Bu yazıyı okuduğumda gerçekten rahatsız oldum. Seni bulup, yüzüne tüküresim, ağzını burnunu dağıtasım geldi. Sadece kadın olarak değil insan olarak. Çünkü erkeklerin savaşlarda nasıl kullanıldığı gibi son derece ciddi ve tartışılması gereken bir konuyu alıp, dönüp dolaşıp bütün meselenin sorumluluğunu kadınlara yüklemek bana göre açıkça cinsiyetçi iğrenç bir bakış açısı.
Bak aklı evvel varlık evet, tarih boyunca özellikle yoksul erkekler “vatan, millet, şeref, namus” gibi kavramlarla savaşmaya ve ölmeye gönderildi. Bunun sorgulanması gerektiğini ben de düşünüyorum. Hatta bunun çok ciddi bir sınıfsal tarafı olduğuna da inanıyorum. Ama buradan “bütün bunların kazananı kadınlardır” sonucuna nasıl geliyoruz? Bu akıl tutulmasını anlamlandıramıyorum.
Savaşları kadınlar mı çıkardı? Orduları kadınlar mı yönetti? Zorunlu askerlik kararlarını kadınlar mı aldı? Ülkelerin sınırlarını, paylaşılacak toprakları ve ekonomik çıkarları kadınlar mı belirledi?
Tarih boyunca siyasi, ekonomik ve askerî gücü elinde bulunduranların ezici çoğunluğu erkeklerdi. Dolayısıyla yoksul erkeklerin savaşlarda ölmesinin sorumluluğunu kadınlara yüklemek, asıl güç ve iktidar ilişkilerini görmezden gelmek demektir. Üstelik savaşlarda yalnızca erkekler acı çekmedi. Kadınlar öldürüldü, tecavüze uğradı, köleleştirildi, çocuklarını ve ailelerini kaybetti, evlerinden ve ülkelerinden sürüldü. Bosna'da sistematik tecavüzlere uğrayan kadınları, Ruanda'daki kitlesel cinsel şiddeti, II. Dünya Savaşı'ndaki “comfort women” gerçeğini ya da IŞİD'in kaçırıp köleleştirdiği Ezidi kadınları nereye koyacağız?
Bütün bunlardan sonra “kadın için kimin kazandığının önemi yoktur, kazanan erkekle yoluna devam eder” demek bana göre sadece gerçek dışı değil, aynı zamanda kadınları kişiliği, duyguları, bağlılıkları ve yaşadığı acılar olmayan varlıklarmış gibi görmek demektir. Bir de kadınların tarih boyunca “pastadan daha fazla pay aldığı” iddiası var ki Pardon da hangi tarih bu? Kadınların oy kullanamadığı, eğitim hakkının sınırlandırıldığı, ekonomik bağımsızlığının olmadığı, mülkiyet ve miras haklarının kısıtlandığı dönemlerden mi bahsediyoruz? Yoksa bugün hâlâ dünyanın birçok yerinde çocuk yaşta evlendirilen, şiddete uğrayan, tecavüz edilen ve sadece kadın olduğu için öldürülen kadınlardan mı? Kadınların bugün sahip olduğu birçok hakkın “pozitif ayrımcılık” diye küçümsenmesinden önce, o hakları elde edebilmek için neden yüzlerce yıl mücadele etmek zorunda kaldıklarını da düşünmek gerekiyor.
Erkeklerin de toplumsal düzen nedeniyle yaşadığı çok ciddi sorunlar var. Erkeklerden sürekli güçlü olmalarının beklenmesi, savaşlarda öncelikle onların cepheye gönderilmesi, “erkek adam korkmaz, ağlamaz, kaçmaz” gibi söylemlerle üzerlerine yük bindirilmesi elbette eleştirilmeli. Bunların konuşulmasını da son derece gerekli buluyorum. Ama erkeklerin yaşadığı haksızlıkların sorumlusu kadınlar değil bunun idrakine davet ediyorum. Yoksul bir erkeğin başkalarının çıkarları uğruna cephede ölmesi de haksızlıktır; bir kadının savaşın ortasında tecavüze uğraması da. Birinin acısını anlatabilmek için diğerini suçlamaya gerek yok! Bu yüzden bu metni bir “erkek hakları eleştirisi” olarak değil, kadınlara yönelik öfkenin erkeklerin gerçek sorunları üzerinden meşrulaştırılmaya çalışıldığı seksist bir metin olarak görüyorum. Ve açıkçası kınıyorum.
Kadınları erkeklerin ölümünden çıkar sağlayan, fırsat kollayan ve “kim kazanırsa onunla devam eden” varlıklar gibi göstermek ne tarihsel gerçeklerle örtüşüyor ne de insani bir bakış açısıyla. Erkeklerin sorunlarını elbette konuşalım. Savaşları, zorunlu askerliği, sınıfsal adaletsizliği, erkeklerin üzerine yüklenen diğer kavramları.
Ama bunu kadınları düşman ilan ederek yapmak hiç adil değil. Çünkü erkeklerin yaşadığı haksızlıkları anlatmanın yolu kadınların tarih boyunca yaşadığı haksızlıkları yok saymak değildir.
@phi motosikletinden fırsat bulursan bir ara el at olur mu böyle saçma sapan ayrımcı iletilere, böyle hilkat garibesi tiplerin yorumlarına müdahale etmen gerekir diye düşünüyorum.