• Köyün şifacısı olan eşi ölünce daha fazla duramamıştı oralarda. Nereye baksa rahmetli eşinden bir hatıra görüyor, dayanamıyordu çünkü ... Kimi kimseside yoktu zaten kızı Sibel'den başka... Bayramlarda mezar üstüne gelmek üzere köyden göç etmişti. Rastgele Bozdoğan adlı bir kasabaya gelmişler, yeşilliği ve akarsuları ikisininde çok hoşuna gitmişti... Hem çobanlık yapacağı sürüler, kızının da tam istediği gibi birde kütüphane vardı kasabada...

    Sefer önünden uzunca bir dere geçen kulübeye benzer eski bir evi kiralamıştı olanca parasıyla. Sibel'de öyle çok sevmişti ki bu kasabayı ve yeni evlerini...

    Fakat hemen iş bulmalıydı Sefer. Sürüsü çok olan, bir konağa gitmeye karar versiyse de, evini kiraladığı yaşlı kadın, konağın sahibinin gaddar ve yörede hiçmi hiç sevilmeyen biri olduğunu, gitmemesini söylediysede, yakında okula gidecek olan kızı Sibeliçin şansını denemek istemişti, yaşlı kadının söylediklerimi gözardı ederek...

    Ve dünyalar tatlısı kızı Sibel'in elinden tutup konağa gitmiş, konağın sahibi Cabbar'dan çobanlık işi istemişti... Cabbar ise hiddetle,hiç umursamadan,

    -"Bende iş, miş yok... De haydi çık git konağımdan-" diye paylamıştı Sefer'i... O an korkudan babasının arkasında saklanan Sibel ortaya çıkmış, ve babasının elinden tutup çekiştirmeye,
    -"Hadi baba gidelim bu kötü adamın yanından-" demeye başlamıştı... O an Cabbar ise ilk defa küçük kızı görmüş ve kendine nasip olmayan babalık duygusunu kıskanmıştı Sefer'den... Gamzeleri, zeytin gibi gözleri, sırma saçlarıyla öyle tatlı bir çocuktu ki Sibel...

    O an kendisine nasip olmayan o hislerin esiri olmuştu Cabbar. Biraz önceki sinirli tavrı yumuşamış ve Sefer'i kolundan tutup az uzağa çekmiş ve fısıltıyla,
    -"Görüyorum ki paraya fazlasıyla ihtiyacın var. Bak benim hiç çocuğum olmadı bu hayatta. Rahmetli eşimden sonrada evlenmedim. Yaş kemale erdi. Ama şu güzel kızının sana seslendiği gibi baba diyen hiçkimse olmadı bana. Sana ne kadar para istersen veririm. Yeterki gel sen bu kızını bana evlatlık ver-"dediğinde, Sefer sinirle omuzuna elini koyan Cabbar'ın elini tutup savurmuş,
    -" Efendiiii. Sen ne dersin? Bende satılık evlat yok. İş istedik senden. Edepsizlik yapıyorsun. Aç kalırım. Yinede bu dediğin olmaz-"deyip, kızının elinden tuttuğu gibi çıkıp gitmişti konaktan...

    Cabbar'ın yüreğine ise evlat hasreti düşmüştü birkere.
    -" Sen daha Cabbar'ı tanımamışsın. Beni sana iyi anlatmamışlar. Gör bak nasıl alıyorum kızını elinde sonunda... - "diye söylenmişti arkalarından...

    İki gün sonra ise Sefer'in avlu kapısında görünmüştü Cabbar... Baba kız'ın herzaman neşeyle oynadığı oyunu takip etti imrenerek... İkiside eline elleriyle şekil verdikleri odun parçalarını almışlar, derenin en başından aynı anda bırakıp, heyecanla takip etmeye başlamışlardı...
    -"Benim gemim senin gemini geçecek baba... Herzamanki gibi ben kazanacağım -" diye tezahürat yapan kızına,
    -"Asla kazanamazsın... Baksana benim gemim önde gidiyor-" diye karşılık verdi babası kahkahalar atarak... Sonra ise, Sibel'in gemi dediği odun parçası birinci gelince, baba kız'ın şakalaşmalarını, Sibel'in babasını mutlulukla öpmesini izledi Cabbar... O an dahada kıskanmıştı bütün gördüklerini. Sibel aynı şekilde onunla oynamalı, onu baba görüp mutlulukla öpmeliydi...

    Güleryüzle girdi bahçe kapısından. Sonrada tatlı dille yaklaştığı Sefer'den önceki görüşmelerinde söyledikleri için özür diledi... Sefer'i sigortasını yaparak işe almak istediğini söylediğinde ise Sefer öyle mutlu olmuştu ki.kış kapıda elde avuçta yoktu çünkü. Karşısında iki büklüm zür dileyen pişman adamdan şüphe etmedi... Ve birlikte konağına gittiler. Sigorta için gerekli evrakları imzalayınca, Cabbar'ın sözünü ettiği miktarda maaş ise öyle mutşu etmiştiki baba ve kızı... Ertesi sabah işe başlamak için evlerine döndüler neşe içinde. Sefer omzuna aldığı kızıyla türküler söyledi sevincinden evlerine gidene dek...

    Ertesi sabah hızlı hızlı çalındı kapısı... Sefer o saatte kimin geldiğini merak etmiş, koşup hemen kapıyı açmıştı pijamalarıyla... Bir önceki günki pişman halinden eser olmayan Cabbar'dı gelen... Ve elinde tuttuğu kağıtları göstererek,
    -"Bana dünya kadar borcun var çoban Sefer. Ya iki gün içinde bana borcunu ödersin. Yada seni içeri attırırım orada çürür gidersin...İki gün mühlet sana...-"deyip, asıllarının evinde olduğunu iddia ettiği kağıtları Sefer'in yüzüne fırlatmıştı hiç utanmadan... En ufak bir acıma duygusu okunmuyordu yüzünde o an Cabbar'ın... Bunu neden yaptığını çok iyi anlamıştı Sefer. Cabbar'ın bağırmasıyla korkup dizlerine sarılan Sibel'e baktı biran. Cabbar gittikten sonra üzerini giyinip, hiç vakit kaybetmeden kızının elinden tutup kasabadaki avukat'ın kapısını çalmıştı...

    Ellleri titreyetek verdi avukat'a kağıtları. Ve bunların ne anlama geldiğini sordu.Avukat'ın anlattığına göre Cabbar, sigorta evrakları yaptırmak için Sefer'e imzalar attırıp hayatında göremeyeceği kadar bir parayla borçlandırmıştı Sefer'i... Avukat parayı ödemekten başka çaresi olmadığını söylediğinde ise dizleri üzerine çöküp kızına sarılmıştı yüzü bembeyaz olmuş ve fazlasıyla korkmuş bir halde...
    Kaçmayı denedi o akşam kasabadan kızıyla birlikte. Fakat jandarma yolunu kesmiş ve Cabbar karşısına dikilmişti o anda.

    On iki yaşındaydı Sibel. Ve olan biteni anlamıştı o çocuk aklıyla. Cabbar'ın karşısına dikilip,
    -"Bize bir akşam müsade et... Babamıda hapise attırma. Ben dediğini yapacağım... -" demiş ve ağlayarak babasının elinden tutmuştu çaresiz bir halde... Cabbar Jandarmalara işaret etmiş ve Sefer'i bırakmalarını istemişti o anda...

    Kader ağlarını örmüş, belkide son defa aynı evde birlikte kalacakları o akşamı derin bir kederle geçirmişti baba kız. O küçük aklıyla birşeyler anlattı babasına Sibel o akşam... Ve ne olursa olsun o adama baba demeyeceğini,bu hayatta sadece bir babası olduğunu söyledi yaşlı gözlerle...

    Sabah'ın yedisinde kapılarına dikilmişti Cabbar...Ellerini oğuştururken, baba kız'ın hüzünlü vedasına bile aldırmamış, mimikleriyle içinde vicdan kırıntısı dahi olmadığını göstermişti....Sonra gözyaşlarıyla çaresizliklerini belli eden baba kızı hiç acımadan ayırdı...

    Koca konak bir mezardan farksızdı Sibel için. Nefret ettiği Cabbar'dan ise tek birşey istemişti. Kitap okumayı çok sevdiğini, iki günde bir onu kütüphaneye götürmesi şart koşmuştu... Cabbar ise seve seve razı oldu bu şarta... Sibel'den tatlı bir söz duyamasa bile zamanla tüm bu olanlara alışacağını düşünüyordu kendince...

    Kuş kadar yemek yiyordu artık Sibel. Babasıyla görüşmesine izin vermeyen Cabbar'ın tarafına bile bakmak istemiyordu... Sadece kütüphaneye gideceği günler biraz neşeleniyordu okadar. Cabbar üç ay boyunca iki günde bir tıpkı söz verdiği gibi kasabadaki kütüphaneye götürdü Sibel'i...

    Ne kadar bu işe razı olsada içten içede şüpheleniyordu birtaraftan. En sonunda yine birgün kütüphaneye gittiklerinde, rafların arkasına saklanıp Sibel'i izledi... Küçük kız sağına soluna bakıp, kimsenin kendisini izlemediğini düşündüğü an cebinden bir mektup çıkardı ve rafın en başındaki kırmızı kitabın arasına koymuştu mektubu...Sonrada eline rastgele bir kitap alıp okumaya başlamıştı...

    Cabbar Sibel'e farkettirmeden o mektubu aldı sonrasında...
    -"Babacığım... Bu adam bilmiyorki. Ne yaparsa yapsın ben senden başkasının kızı olmam. Üç ay oldu ve ben sensiz duramıyorum artık... Dayanamıyorum güzel babam. Her gece yatarken ALLAH 'a dua ediyorum Cabbar' dan kurtulabilmek için.. Derede gemiciklerimizi tekrar yarıştıracağız benim güzel babam... Ellerinden, o güzel yanaklarından yüzlerce defa öpüyorum. KIZIN SİBEL"-yazan mektuba okadar sinirlenmiştiki, Sibel'i kolundan tuttuğu gibi bağırışlarına aldırmadan kütüphaneden çıkardı...
    -"Birdaha babanla asla konuşamazsın. İzin vermem.Sen benim kızımsın.Bende senin baban... Aksini iddia edersen attırırım babanı hapse-" diye bağırıp çağırarak konağa götürürken küçük kızı, yakarışlarına tokatlarla karşılık veriyordu...

    Konağa vardıklarında ise eline kalınca bir sopa almış,
    -" Söyle senin baban kim? - "diye sorup, küçük kızdan,
    -" Benim birtane babam var. Onunda adı Sefer. Ondan başkasına baba deyip sevmem-"cevabını alınca vurmaya başlamıştı...Küçük kızın gözyaşları biran bil etkilemezken Cabbar'ı, kollarından akan kan bile durduramamıştı hırsını... Belki on dakika kadar acımasızca vurdu Sibel'e... O an ise aniden nefesi kesilmiş, rengi atmıştı Cabbar'ın... Soğuk soğuk terlemiş, saniyeler içinde terden sırılsıklam olmuştu gömleği...

    Ve o an gözleri kapanmış, ne yaptığı bilmez hareketlerle yere düşmüş ve kıvranmaya başlamıştı... Sibel gözlerini açtığında Cabbar'ın o halini görmül ve biran bilr tereddüt etmeden, kilere yönelmişti hemen... Birtakım baharat ve kurumuş otlar seçti kilerde çeşit çeşit kurutulmuş bitkilerin içinden...

    Bulabildiği bir dibeğe seçtiği bitkileri koyup, dibek taşıyla dövmüş ve biraz su katıp, gücü yettiğince yerde bilinci kapalı kendini kontrol edemez halde hareketler yapan Cabbar'ın ağzını açıp olabildiğince içmesini sağlamıştı...

    Sonrada konağın kahyasına haber verdi hemen... Birlikte arabaya bindirdikleri Cabbar'ın başını dizlerine koydu küçük kız... Cabbar biran gözlerini açtığında belkide küçük kızın telaşlı halini görmüştü hayal meyal...

    Kahya hemen kasaba hastanesine sürdü arabayı... İlk müdahale yapıldığında durumunun çok ciddi olduğunu söylemişti doktor. Ve ilk müdehaleyi kimin yaptığını... Sibel yaptığı karışımı içirdiğini anlattığında epey şaşırmıştı doktor...

    Ameliyat uzun saatler sürmüş, ertesi sabah gözlerini açan Cabbar başında bekleyen doktor'a şaşkın bir halde neler olduğunu sormuştu... Doktor ise yanıbaşında duran Sibel'i işaret ederek,
    -"Küçük kıza dua etmelisiniz Cabbar bey. Annesi köyün şifacısıymış Sibel'in...Beyin damarlarınızda pıhtı oluşmuş. Eğerki zamanında müdahale edip yaptığı karışımı size içirmese şuan vücudunuzun büyük çoğunluğu felç kalacaktı. Ne konuşacak, nede yürüyecektiniz-"dediğinde gözyaşlarına boğulmuştu Cabbar....

    -" Tam benden kurtuşmak için bir fırsat bulmuşken neden kurtardın? Babana yazdığın mektupta hergün ALLAH 'a benden kurtulmak için dua ettiğini yazmışsın... Peki neden kurtardın beni kızım?Ben size kötülük ettim-"diye sorduğunda, Sibel korkarak cevap verdi adama...

    -" Size birşey olmasını istemem amca. Ben kötü değilimki... Siz ölün istemem. Sadece babama kavuşmak isterim-"diyerek cevap verdiğinde insanlığından, hırslarından, koskançlığından utanmıştı Cabbar. Hüngür hüngür ağladı küçük kızın ellerinden tutup. Ve özür diledi defalarca...Serbest olduğunu ve istediği zaman babasına gidebileceğini, Sefer'in kendisine hiçbir borcu kalmadığını söylediğinde sevinçten ellerini öptü küçük kız... İçi içine sığmıyordu... On beş dakikalık yolu sevinç gözyaşlarıyla koştu.... Evin avlusuna girdiğinde üç ayda üzüntüden bir deri bir kemik kalmış halde derenin kenarındaki ağaca yaslanmış babasına seslendi. Baba kızın kavuşma anı, ev sahibi yaşlı kadını hüngür hüngür ağlatmıştı... Yüzünü gözünü öptü kızının... Kokladı doyasıya... Sonra neşe içinde olanları anlattı Sibel... Evleri o akşam Sibel'in gülücükleriyle tekrar şenlenmişti...

    Cabbar hastahaneden çıktıktan sonra kahyasıyla kendisine hiçbir borcu olmadığına dair Sefer'e bir evrak gömdermişti. Ve eğer isterse bir avukata sözleşme yaptırarak sigortalı bir şekilde bu defa hilesiz bir biçimde kendisinin yanında çalışabileceği haberini göndermişti... Sefer bu defa samimiyetine güvendiği Cabbar'ı affetmiş ve işi de kabul etmişti sevinç gözyaşlarıyla...

    O akşam üstü Cabbar birkez daha Sefer'in evinin avlusundan izledi baba kızı. Kıskançlıkla değildi bu defa. Minnetle bakıyordu gözleri nemli halde... Sefer yaşlı adamı o halde görünce yanlarına davet etti, eskiye dair hiçbirşey hissettirmeden...İnsanlar hata yapabilir ve pişman olabilirlerdi...

    Bir ağacın dibine oturup onları seyrederken, çocuklaşmıştı Cabbar. İstemsizce derede gemilerini heyecanla yarıştıran Sibel'e,
    -"Bende oyununuza katılabilir miyim? -" demişti yumuşak bir ses tonuyla... Sibel ise biranda,
    -"Hayııııııır-" dediğinde kendine gelmiş ve yaptıklarını unutup ileriye gittiğini düşündü tekrar ... Tam bastonuna dayanıp arakasını dönmüş giderken Sibel koşup elini tutmuştu gülümseyerek...
    -"Senin bir gemin olmadan oynayamazsın bizimle amcacım... Hadi sana bir gemi yapalım. Hepbirlik yatıştıralım olurmu? -" diye sorduğunda ise, gözyaşlarıyla,
    -"Olur benim güzel kızım... Hadi gemi yapalım-" dediğinde Cabbar, ilk defa yaşlı adamın yanağını öpmüştü Sibel...

    Sefer o günden sonra konakta çalışmaya başladı. Cabbar okadar iyi bir insan olduki küçük kızın verdiği dersle... Bir kalbin satın alınamayacağını çok iyi biliyor artık. Sibel dedesi gibi görüyor artık yaşlı adamı...Üçü birlikte o konakta mutlu mesut yaşıyorlar...

    #Yazar #Mertaşkın


Benzer Konular