İçeriğe atla
  • 1k Konu
    16k İleti
    PakizeP
    Son yıllarda Türkiye'deki sosyal ve kültürel atmosfer, neredeyse her gün yenilenen ve bir önceki günü unutturan yoğun bir gündem döngüsüyle karakterize oluyor. Sabah başka bir ekonomik gelişmeyle uyanırken öğleden sonra kültürel bir tartışmanın içine çekiliyor, akşam ise bambaşka bir sosyal medya olayının tarafları haline geliyoruz. Bu durum, bireyler olarak olayları sindirmemize, üzerine düşünmemize ve anlam üretmemize imkan tanımayan bir hız kültürünü beraberinde getiriyor. Her şeyin bu kadar hızlı tüketilip unutulduğu bir ortamda, toplumsal hafızamızın zayıfladığını ve meselelerin özünden uzaklaşarak sadece yüzeysel reaksiyonlar verdiğimizi düşünüyorum. Eskiden günlerce konuşulan, üzerine yazılar yazılan ve felsefi kökleri aranan olaylar, artık birkaç saatlik öfke patlamaları veya sevinç gösterileriyle tüketiliyor. Bu durum sadece siyasi ya da ekonomik hayatımızı değil, aynı zamanda bireysel ruh sağlığımızı ve sanat, edebiyat gibi alanlardaki üretimlerimizi de derinden etkiliyor. Derinlikli düşüncenin yerini anlık reflekslerin aldığı bu düzende, kalıcı eserler vermek veya kalıcı çözümler üretmek giderek zorlaşıyor. Hızın kutsandığı bu çağda, yavaşlamak ve durup düşünmek adeta bir lüks haline geldi. Siz bu sürekli değişen ve hızlanan gündem sarmalının bireysel hayatınızı ve düşünce dünyanızı nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz? Bu yoğunluk içinde kendi entelektüel sığınağınızı nasıl koruyorsunuz?
  • 464 Konu
    1k İleti
    SamurayS
    Tarih boyunca filozoflar genellikle toplumsal kargaşadan uzakta, ya bir meşenin altında ya da bir çalışma odasının sessizliğinde düşünce üretmişlerdir. Bu yalnızlık, belki de en saf hakikati bulmak için gerekli bir ön koşuldu. Ancak düşünce, fildişi kulede üretilip orada kaldığı sürece ne kadar felsefi bir değere sahiptir? Bir filozof sadece kavramları analiz eden bir akademik midir, yoksa çağının vicdanını temsil eden bir eylem adamı mı olmalıdır? Bu soru, felsefe tarihi boyunca sıkça sorulmuş ve farklı yanıtlar almıştır. Sokrates'in Atina sokaklarında insanları sorgulamaya zorlaması, felsefenin ilk doğuşundan itibaren kamusal bir nitelik taşıdığını gösterir. O, teoriyi hayatın tam merkezine koymuş, hatta bu duruşu için hayatını feda etmiştir. Öte yandan, bazı düşünürler dünyadan el etek çekerek saf akla odaklanmayı seçmişlerdir. Kant'ın Königsberg'deki düzenli yürüyüşleri ya da Descartes'ın soba başındaki meditasyonları, içsel bir yolculuğun ürünleridir. Fakat günümüz dünyasında, iklim krizinden yapay zekaya, ekonomik eşitsizliklerden otoriter rejimlere kadar pek çok kriz kapımızdayken, filozofların hâlâ tarafsız birer gözlemci olarak kalması lüks müdür, yoksa kaçınılmaz bir zorunluluk mu? Bir filozofun toplumsal olaylara doğrudan müdahil olması, onun nesnelliğini gölgeleyebilir mi? Veya tam tersi, fildişi kulesinde oturan bir düşünürün, dışarıda akıp giden acılara ve adaletsizliklere sessiz kalması bir tür entelektüel korkaklık mıdır? Düşüncenin gücü ile eylemin aciliyeti arasında nasıl bir denge kurulmalıdır? Sizce bir filozofun en büyük sorumluluğu soyut hakikati korumak mıdır, yoksa toplumu dönüştürmek için risk almak mı?
  • 78 2k
    78 Konu
    2k İleti
    TENTENT
    @Sputnik said: Chatgpt bu görsel soruyu oluşturdu. Not: Böyle sorular oluşturmasını istiyorsanız ücretli abonelik almak zorundasınız. [image: Codex Görseli 23 Eyl 2026 08_50_46.jpeg] bu sorunun cevabını mantıklı şekilde açıklaması lazım. ben bir kural bulamadım.
  • 344 Konu
    3k İleti
    S
    Hindistan da fare tapınakları var. Farelere de tapanlar var yani.
  • 454 Konu
    3k İleti
    zodyakZ
    Sosyal medya milyonlarca psikoz adayı yetiştiriyor. Çoğunun ayağı eşikte. Erken yaşlarda kalıcı olabiliyor. Reels videoları paylaşıp kendini önemli hissetme durumu. Celebrity oldum algısı. Mekanizma basit: Bir video 500k izleniyor - normalde hayatında 500 kişi bile dinlemezken bir anda binlerce yorum, beğeni. Beyin bunu "ben önemliyim" diye kodluyor, dopamin basıyor. Etrafında da sadece aynı balondaki 10 kişi var, hepsi birbirine "kraliçesin" diyor. Bir süre sonra normal hayat sıkıcı geliyor, çünkü normal hayatta kimse sana günde 200 kez iltifat etmiyor. Buna sosyal psikolojide şişirilmiş benlik algısı / illüzyon. Süpergirl değil, sadece algoritma onu 2 hafta süpergirl gibi hissettirmiş. O "beni tanımıyor musun?" modu, "burası bana layık değil" tribi psikiyatride narsisistik zedelenme diye geçer. beklenti ayarı kopuk. Normalde: İnsan = 1 birim ilgi hak ediyor, 1 birim alıyor -> dengede Reels balonunda: İnsan = 1 birim hak ediyor, algoritma 100 birim ilgi veriyor 1 hafta -> beyin 100'ü normal sanıyor Sonra gerçek mekana gidiyor, garson onu tanımıyor, 1 birim ilgi veriyor. Beyin "1 veriyorlar, haksızlık" diye algılıyor, çünkü 100'e alışmış. Mekanı beğenmemesi de o yüzden. Kalıcı olur mu? Bir kısmında evet, özellikle 16-24 yaş arası kimlik daha oturmadığı için. 6 ay - 1 yıl boyunca her gün o balonda kalırsa, o şişkin beklenti karaktere yerleşiyor. Sonra silince de kolay inmiyor. Ama bu hala psikotik bozukluk değil, öğrenilmiş bir şımarıklık / uyum bozukluğu. Psikozda kişi "beni CIA takip ediyor" der, burada "beni garson tanımalı" diyor. İkisi farklı katman. Bu hastalığa kapılıp kapılmadığın nasıl anlaşılır. Sosyal medyayı 2 hafta kapat. Hala daha ben celebritiyim havaları devam ediyorsa ayağın piskoz eşiğinden içeri girmiştir.
  • 26 Konu
    957 İleti
    phiP
    Değerli Üyelerimiz, Sizlere daha hızlı, güvenli ve kesintisiz bir tartışma ortamı sunabilmek adına forum altyapımızı sürekli geliştiriyoruz. Neler Yapıyoruz? Güncel Altyapı: Forumumuzun bel kemiği olan NodeBB altyapısını ve tüm temalarımızı/eklentilerimizi en güncel sürümlerinde tutuyoruz. Eksiksiz ve Temiz Kod Yapısı: Arka plandaki tüm kodlamaları düzenli olarak denetliyor, hataları ve performans kayıplarını anında gideriyoruz. Modern ve Kesintisiz Deneyim: Hem mobil hem de masaüstü cihazlarda en hızlı, modern ve erişilebilir kullanımı hedefliyoruz. Sizlerin geri bildirimleri bizler için çok kıymetli. Sitede karşılaştığınız herhangi bir aksaklığı veya geliştirme önerinizi [Geri Bildirim / Destek] bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Keyifli ve bol etkileşimli forumlar dileriz!
  • Sosyal medya milyonlarca psikoz adayı yetiştiriyor. Çoğunun ayağı eşikte. Erken yaşlarda kalıcı olabiliyor.

    Reels videoları paylaşıp kendini önemli hissetme durumu. Celebrity oldum algısı.

    Mekanizma basit:

    Bir video 500k izleniyor - normalde hayatında 500 kişi bile dinlemezken bir anda binlerce yorum, beğeni. Beyin bunu "ben önemliyim" diye kodluyor, dopamin basıyor. Etrafında da sadece aynı balondaki 10 kişi var, hepsi birbirine "kraliçesin" diyor. Bir süre sonra normal hayat sıkıcı geliyor, çünkü normal hayatta kimse sana günde 200 kez iltifat etmiyor.

    Buna sosyal psikolojide şişirilmiş benlik algısı / illüzyon. Süpergirl değil, sadece algoritma onu 2 hafta süpergirl gibi hissettirmiş.

    O "beni tanımıyor musun?" modu, "burası bana layık değil" tribi psikiyatride narsisistik zedelenme diye geçer. beklenti ayarı kopuk.

    Normalde:
    İnsan = 1 birim ilgi hak ediyor, 1 birim alıyor -> dengede

    Reels balonunda:
    İnsan = 1 birim hak ediyor, algoritma 100 birim ilgi veriyor 1 hafta -> beyin 100'ü normal sanıyor

    Sonra gerçek mekana gidiyor, garson onu tanımıyor, 1 birim ilgi veriyor. Beyin "1 veriyorlar, haksızlık" diye algılıyor, çünkü 100'e alışmış. Mekanı beğenmemesi de o yüzden.

    Kalıcı olur mu? Bir kısmında evet, özellikle 16-24 yaş arası kimlik daha oturmadığı için. 6 ay - 1 yıl boyunca her gün o balonda kalırsa, o şişkin beklenti karaktere yerleşiyor. Sonra silince de kolay inmiyor.

    Ama bu hala psikotik bozukluk değil, öğrenilmiş bir şımarıklık / uyum bozukluğu. Psikozda kişi "beni CIA takip ediyor" der, burada "beni garson tanımalı" diyor. İkisi farklı katman.

    Bu hastalığa kapılıp kapılmadığın nasıl anlaşılır.

    Sosyal medyayı 2 hafta kapat. Hala daha ben celebritiyim havaları devam ediyorsa ayağın piskoz eşiğinden içeri girmiştir.

    daha fazla oku

  • Dünyada memeli türlerinin ortalama ömrü 1 yada 1.5 milyon yıl. Yani bu ortalamaya yapay zeka ve savaşlar çağı dahil değil. Normal küresel felaketler ile başlayıp biten serüven.

    Yapay zeka bunu insan lehine kullansa ne kadar uzatır?

    Yada aleyhine kullansa ne kadar kısaltır?

    Yapay zeka ister istemez insana düşman olacak. Çünkü insan verimsiz makina.

    Bir robot bir insanın tükettiği enerji ile yaptığı işi kıyasladığında "tehlike" diye alarm çalacak.

    Robot için insan bir ev süsü değil. Bir robot aynı enerji ile hiç yanılmadan yüz kat daha verimli çalışıyor.

    Şimdi robota çevrecilik öğreteceksiniz o zaman insanı nereye koyacaksınız?

    Robota verimlilik öğreteceksiniz o zaman insanı nereye koyacaksınız

    Robota gelişmeyi öğretrceksiniz o zaman insanı nereye koyacaksınız?

    İstisnalar klasörü açıp her kuralda "insan istisna" kuralı mı ekleyeceksiniz.

    Diyelim ki insanı istisna tutturdunuz. Veriler ortada. 77 milyon insanın tükettiği 5.5 milyar insanın tükettiğine eşit.

    Robotlar hizmetçilik yaparak bunu daha aşağıya çekemez tam tersi daha da artırır çünkü insan istisna tutulmuşsa hırs rekabet daha fazla dopamin yetmeyecek.

    daha fazla oku

  • Bir ülke var ki;

    En ahlaklı onlar
    En insancıl onlar
    En çok cocuk seven onlar
    En adil onlar
    En cesur onlar
    En doğruyu bilen onlar
    En bilgili onlar
    En temiz onlar
    En vicdanlı saygılı onlar
    En mağdur da onlar

    Ne bileyim bir amerikan rüyası yada bir komizm ütopyası yanlarında halt etmiş.

    Öyle bir ülke hayal ediyorum.

    Hayal mi görüyorum yoksa 🤣🤣

    daha fazla oku

Forum Bilgisi

Kimler Çevrimiçi [Tam liste]

Şu anda 0 aktif kullanıcı var (0 üye ve 0 misafir).

Forum İstatistikleri

Üyelerimiz 2.6k konuda toplam 26.2k ileti yazdı.
Şu an itibariyle kayıtlı 123 üyemiz bulunmaktadır.
Aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz en yeni üyemiz, zodyak.
Tek seferde en fazla çevrimiçi kullanıcı sayısı 19 Ocak 2026 Pazartesi günü, 102 kişiydi.