• Kurucu

    Endüstri devrimi, İngiltere’de 19. yüzyılın başlarında, daha şimdiden yeni bir çağı başlatmışa benzer. Ticaretin oldukça hızlı bir gelişme gösterdiği bu dönemde, ekonomide şimdiye kadar nispeten önemsiz sayılabilecek bir rol oynayan tüketim kültürü, dünyayı artık değiştirmeye başlamıştı. Kişisel tatmine yapılan vurgunun yeni bir felsefe telakkisini, kişisel mutluluğun maksimizasyonunu nihai amaç haline getirecek bir felsefe anlayışını tetiklemesi kaçınılmazdı. Aslında kökleri bir önceki yüzyıl felsefesinde bulunan bu felsefe anlayışı, yararcılık olarak bilinir.

    Gerçekten de yararcılık, 19. yüzyıl İngiliz düşüncesine hâkim olan ve pratik akılyürütmeyi faydaya dayandırırken, doğru eylemin veya iyi karakterin en yüksek faydayı temin eden eylem ya da karakter olduğunu dile getiren sosyal felsefe anlayışını ifade eder. O, bu yönüyle, Aydınlanmanın bireyciliği, reformizmi ve liberalizminin 19. yüzyıldaki uzantısını ifade eder. Basit bir haz makinesi olarak insan tasarımından ve hazcı mutluluk telakkisinden yola çıkan bu anlayış, yararcı bir ahlak görüşü temelinde, her türlü sosyal ve politik teorinin insandaki hazcı güdülenmeye dayandırılması gerektiğini savunur. Laissez faire’in laissez’sine biraz daha ağırlık veren bu yaklaşım, Hume’un ampirisizmi ve psikolojik çağrışımcılığının doğrudan mirasçısı olmakla birlikte, epistemolojiden ziyade pratik sorunlara ağırlık verir. İngiliz somutçuluğu ve pratisizmini kusursuz bir biçimde somutlaştıran söz konusu yaklaşımın en büyük iki temsilcisi Jeremy Bentham ve John Stuart Mill’dir.


  • Son psikolojik çözümlemelere göre bireysel mutluluğu amaçlamak tersi sonuç vererek mutsuzluğa yol açıyor.

    İnsanın kendi çıkarı olmaksızın iyilik yapmaktan son derece mutlu olduğu ortaya çıktı. Bunu biliyorduk ama unutmuştuk.

    Ya da keriz damgası yememek için gizliyorduk. Fakat son araştırmalar ve bulgular bu gerçeği bize yeniden hatırlatır yönde.

    Fakat beyin yapılanması bozuk psikopatlar elbette var. Bunlar kötülük yapmaktan zevk alıyorlar. Her ne kadar psikopatlar ayna nöronlardan yoksun oldukları için acı vermekle mutluluk vermek arasındaki farkı bilemeseler de psikopatlar başkalarına olduğu kadar kendilerine de zarar verme eğilimindedirler. Yani yine de bir yansıma bir geri dönüş oluyor.

    Hissedemiyorlar ama anlıyorlar ki normal değiller. Bunu bilecek anlayacak kadar zekaları vardır. İşin kötüsü ayna nöron yokluğu zekada azalmaya yol açmıyor. Daha da kötüsü artışa bile yol açabilir. Çünkü ayna nöron olarak özelleşmeyen nöronlar diğer beyin fonksiyonlarına çalışır.

    Doğanın handikapları...


  • Bu yararcılık hikayesi beni sarmıyor.
    Bir tarafa fayda diğer tarafa zarar demektir. Bunun adına yararcılıktan çok fırsatçılık denir.

    @DemoKratos, içinde söyledi: Yararcılık

    Hissedemiyorlar ama anlıyorlar ki normal değiller. Bunu bilecek anlayacak kadar zekaları vardır.

    Psikopatların çoğunu o hale getiren korkaklığıdır.
    Kendine ve başkasına zarar vermekle korkaklığını bastırmaya çalışıyorlar.
    Psikopatları o hale getiren bilinç altındaki korku olduğu için, nerede savaş, nerede nazizim varsa orada görürsün. Çünkü silahtan aldıkları güçle korkularını yeneceklerini düşünüyorlar.
    Çünkü silahla, kelle çokluğuyla kendini ejderha gibi gösteren nice psikopatların zayıf kaldıklarında ne kadar korkak olduklarına çok şahit olmuşumdur.
    Özellikle 12 Eylül döneminde bu tür kişilerle çok karşılaşmışımdır.



  • @bilgisezgi doğrudur. Gözlemlerin yerinde. Yalnız bir ayrıntı var ki önemli: Psikopati bir beyin yapılanma sorunudur ve genetik bir sorundur. Normalde insanlarda ayna nöronlar bulunur. Psikopatlarda olmuyor. Sorun bundan kaynaklanıyor. Yani sorun yapısal. Doğanın üretim hatası.


  • Bu arada ekleyeyim; bahsettiğim araştırma Prof. Paul Nolan tarafından yürütüldü. Kendisi Londra'da psikoloji bölümünde çalışmakta. Kitapları ve bazı psikoloji kuramları vardır. Kendisi bu araştırmada sahada anket gibi bir çalışma yapmamış olup kişisel gözlemlerine dayalı varsayımda bulunmuştur.


Benzer Konular