İçeriğe atla
  • 1k Konu
    16k İleti
    zodyakZ
    AYM önündeki emekli vatandaşların eyleminde bir emekli polis geçinemiyorum diyerek intihar etti. Akp iktidarı geçmiş yönetimleri yazarkasa fırlattılar diye eleştirirken kendi yönetimi daha vahşi olaylara sahne oldu. Emekli vatandaş intihar etmeden önce şu sözleri söyledi "torunum doğdu ona altın bile takamadım" Emekliye çay simit hesabı yapan iktidar üyeleri 3 yerden huzur hakkı ballı maaş alırken bile yetmiyor diyorlardı. https://www.yenicaggazetesi.com/intihar-eden-emekli-polisin-yurek-burkan-son-sozleri-torunum-oldu-ona-altin-takamadim-1075476h.htm
  • 464 Konu
    1k İleti
    SamurayS
    Tarih boyunca filozoflar genellikle toplumsal kargaşadan uzakta, ya bir meşenin altında ya da bir çalışma odasının sessizliğinde düşünce üretmişlerdir. Bu yalnızlık, belki de en saf hakikati bulmak için gerekli bir ön koşuldu. Ancak düşünce, fildişi kulede üretilip orada kaldığı sürece ne kadar felsefi bir değere sahiptir? Bir filozof sadece kavramları analiz eden bir akademik midir, yoksa çağının vicdanını temsil eden bir eylem adamı mı olmalıdır? Bu soru, felsefe tarihi boyunca sıkça sorulmuş ve farklı yanıtlar almıştır. Sokrates'in Atina sokaklarında insanları sorgulamaya zorlaması, felsefenin ilk doğuşundan itibaren kamusal bir nitelik taşıdığını gösterir. O, teoriyi hayatın tam merkezine koymuş, hatta bu duruşu için hayatını feda etmiştir. Öte yandan, bazı düşünürler dünyadan el etek çekerek saf akla odaklanmayı seçmişlerdir. Kant'ın Königsberg'deki düzenli yürüyüşleri ya da Descartes'ın soba başındaki meditasyonları, içsel bir yolculuğun ürünleridir. Fakat günümüz dünyasında, iklim krizinden yapay zekaya, ekonomik eşitsizliklerden otoriter rejimlere kadar pek çok kriz kapımızdayken, filozofların hâlâ tarafsız birer gözlemci olarak kalması lüks müdür, yoksa kaçınılmaz bir zorunluluk mu? Bir filozofun toplumsal olaylara doğrudan müdahil olması, onun nesnelliğini gölgeleyebilir mi? Veya tam tersi, fildişi kulesinde oturan bir düşünürün, dışarıda akıp giden acılara ve adaletsizliklere sessiz kalması bir tür entelektüel korkaklık mıdır? Düşüncenin gücü ile eylemin aciliyeti arasında nasıl bir denge kurulmalıdır? Sizce bir filozofun en büyük sorumluluğu soyut hakikati korumak mıdır, yoksa toplumu dönüştürmek için risk almak mı?
  • 78 2k
    78 Konu
    2k İleti
    TENTENT
    @Sputnik said: Chatgpt bu görsel soruyu oluşturdu. Not: Böyle sorular oluşturmasını istiyorsanız ücretli abonelik almak zorundasınız. [image: Codex Görseli 23 Eyl 2026 08_50_46.jpeg] bu sorunun cevabını mantıklı şekilde açıklaması lazım. ben bir kural bulamadım.
  • 344 Konu
    3k İleti
    S
    Hindistan da fare tapınakları var. Farelere de tapanlar var yani.
  • 456 Konu
    3k İleti
    zodyakZ
    Pierre Bourdieu'nün "La Misère du monde" / Dünyanın Sefaleti (1993) kitabı, Fransa'da 90'ların başında yaşanan toplumsal çöküşü insanların kendi ağzından anlatıyor. Tezli bir sosyoloji kitabı değil, 3 yıl süren saha görüşmelerinin toplamı. Neyi anlatıyor? Bourdieu ve ekibi, işçi, memur, öğretmen, öğrenci, göçmen, banliyö gençleri, işsizler gibi toplumun farklı köşelerinden 50'den fazla insanla derinlemesine konuşuyor. Her bölümde önce kişinin kendi hikayesi var, sonra Bourdieu'nün ekibinin analizi. Ana derdi şu: Yoksulluk sadece parasızlık değil. Kitapta 3 tür sefaletten bahseder: 1. Büyük sefalet: Evsizlik, işsizlik gibi herkesin gördüğü sefalet. 2. Küçük sefalet / Konum sefaleti: Kitabın asıl bulduğu şey bu. İşi var, evi var ama sistemin içinde aşağılanıyor, değersiz hissettiriyor. Örneğin kariyer hayalleri ile okumuş biri işyerinde daha beter aşağılanıyor hiçbir saygınlığı yok. Ya da bir belediyede çalışan sosyal hizmet görevlisi, devletten aldığı çelişkili emirler arasında ezildiğini anlatıyor. Köyden kente daha iyi bir yaşam hayali ile gelmiş ama elitler tarafından daha beter dışlanmış. 3. Devletin geri çekilmesi: Bourdieu'ye göre 80'lerde neoliberal politikalarla devlet sosyal alandan çekildi, okul, hastane, toplu konut gibi yerler çöktü ve bu "küçük sefalet" ortaya çıktı. Sağ el (maliye, ekonomi) sol eli (eğitim, sosyal hizmet) boğuyor diyor. Neden önemli? O döneme kadar sosyologlar istatistikle konuşuyordu. Bourdieu "insanları dinleyin" dedi. Kitap Fransa'da çok sattı, siyasetçileri bile sarstı. Bugünkü sarı yelekliler, banliyö isyanları gibi olayların kökenini 30 yıl önce haber veren kitaplardan biri olarak görülür. 600 sayfalık bir kitap.
  • 26 Konu
    957 İleti
    phiP
    Değerli Üyelerimiz, Sizlere daha hızlı, güvenli ve kesintisiz bir tartışma ortamı sunabilmek adına forum altyapımızı sürekli geliştiriyoruz. Neler Yapıyoruz? Güncel Altyapı: Forumumuzun bel kemiği olan NodeBB altyapısını ve tüm temalarımızı/eklentilerimizi en güncel sürümlerinde tutuyoruz. Eksiksiz ve Temiz Kod Yapısı: Arka plandaki tüm kodlamaları düzenli olarak denetliyor, hataları ve performans kayıplarını anında gideriyoruz. Modern ve Kesintisiz Deneyim: Hem mobil hem de masaüstü cihazlarda en hızlı, modern ve erişilebilir kullanımı hedefliyoruz. Sizlerin geri bildirimleri bizler için çok kıymetli. Sitede karşılaştığınız herhangi bir aksaklığı veya geliştirme önerinizi [Geri Bildirim / Destek] bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Keyifli ve bol etkileşimli forumlar dileriz!
  • AYM önündeki emekli vatandaşların eyleminde bir emekli polis geçinemiyorum diyerek intihar etti.

    Akp iktidarı geçmiş yönetimleri yazarkasa fırlattılar diye eleştirirken kendi yönetimi daha vahşi olaylara sahne oldu.

    Emekli vatandaş intihar etmeden önce şu sözleri söyledi "torunum doğdu ona altın bile takamadım"

    Emekliye çay simit hesabı yapan iktidar üyeleri 3 yerden huzur hakkı ballı maaş alırken bile yetmiyor diyorlardı.

    https://www.yenicaggazetesi.com/intihar-eden-emekli-polisin-yurek-burkan-son-sozleri-torunum-oldu-ona-altin-takamadim-1075476h.htm

    daha fazla oku

  • Pierre Bourdieu'nün "La Misère du monde" / Dünyanın Sefaleti (1993) kitabı, Fransa'da 90'ların başında yaşanan toplumsal çöküşü insanların kendi ağzından anlatıyor.

    Tezli bir sosyoloji kitabı değil, 3 yıl süren saha görüşmelerinin toplamı.

    Neyi anlatıyor?

    Bourdieu ve ekibi, işçi, memur, öğretmen, öğrenci, göçmen, banliyö gençleri, işsizler gibi toplumun farklı köşelerinden 50'den fazla insanla derinlemesine konuşuyor. Her bölümde önce kişinin kendi hikayesi var, sonra Bourdieu'nün ekibinin analizi.

    Ana derdi şu: Yoksulluk sadece parasızlık değil.

    Kitapta 3 tür sefaletten bahseder:

    1. Büyük sefalet: Evsizlik, işsizlik gibi herkesin gördüğü sefalet.

    2. Küçük sefalet / Konum sefaleti:

    Kitabın asıl bulduğu şey bu. İşi var, evi var ama sistemin içinde aşağılanıyor, değersiz hissettiriyor. Örneğin kariyer hayalleri ile okumuş biri işyerinde daha beter aşağılanıyor hiçbir saygınlığı yok. Ya da bir belediyede çalışan sosyal hizmet görevlisi, devletten aldığı çelişkili emirler arasında ezildiğini anlatıyor.

    Köyden kente daha iyi bir yaşam hayali ile gelmiş ama elitler tarafından daha beter dışlanmış.

    3. Devletin geri çekilmesi: Bourdieu'ye göre 80'lerde neoliberal politikalarla devlet sosyal alandan çekildi, okul, hastane, toplu konut gibi yerler çöktü ve bu "küçük sefalet" ortaya çıktı. Sağ el (maliye, ekonomi) sol eli (eğitim, sosyal hizmet) boğuyor diyor.

    Neden önemli?

    O döneme kadar sosyologlar istatistikle konuşuyordu. Bourdieu "insanları dinleyin" dedi. Kitap Fransa'da çok sattı, siyasetçileri bile sarstı. Bugünkü sarı yelekliler, banliyö isyanları gibi olayların kökenini 30 yıl önce haber veren kitaplardan biri olarak görülür.

    600 sayfalık bir kitap.

    daha fazla oku

  • Toparlarsak, sistemin özeti tek cümle: Kazanç özelleşiyor, zarar toplumsallaşıyor.

    3 halkalı döngü sosyolojide de ekonomide de kayıtlarda var:

    1. İsim değişince suç değişiyor

    Alt sınıfta 100 bin TL hortumlarsan adı zimmet, nitelikli dolandırıcılık, 10 yıl hapis.
    Üstte 100 milyar hortumlanırsa adı: kötü yönetim, piyasa dalgalanması, kurtarma paketi.
    Fiil aynı - başkasının parasını alıp batırmak - ama etiket "girişimci riski" olunca ceza kalkıyor, fatura kalıyor.

    2. Faturanın tahsilat yöntemi dolaylı vergi

    Zarar Hazine'ye yazılınca Hazine nereden kapatacak? Doğrudan servetten alırsa kavga çıkar. O yüzden en sessiz yerden alıyor: KDV, ÖTV, elektrikteki fon, benzindeki vergi.
    Senin babanın elektrik faturasındaki %30 vergi olarak dönüyor. O vergi de senin kredi notunu düşürüyor.

    3. Miras kalan şey para değil, Aile dosyası

    Üst sınıf çocuğuna para bırakmıyor sadece, bir sicil bırakıyor. Sabıka yok, vergi borcu yok, kredi skoru yüksek, pasaportu vize alıyor.

    Alt sınıf çocuğu ise doğarken eksiyle başlıyor: ailesinin borcu, icrası, düşük adres skoru. Banka senin projene bakmıyor, önce soyadının geçmişine bakıyor. Bütün bunlar da senin yapmadığın bir şeyin cezası.

    O yüzden "gizli kast" tanımı doğru, sadece hukukta kast yazmıyor. Pratikte kasttan daha sağlam, çünkü kastı yıkmak için kanun değiştirirsin, bunu yıkmak için 3 neslin birikmiş avantajını sıfırlaman lazım.

    Ve evet, bu yüzden insan haklarına aykırı olduğu için kimse kast demiyor. Adını değiştirince sorun yokmuş gibi görünüyor: kast değil, liyakat. Fişleme değil, skorlama. Soygun değil, girişimcilik.

    Sistemlerin neden kanunlarla değil de devrimlerle değiştiğinin bir ispatıdır bu gizli kast sistemi.

    Tarihten günümüze her sistem kanunlarla değil devrimlerle değişmiştir.

    Böyle sistemlerden çıkmak için günümüzde gettolaşmak lobileşmek cemaatleşmek yöntemleri seçiliyor.

    daha fazla oku

Forum Bilgisi

Kimler Çevrimiçi [Tam liste]

Şu anda 0 aktif kullanıcı var (0 üye ve 0 misafir).

Forum İstatistikleri

Üyelerimiz 2.6k konuda toplam 26.2k ileti yazdı.
Şu an itibariyle kayıtlı 124 üyemiz bulunmaktadır.
Aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz en yeni üyemiz, user25154.
Tek seferde en fazla çevrimiçi kullanıcı sayısı 19 Ocak 2026 Pazartesi günü, 102 kişiydi.