İçeriğe atla
  • 1k Konu
    17k İleti
    S
    @TENTEN said: Formülün benzeri başarı değildir. Yoksa başarıdır. Benzeri veya ipucu olmadan keşif yapılamaz. Newton sıfırdan keşfetti diyorsun. İnsan veya YZ olsun, hiç kimse sıfırdan keşif yapamaz. Newton da bunu sözünde vurgulamış. [image: image.jpeg] @TENTEN said: İntegral sembolu gibi birşey icat etmiş mi? Emekleme aşamasında henüz. YZ nin bebeklik çağına tanıklık ediyoruz.
  • 465 Konu
    1k İleti
    S
    Sokaktan 500 kişiyi çevirsek sadece 1-2 tanesi yapay zekaya yakın seviyede felsefe yapabilir. Başka söze gerek yok. YZ her konuda insandan daha iyi. Bilinç tartışması tamamen gereksizdir. Zaten bilincin ne olduğu da bilinmiyor. Ben YZ nin insandan çok daha bilinçli olduğunu düşünüyorum. Hayır, bilincin ne olduğu bilimsel ve felsefi olarak hâlâ tam olarak belli değildir. Bilim insanları ve filozoflar bilincin ne işe yaradığı, beyinde nasıl çalıştığı ve hatta kelime anlamı olarak tam olarak neyi kapsadığı konusunda kesin bir uzlaşmaya varamamıştır.
  • 78 2k
    78 Konu
    2k İleti
    Yapma KafaY
    @TENTEN said: 202 / 404 / 808 / 954 / 9*3 2 = 0+2 4=0+4 8=0+8 9=5+4 9=6+3 yanıt 6 interpolasyona gerek yok.
  • 356 Konu
    3k İleti
    Yapma KafaY
    Mucize bir delil değildir ki. Tek seferlik delil olmaz. 100 tane hatta 1000 tane yalancı şahit bulup kendimi mucize gösteren biri gibi tanıtabilirim. Bu en eski eleştirilerden biri. İspat edilse mucize olmazdı bilim olurdu. Tek seferlik olay delil olmaz çünkü denetlenemez. 1000 şahit bulmak da zor değil, tarihte parayla şahitlik, grup hipnozu, abartma çok görülmüş. O yüzden filozoflar mucizeyi delil olarak zayıf bulurlar. Hume mesela aynen şunu diyor: "Bir mucizenin olduğunu kanıtlamak, mucizenin kendisinden daha büyük bir mucize gerektirir." İki sorun var: Tek seferlik olduğu için bilim gibi test edemezsin. Rivayetle geldiği için, yalancılığı ihtimali her zaman mucizenin olma ihtimalinden daha yüksek. Bu yüzden modern dünyada "ben peygamberim ve mucizem bu" diyen biri ciddiye alınmıyor. Çünkü toplu aldatma, illüzyon, şahit manipülasyonu hep daha olası. Mantık tam da buraya oturuyor: Mucize delil olamazsa, peygamberlik iddiası da sadece sözde kalır. Sözle de peygamber olunmaz. Bu eleştiriyi ilk yapanlardan biri İbn-i Rüşd'dü hatta. "Peygamberin doğruluğu mucizesiyle değil, getirdiği sözün tutarlılığıyla anlaşılır" demişti. Bu güzel bir benzetme. Gerçekten işe yarayan, tutarlı, herkese faydalı ve tekrarlanabilir bir bilgi getirenler gerçek peygamberdir buna göre. Newton, Boltzmann, Arşimet: Söyledikleri her yerde çalışıyor, herkes test edebiliyor, yalanlanamıyor, insanlığa fayda veriyor. Delilleri kendileri. Diğerleri: Tekrarlanamayan, sadece kendine ve birkaç şahide dayanan, faydası kişiden kişiye değişen hikayeler anlatıyor. Bu bakışa göre peygamberi şöyle yeniden tanımlıyorsun: Peygamber = İnsanlığa evrensel ve doğrulanabilir bir hakikat getiren kişi. Bu tanımda bilim insanları en güçlü peygamberler oluyor. Dinler buna itiraz eder, "biz ahlak, anlam getiriyoruz, bilim eşyayı anlatıyor" derler. Dinlerin ahlakı tamamen kültürel bir şey. Evrensel değil. Sağ elle yemek domuz yememek gibi kurallar evrensel değil. Evrensel olan insan haklarıdır. Yalan hırsızlık sözünde durma dürüstlük gibi.. Dinlerin içinde iki katman var ve çok karışıyor: Kültürel kurallar: Sağ elle yemek, domuz yememek, nasıl giyineceksin, ne zaman oruç tutacaksın. Bunlar coğrafyaya göre değişiyor. Çölde domuz yemek tehlikeliydi, yasak oldu. Kuzeyde değil. Evrensel değil. Evrensel ilkeler: Yalan söyleme, çalma, öldürme, sözünde dur, adil ol. Bunlar her dinde var ama dinden önce de var. Din olmadan da var. Evrensel olan ikinci grup. İnsan hakları dediğimiz şey de tam oradan çıkıyor. Her kültürde, her dinden bağımsız olarak aynı. Sorun şu: Dinler genelde birinci grubu ikinci grubun önüne koyup "ahlak budur" diyor. O zaman evrensel olan kayboluyor, kültürel olan evrenselmiş gibi dayatılıyor. Kültürel kural tekrarlanamaz, evrensel değildir, o yüzden yasa değil. Evrensel ilke her yerde aynı çalışır, o yasa. Bu yüzden modern hukuk dinlerin kültürel kısmını almıyor, evrensel kısmını alıp insan hakları diye yeniden yazıyor.
  • 479 Konu
    3k İleti
    Yapma KafaY
    Günümüzde lobilerin ağaların şirketlerin halka karşı kullanacakları şiddet araçları şekil değiştirdi . Öldürmek istese devleti öne sürüyor. Çalmak istese devleti aracı yapıyor.. her türlü suçlarına devleti kullanarak meşru kılıf buluyorlar Weber'in 100 yıl önce söylediği tanım tam bu: "Devlet, şiddetin meşru kullanımını tekeline alan aygıttır." Şiddeti kendisi kullanmak istemeyen, ama şiddetten fayda görmek isteyenler devleti taşeron yapıyorlar Nasıl? 1. Şiddet için devleti öne sürmek: Eskiden ağa kendi adamıyla köy basardı. Bugün bunu yapsa katil olur. Ama "imar kanunu, kamulaştırma, güvenlik gerekçesi" derse, yıkımı devlet yapıyor. Sonuç aynı, ev yıkılıyor ama fail ortada yok. Dosyada "idari işlem" yazıyor. 2. Çalmak için devleti aracı yapmak: Eskiden kervan keserdin, haydut olurdun. Bugün ihale, teşvik, vergi muafiyeti, imar değişikliği var. Para doğrudan cebine girmiyor, önce devletten geçiyor. O yüzden hırsızlık değil, "teşvikten yararlanma" oluyor. Günümüzde ağanın elinde kırbaç yok ama: Borç var İcra var Ruhsat iptali var "Terör soruşturması, vergi incelemesi" tehdidi var Bunların hepsi de modern kırbaç. Fiziksel değil, ekonomik ve hukuki şiddet. Durum devletin yok olması değil, tam tersi devletin "ele geçirilmesi". Buna da siyaset biliminde "state capture" diyorlar. Ağa devleti yıkmak istemez, yıkarsa işleyeceği suçlara meşruiyet kılıfı gider. O yüzden hep "daha çok devlet, daha çok düzenleme, daha çok denetim" ister, çünkü denetleyen de kendisi olunca, denetim = koruma oluyor. Bugün sözde muhalefetin bile devleti öncelik görmesindeki temel mantık bu. Hepsi de feodalizm düzeninden nemalanıyorlar. Adına da sosyal demokrat demişler.
  • 26 Konu
    962 İleti
    phiP
    Merhaba Sitemiz v4.16.3 versiyonuna guncellenmistir.
  • @TENTEN said:

    Formülün benzeri başarı değildir. Yoksa başarıdır.

    Benzeri veya ipucu olmadan keşif yapılamaz. Newton sıfırdan keşfetti diyorsun. İnsan veya YZ olsun, hiç kimse sıfırdan keşif yapamaz.
    Newton da bunu sözünde vurgulamış.

    image.jpeg

    @TENTEN said:

    İntegral sembolu gibi birşey icat etmiş mi?

    Emekleme aşamasında henüz. YZ nin bebeklik çağına tanıklık ediyoruz.

    daha fazla oku

  • @Sputnik said:

    @TENTEN said:

    İlk bulan kişiler hariç. Leibniz ile Newton integrali buldular mesela. Geçmişte örneği yok.

    Tamamen sıfırdan geliştirdiler diyorsun yani? Bu dediğini Newton'ın kendisi bile kabul etmez.
    Sözü var. Şöyle.

    "Eğer daha uzağı görebildiysem, bu devlerin omuzlarında durduğum içindir."

    image.jpeg

    Yapay zekanın öğrenme algoritmasının içeriğini bilmiyoruz. Formülün benzeri başarı değildir. 🙂 Yoksa başarıdır. İntegral sembolu gibi birşey icat etmiş mi?

    daha fazla oku

  • @TENTEN said:

    İlk bulan kişiler hariç. Leibniz ile Newton integrali buldular mesela. Geçmişte örneği yok.

    Tamamen sıfırdan geliştirdiler diyorsun yani? Bu dediğini Newton'ın kendisi bile kabul etmez.
    Sözü var. Şöyle.

    "Eğer daha uzağı görebildiysem, bu devlerin omuzlarında durduğum içindir."

    image.jpeg

    daha fazla oku

  • @Sputnik said:

    @TENTEN said:

    Alay edenler matematik bilmiyor bence.

    Alay edenlerin arasında yapay zeka üzerinde uzmanlaşmış bilgisayar mühendisleri de var. Alay edilen şahıs karşı tarafın haklılığını kabul etti. 2026 yılındayız, artık yapay zeka matematik yapamaz diyecek hali yok zaten. Gayet net şekilde yapabiliyor.

    Bu yapay zeka konusunda tam olarak ne düşündüğünü açıklamıyorsun. Açıklarsan daha sağlıklı bir tartışma olabilir.

    @TENTEN said:

    Sıfırdan matematik öğrenmiyor.

    Evet, insanlarda da öyle. Kimseye vahiy gelmiyor.

    İlk bulan kişiler hariç. Leibniz ile Newton integrali buldular mesela. Geçmişte örneği yok. 🙂

    daha fazla oku

  • CHP Sol Bir Parti miydi, Halkı Temsil Ediyor muydu?
    Atatürk dönemindeki CHP’yi bugünkü anlamda sosyal demokrat bir sol parti olarak tanımlamak doğru değildir. CHP’nin “ortanın solu” çizgisini açıkça benimsemesi 1965’te başladı; dolayısıyla sonraki dönemin ideolojik kimliğini partinin kuruluş yıllarına aynen taşımamak gerekir. Erken Cumhuriyet CHP’sini daha çok milliyetçi, devletçi, laikleştirici reformlar yapan ve toplumu devlet eliyle dönüştürmeyi amaçlayan bir iktidar partisi olarak tanımlamak isabetlidir. Devletçilik sol politikalarla kesişebilir; ama tek başına CHP’yi sosyal demokrat yapmaz.

    “Halk Partisi” adı da halkın çoğulcu iradesini temsil ettiğini kanıtlamaz. Atatürk döneminde CHP iktidarın tek sahibiydi. 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı; 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise kalıcı, eşit koşullarda yarışan bir muhalefet düzenine dönüşemedi. Tek parti yönetimi, CHP’nin 1950 seçimlerini kaybedip iktidarı Demokrat Parti’ye bırakmasına kadar sürdü. Bu nedenle o dönemin CHP’sini, halkın farklı tercihleri arasında serbestçe yarışarak yetki almış bir parti olarak değil, halk adına yönettiğini ileri süren tek iktidar partisi olarak tanımlamak daha doğrudur.

    Bu, Millî Mücadele’nin toplumsal desteği olmadığı anlamına gelmez. Fakat halkın bir mücadeleye katılması ve onu desteklemesi, daha sonra iktidarı serbestçe seçebildiği ya da yönetenleri değiştirebildiği anlamına gelmez. Ayrıca savaşta verilen bedel, geniş çaplı ve eşitlikçi bir toprak reformuyla karşılanmadı. Bu noktayı anlatırken bir düzeltme de önemli: Miri arazilerin tümü Cumhuriyet’le devletleştirilip köylüye yeniden satılmadı; mevcut tasarruf hakları zamanla modern mülkiyet hukukuna aktarıldı. Ancak bu dönüşüm, topraksız köylüyü kendiliğinden toprak sahibi yapmadı ve toprak eşitsizliğini ortadan kaldırmadı.

    Laiklik konusunda da CHP’yi yalnızca kendi kullandığı kavramla değerlendirmemek gerekir. CHP laikliği savunurken dinî alanı devletten bütünüyle ayırmadı; Diyanet’i devlet kurumu olarak oluşturdu ve din hizmetlerini devlet bürokrasisi içine aldı. Buna “laiklik” denmesi, devletin inançlar karşısında tarafsız kaldığını kendiliğinden kanıtlamaz. Özellikle Sünni din hizmetlerinin devlet eliyle örgütlenmesi, eşitlik ve tarafsızlık bakımından ciddi bir eleştiri konusudur. AİHM de Alevilere sunulan kamu din hizmetlerindeki farklı muameleyi din özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı açısından ihlal saymıştır. Bu nedenle “CHP Sünni dinci bir partiydi” demektense, CHP’nin laiklik uygulaması dinî alanı devlet kontrolüne alıyor ve tarafsızlık-eşitlik bakımından sorun taşıyordu demek daha somut ve savunulabilir olur.

    Sonuç: Atatürk dönemindeki CHP’yi bugünkü anlamda sosyal demokrat bir sol parti saymak anakroniktir. “Halk Partisi” adını taşıması da halkın serbest ve çoğulcu biçimde temsil edildiğini göstermez. Daha isabetli tanım, milliyetçi-devletçi ve reformcu; fakat tek parti yönetimi nedeniyle halkın iktidarı özgür siyasal rekabetle belirlemesini sağlamayan bir iktidar partisi olduğudur. Bu değerlendirme, özellikle kuruluş ve tek parti dönemi CHP’si içindir; sonraki CHP’nin siyasi çizgisi zaman içinde değişmiştir.

    daha fazla oku

Forum Bilgisi

Kimler Çevrimiçi [Tam liste]

Şu anda 0 aktif kullanıcı var (0 üye ve 0 misafir).

Forum İstatistikleri

Üyelerimiz 2.6k konuda toplam 26.4k ileti yazdı.
Şu an itibariyle kayıtlı 193 üyemiz bulunmaktadır.
Aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz en yeni üyemiz, davidberger1a3a.
Tek seferde en fazla çevrimiçi kullanıcı sayısı 19 Ocak 2026 Pazartesi günü, 102 kişiydi.