kelimelerin dilimizdeki yaygınlaşmış yeridir.
    Bu konu ayrı bir başlık altında ele almak daha doğru olur. Çünkü en basit konuşma dilinde bile yer verdiğimiz avrupai tarz da kelimeler dışında yabancı kökenli kelimeleri sanki bizim dilimizde süregelen bir Türkçe kelimeymiş gibi kullanıyoruz. Mesela tamam yerine artık okey kelimesi veya hoşça kal yerine bay bay kullanmamız. Günlük hayatta daha az olsa da mesajlaşma kısmında çok fazla yabancı terimleri kullanıyoruz. @kereste bunu ayrı bir konu başlığı altında ele almalıyız bence çünkü derin bir konu.

    posted in Kültür & Sanat
  • RE: Bir gün kaç saniye

    @TENTEN Bazı tarihlerde mesela 19 haziranda 24 saat 13.1 saniye olarak gösterilmiş. Bir bilgim yok fakat gece/gündüz ile ilgili bir durum olabilir mi ki?

    posted in Soru & Cevap
  • RE: Kelimeler

    @TENTEN evet okudum şimdi. Güzel bir örnek. Teşekkürler 🙂

    posted in Kültür & Sanat
  • Kelimeler

    Bazı kelimeler, toplumlarının serüvenini anlatır. Tıpkı kahve gibi.

    Arapçadan aldığımız kahveyi (kahva) İtalyanca üzerinden Avrupa'ya taşımışız. Fakat aynı kelime 300 yıl sonra kafe olarak geri dönmüştür.

    Böylece yüzlerce yıl oturup kahve içtiğimiz yerler kafelere dönüşmüştür.

    Kural hep aynı: Güçlü olan eşyayı, kelimeyi ve dolayısıyla kültürü kontrol eder.

    Aklınıza gelen bu tarz kelimeler var mı?

    posted in Kültür & Sanat