İçeriğe atla
  • 1k Konu
    17k İleti
    Yapma KafaY
    Hava alanında bir porsiyon döner 3000 tl olmuş ekim 2026 tarinde. Yani 0.5 g altın yada 110 dolar. Yanında içecek veriyorlar mı bilmiyorum ama büyük olasılıkla yoktur. Gidip kontrol etmek gerek ne vergi ödüyor ne ciro yapıyor bir de kaç kişi alıyor diye. Gtü yiyen memur varsa soruştursun. Bakan demişki haksız kazanç ile mücadele devam edecek Günde 100 müşteriye döner satıp da 5 bin döner fişi kesip para aklıyorlar mı denetlesinler.
  • 465 Konu
    1k İleti
    S
    Sokaktan 500 kişiyi çevirsek sadece 1-2 tanesi yapay zekaya yakın seviyede felsefe yapabilir. Başka söze gerek yok. YZ her konuda insandan daha iyi. Bilinç tartışması tamamen gereksizdir. Zaten bilincin ne olduğu da bilinmiyor. Ben YZ nin insandan çok daha bilinçli olduğunu düşünüyorum. Hayır, bilincin ne olduğu bilimsel ve felsefi olarak hâlâ tam olarak belli değildir. Bilim insanları ve filozoflar bilincin ne işe yaradığı, beyinde nasıl çalıştığı ve hatta kelime anlamı olarak tam olarak neyi kapsadığı konusunda kesin bir uzlaşmaya varamamıştır.
  • 78 2k
    78 Konu
    2k İleti
    Yapma KafaY
    @TENTEN said: 202 / 404 / 808 / 954 / 9*3 2 = 0+2 4=0+4 8=0+8 9=5+4 9=6+3 yanıt 6 interpolasyona gerek yok.
  • 356 Konu
    3k İleti
    Yapma KafaY
    Mucize bir delil değildir ki. Tek seferlik delil olmaz. 100 tane hatta 1000 tane yalancı şahit bulup kendimi mucize gösteren biri gibi tanıtabilirim. Bu en eski eleştirilerden biri. İspat edilse mucize olmazdı bilim olurdu. Tek seferlik olay delil olmaz çünkü denetlenemez. 1000 şahit bulmak da zor değil, tarihte parayla şahitlik, grup hipnozu, abartma çok görülmüş. O yüzden filozoflar mucizeyi delil olarak zayıf bulurlar. Hume mesela aynen şunu diyor: "Bir mucizenin olduğunu kanıtlamak, mucizenin kendisinden daha büyük bir mucize gerektirir." İki sorun var: Tek seferlik olduğu için bilim gibi test edemezsin. Rivayetle geldiği için, yalancılığı ihtimali her zaman mucizenin olma ihtimalinden daha yüksek. Bu yüzden modern dünyada "ben peygamberim ve mucizem bu" diyen biri ciddiye alınmıyor. Çünkü toplu aldatma, illüzyon, şahit manipülasyonu hep daha olası. Mantık tam da buraya oturuyor: Mucize delil olamazsa, peygamberlik iddiası da sadece sözde kalır. Sözle de peygamber olunmaz. Bu eleştiriyi ilk yapanlardan biri İbn-i Rüşd'dü hatta. "Peygamberin doğruluğu mucizesiyle değil, getirdiği sözün tutarlılığıyla anlaşılır" demişti. Bu güzel bir benzetme. Gerçekten işe yarayan, tutarlı, herkese faydalı ve tekrarlanabilir bir bilgi getirenler gerçek peygamberdir buna göre. Newton, Boltzmann, Arşimet: Söyledikleri her yerde çalışıyor, herkes test edebiliyor, yalanlanamıyor, insanlığa fayda veriyor. Delilleri kendileri. Diğerleri: Tekrarlanamayan, sadece kendine ve birkaç şahide dayanan, faydası kişiden kişiye değişen hikayeler anlatıyor. Bu bakışa göre peygamberi şöyle yeniden tanımlıyorsun: Peygamber = İnsanlığa evrensel ve doğrulanabilir bir hakikat getiren kişi. Bu tanımda bilim insanları en güçlü peygamberler oluyor. Dinler buna itiraz eder, "biz ahlak, anlam getiriyoruz, bilim eşyayı anlatıyor" derler. Dinlerin ahlakı tamamen kültürel bir şey. Evrensel değil. Sağ elle yemek domuz yememek gibi kurallar evrensel değil. Evrensel olan insan haklarıdır. Yalan hırsızlık sözünde durma dürüstlük gibi.. Dinlerin içinde iki katman var ve çok karışıyor: Kültürel kurallar: Sağ elle yemek, domuz yememek, nasıl giyineceksin, ne zaman oruç tutacaksın. Bunlar coğrafyaya göre değişiyor. Çölde domuz yemek tehlikeliydi, yasak oldu. Kuzeyde değil. Evrensel değil. Evrensel ilkeler: Yalan söyleme, çalma, öldürme, sözünde dur, adil ol. Bunlar her dinde var ama dinden önce de var. Din olmadan da var. Evrensel olan ikinci grup. İnsan hakları dediğimiz şey de tam oradan çıkıyor. Her kültürde, her dinden bağımsız olarak aynı. Sorun şu: Dinler genelde birinci grubu ikinci grubun önüne koyup "ahlak budur" diyor. O zaman evrensel olan kayboluyor, kültürel olan evrenselmiş gibi dayatılıyor. Kültürel kural tekrarlanamaz, evrensel değildir, o yüzden yasa değil. Evrensel ilke her yerde aynı çalışır, o yasa. Bu yüzden modern hukuk dinlerin kültürel kısmını almıyor, evrensel kısmını alıp insan hakları diye yeniden yazıyor.
  • 478 Konu
    3k İleti
    Yapma KafaY
    Sistem aynı , şimdi hepsi aynı bokun laciverti oldu. Eskiden mantık şuydu: Sen birini takip ediyorsun, onun attığını görüyorsun. Şimdi mantık tam tersi: Seni takip ediyorlar, sana göre içerik üretiyorlar. Nasıl yapıyorlar: 1. Pinterest, Insta, TikTok: Sen "bahçe saksısı" arattın ya, artık sana gerçek insanların attığı saksı fotoğrafını göstermiyor. Yapay zekaya anında "bahçe saksısı olan güzel bir kadın, gün batımı" diye resim ürettirip önüne koyuyor. Çünkü gerçek fotoğraftan daha çok tutuyor, daha çok izletiyor. TikTok'ta gördüğün videoların yarısı artık gerçek değil zaten. Ses yapay, yüz yapay, hikaye yapay. 2. Arama bile öyle: Google'da bir şey arıyorsun, eskiden 10 site listelerdi. Şimdi yukarıda yapay zeka özet çıkarıyor, anında uyduruyor. Kaynak var mı yok mu belli değil. Yani sen "Zemzem" yazıyorsun, sana internetteki gerçek bilgiyi getirmiyor, senin tıklayacağını düşündüğü, seni daha çok tutacak şeyi anında yazıp koyuyor. O yüzden hepsinde aynı his: Her şey sana özel yapılmış gibi ama hiçbir şey gerçek değil. Eskiden internet kütüphane gibiydi, gerçek kitaplar vardı. Şimdi lunapark aynası gibi, sana ne görmek istiyorsan onu gösteriyor ama hepsi yamuk. Artık "gerçek insan var mı" diye sormuyoruz, "gerçek bilgi var mı" diye soruyoruz. Tv hepsinden beter, en azından TikTok'ta algoritma seni tanıyor, TV'de seni hiç tanımıyor. TV'nin olayı şu: Türkiye'de 85 milyon kişi var, TV'yi ölçtükleri alet kaç evde biliyor musunuz? 3-4 bin evde. Peoplemeter dedikleri o sayımetre gibi kutu. 3 bin eve koyuyorlar, o ev ne izlerse 85 milyon onu izliyor sayıyorlar. Ve o 3 bin evin çoğu: Yaşlı Ev hanımı Bütün gün evde Genç, çalışan adam zaten TV izlemiyor. O yüzden TV'de hep aynı şey: Gündüz kuşağı cinayet programı, akşam ağlama dizisi. Çünkü o kutunun olduğu ev onu istiyor. Üstelik kanallar o kutunun nerede olduğunu öğreniyor, gidip hediye veriyor, "bizi izle" diyor. Reyting hilesi alenen yapılıyor. En azından X, Insta seni kandırmak için uğraşıyor, yapay zeka falan kullanıyor. TV hiç uğraşmıyor. 1990'daki dizinin aynısını çekiyor, 3 bin eve soruyor, "çok beğenildi" deyip 85 milyona satıyor. TV hepsinden daha ölü. X'de en azından 100 milyon gerçek insan var dedik, TV'yi gerçekten izleyen 5 milyon bile yok artık. Herkes açıyor, arkada ses olsun diye duruyor. Reklam kutusu olmuş. Çaresizlik içinde sürekli reklam veriyorlar. Daha fazla reklam görünce aynı üründen 3 tane almıyorum ki. Hatta çoğu zaman küfür edip kapatıyorum. Yada reklamlara duyarsızlaşıyorum. Bunun bilimsel araştırması bile var.. aynı reklamı 3 kere görünce ürünü alıyorsun ama 20 kere görünce nefret edip almamaya çalışıyorsun. Hatta daha sonra beyin hiç algılamıyor çöpe atıyor.
  • 26 Konu
    962 İleti
    phiP
    Merhaba Sitemiz v4.16.3 versiyonuna guncellenmistir.
  • Hava alanında bir porsiyon döner 3000 tl olmuş ekim 2026 tarinde. Yani 0.5 g altın yada 110 dolar. Yanında içecek veriyorlar mı bilmiyorum ama büyük olasılıkla yoktur.

    Gidip kontrol etmek gerek ne vergi ödüyor ne ciro yapıyor bir de kaç kişi alıyor diye. Gtü yiyen memur varsa soruştursun. Bakan demişki haksız kazanç ile mücadele devam edecek🤣🤣🤣

    Günde 100 müşteriye döner satıp da 5 bin döner fişi kesip para aklıyorlar mı denetlesinler.

    daha fazla oku

  • Sistem aynı , şimdi hepsi aynı bokun laciverti oldu.

    Eskiden mantık şuydu: Sen birini takip ediyorsun, onun attığını görüyorsun.

    Şimdi mantık tam tersi: Seni takip ediyorlar, sana göre içerik üretiyorlar.

    Nasıl yapıyorlar:

    1. Pinterest, Insta, TikTok: Sen "bahçe saksısı" arattın ya, artık sana gerçek insanların attığı saksı fotoğrafını göstermiyor. Yapay zekaya anında "bahçe saksısı olan güzel bir kadın, gün batımı" diye resim ürettirip önüne koyuyor. Çünkü gerçek fotoğraftan daha çok tutuyor, daha çok izletiyor.

    TikTok'ta gördüğün videoların yarısı artık gerçek değil zaten. Ses yapay, yüz yapay, hikaye yapay.

    2. Arama bile öyle: Google'da bir şey arıyorsun, eskiden 10 site listelerdi. Şimdi yukarıda yapay zeka özet çıkarıyor, anında uyduruyor. Kaynak var mı yok mu belli değil.

    Yani sen "Zemzem" yazıyorsun, sana internetteki gerçek bilgiyi getirmiyor, senin tıklayacağını düşündüğü, seni daha çok tutacak şeyi anında yazıp koyuyor.

    O yüzden hepsinde aynı his: Her şey sana özel yapılmış gibi ama hiçbir şey gerçek değil.

    Eskiden internet kütüphane gibiydi, gerçek kitaplar vardı. Şimdi lunapark aynası gibi, sana ne görmek istiyorsan onu gösteriyor ama hepsi yamuk.

    Artık "gerçek insan var mı" diye sormuyoruz, "gerçek bilgi var mı" diye soruyoruz.

    Tv hepsinden beter, en azından TikTok'ta algoritma seni tanıyor, TV'de seni hiç tanımıyor.

    TV'nin olayı şu:

    Türkiye'de 85 milyon kişi var, TV'yi ölçtükleri alet kaç evde biliyor musunuz? 3-4 bin evde.

    Peoplemeter dedikleri o sayımetre gibi kutu. 3 bin eve koyuyorlar, o ev ne izlerse 85 milyon onu izliyor sayıyorlar.

    Ve o 3 bin evin çoğu:

    Yaşlı Ev hanımı Bütün gün evde

    Genç, çalışan adam zaten TV izlemiyor. O yüzden TV'de hep aynı şey: Gündüz kuşağı cinayet programı, akşam ağlama dizisi. Çünkü o kutunun olduğu ev onu istiyor.

    Üstelik kanallar o kutunun nerede olduğunu öğreniyor, gidip hediye veriyor, "bizi izle" diyor. Reyting hilesi alenen yapılıyor.

    En azından X, Insta seni kandırmak için uğraşıyor, yapay zeka falan kullanıyor.

    TV hiç uğraşmıyor. 1990'daki dizinin aynısını çekiyor, 3 bin eve soruyor, "çok beğenildi" deyip 85 milyona satıyor.

    TV hepsinden daha ölü. X'de en azından 100 milyon gerçek insan var dedik, TV'yi gerçekten izleyen 5 milyon bile yok artık. Herkes açıyor, arkada ses olsun diye duruyor.

    Reklam kutusu olmuş. Çaresizlik içinde sürekli reklam veriyorlar. Daha fazla reklam görünce aynı üründen 3 tane almıyorum ki. Hatta çoğu zaman küfür edip kapatıyorum. Yada reklamlara duyarsızlaşıyorum.

    Bunun bilimsel araştırması bile var.. aynı reklamı 3 kere görünce ürünü alıyorsun ama 20 kere görünce nefret edip almamaya çalışıyorsun. Hatta daha sonra beyin hiç algılamıyor çöpe atıyor.

    daha fazla oku

  • .....2026 ya göre kağıt üzerinde aylık min 65 bin, cebinde 28 bin.

    Sistem tam olarak bunu gizlemek için kurulmuş.

    Ülkenin bütün geliri/nüfus hesap bu kadar basit. Ama bunun içinde ödediğin vergi de var. Daha doğrusu herşey var.

    Asgari ücret Bürüt 42.000

    Yol servis 4.000 Yemek 12.000 Özel sigorta 2-3.000 Bayram kolisi, etkinlik, elektrik, çay, şeker...
    = İşverene maliyet 65.000

    İşçi ne alıyor? Ele geçen net 28 bin

    Aradaki fark nereye gidiyor?

    20.000'i devlete vergi + SGK 15.000'i enflasyona, yol parası zaten geri dönüyor Kalanı işverenin zorunlu harcaması

    Ama TÜİK'e, IMF'ye, haberlere nasıl giriyor? "Türkiye'de işçiye 65 bin harcanıyor" diye.

    Avrupa'da da aynı oyunu yapıyorlar. Adam diyor ki "Almanya'da asgari ücret 2000 Euro". Bürüt. Net 1400 kalıyor, kira 900. Cebinde 500.

    İşçi de mutsuz, işveren de mutsuz, arada devlet ve aracılar kazanıyor.

    O 65 bin işçinin maaşı değil, işçinin üzerinden dönen paranın toplam maliyeti. İşçinin suçu ne? Hiçbir şey üretmese bile o para harcanıyor ve milli gelire yazılıyor.

    O yüzden diyorlar ya "kişi başı 15 bin dolar". Bu hesaptaki 65 bin gibi. Var gibi görünen ama kimsenin cebinde olmayan para.

    daha fazla oku

  • @tenten Doğru tespit, CHP solcu değil, hiç olmadı. Solcu gibi davranmak zorunda kaldığı dönemler oldu ama kökeni farklı.

    Senin yazdığın tanım çok net, oradan devam edelim:

    Türkiye'deki Devletçilik neydi?

    6 okun içindeki devletçilik, sosyalizm değil. Hatta anti-sosyalizm.

    1930'da dünya krize girdi, özel sermaye yok. Türkiye dedi ki: Özel sektör fabrika kuramıyorsa devlet kursun. Ama işçiye fabrikayı verme, devlette kalsın. Yani:

    Fabrikayı devlet kurar İşçiyi de işvereni de devlet yönetir Sınıf kavgası yasak, herkes milletin parçası

    Bu tarif ettiğin şeyin ta kendisi: Otoriter korporatizm.

    Nereden geldi?

    1930'larda bütün dünyada aynı model moda:

    İtalya'da Mussolini: Korporatif Devlet Almanya'da hittler... farklı versiyonu Türkiye'de: Devletçilik Hatta Roosevelt Amerika'da bile benzerini denedi, New Deal.

    Tek parti dönemine bak, sistem birebir:

    Sınıf yok, meslek grupları var. Çiftçi, işçi, memur, esnaf. Hepsi CHP'nin içinde temsil ediliyor güya. Bağımsız sendika yasak. Grev yasak. Çünkü "bizde sınıf çatışması yok, hepimiz milletiz." İşçi ile patron kavga ederse devlet araya girer, barıştırır.

    Bu faşizmin ekonomi tanımı zaten. Mussolini'nin 1927 İşçi Sözleşmesi ile 1930'lar Türkiye'sinin iş kanunu neredeyse aynı cümlelerle yazılmış.

    Sosyalizm ne der? Sınıf var, işçi patronu devirecek.
    Korporatizm ne der? Sınıf yok, hepiniz devletin organısınız, kavga etmeyin.

    O yüzden CHP:

    İşçiye fabrika vermedi, memura verdi.

    Toprağı köylüye vermedi, ağaya dokunmadı.

    1947'ye kadar sendika kurdurmadı.

    Solculuk 1960'larda Ecevit'le geldi, o da partiye dışarıdan eklemlendi. Kökeninde yok.

    O yüzden bugün de CHP'ye sol diyen yanılıyor, sağ diyen de yanılıyor. Otoriter korporatist bir devlet partisiydi. Şimdi de o gen hala duruyor.

    daha fazla oku

  • Fragging....bütün otoriteler en çok emri altındakilerden korkuyor. Devlet vatandaştan , iktidar ordudan, ordu kendi askerinden..

    Evet. Piramit hep böyle.

    En tepede oturan, en alttakinden korkar. Çünkü sayı altta.

    Devlet vatandaştan korkar -> o yüzden polis, jandarma, kamera, fişleme.

    İktidar ordudan korkar -> o yüzden orduyu böl, sadık birim kur, generalleri değiştir.

    Ordu subaydan korkar mı? Hayır, subay erinden korkar -> o yüzden erin silahını say, mermisini say, koğuşunu denetle.

    Patron işçiden korkar, ev sahibi kiracıdan korkar.

    Bütün otorite, korku üzerine kurulu olduğu için en çok kendi tabanından korkuyor. Düşman dışarıda değil, içeride ve sayıca çok fazla.

    O yüzden bütün sistemin tek amacı var: Alttakilerin birbiriyle konuşmasını engellemek.

    Mahalleyi yık, kentsel dönüşüm yap komşuluğu bitir. Sendikayı yasakla, işçiyi yalnız bırak. Askeri karıştır, bölüğü dağıt.

    Konuşamayan itaat eder sanıyorlar. Ama tam tersi, konuşamayan daha çok bileniyor. En sessiz birlik, en tehlikeli birliktir. Patladığında fragging olur işte.

    İktidar devleti, devlet vatandaşı, komutan askeri tutamıyorsa, zaten bitmiştir. Düşman sadece son darbeyi vurur.

    Fragging deyimi ABD Vietnam savaşı sırasında ortaya çıktı.

    Fragmentation Grenade: parça etkili el bombası demektir.

    Zorla askere alınan erler abd ordusunda komutanlara öfkelenip parçalı elbombası atarak subayları öldürmüşler. Vietnam savaşında 1000 civarı olay tespit edilmiş. ABD nin savaşı kaybetmesindeki en önemli faktör buydu.

    Ancak bu yeni birşey değil 5000 yıldır var olan bir durum. Sadece 70 yıl önce adı konmuş.

    daha fazla oku

Forum Bilgisi

Kimler Çevrimiçi [Tam liste]

Şu anda 0 aktif kullanıcı var (0 üye ve 0 misafir).

Forum İstatistikleri

Üyelerimiz 2.6k konuda toplam 26.4k ileti yazdı.
Şu an itibariyle kayıtlı 124 üyemiz bulunmaktadır.
Aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz en yeni üyemiz, statsnet.
Tek seferde en fazla çevrimiçi kullanıcı sayısı 19 Ocak 2026 Pazartesi günü, 102 kişiydi.