Yarım yüz yılı aşkın hayatında bir çok hastalık duymuş, bir kısmını geçirmişti ve fakat uyuz denilen hastalığı sadece “uyuz oldum” şeklindeki bir söz ile biliyordu. Demek ki en azından yarım yüz yıldır uyuz denilen güncel bir hastalık kol gezmiyormuş...Bir sabah alnında nokta şeklinde bir kabarıklık ve kaşıntı olduğunu fark etmişti. Kaşıntılı bir şişkinlik olarak izlemeye başlamıştı. Sonra boynunda, omuzlarında ve daha sonra kollar ve bacaklarında benzer kaşıntı ve şişkinlikleri fark etmişti. Günlerce izlemiş ve geçmediklerini görünce doktora gitmesi gerektiğine karar vermişti. Öyle de yapmıştı. Yaklaşık on yıl önce aile hakimliği denilen bir sağlık sistemi uygulanmaktaydı. ( Neden bireysel hekimlik değil de aile hekimliği hiç tartışılmamış, sanki aile olmadan tek başına yaşayanın hekimi olmazmış gibi anlam yüklenmiş bir sağlık sistemi...Bu arada artık yazmasa ve uygulanmasa da bir zamanlar lokantalar, çay bahçelerinde “aileye mahsustur” gibi ayrılmış alanlar olurdu; sanki bu alanlar güvenli ve diğer alanlar şiddetin alası yaşanabilir tarzı bir imaj vardı ve sanki aile içi şiddet denilen bir mefhum hiç yoktu ve adeta varsa da böyle bir şiddet kimseyi ilgilendirmezmiş tarzında bir anlayış...F. Engels yüz küsur yıl önce ne demişti; “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökenleri”...Çekirdek ve hücre...) Aile hekimine gitmişti. Aldığı yanıt “uyuz oldum” şeklindeki duyduğu eleştirel sözün ta kendisiydi; uyuz...Sağlık merkezinden çıkıp dışarıdaki banka oturmuş ve bir cigara yakarak teknolojinin olanaklarından yararlanarak akıllı sayılan/smart cep telefonundan araştırmaya başlamıştı; artık uyuz gerçeği ile iç-içeydi; deride konaklayan, bulaşıcı bir canlı türü olduğunu, hızla çoğaldığını okumuş, tüyleri diken diken olmuştu...Tedbir almalı ve bu mikro-organizma ile savaşmaya başlamalıydı. Onu vücudundan, evinden ve kutsal ailesinden bir an önce uzaklaştırmalıydı....Önerilen ilaçları alıp evine geldiğinde ilk iş ortak kullandığı eşyaları, koltuktan yatağa, kanepeden halıya kadar herşeyi olabildiğince dezenfekte etmekle başladı işe...Kendine ayırdığı sandalye dışında hiçbir yere oturmamaya karar verdi. Pandemi sonrası yeniden bir izolasyon sürecine girmişti...( Pandemi izolasyonu toplumsaldı ve fakat bu izolasyon ise tamamen bireyseldi; ancak bunun pandemi ile bir ilgisi var mıydı? Başka bir anlatımla covid-2 yi denetim altına almak için uygulanan aşılarla ilgisi var mıydı? Hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceği bir soruyu sormuştu bir kez...Haksız da sayılmazdı, zira gün geçtikçe ve araştırıp konuştukça uyuz denilen hastalığın, asalağın tavan yaptığını, neredeyse bulaşmadık kimse kalmadığını geç olmadan öğrenecek ve bunu sorgulayacaktı; neden? Yemek için kesilen tüm hayvanlar işlenmek üzere bacaklarından asılırlar; “her koyun kendi bacağından asılır” tanımı da buradan geliyor olmalı...Bacaklarından asılmış bir koyun gibiydi, işlenmeye hazır, tedavinin her şekline hazır...