• Üniversitenin büyülü havasına kaptırıp gidiyordum.Henüz üçüncü sınıfta olmama rağmen, önceki yıllardan kaldığım birçok dersim olsada kafama takacak durumda değildim o zamanlar.Arkadaşlarımla gezip tozup, günümü gün edip sonrada acıklı bir mektup yazardım aileme...

    -"Anneciğim... Babacığım. Param bitmek üzere. Ve yine çok zor durumda kaldım. İnanın arkadaşlarım kantinde tost yerken bir köşeden onlara bakar oldum. Bu ay ki harçlığımı biraz erken gönderirseniz okadar mutlu olurum ki...Doktor adayı oğlunuz BİLAL-"

    İki gün sonra da mektubuma karşılık gelirdi. Ve içinde de beni birsüre idare edecek kadar para...Okula çoğu gün gitmeyip, arkadaşlarımla o cafe senin bu pastane benim, zamanımı böyle geçirirdim... Dördüncü senemde böyle geçince, mezun olamadım tabi...

    Yaz tatilinde köye geldiğimde ise birsürü yalan uydurdum anne, babama... Ve iki yıl daha üniversiteye gitmem gerektiğini anlattığımda, yüzlerindeki o yorgunluğu hiç farkedememiştim o an... Köyde çok sıkılmıştım üç ay içinde. Büyük şehrin şatafatlı hayatı gözümü çoktan boyamış, üniversite gençliğinin büyük çoğunluğunun benimsediği kültüre çoktan adım atmıştım... Eskiden yere ekmek düşse hemen alel acele ekmeği yerden alıp üç defa öpüp alnına koyan Bilal gitmiş, anne babasının önünde bacak bacak üstüne atan bir Bilal gelmişti yerine çoktan... Pantolonlarım yırtık pırtık zamane modasına uygun olduğu için köyde hayalet gibi baksalarda bana umurumda değildi ozamanlar...Ailemi hal ve haraketlerimle rezil ettiğimin farkında bike değildim.

    Üç ay boyunca elimi tek işe sürmedim...Gitme günü geldiğinde babamdan para istemek için ağıla gittiğimde ağladığını gördüm babamın. Beneklinin boynuna sarılmış öperken koskoca adam ağlıyordu inanırmısınız?

    "Benekli 'babamın çok sevdiği atıydı... Hergün yanına gidip onu sevmese huzursuz olurdu. Okadar severdi yani bu atı. Ona rahmetli dedemden yadigar olduğunu hatırlıyorum...Ağıla girdiğimi görünce arkası bana dönük olduğu halde gözyaşlarını sildi. Titreyen sesinden hala ağladığını anlayabilmiştim...
    -"Oğlum... İnci eve git sen. Ben inci paranı hazır edip geliyom-" dediğinde sorgulamadım o halini. Ve eve gittim...

    Yarım saat sıionra ağıl'ın oraya bir kamyon geldi. Onuda pek önemsemeden annemle helalleştim... Oda pek üzüntülüydü...Beni yolcu ediyorlardı ya. Elbette buna yormuştum üzülmelerinin sebebini...

    Sonra babam eve geldi ve az beklememi söyleyip annemle odalarına girdiler. Ayak ucumda odanın kapısına kadar gidip kulağımı kapıya dayadım....
    -"Üzülme hanım. Biliyorum annenden hatıraydı o golye... Sana yemin ediyom, kuyumcu Rıfat satmayacak o golyeyi....Konuştum diyom. Başkasına satmayacak. Ağlama iki gözümün çiçeği Herşey yavrımız için. Banada Benekli'den ayrılmak okadar zor geldiki...Ellerim ditredi onu satarken... Şimdiden kokusunu bile özledim-"diye titreyen sesiyle fısıldarak anneme bunları söylediğinde, anahtar deliğinden ikisininde ağlayarak bana verilmek üzere para hazırladıklarını gördüğümde yüreğime birşey saplandı sanki....

    Üç ay boyunca iştahla yemeğimi yerken, onların bana yemek yetirmek için iştahsız davrandıklarını neden o an anlamıştım?

    Otobüs üniversite okuduğum şehre varıncaya kadar kimse görmesin diye arka beşliye geçip hüngür hüngür ağladım o gün....

    Bir gün sonra anne babamdan habersiz köye döndüm. Aklımdaki işi halledip hemen tekrar okuduğum şehre gelmiştim....

    Okuldan önce çalışabileceğim yarım günlük bir işi bulmuştum. Deli gibi hem derslerime çalışıyor, hemde evden para istemiyordum artık. Babam ne zaman mektup gönderse, param olup olmadığını sorsa, hala paramın bitmediğini söylüyor birazda onları şaşırtıyordum mektupta yazdıklarına göre...

    Yıllar geçip, doktoramı yapıp diplomamı elime aldığım gün eski dağınık halimden eser de kalmamıştı...Memlekete vardığımda önce kasabaya uğradım...

    Köy yoluna girdiğimde ise içim içime sığmıyordu artık... Babam evimizin patika yolunda annemle birlikte beni bekliyordu. İkisininde heyecanını yüz metre uzaktan sezebilmiştim. Babam beni Benekli'nin üzerinde gördüğünde ise duramadı o an yerinde... O yaşlı adamın düşe kalka nasıl koştuğunu gördüğümde gözyaşlarıma hakim olamadım inanın... Babamın Benekli'yi sattığı günün ertesi günü köye dönmüş, atı'nı sattığı adamla senet yapmıştım yalvar yakar... Kuyumcu Rıfat' a da annemin kolyesini kimseye satmamısını, her ay ona para gönderip borcumu ödediğim gün kolyeyi tekrar alacağımı söylemiştim...Ve köye döndüğüm gün ikisinide geri aldım.

    Babam yanıma vardığında doktorluk diplomamı uzattı bana. Diplomamı eline alıp, gözyaşlarıyla belki yirmi defa bir bana bir Benekli'ye sarılıp öptü hıçkırıklarla... Anneme'de, ona annesinden hatıra kolyeyi verdiğimde öyle mutlu olduki...Herşeyi anlattım o gün anne babama... Beni affetmelerini istedim... Muayenehane'mi açtığım ilk gün odama koyduğum ve en önemsediğim şey ise anne babamın resmi olmuştu...

    Yemez yedirirler. Giymez giydirirler. Parasız kalmayalım diye öyle şeylerden fedalarkarlıklar ederler ki... Bir doktor, öğretmen, mühendis çok zor olunur elbet.. Ama evlatlarının okuyabilmesi için anne babanın yaptıkları daha zordur belkide... Öğrenci kardeşlerime ithafen...

    #Yazar #Mertaşkın
    #doktorolmak
    #doktor
    #hikaye
    #hüzün
    #aşk


Benzer Konular