• Şehrin çok uzağında bir madende çalışmaya gelen on iki yaşlarında iki çocuk vardı o gün işçilerin arasında...Her hallerinden sokak çocukları olduğu ne kadar da belliydi.Açlıktan bitap düşseler de ustabaşı onlara da iş versin diye güçlü görünmeye çalışıyorlardı...Çok basitti konu... Akşama kadar o ağır, vücuda zarar veren gazın ve asidin içinde çalışırlarsa karınları doyacak, ustabaşı onları gruba dahil etmezse çöplerde ekmek arayacaklardı...Şehirde sakat ve çalışmaya elverişsiz insanların iş bulamadıkları için canlarını tehlikeye atarak kendilerini feda ederek ailelerine ekmek götürebilmeleri için mecbur çalışmaya geldikleri bir mağaraydı burası...Ve o mağaralarda kaçak olan çalıştırılan işçilerin vücutları yıllar içinde tahrip olsada,hatta ölselerde asit ve zararlı gazlardan çaresiz oldukları için çalışmaya devam ederlerdi...

    Efrahim ve Cengiz iki sokak çocuğuydu. Belki bir haftadır doğru dürüst bir yemek girmeyen karınlarını o gün o mağarada çalışmanın karşılığında doyurabileceklerinin hayalini yaşayarak başladılar işe... Ve iyide çalıştılar. Akşam üzeri ikisininde takatleri kalmamıştı.Mağaradan çıkan elli kadar işçinin arasında günlüklerini aldıklarında koşarak hergün mağaranın önünde bekleyip hasta annesinin yaptığı cevizli kurabiyeleri satan çocuğun yanına gittiler hemen... Ellerindeki parayı uzatıp çocuktan cevizli kurabiyeleri satın aldıklarında öyle iştahla yemeğe başlamışlardı ki... Kurabiye satıcı Sabri de onların yaşlarında bir çocuktu. Ve tüm kurabiyelerini işçilere sattıktan sonra onlara imrenir halde bakışlar fırlatmıştı... Açlığı ne kadar da belli oluyordu halinden...

    Efrahim boş sepeti elinde tutan kurabiye satıcısı çocuğu yanına çağırıp, hikayesini dinlediğinde kendi halinden pekte farklı olmadığını anlamıştı Sabrininde. Hasta annesin zorlukla yaptığı kurabiyeleri gün boyu satıp akşam ise annesine ilaç götürebilmenin derdini çeken çocuğun, kendisine kalan parayla sadece ertesi günkü kurabiye malzemeleri için sermaye kazanabildiğini duyduğunda, elindeki üç kurabiyeden birini ona uzattı...Cengiz'de sessizce geldi hiç tanımadığı çocukların yanına o an. Az ileriden kurabiye satıcısının konuşmalarına o da şahit olmuştu. Ve üç kurabiyeden bir tanedesinide o uzattı Sabri'ye. Varlığı paylaşmak kolaydı... Ama yokluğu paylaşabilen, ve birbirini hiç tanımayan, fakat dertlerini acılarını anlayabilen o üç çocuk sıkı bir dost olmuşlardı o gün... Sabri belkide ilk defa yiyordu annesinin kurabiyelerinden... Birçok defa şehirde satış yaparken sıcacık kurabiyelerden yemek istesede, hasta annesine ilaç alamayacağı korkusuyla tadına dahi bakamadığı iki kurabiyeyi iştahla yedikten sonra dostlarının gözlerine baktı ve defalarca teşekkür etti onlara mutluluk gözyaşlarıyla ...

    Hergün mağarada karın tokluğuna çalışmaya başlamışlardı o günden sonra .Şehirde başka bir iş arasalarda zaten kimsenin onlara iş verdiği yoktu ki...Bu zor hayatta günden güne mağaranın ciğerlerini yaktığı o havasında tek gerçek kazançları dostlukları olmuştu. İş çıkışı Sabri' nin cevizli kurabiyelerinden alıp onları iştahla yerken birbirleriyle sohbet etmek, kimi zaman onca yorgunluğun üzerine oyunlar oynamak ne kadar da mutlu ediyor du onları...Saat tam beşte işleri bitiyor ve mağaranın önündeki ağacın altında buluşuyorlardı...Çocuk akıllarıyla kimi zaman bu dostluğa daha fazla katkı yapanın kendileri olduğunu söylediklerinde Sabri içten içe üzülürdü.Evet herzaman kendisiyle kurabiye paylaşan dostları gerçektende daha fazla katkı yapıyordu bu dostluğa... Fakat sonra bir oyun bulup uzaklaşırlardı bu düşüncelerinden. Fakat bu konu Sabri'nin aklında hiç silinmeyecek bir düşünce olarak kalmıştı...

    Tam iki sene boyunca hergün o mağaranın önünde buluştular iş çıkışı. Ve Sabri' nin hasta annesinin o nefis kurabiyelerinden yemeye devam ettiler... Efrahim ve Cengiz 'in mağarada iş bittikten sonraki durakları kimi zaman bir parktaki bank, kimi zaman çöplükte bırakılmış bir eski araba olurdu. Orada sabahlarlar. Sonrada şehrin az dışında kalan mağaraya giderlerdi erkenden.Öyle sağlam bir dostluk kurmuşlardı ki. Asla ve asla dostluklarının bozulmaması için yeminler ettiler. Kaç yaşında olurlarsa olsunlar, yine mağaranın önündeki ağacın altında hepbirlikte cevizli kurabiye yiyerek, aslında dostluklarının tadını hiç unutmayacaklarına dair söz verdiler birbirlerine. Böylece tam beş yıl geçti aradan...

    Ve beş yıl sonra ilk defa işten çıktıklarında Sabri'yi görememişlerdi her zaman buluştukları ağacın altında.Şehirde herkese sorup Sabri'nin evini bulduklarında ise acı gerçeği öğrenmişlerdi... Duvalarında koca delikler olan ve damından içeriye yağmur damlaları süzülen harabe bir evin önünde hıçkıra hıçkıra ağlayan arkadaşları, onları görünce koşarak sarılmış ve
    -"Artık cevizli kurabiye yapacak bir annem yok. Annem dün gece öldü.Birtek siz varsınız artık -" demişti gözyaşlarıyla...Bir araya gelmelerini sağlayan cevizli kurabiyelerin ustasının cenazesinde hepsi aynı acıyı hissettiler yüreklerinde... Zaten dostluk birinin hissettiği acıyı diğerininde hiasetmesi değilmiydi?

    Cenazeden sonra Sabri de mağarada çalışmaya başlamıştı dostlarıyla birlikte.. O günlerde bir ihbar sonucu polis kanunsuz ve insan sağlığına zararlı işci çalıştırılan mağaraya baskın vermiş ve orada çalışanlarla birlikte tüm işverenleride tutuklamak istemişti...Üç dost için ayrılma vaktiydi artık... Ve hayatlarında yeni bir kapı açılsada dostluklarını asla unutmayacaklarını ve her sene belirli bir günde o ağacın altında buluşacaklarını, birbirlerine gözyaşlarıyla yineleyerek şehrin farklı taraflarına doğru kaçmaya başladılar polisten.

    Ve hepsi yeni birer hayat kurmuş.Efrahim zengin bir ailenin yanında bahçevan olarak, Cengiz yaşlı bir adamın yanında şöförlük yaparak, Sabri ise küçük bir dükkan açıp cevizli kurabiye satarak devam etmişti...Her sene sözleştikleri gün farklı şehirlerden gelip o mağaranın önündeki ağacın altında buluşup Sabri'nin getirdiği cevizli kurabiyeleri yerlerken eski günleri yaad ederler, Sabri ise kurabiyeyi her ısırdığında dostlarının bu beraberliğe daha çok fedakarlık yaptığına dair ezikliği yüreğinde hissetmeye devam ederdi içten içe.Her sene ağacın üzerine buluştuklarına dair attıkları çizgileri çizmeyi de ihmal etmiyorlardı.

    Yıllar geçtikçe herkesin hayatında değişiklikker olmaya başlamış, Efrahim ve Cengiz hayatlarının kadınlarıyla karşılaşıp evlenmişlerdi... Üç sende daha sözleştikleri günlerde üç defa o ağacın altında buluştular...Efrahim ve Cengiz ise sonraki üç buluşmaya çeşitli bahaneler üretip gelmemişlerdi... Efrahim o sene fazlasıyla rahatsızlanmış,ilk çocuğunun doğduğu günlerde ise mağara da çalıştığı yılların vücudunda bıraktığı tahribatın etkisiyle biranda rahatsızlanıp hastahaneye yatırılmıştı... Tüm birikimini kullanıp, doktoru vasıtasıyla uygun bir donör bulunmuş ve hemen senelerce mağara asidi ve gazıyla tahrip olan organları sağlığına kavuşmuştu bu ameliyatla...Ve ölmek üzereyken hayata tutunmuştu...

    Ameliyattan üç yıl sonra ise bir gazetede, senelerce karın tokluğuna çalıştığı o mağarada, o dönemde çalışan işçilerin tamamının çeşitli hastalıklardan öldüğünü okuyunca, üç sene boyunca aklına gelmeyen dostları gelmiş.Ve binbir zorlukla Cengiz'e ulaşmıştı... Ne kadar sorup soruştursalar da Sabri'ye ulaşamamışlardı...Buluşma günlerine bir hafta kalmıştı. Sabri'nin muhakkak oraya geleceğini düşündüler. Ve bir hafta sonra şehirlerinden yola çıkıp, mağaranın önündeki ağacın altına gelmişlerdi... Fakat gördüklerine inanamamışlardı oraya vardıklarında... Mağaranın önü bu geçen süre zarfında şehir mezarlığı olmuştu... Ağacın altına gittiklerinde ise, Sabri nin bulışmaya gitmedikleri yıllarda üç çizgi daha attıklarını görmüşlerdi ağaca... Dostluklarını biran unutmanın hüznüyle Sabri'yi göremeden şehirlerine dönerken bir sonraki yıl için muhakkak mağaranın önündeki ağacın altında buluşmayı düşünüyorlardı...

    Bir yıl daha geçti. Tam buluşma günleri Efrahim ve Cengiz sözleştikleri saatte o ağacın altındaydı. Ağaçta bir çizik daha görselerde Sabri'yi görememişlerdi... Şaşkınlıkla birbirlerine bakarken hiç tanımadıkları bir adam ellerinde nefis kokan cevizli kurabiye paketiyle yaklaştı yanlarına. Veşöyle dedi üzülerek:

    -"Af edersiniz.. Ben dostunuz Sabri'nin selamını ve notunu getirdim size.İşlerimin yoğunluğu ve unutkanlığım sebebiyle bana yaptığını vasiyeti size bir yıl geç ulaştırmanın hüznünü yaşıyorum deyip. Lütfen beni bağışlayın-" deyip paketi uzatmıştı Efrahim ve Cengiz'e... İki arkadaş notu alıp ilk satırlarını okuduklarında gözyaşlarına boğulmuşlardı... Şöyle yazmaktadı o notta :
    -" Benim güzel dostlarım...Dostluk herşeyini paylaşmaktır öyle değilmi? Siz benimle cevizli kurabiyeleri paylaşarak hep en büyük katkıyı yaptınız dostluğumuza... Annemin kanser hastalığının genetik olarak bana geçtiğini ve son evresinde olduğunu, kısa bir ömrüm kaldığını öğrendiğim günlerde ikinizinde mağaranın vücudunuzda bıraktığı tahribatla hastahaneye kaldırıldığınızı öğrendim.Doktorum vasıtasıyla sizi tekrar sağlığınıza kavuşturmak için bir fedakarlık yapmak istedim bende. Çünkü hep en büyük fedakarlıkları siz yaptınız bu dostluk için...Siz sağlıkla yaşayın diye sizin donörünüz olmayı seçtim. Şimdi bu hayata gözlerimi kapatsamda, dostlarıma sağlıklı bir hayat bırakmanın mutluluğu içindeyim...Sakın gelmediğimi sanmayın. Benim yerime doktoruma ağaca bir çizgi atmasınıda rica etmiştim. Bakın tam karşınızdaki mezardayım. Ağacın tam karşısında mezarımın olmasını istedim.Böylelikle her yıl yaptığımız dostluk toplantısına yine katılmış olacağım... Doktorumun size getirdiği nefis kurabilerden bir ısırıkta benim için alın olur mu? Umarım bu dostluğa artık bende sizin kadar katkı yapabilmişimdir...

    Dostunuz SABRİ."-


Benzer Konular

  • 4
  • 2
  • 2
  • 2
  • 5