İçeriğe atla
  • 1k Konu
    16k İleti
    Yapma KafaY
    Japonlar neden ortadoğuda müslimaları destekliyor? Yanıtı bulmak için kullandıkları araçlara bakın. Hepsi toyoto pikap. Gerçekte herkes kendi çıkarını destekliyor. Birşey televizyonda konuşuluyorsa doğru değildir yada bir aldatmacanın parçasıdır . İnsanlara anlatılanları böyle değerlendirebilirsiniz. Aleviler caferiler ehli beyti çok sevdiklerinden değil çıkarları öyle gerektirdiği için böyle davranıyorlar. Sünniler de böyle , feministler, hayvanseverler ,çevreciler , tarikatlar kürtçüler vs..hepsi aynı.
  • 461 Konu
    998 İleti
    A
    Tam adı Ebû Ali el-Hüseyin bin Abdullah bin Sînâ'dır. Kaynaklarda doğum tarihi konusunda küçük farklılıklar bulunmakla birlikte genel olarak 980 civarında Buhara yakınlarındaki Afşana'da doğduğu, 1037'de Hemedan'da öldüğü kabul edilir. Çok genç yaşta döneminin temel bilimlerini öğrenmiş; tıp, mantık ve felsefede ün kazanmıştır. İbn Sînâ, yalnızca bir hekim değil; felsefe, mantık, psikoloji, metafizik, astronomi ve doğa bilimleriyle ilgilenmiş, Orta Çağ'ın en etkili düşünürlerinden biridir. Batı dünyasında Avicenna adıyla tanınır. Özellikle tıp ve felsefe alanındaki eserleri hem İslam dünyasında hem de Avrupa'da yüzyıllarca etkili olmuştur. Başlıca eserleri: El-Kânûn fi't-Tıbb (Tıbbın Kanunu) İbn Sînâ'nın en ünlü tıp eseridir. Beş ana kitaptan oluşan kapsamlı bir tıp ansiklopedisidir. Genel tıp ilkeleri, hastalıkların nedenleri ve belirtileri, koruyucu hekimlik, ilaçlar, organlara özgü hastalıklar ve tedaviler gibi konuları sistematik biçimde ele alır. İkinci kitapta yüzlerce tıbbi madde incelenirken beşinci kitap bileşik ilaç reçetelerine ayrılmıştır. Eserin önemi yalnızca İslam tıp tarihinde değildir. Latinceye çevrilen Canon, Avrupa üniversitelerinde yüzyıllarca tıp eğitiminde kullanılmıştır; Stanford Encyclopedia, Latince çevirisinin Avrupa'daki tıp eğitiminde 17. yüzyıla kadar temel bir rol oynadığını belirtmektedir. Kitâbü'ş-Şifâ (Şifa Kitabı) Adı biraz yanıltıcıdır: Bu bir tıp kitabı değildir. Buradaki "şifa", insanın cehaletten/bilgisizlikten kurtulması anlamında düşünülebilir. İbn Sînâ'nın en büyük felsefi ve bilimsel çalışmalarından biridir. Eserde mantık, doğa bilimleri, matematik ve metafizik sistematik biçimde ele alınır. Dolayısıyla günümüzdeki anlamıyla büyük bir bilim ve felsefe ansiklopedisine benzetilebilir. Kitâbü'n-Necât (Kurtuluş Kitabı) İbn Sînâ'nın felsefi sisteminin daha özlü biçimde sunulduğu çalışmalarındandır. Mantık, doğa felsefesi, psikoloji ve metafizik gibi alanları kapsar. Stanford Encyclopedia, Şifâ, Necât ve İşârât ve't-Tenbîhâtı İbn Sînâ'nın kapsamlı felsefi dünya görüşünü ortaya koyan başlıca eserleri arasında gösterir. El-İşârât ve't-Tenbîhât (İşaretler ve Tembihler) İbn Sînâ'nın olgunluk döneminin en önemli felsefi eserlerinden biridir. Mantıkla başlayıp fizik, metafizik ve insanın rasyonel ruhuna ilişkin meseleleri ele alır. Daha yoğun ve zor bir üsluba sahip olduğu için sonraki yüzyıllarda üzerine çok sayıda şerh yazılmıştır. Hayy bin Yakzân Daha sembolik ve alegorik nitelikte bir çalışmadır. İbn Sînâ burada özellikle insan ruhu, akıl ve bilgiye ulaşma gibi meseleleri edebî-felsefi bir anlatımla işler. Ayrıca Risâletü't-Tayr (Kuş Risalesi) gibi başka alegorik eserleri de bulunmaktadır.
  • 78 2k
    78 Konu
    2k İleti
    Yapma KafaY
    @DemoKratos said: Tüm insanlıkta bir kişilik bozukluğu sorunu var. İnsan türü kritik bir dönüm noktasına ilerliyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir gün yaklaşıyor. Kapitalist düzen bireysel faşizme evrildi. Reklamlarla beyni yıkanan toplum bireyleri hiçbirşey yapmadan özel olduklarını ve daha fazlasını hakettiklerini düşünmeye başladılar. Özellikle türklerde bu zirvede.
  • 338 Konu
    3k İleti
    A
    İyeler, Türk mitolojisi ve geleneksel Türk inançlarında belirli bir yerin, doğa unsurunun, nesnenin ya da varlığın koruyucu/sahip ruhları olarak düşünülen varlıklardır. “İye” sözcüğü kabaca sahip, koruyucu ruh, hâmi anlamlarına gelir. Ancak iyeleri doğrudan “tanrı” olarak düşünmek doğru değildir. Daha çok doğadaki belirli alanlarla ilişkili ruhani varlıklar olarak tasavvur edilirler. Örneğin gelenek ve bölgelere göre adlandırmalar değişmekle birlikte yer, su, dağ, orman, ateş ve ev/ocak gibi alanların bir “iyesi” bulunduğuna ilişkin inanışlarla karşılaşılır. Bunların temel düşüncesi, insanın çevresindeki doğanın cansız ve bütünüyle kendisine ait olmadığıdır; doğanın da kendine özgü bir düzeni ve manevi sahipleri vardır. Bu nedenle eski Türk topluluklarında su kaynaklarını kirletmemek, ateşe saygısızlık etmemek, bazı ağaçlara zarar vermemek veya kutsal kabul edilen yerlere belli bir saygıyla yaklaşmak gibi davranışlar yalnızca pratik kurallar değil, kutsal düzenle ilişkili tutumlar olarak da görülebiliyordu. Özellikle Yer-Su kavramı önemlidir. Eski Türk inançlarında yerler, sular ve bunlarla bağlantılı kutsal varlıklar/ruhlar önemli bir yere sahiptir. İye kavramıyla Yer-Su anlayışı birbirine yakın olsa da bunları her kaynakta tamamen aynı kavramlar gibi değerlendirmemek gerekir. İyelerin bir başka ilginç tarafı da onların her zaman modern anlamda “iyi ruh” şeklinde düşünülmemesidir. Korudukları alana saygılı davranıldığında yardımcı veya koruyucu; kurallar ihlal edildiğinde ise zarar verici ya da cezalandırıcı özellikler gösterebildiklerine ilişkin anlatılar vardır. Su İyesi: Göl, nehir ve pınarların koruyucu ruhudur. Orman İyesi: Ormanları, ağaçları ve hayvanları korur. Dağ İyesi: Dağların ve yüksek yerlerin koruyucu ruhudur. Ateş İyesi: Ateşi ve ocağı korur; ateşe saygısızlık edilmemesi gerektiğine inanılır. Ev İyesi: Evi ve aileyi koruyan ruhtur. Genel inanışta iyelere ve korudukları alanlara saygılı davranılırsa insanları korudukları, saygısızlık edilirse zarar verebildikleri düşünülür.
  • 440 Konu
    3k İleti
    phiP
    eski mihribanlar yok artik, hepsi anasinin gozu olmus.
  • 26 Konu
    957 İleti
    phiP
    Değerli Üyelerimiz, Sizlere daha hızlı, güvenli ve kesintisiz bir tartışma ortamı sunabilmek adına forum altyapımızı sürekli geliştiriyoruz. Neler Yapıyoruz? Güncel Altyapı: Forumumuzun bel kemiği olan NodeBB altyapısını ve tüm temalarımızı/eklentilerimizi en güncel sürümlerinde tutuyoruz. Eksiksiz ve Temiz Kod Yapısı: Arka plandaki tüm kodlamaları düzenli olarak denetliyor, hataları ve performans kayıplarını anında gideriyoruz. Modern ve Kesintisiz Deneyim: Hem mobil hem de masaüstü cihazlarda en hızlı, modern ve erişilebilir kullanımı hedefliyoruz. Sizlerin geri bildirimleri bizler için çok kıymetli. Sitede karşılaştığınız herhangi bir aksaklığı veya geliştirme önerinizi [Geri Bildirim / Destek] bölümünden bizlerle paylaşabilirsiniz. Keyifli ve bol etkileşimli forumlar dileriz!
  • eski mihribanlar yok artik, hepsi anasinin gozu olmus.

    daha fazla oku

  • İyeler, Türk mitolojisi ve geleneksel Türk inançlarında belirli bir yerin, doğa unsurunun, nesnenin ya da varlığın koruyucu/sahip ruhları olarak düşünülen varlıklardır.
    “İye” sözcüğü kabaca sahip, koruyucu ruh, hâmi anlamlarına gelir. Ancak iyeleri doğrudan “tanrı” olarak düşünmek doğru değildir. Daha çok doğadaki belirli alanlarla ilişkili ruhani varlıklar olarak tasavvur edilirler.
    Örneğin gelenek ve bölgelere göre adlandırmalar değişmekle birlikte yer, su, dağ, orman, ateş ve ev/ocak gibi alanların bir “iyesi” bulunduğuna ilişkin inanışlarla karşılaşılır. Bunların temel düşüncesi, insanın çevresindeki doğanın cansız ve bütünüyle kendisine ait olmadığıdır; doğanın da kendine özgü bir düzeni ve manevi sahipleri vardır.

    Bu nedenle eski Türk topluluklarında su kaynaklarını kirletmemek, ateşe saygısızlık etmemek, bazı ağaçlara zarar vermemek veya kutsal kabul edilen yerlere belli bir saygıyla yaklaşmak gibi davranışlar yalnızca pratik kurallar değil, kutsal düzenle ilişkili tutumlar olarak da görülebiliyordu. Özellikle Yer-Su kavramı önemlidir. Eski Türk inançlarında yerler, sular ve bunlarla bağlantılı kutsal varlıklar/ruhlar önemli bir yere sahiptir. İye kavramıyla Yer-Su anlayışı birbirine yakın olsa da bunları her kaynakta tamamen aynı kavramlar gibi değerlendirmemek gerekir.

    İyelerin bir başka ilginç tarafı da onların her zaman modern anlamda “iyi ruh” şeklinde düşünülmemesidir. Korudukları alana saygılı davranıldığında yardımcı veya koruyucu; kurallar ihlal edildiğinde ise zarar verici ya da cezalandırıcı özellikler gösterebildiklerine ilişkin anlatılar vardır.

    Su İyesi: Göl, nehir ve pınarların koruyucu ruhudur.
    Orman İyesi: Ormanları, ağaçları ve hayvanları korur.
    Dağ İyesi: Dağların ve yüksek yerlerin koruyucu ruhudur.
    Ateş İyesi: Ateşi ve ocağı korur; ateşe saygısızlık edilmemesi gerektiğine inanılır.
    Ev İyesi: Evi ve aileyi koruyan ruhtur.

    Genel inanışta iyelere ve korudukları alanlara saygılı davranılırsa insanları korudukları, saygısızlık edilirse zarar verebildikleri düşünülür.

    daha fazla oku

  • Tam adı Ebû Ali el-Hüseyin bin Abdullah bin Sînâ'dır. Kaynaklarda doğum tarihi konusunda küçük farklılıklar bulunmakla birlikte genel olarak 980 civarında Buhara yakınlarındaki Afşana'da doğduğu, 1037'de Hemedan'da öldüğü kabul edilir. Çok genç yaşta döneminin temel bilimlerini öğrenmiş; tıp, mantık ve felsefede ün kazanmıştır. İbn Sînâ, yalnızca bir hekim değil; felsefe, mantık, psikoloji, metafizik, astronomi ve doğa bilimleriyle ilgilenmiş, Orta Çağ'ın en etkili düşünürlerinden biridir. Batı dünyasında Avicenna adıyla tanınır. Özellikle tıp ve felsefe alanındaki eserleri hem İslam dünyasında hem de Avrupa'da yüzyıllarca etkili olmuştur.

    Başlıca eserleri:

    El-Kânûn fi't-Tıbb (Tıbbın Kanunu)
    İbn Sînâ'nın en ünlü tıp eseridir. Beş ana kitaptan oluşan kapsamlı bir tıp ansiklopedisidir. Genel tıp ilkeleri, hastalıkların nedenleri ve belirtileri, koruyucu hekimlik, ilaçlar, organlara özgü hastalıklar ve tedaviler gibi konuları sistematik biçimde ele alır. İkinci kitapta yüzlerce tıbbi madde incelenirken beşinci kitap bileşik ilaç reçetelerine ayrılmıştır.

    Eserin önemi yalnızca İslam tıp tarihinde değildir. Latinceye çevrilen Canon, Avrupa üniversitelerinde yüzyıllarca tıp eğitiminde kullanılmıştır; Stanford Encyclopedia, Latince çevirisinin Avrupa'daki tıp eğitiminde 17. yüzyıla kadar temel bir rol oynadığını belirtmektedir.

    Kitâbü'ş-Şifâ (Şifa Kitabı)
    Adı biraz yanıltıcıdır: Bu bir tıp kitabı değildir. Buradaki "şifa", insanın cehaletten/bilgisizlikten kurtulması anlamında düşünülebilir. İbn Sînâ'nın en büyük felsefi ve bilimsel çalışmalarından biridir.

    Eserde mantık, doğa bilimleri, matematik ve metafizik sistematik biçimde ele alınır. Dolayısıyla günümüzdeki anlamıyla büyük bir bilim ve felsefe ansiklopedisine benzetilebilir.

    Kitâbü'n-Necât (Kurtuluş Kitabı)
    İbn Sînâ'nın felsefi sisteminin daha özlü biçimde sunulduğu çalışmalarındandır. Mantık, doğa felsefesi, psikoloji ve metafizik gibi alanları kapsar. Stanford Encyclopedia, Şifâ, Necât ve İşârât ve't-Tenbîhâtı İbn Sînâ'nın kapsamlı felsefi dünya görüşünü ortaya koyan başlıca eserleri arasında gösterir.

    El-İşârât ve't-Tenbîhât (İşaretler ve Tembihler)
    İbn Sînâ'nın olgunluk döneminin en önemli felsefi eserlerinden biridir. Mantıkla başlayıp fizik, metafizik ve insanın rasyonel ruhuna ilişkin meseleleri ele alır. Daha yoğun ve zor bir üsluba sahip olduğu için sonraki yüzyıllarda üzerine çok sayıda şerh yazılmıştır.

    Hayy bin Yakzân
    Daha sembolik ve alegorik nitelikte bir çalışmadır. İbn Sînâ burada özellikle insan ruhu, akıl ve bilgiye ulaşma gibi meseleleri edebî-felsefi bir anlatımla işler. Ayrıca Risâletü't-Tayr (Kuş Risalesi) gibi başka alegorik eserleri de bulunmaktadır.

    daha fazla oku

Forum Bilgisi

Kimler Çevrimiçi [Tam liste]

Şu anda 2 aktif kullanıcı var (1 üye ve 1 misafir).
cobalt30

Forum İstatistikleri

Üyelerimiz 2.5k konuda toplam 26.0k ileti yazdı.
Şu an itibariyle kayıtlı 124 üyemiz bulunmaktadır.
Aramızda görmekten mutluluk duyduğumuz en yeni üyemiz, cobalt30.
Tek seferde en fazla çevrimiçi kullanıcı sayısı 19 Ocak 2026 Pazartesi günü, 102 kişiydi.