• Kurucu

    İnsan bilimlerinin, şu halde, bilimlere ilişkin sınıflamasında koyduğu ölçüte göre, kendisinden önce gelen bilimlere bağlı olmak durumunda olduğunu öne süren Comte, pozitif evreye girmek durumunda olan son bilim olarak sosyolojinin fizik, kimya ve biyolojinin matematiksel-deneysel yöntemleriyle yeni baştan kurulmak durumunda olduğunu öne sürer. Değişmez yasalara tâbi olan
    son fenomenler öbeğini meydana getiren sosyal fenomenler, sosyolojinin en geniş kapsamlı ve en somut bilim olması dolayısıyla, geri kalan bütün diğer fenomenlere anlam vermek durumunda olan fenomenlerdir. Demek ki Comte’a göre, insan zihninin mantığını, insanın üç evreden geçerek gelişen bir yaratık olduğunu sadece sosyoloji bilimi yoluyla kavrayabilme durumuna gelebiliriz.
    O sosyal fenomenlerin doğru değerlendirilip gereği gibi ele alındıkları takdirde değişmez yasalara uyduklarının kolaylıkla görülebileceğini söyledikleri için Montesquieu ve Condorcet’yi gerçek selefleri olarak görür. Bununla birlikte, bu yeni bilimi pozitif evreye taşımak onuru ona kalmıştır.

    Nitekim, Comte çağdaşı Quételet’nin sosyal fizik adını verdiği bu yeni bilime sosyoloji adını verir ve onun doğuşunu temel eseri Pozitif Felsefe Dersleri’nin 4. cildinin 47. dersinde resmen ilan eder.Sosyolojiyi statik ve dinamik olmak üzere, iki kısma ayıran Comte’ta, sosyal statik uygarlığın mevcut düzeyine ilişkin bir araştırmadan, birer kültürel bütün olarak fonksiyon gösteren politiksosyal sistemlere yönelik bir incelemeden meydana gelir. Başka bir deyişle, burada sosyoloji toplumdaki düzeni, istikrar ve dengeyi konu alır. Oysa sosyal dinamik, uygarlığın değişen düzeylerine, yani üç hale ilişkin bir araştırmaya tekabül eder. Başka bir deyişle, sosyoloji burada ilerlemenin yasalarını, evrelerini, nedenlerini ve tezahürlerini inceler.

    Yeni sosyoloji biliminin iki dalını meydana getiren statik ve dinamiğe, Comte daha sonra düzen ve ilerleme arasındaki ayırımı ekler. Bunlara, sosyolojinin kendisine konu aldığı toplumun doğasıyla ilgili soyutlamalar adını verir. Buna göre, bir toplumda temel ilkeler bakımından bir istikrar bulunduğu ve toplumun bütün üyeleri benzer görüş veya inançları paylaştığı zaman, söz konusu toplumda bir düzen vardır. Böyle bir istikrar ve düzen halinin katolik feodal dönemde hüküm sürdüğünü öne süren Comte, ilerleme dönemi olarak da Protestanlığın yükselişiyle Fransız İhtilali arasında kalan dönemi gösterir. Bununla birlikte, bu ilerleme döneminde sırasıyla Reformasyonun, aydınlanmanın ve nihayet Fransız İhtilali’nin Batı Uygarlığı’na indirdiği darbeler, ona göre bir kaosa veya en azından bir manevi anarşiye yol açmıştır. İhtilalcilerin ve philosopheların düşündüğü gibi, ihtiyaç duyulan şey, sadece bir politik yeniden inşa değil, fakat esas manevi bir inşadır. Veya daha doğru bir deyişle, düzen ve ilerlemenin bilimsel bir tarzda hayata geçirilecek olan sentezidir: “Gerçek hiçbir düzen, ilerlemeyle tamamen bağdaşabilir değilse eğer, ne kurulabilir, ne de sürdürülebilir; düzenin güç kazanmasına hizmet etmeyen bir ilerleme, asla bir büyük ilerleme meydana getiremez.[...]O halde, pozitif sosyal bilimde, en önemli husus, aynı ilkenin sabit ve birbirinden ayırt edilemez iki yönünü oluşturan bu iki koşulun birliği olmak zorundadır. … Düzen ve ilerleme düşünceleri sosyal fiziğin en temel fikirleridir.”


Benzer Konular