Kartel Parti Teorisi.
Katz ve Mair 1995'te yazdı. Diyor ki:
Bir noktadan sonra iktidar ve ana muhalefet birbirine rakip değil, aynı sistemin iki bekçisi oluyor.
Nasıl?
Halkın talebi radikal. Diyelim ki "kiralara tavan gelsin, vergiler düşsün" diyor. Sokağa çıkmış hayat pahalılığını ve devlet zorbalığını protesto ediyor.
Bu talep sistem için tehlikeli, çünkü ev sahipleri, büyük şirketler, devlet bütçesi hepsi etkilenir.
İktidar çıkıp "Haddini bildiririz, bedeli olur" diyor - sert duvar.
Muhalefet çıkıp "Evinize dönün, sandıkta çözeriz, hukuka güvenin" diyor - yumuşak duvar.
İkisi de aynı sonucu üretiyor: Sokak boşalıyor, talep meclise, komisyona, 5 yıl sonraya erteleniyor. Sonra unutuluyor.
Halkı "gayri meşru isteklere razı etmek" yöntemine dönüşüyor. Halk aslında %90'ı istemediği bir şeye razı oluyor, çünkü alternatif yokmuş gibi sunuluyor.
İktidar: "Buna razı ol yoksa kaos olur"
Muhalefet: "Buna razı ol yoksa iktidar kalır"
İkisi de aynı kapıya çıkarıyor.
Gerçek muhalefet halk mı? Tarih genelde bu iddiayı haklı çıkarıyor. Büyük kırılmalar hep partilerden değil, sokaktan, pazardan, kira isyanından çıkmış.
Fransada da durum aynı türkiye siyaseti gibi ama bir fark var. Fransada gerçek muhalefet halk var. Türkiyedeki gibi işbirlikçi muhalefetin peşine takılan bir halk yok.
Fransa cumhurbaşkanının söylemleri de bu kriz retoriği düzleminde;
"Yağmalayanlar verdikleri zararın bedelini ödeyecek, Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar hesap verecek"
Fransa'da sol muhalefet de aynısını diyor şu an: "Meşru talepler var, provokasyona gelmeyin, sandıkta çözeceğiz, hukuk devleti..."
Aslında bu evrensel muhalefet repilikleri.
Biri copla, biri anayasayla sakinleştirmeye çalışıyor kalabalığı. İkisi de aynı işi yapıyor: Sokağı soğutmak.