CHP Sol Bir Parti miydi, Halkı Temsil Ediyor muydu?
Atatürk dönemindeki CHP’yi bugünkü anlamda sosyal demokrat bir sol parti olarak tanımlamak doğru değildir. CHP’nin “ortanın solu” çizgisini açıkça benimsemesi 1965’te başladı; dolayısıyla sonraki dönemin ideolojik kimliğini partinin kuruluş yıllarına aynen taşımamak gerekir. Erken Cumhuriyet CHP’sini daha çok milliyetçi, devletçi, laikleştirici reformlar yapan ve toplumu devlet eliyle dönüştürmeyi amaçlayan bir iktidar partisi olarak tanımlamak isabetlidir. Devletçilik sol politikalarla kesişebilir; ama tek başına CHP’yi sosyal demokrat yapmaz.
“Halk Partisi” adı da halkın çoğulcu iradesini temsil ettiğini kanıtlamaz. Atatürk döneminde CHP iktidarın tek sahibiydi. 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı; 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise kalıcı, eşit koşullarda yarışan bir muhalefet düzenine dönüşemedi. Tek parti yönetimi, CHP’nin 1950 seçimlerini kaybedip iktidarı Demokrat Parti’ye bırakmasına kadar sürdü. Bu nedenle o dönemin CHP’sini, halkın farklı tercihleri arasında serbestçe yarışarak yetki almış bir parti olarak değil, halk adına yönettiğini ileri süren tek iktidar partisi olarak tanımlamak daha doğrudur.
Bu, Millî Mücadele’nin toplumsal desteği olmadığı anlamına gelmez. Fakat halkın bir mücadeleye katılması ve onu desteklemesi, daha sonra iktidarı serbestçe seçebildiği ya da yönetenleri değiştirebildiği anlamına gelmez. Ayrıca savaşta verilen bedel, geniş çaplı ve eşitlikçi bir toprak reformuyla karşılanmadı. Bu noktayı anlatırken bir düzeltme de önemli: Miri arazilerin tümü Cumhuriyet’le devletleştirilip köylüye yeniden satılmadı; mevcut tasarruf hakları zamanla modern mülkiyet hukukuna aktarıldı. Ancak bu dönüşüm, topraksız köylüyü kendiliğinden toprak sahibi yapmadı ve toprak eşitsizliğini ortadan kaldırmadı.
Laiklik konusunda da CHP’yi yalnızca kendi kullandığı kavramla değerlendirmemek gerekir. CHP laikliği savunurken dinî alanı devletten bütünüyle ayırmadı; Diyanet’i devlet kurumu olarak oluşturdu ve din hizmetlerini devlet bürokrasisi içine aldı. Buna “laiklik” denmesi, devletin inançlar karşısında tarafsız kaldığını kendiliğinden kanıtlamaz. Özellikle Sünni din hizmetlerinin devlet eliyle örgütlenmesi, eşitlik ve tarafsızlık bakımından ciddi bir eleştiri konusudur. AİHM de Alevilere sunulan kamu din hizmetlerindeki farklı muameleyi din özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı açısından ihlal saymıştır. Bu nedenle “CHP Sünni dinci bir partiydi” demektense, CHP’nin laiklik uygulaması dinî alanı devlet kontrolüne alıyor ve tarafsızlık-eşitlik bakımından sorun taşıyordu demek daha somut ve savunulabilir olur.
Sonuç: Atatürk dönemindeki CHP’yi bugünkü anlamda sosyal demokrat bir sol parti saymak anakroniktir. “Halk Partisi” adını taşıması da halkın serbest ve çoğulcu biçimde temsil edildiğini göstermez. Daha isabetli tanım, milliyetçi-devletçi ve reformcu; fakat tek parti yönetimi nedeniyle halkın iktidarı özgür siyasal rekabetle belirlemesini sağlamayan bir iktidar partisi olduğudur. Bu değerlendirme, özellikle kuruluş ve tek parti dönemi CHP’si içindir; sonraki CHP’nin siyasi çizgisi zaman içinde değişmiştir.