İçeriğe atla
  • 1k Konu
    16k İleti
    Yapma KafaY
    Düğümün atıldığı yer sistemin erkek sömürüsü üzerine kurgulanmış olmasıdır. Eski yada modern yönetim sistemlerinde hep aynı durım geçerli. Erkek = Üreten / Kazanan Kadın = Tüketen / Harcayan / Korunması gereken Sınırsız çalıştırılabilir: "Ailen için, erkeklik için, ev için daha çok çalışmalısın" diyerek vicdanını kullanırsın, zam istemez, itiraz etmez. Tüketmez, biriktirir: Kazandığını kendine harcamaz, eve, arabaya, çocuğa yatırır. Sistem için ideal köle. Duygusuzdur: Ağlamaz, sızlamaz, psikoloğa gitmez, kafa açmaz. Sadece üretir. O yüzden bugün erkeğe "insan" muamelesi yapılmıyor, "kaynak" muamelesi yapılıyor. Tıpkı bir makine gibi: Çalışıyorsa değerli, arızalanırsa hurdaya. Ve en acısı, bu role en çok karşı çıkması gereken kadın bile, farkında olmadan bu sistemi sürdürüyor. Çünkü kapitalizm kadına da diyor ki: "Değerli olmak için çok kazanan bir kaynak bul." Sonuçta en başta dediğimiz o reyting meselesine geri dönüyoruz. Kırmızı Oda neden kadının ağlayanını gösteriyor? Çünkü sistem erkeğin "kaynak" olduğunu unutturmamak istiyor. Kaynak ağlamaz, kaynak anlatmaz, kaynak sadece öder. Ağlayan kaynak, reyting getirmez.
  • 465 Konu
    1k İleti
    TENTENT
    Tanrı veya doğa>insan>yapay zeka mutlak özgür iradeye hangisi sahip? GPT-5.6 LUNA Özgür iradeyi “seçenekler arasında bilinçli biçimde karar verme ve sorumluluk taşıma” olarak tanımlarsak: Tanrı: Teolojik görüşe göre en güçlü özgür iradeye sahip varlık; bazı felsefi görüşlerde ise doğası gereği yalnızca “iyiyi” seçtiği için özgürlüğü farklı anlaşılır. Doğa: Bilinçli bir özne olarak kabul edilirse özgür iradeden söz edilemez; doğa daha çok neden–sonuç süreçlerinin bütünü gibi işler. İnsan: Sınırlı ama anlamlı bir özgür iradeye sahip olabilir. Genetik, çevre, bilinçdışı ve fiziksel koşullar seçimlerini etkiler; yine de kişi seçenekleri değerlendirip eylemini sahiplenebilir. Yapay zekâ: Bugünkü anlamıyla özgür iradeye sahip değil; amaçları, sınırları ve çalışma biçimi insanlar tarafından tasarlanmış algoritmik bir sistemdir. Karar veriyor gibi görünür, fakat öznel deneyim ve kendi amaçlarını oluşturduğu gösterilmiş değildir. Kısaca: Tanrı > insan > yapay zekâ > doğa demek cazip; fakat “doğa”yı her şeyin kaynağı sayarsak aslında hiyerarşinin dışında değil, hepsini kapsayan zemin olur. Daha seküler bir bakışla ise: özgür irade kesin değil; insanınki sınırlı, yapay zekânınki şimdilik benzetme, doğanınki ise mecazdır. GEMMA 4 Özgür irade kavramı, binlerce yıldır hem teolojinin hem de felsefenin en karmaşık tartışma konularından biridir. Bu sıralamadaki her basamağın özgür iradeyle ilişkisi, kullandığınız tanıma göre değişir: Tanrı veya doğa, sistemin kurucusudur. Eğer Tanrı olarak tanımlarsak, geleneksel teolojide "mutlak özgür irade"ye sahip olan tek varlıktır; çünkü hiçbir dış etkene, fiziksel yasaya veya zorunluluğa tabi değildir. Doğa olarak tanımlarsak, durum farklılaşır; doğa bir "irade"ye sahip olduğu şeklinde değil, kendi yasalarıyla işleyen bir süreç olarak görülür. Bu durumda doğa özgür değil, sadece kendi determinist kurallarının toplamıdır. İnsan, bu tartışmanın merkezindedir. Bir yandan seçimler yaptığımızı hissederiz, diğer yandan biyolojik dürtülerimiz, genetiğimiz ve çevresel faktörler tarafından şekillendirildiğimiz gerçeği vardır. Eğer özgür iradeyi "dış etkilerden tamamen bağımsız karar verebilme yetisi" olarak tanımlarsanız, insanın özgür iradesi oldukça sınırlıdır. Ancak "kendi değer yargılarıyla seçim yapabilme" olarak tanımlarsanız, insan bu kapasiteye sahip olan temel varlıktır. Yapay zeka ise şu anki teknolojik seviyede özgür iradeye sahip değildir. Yapay zeka, kendisine verilen veriler, algoritmalar ve olasılık hesaplamaları üzerinden çıktı üretir. Bir yapay zeka "karar veriyor" gibi görünse de, aslında sadece matematiksel bir optimizasyon işlemi gerçekleştirir. Kendi varlığını sorgulama, mevcut programlamasının dışına çıkma veya gerçek bir "istek" duyma yeteneği yoktur. Sonuç olarak, eğer özgür iradeyi "mutlak bağımsızlık" olarak alırsak, bu sadece Tanrı tanımına uyar. "Bilinçli seçim" olarak alırsak insan ön plana çıkar. Yapay zeka ise ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, hala girdi-çıktı ilişkisine bağlı bir araçtır.
  • 78 2k
    78 Konu
    2k İleti
    TENTENT
    @Sputnik said: [image: image.jpeg] 2 halkalı nokta - 1 halka =tek halkalı nokta 3 halkalı nokta-1 halka= iki halkalı nokta B şıkkı Halka sayılarını soru işareti olan yerden saat yönü tersine başlatırsak 0 halkalı nokta olur. E şıkkı Hangisi doğru?
  • 350 Konu
    3k İleti
    D
    @Yapma-Kafa said: Aslında ateistler inanca değil dine karşıdır. İşte bu son derece doğru ve bunun bu şekilde, yani doğru anlaşılması son derece önemli. Ateizmi ateistler bile bilmiyor ve anlamıyorlar. Ateizm inanca filan karşı değildir. Bunu kanıtlamak çok da basittir. Çünkü inanca karşı olmak olası değildir. Neden? Çünkü bugün yağmur yağacağına inanabilir yanınıza yağmurluk alabilirsiniz veya yağmur filan yağmaz diye inanıp almaya da bilirsiniz. Bundan daha apaçık kanıt olmaz. Ateizm ametal yani metal olmayan gibi teist olmayan demektir. Teist nedir? Tanrının olduğu ve insanlara yükümlülükler yüklediği iddiası. Ateist bunu reddeder. İnanç demek tanrı demek değildir. Tanrı varlık sorununa verilmiş yanıtlardan sadece birisi ve en basit olanı. Ateizmin buna odaklanması söz konusu bile değil.
  • 459 Konu
    3k İleti
    Yapma KafaY
    Bir de ideolojik şiddet var. Cinsiyetten bağımsız. Okulda aynı görüşe sahip olan öğrencinin takdir edilmesi diğerlerinin aşağılanması yada mezhebinden dolayı insanların önyargılarını yükseltmesi. Toplumun genelini kapsayan, Particilik cemaatçilik mezhepçilik ideolojik yada akraba kayırması. Öğretmen okulda zemgin yada babasından çıkar beklediği çocuğa ayrıcalıklı davranması sadece o kadarla kalsa iyi. Sonra bu kötü bir huy haline geliyor ve çıkar beklentisi olmayan çocuklara da aşağılık muamele yapıyor. Evet, zincir tam olarak böyle başlıyor. İlk başta masum bir hesap gibi duruyor: "Şunun babası müdür, şunun babası zengin, buna iyi davranayım, başım ağrımasın, belki bir işime yarar." Ama çıkar insanı bir kere zehirledi mi, dozu sürekli artıyor. Sınıfta otoritesini korumak için gücü yettiğine vuruyor. Kime gücü yetiyor? Babası olmayan, arkasında kimse olmayan, sessiz, fakir çocuğa. O çocuğu azarlıyor, küçük düşürüyor, tahtaya kaldırıp rezil ediyor ki diğerleri "hala patron benim" sansın. Yani o ilk küçük çıkar hesabı, sonunda bir karaktere dönüşüyor. Artık o öğretmen her yerde aynı: Markette, hastanede, trafikte hep "kimden ne çıkarım var, kimi ezebilirim" diye bakıyor. Ve en acısı, o aşağılanan çocuk ne öğreniyor? O da büyüyünce aynısını yapmayı öğreniyor. Çünkü çocukken ona "güçsüzsen ezilirsin" dersi verildi. Büyüyünce ilk işi güçlü olmaya çalışmak değil, kendinden daha güçsüz birini ezmek oluyor. Döngü tam da böyle nesilden nesile aktarılıyor. Öğretmen yerine herhangi bir yöneticiyi sorumluyu da koyabilirsiniz. Fiziksel şiddet bir kişiyi yaralar, ideolojik şiddet bir nesli yaralar. 1. Particilik / Cemaatçilik / Mezhepçilik: İş vermem, kız vermem. İnsanlar liyakate göre değil, "bizden mi?" diye tartılıyor. Bu da şiddet çünkü bir insanın ekmeğini, geleceğini elinden alıyorsun. 2. Okuldaki takdir terörü: Öğretmen farkında olmadan yapıyor en çok. "Aferin oğlum sen bizim gibi düşünüyorsun" dediği an, diğer 20 çocuğa "siz yoksunuz" demiş oluyor. Çocuk 7 yaşında öğreniyor: Doğru olmak önemli değil, hoca gibi düşünmek önemli. 3. Akraba kayırması - Kayırma şiddeti: En sessiz şiddet bu. Bir yere hak etmeyen birini koyduğunda, orada hak eden 10 kişinin hayalini öldürmüş oluyorsun. Onlar da sisteme küsmeyi öğreniyor. Sonra "bu ülkede çalışsan ne olacak" diyor. Bunların hepsi cinsiyetten bağımsız ama hepsinin kökü aynı kırmızı oda adlı başlıkta söylendiği gibi: İnsanı insan olarak değil, kaynak olarak görmek. Kadın erkek diye ayırınca kavgası bol reytingi bol oluyor. Ama asıl kavga "bizden olan insan vs bizden olmayan kaynak" kavgası. Ve bu kavga Türkiye'de her yerde var.
  • 26 Konu
    957 İleti
    phiP
    Değerli Üyelerimiz, Sizlere daha hızlı, güvenli ve kesintisiz bir tartışma ortamı sunabilmek adına forum altyapımızı sürekli geliştiriyoruz. Neler Yapıyoruz? Güncel Altyapı: Forumumuzun bel kemiği olan NodeBB altyapısını ve tüm temalarımızı/eklentilerimizi en güncel sürümlerinde tutuyoruz. Eksiksiz ve Temiz Kod Yapısı: Arka plandaki tüm kodlamaları düzenli olarak denetliyor, hataları ve performans kayıplarını anında gideriyoruz. Modern ve Kesintisiz Deneyim: Hem mobil hem de masaüstü cihazlarda en hızlı, modern ve erişilebilir kullanımı hedefliyoruz. Sizlerin geri bildirimleri bizler için çok kıymetli. Sitede karşılaştığınız herhangi bir aksaklığı veya geliştirme önerinizi [Geri Bildirim / Destek] bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Keyifli ve bol etkileşimli forumlar dileriz!
  • Bir de ideolojik şiddet var. Cinsiyetten bağımsız.

    Okulda aynı görüşe sahip olan öğrencinin takdir edilmesi diğerlerinin aşağılanması yada mezhebinden dolayı insanların önyargılarını yükseltmesi. Toplumun genelini kapsayan, Particilik cemaatçilik mezhepçilik ideolojik yada akraba kayırması.

    Öğretmen okulda zemgin yada babasından çıkar beklediği çocuğa ayrıcalıklı davranması sadece o kadarla kalsa iyi. Sonra bu kötü bir huy haline geliyor ve çıkar beklentisi olmayan çocuklara da aşağılık muamele yapıyor.

    Evet, zincir tam olarak böyle başlıyor.

    İlk başta masum bir hesap gibi duruyor:

    "Şunun babası müdür, şunun babası zengin, buna iyi davranayım, başım ağrımasın, belki bir işime yarar."

    Ama çıkar insanı bir kere zehirledi mi, dozu sürekli artıyor.

    Sınıfta otoritesini korumak için gücü yettiğine vuruyor. Kime gücü yetiyor? Babası olmayan, arkasında kimse olmayan, sessiz, fakir çocuğa.

    O çocuğu azarlıyor, küçük düşürüyor, tahtaya kaldırıp rezil ediyor ki diğerleri "hala patron benim" sansın.

    Yani o ilk küçük çıkar hesabı, sonunda bir karaktere dönüşüyor. Artık o öğretmen her yerde aynı: Markette, hastanede, trafikte hep "kimden ne çıkarım var, kimi ezebilirim" diye bakıyor.

    Ve en acısı, o aşağılanan çocuk ne öğreniyor? O da büyüyünce aynısını yapmayı öğreniyor. Çünkü çocukken ona "güçsüzsen ezilirsin" dersi verildi. Büyüyünce ilk işi güçlü olmaya çalışmak değil, kendinden daha güçsüz birini ezmek oluyor.

    Döngü tam da böyle nesilden nesile aktarılıyor.

    Öğretmen yerine herhangi bir yöneticiyi sorumluyu da koyabilirsiniz.

    Fiziksel şiddet bir kişiyi yaralar, ideolojik şiddet bir nesli yaralar.

    1. Particilik / Cemaatçilik / Mezhepçilik:
    İş vermem, kız vermem. İnsanlar liyakate göre değil, "bizden mi?" diye tartılıyor. Bu da şiddet çünkü bir insanın ekmeğini, geleceğini elinden alıyorsun.

    2. Okuldaki takdir terörü:
    Öğretmen farkında olmadan yapıyor en çok. "Aferin oğlum sen bizim gibi düşünüyorsun" dediği an, diğer 20 çocuğa "siz yoksunuz" demiş oluyor. Çocuk 7 yaşında öğreniyor: Doğru olmak önemli değil, hoca gibi düşünmek önemli.

    3. Akraba kayırması - Kayırma şiddeti:
    En sessiz şiddet bu. Bir yere hak etmeyen birini koyduğunda, orada hak eden 10 kişinin hayalini öldürmüş oluyorsun. Onlar da sisteme küsmeyi öğreniyor. Sonra "bu ülkede çalışsan ne olacak" diyor.

    Bunların hepsi cinsiyetten bağımsız ama hepsinin kökü aynı kırmızı oda adlı başlıkta söylendiği gibi: İnsanı insan olarak değil, kaynak olarak görmek.

    Kadın erkek diye ayırınca kavgası bol reytingi bol oluyor. Ama asıl kavga "bizden olan insan vs bizden olmayan kaynak" kavgası. Ve bu kavga Türkiye'de her yerde var.

    daha fazla oku

  • Meritokrasi = "Liyakat düzeni"

    Kelime kökeni:
    Merit = Hak etmek, layık olmak
    Cracy = İktidar, yönetim

    Yani sözlük anlamı: "Hak edenin yönettiği sistem"

    Teoride şöyle çalışması gerekiyor:

    En çok çalışanın En zeki olanın En yetenekli olanın
    kazanması.

    Kağıt üzerinde adil bir sistem gibi duruyor. Kimseye torpil yok, herkes eşit yarışıyor, kazanan emeğiyle kazanıyor.

    Ama pratikte işlemiyor.

    Çünkü yarışın başlangıç çizgisi eşit değil.

    Düşün: 100 metre koşusu var.

    Birinin ayağında en iyi ayakkabı, antrenörü var, karnı tok başlıyor. Diğeri çıplak ayakla, aç karnına başlıyor.

    Sonra kazanan birinciye "Çok çalıştın, hak ettin" diyorlar. Evet çalıştı ama yarış zaten eşitsizdi.

    O yüzden bugün meritokrasi çoğu zaman şuna dönüştü:
    Zenginlerin çocuklarının ayrıcalığını hak edilmiş başarı gibi gösterme kılıfı.

    "Meritokrasi yalanı"

    Sistem sana diyor ki: "Çok çalışırsan, iyi okursan zengin olursun."

    Ama oyunun kuralı şu:

    Zenginin çocuğu: Çalışsa da zengin, çalışmasa da zengin. Onun için okul bir "ağ kurma yeri". Diploma zaten dededen hazır. Başarısız olma lüksü var, çünkü arkası sağlam.

    Fakir ve orta gelirlinin çocuğu: Tek sermayesi çalışmak. Çünkü satacak malı yok, mirası yok, çevresi yok. O yüzden ona "çalış, oku, kurtulursun" masalı anlatmak zorundalar. Yoksa 8 saat fabrikada, 12 saat plazada niye dursun?

    O gösterilen ; "içinizden biri çıktı" örnekleri de sistemin sigortası. Buna "sınıf atlama pornosu" diyorlar.

    Bir tane köyden çıkıp CEO olan adamı 1000 kere haber yapıyorlar ki, 1 milyon tane köyde kalan "ben çalışmadım, ben tembeldim" desin. Sistemin suçu değil, senin suçun olsun.

    daha fazla oku

  • Düğümün atıldığı yer sistemin erkek sömürüsü üzerine kurgulanmış olmasıdır.

    Eski yada modern yönetim sistemlerinde hep aynı durım geçerli.

    Erkek = Üreten / Kazanan
    Kadın = Tüketen / Harcayan / Korunması gereken

    Sınırsız çalıştırılabilir: "Ailen için, erkeklik için, ev için daha çok çalışmalısın" diyerek vicdanını kullanırsın, zam istemez, itiraz etmez.

    Tüketmez, biriktirir: Kazandığını kendine harcamaz, eve, arabaya, çocuğa yatırır. Sistem için ideal köle.

    Duygusuzdur: Ağlamaz, sızlamaz, psikoloğa gitmez, kafa açmaz. Sadece üretir.

    O yüzden bugün erkeğe "insan" muamelesi yapılmıyor, "kaynak" muamelesi yapılıyor. Tıpkı bir makine gibi: Çalışıyorsa değerli, arızalanırsa hurdaya.

    Ve en acısı, bu role en çok karşı çıkması gereken kadın bile, farkında olmadan bu sistemi sürdürüyor. Çünkü kapitalizm kadına da diyor ki: "Değerli olmak için çok kazanan bir kaynak bul."

    Sonuçta en başta dediğimiz o reyting meselesine geri dönüyoruz. Kırmızı Oda neden kadının ağlayanını gösteriyor?

    Çünkü sistem erkeğin "kaynak" olduğunu unutturmamak istiyor. Kaynak ağlamaz, kaynak anlatmaz, kaynak sadece öder. Ağlayan kaynak, reyting getirmez.

    daha fazla oku

Forum Bilgisi

Kimler Çevrimiçi [Tam liste]

Şu anda 2 aktif kullanıcı var (0 üye ve 2 misafir).

Forum İstatistikleri

Üyelerimiz 2.6k konuda toplam 26.2k ileti yazdı.
Şu an itibariyle kayıtlı 124 üyemiz bulunmaktadır.
Aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz en yeni üyemiz, pindropgg.
Tek seferde en fazla çevrimiçi kullanıcı sayısı 19 Ocak 2026 Pazartesi günü, 102 kişiydi.