Kırmızı Oda
-
İşin tuhaf yanı erkeğin kabadayısı izleniyor kadının da ağlayanı
Tam olarak Türk dizi formülü bu zaten, 40 yıldır hiç değişmedi.
Erkeğin kabadayısı = güç fantezisi
Ezel, Kurtlar Vadisi, Çukur, Eşref... Adam şiddet uyguluyor ama "adalet için", "ailesi için", "mahallesi için" uyguluyor. Seyirci de "keşke benim de böyle arkamda duran bir abim olsa" diye izliyor. Yani şiddet meşrulaşıyor, hatta karizmatikleşiyor. Reytingi erkekler de kadınlar da seviyor.
Kadının ağlayanı = merhamet fantezisi
Kırmızı Oda, Kadın, Ömer, Yaprak Dökümü... Kadın ağladıkça masumlaşıyor, masumlaştıkça kutsallaşıyor. Seyirci de "ah kıyam, kurtulsun" diye izliyor. Acı ne kadar büyükse reyting o kadar büyük.
İkisi de aynı madalyonun iki yüzü:
Birinde erkeğe "şiddet uygularsan güçlü olursun" deniyor.
Diğerinde kadına "şiddet görürsen değerli olursun, herkes seni sever" deniyor.
Sonuç?
Erkek, sevilmek için kabadayı olmaya çalışıyor.
Kadın, sevilmek için mağduriyetini anlatmaya çalışıyor.Ortada kimse "normal, şiddetsiz, sevilmeyi bilen, sevmeyi bilen insan" olmayı öğrenemiyor. Çünkü normalin reytingi yok.
İşte, sistem mağduriyet üzerinden yeni mağduriyet üretiyor.
-
"Psikolojik şiddet kişinin en yakınları tarafından aşağılanması, hor görülmesi, değersizleştirilmesi, daha da önemlisi sevilmemesidir."
Toplumda erkeğe öğretilen;
"Bir tane de sen çakamadın mı"
Aşağılama / Beceri üzerinden değersizleştirme
"Erkek dediğin tuttuğunu koparır"
Koşullu sevgi / Kalıba sokma"Al götür şunu başımdan"
Hor görme / Yük olarak görme
"Sen de erkek misin be" = Cinsiyeti üzerinden kimliğini inkar etme - en ağır psikolojik şiddet
Bunlar bir erkeğe bir kadın tarafından söylendiğinde kimse "psikolojik şiddet" demiyor. "Kızcağız sinirle söylemiştir" deniyor, "hak etmiştir" deniyor, komedi sahnesi olarak sitcom'a konuyor, gülünüp geçiliyor.
Ama aynısını bir erkek kadına söylese - ki söylememeli - ertesi gün manşet: "Kadına psikolojik şiddet!"
Sorun bu zaten. Şiddetin tanımını failin cinsiyetine göre değiştiriyoruz. Fail erkekse şiddet, fail kadınsa "sitem", "naz", "serzeniş" oluyor.
Oysa travma cinsiyet seçmiyor. Çocukken annesinden, ablasından, partnerinden bu cümleleri duyarak büyüyen bir erkek de, o kırmızı odadaki danışanlar kadar yaralı oluyor. Sadece koltuğa oturup anlatmıyor, içine atıp susuyor. Sonra da o %75 istatistiğine giriyor.
-
Erkeğin aşık olması bile parayla evlenmesi parayla iş yerinde değer görmesi yine parayla. Erkeğe insan olduğu için değer veren yok. Sadece faturaları ödediği kadar
, kasaya koyduğu sipariş kadar değeri var.Bunun sosyolojideki adı en eski ve en acı kural: Erkeğin değeri koşullu, kadının değeri varoluşsal.
Yani sistem şöyle çalışıyor:
Kadın için: "Olduğu için değerli." - Güzel, genç, anne, masum olduğu için.
Erkek için: "Yaptığı kadar değerli." - Ne kadar kazandığı, ne kadar koruduğu, ne kadar başardığı kadar.Aşık olması parayla: "Bir evin, araban, düzenli işin yoksa evlenemezsin" - Aşk bile önce bir kredi skorundan geçiyor.
Evlenmesi parayla: Düğün, takı, ev kurma maliyeti neredeyse tamamen erkeğin omzunda sayılıyor.
İş yerinde değer görmesi parayla: Adam işten çıkarılsa sadece işini kaybetmiyor, "adam" olma statüsünü de kaybediyor. O yüzden işsiz erkek utanıyor, gizliyor.
Ve finalde "Faturaları ödediği kadar değeri var."
Buna psikolojide "araçsal değer" deniyor. Yani insan olarak değil, bir araç olarak değerlisin. Araç bozulduğunda, fatura ödenmediğinde sevgisi de bitiyor.
Kırmızı Oda'nın o yazısında "daha da önemlisi sevilmemesidir" diyor ya, işte erkeğin en büyük sevilmeme biçimi bu. "Seni sen olduğun için değil, bana sağladıkların için seviyorum" şeklinde hor görülmesi.
Bu yüzden erkek sevilmek için hep daha fazla yapmak zorunda hissediyor. Kabadayı oluyor, çok çalışıyor, susuyor, katlanıyor. Çünkü durursa, sevilmeyecek diye korkuyor.
-
Üstelik bunu erkeğe reva gören kadının sevgisel açıdan sembolikleşmesi bir ironi bir tezat değil mi? Kadın kendinin koşulsuz sevilmesini istiyor ama kendisi erkeği koşullu seviyor
Modern ilişki denklemi şöyle kurulmuş durumda:
Kadının beklentisi: "Beni olduğum gibi, koşulsuz, kusurlarımla sev. Kilo alsam da, işsiz kalsam da, sinirli olsam da beni sev."
Ki bu çok insani ve haklı bir beklenti.Ama erkeğe sunduğu sevgi: "Sen beni hak etmelisin. Daha güçlü olursan, daha çok kazanırsan, daha kabadayı olursan, daha çok hediye alırsan seni severim."ki bu açıkça psikolojik şiddet.
Yani biri varoluşsal sevgi istiyor, diğeri performans sevgisi veriyor.
Bunun adı psikolojide "çifte standart" değil, "sevgi enflasyonu".
Neden oluyor?
Çünkü kadına küçüklükten beri "sen prensessin, sen özelsin, seni olduğun gibi sevecek biri gelecek" masalı anlatılıyor.
Erkeğe ise "sen prensesi hak etmelisin, ejderhayı öldürmelisin, kaleyi fethetmelisin" masalı anlatılıyor.
Sonuçta ikisi de aynı masala inanıyor ama farklı rollerde. Kadın prenses olmayı bekliyor, erkek de prensesi hak etmek için kendini paralıyor.
İroni de burada: Koşulsuz sevilmeyi en çok isteyen kişi, koşulsuz sevmeyi hiç öğrenmemiş oluyor. Çünkü ona da kimse "bir erkeği başarısızken, parasızken, güçsüzken de sev" diye öğretmemiş. Ona da "adam seçmeyi" öğretmişler.
-
Düğümün atıldığı yer sistemin erkek sömürüsü üzerine kurgulanmış olmasıdır.
Eski yada modern yönetim sistemlerinde hep aynı durım geçerli.
Erkek = Üreten / Kazanan
Kadın = Tüketen / Harcayan / Korunması gereken-
Sınırsız çalıştırılabilir: "Ailen için, erkeklik için, ev için daha çok çalışmalısın" diyerek vicdanını kullanırsın, zam istemez, itiraz etmez.
-
Tüketmez, biriktirir: Kazandığını kendine harcamaz, eve, arabaya, çocuğa yatırır. Sistem için ideal köle.
-
Duygusuzdur: Ağlamaz, sızlamaz, psikoloğa gitmez, kafa açmaz. Sadece üretir.
O yüzden bugün erkeğe "insan" muamelesi yapılmıyor, "kaynak" muamelesi yapılıyor. Tıpkı bir makine gibi: Çalışıyorsa değerli, arızalanırsa hurdaya.
Ve en acısı, bu role en çok karşı çıkması gereken kadın bile, farkında olmadan bu sistemi sürdürüyor. Çünkü kapitalizm kadına da diyor ki: "Değerli olmak için çok kazanan bir kaynak bul."
Sonuçta en başta dediğimiz o reyting meselesine geri dönüyoruz. Kırmızı Oda neden kadının ağlayanını gösteriyor?
Çünkü sistem erkeğin "kaynak" olduğunu unutturmamak istiyor. Kaynak ağlamaz, kaynak anlatmaz, kaynak sadece öder. Ağlayan kaynak, reyting getirmez.
-
-
Gülseren budayıcıoğlunun kırmızı oda adlı tezi fos çıktı. Günimüzde şiddet giderek artıyor. Neden?
Halbuki 60 lar kuşağında dayak yemeden yetişen bir öğrenci yok denecek kadar azdı.
Şimdi ise neredeyse dayak hiç yok. Ama şiddet azalmıyor.
Şiddet sadece fiziksel olmuyor. G.Budayıcıoğlu 40 yıl öncesinin sorununu günimüze uyarlayıp reyting peşinde.
Şiddet gerçek anlamda bir insanı görmezden gelme, yok sayma , geleceğini çalma, fişleme , ekonomik olarak zorbalamaktır.
sosyolojide buna "şiddetin biçim değiştirmesi" deniyor.
Bugün şiddet artık o formda değil ve daha yaygın ve daha sinsi.
Eskinin şiddeti fizikseldi, görünürdü.
Öğretmen döver, baba döver, usta döver. İzi belliydi, faili belliydi. İnsan da düşmanını tanırdı. Şiddetten kaçabilirdin.
Bugünün şiddeti yapısal ve görünmez, o yüzden daha yıkıcı ve günümüzün şiddetinden kaçamıyorsun çünkü sistemsel.
- Görmezden gelme şiddeti:
Kariyer siteleri gibi, bölgesel istihdam ofisleri gibi. Sistem seni yok sayıyor. Başvuruyorsun, CV'n havuzda çürüyor, kimse bakmıyor. İnsan "ben yok muyum" hissine kapılıyor.
- Geleceği çalma şiddeti:
çalışıyorsun yetmiyor, emekli olamıyorsun. Genç de aynı: Okuyor, diploma alıyor ama iş yok. Umut elinden alınıyor. Bu, dayağın bıraktığından daha derin bir öfke bırakıyor.
- Ekonomik zorbalaşma:
Fiyatlar, kiralar, primler. Her gün biraz daha fakirleşme. Bu da bir şiddet türü, her gün aynı sopayı yemek gibi.
- Fişleme ve etiketleme: Ocu bucu diye ayrılma. İşe alınırken partisine, kimliğine bakılması.
O yüzden Budayıcıoğlu'nun modeli bugünü açıklamaya yetmiyor. Çünkü bugünkü çocuk dayak yemiyor belki ama her gün "sen bu sistemde yoksun" mesajı yiyor. Telefonda, okulda, iş başvurusunda.
Eskiden şiddet tokattı, izi geçerdi. Şimdi şiddet "senin geleceğin yok" demek, izi geçmiyor. O yüzden de patlama daha büyük oluyor, trafikte, evde, sosyal medyada bir anda parlıyor.
-
-
Fiziksel şiddet daha kötü.
Adına ne dersen de şiddet şiddettir. Ve faili belirsiz psikolojik şiddet daha kötüdür.
Günümüzdeki şiddetin sebebi yok sayılmak ve şımarıklık.
Yani Gülseren budayıcının tezi günümüzde fos çıkıyor.
Bir taraf yok sayıldığı için öfkeli diğer taraf ise şımarık olduğu için herşeyi yapmayı hak olarak görüyor. bu ikisine de neden olan medyadır.
Bir kesimin arpası çok fazla geldiğinden kuduruyor.
Diğer kesim ise değersiz sayıldığı için öfkeleniyor.
-
Kadın fiziksel ve zihinsel olarak erkeğe eşit değildir.
Fiziksel ve zihinsel sporlarda ortalama olarak geride mesela.Jeffrey Epstein ve Adnan Oktar gibiler içinde erkeklere şiddet uygulayıp pazarlayan kadında yok.
@yapma-kafa Bırak bu kadın düşmanlığını.

-
Zurnanın zırt dediği yere gelelim o zaman. Ben kadın düşmanı değilim. Siz kadın düşkünü olabilirmisiniz?
Hiçbir seks mafyası sokaktan kız kaldırmadı bugüne kadar. Hepsinin içinde birlikte çalıştığı bir kadın grubu da vardır herdaim.
Kadınlar vaadlere çok kolay inanırlar ister ergen yaşta olsun ister yetişkin. Heleki karşılarında koftiden birkaç mutlu şöhret örneği koyarsan apışır kalırlar.
İşte şiddet tam bu noktada başlar. Aptal kız gerçeğin öyle olmadığını mafyanın içine girdikten sonra anlar. Herşeyin tuzak olduğunu babasının ne kadar haklı olduğunu o zaman geç farkeder. Ama mafya bu artık. Kaçmaya çalışana o andan sonra şiddet uygulanır.
Evlilikler de böyledir. Mahalledeki efendi erkeği beğenmez ama ortamlarda tanıştığı üçkağıtçıya kanarlar.
İllaki istsnalar vardır. Ama o istisnalar 50 yıl önce kaldı. Köyde zorla evlenmek zorundaydı herkes. Erkek kadın farketmiyordu.
Gülseren budayıcı o geçmiş olayları günimüze uyarlayıp satmaya çalışmış. Bir de zengin psikoloğu diye ortada dolaşıyor ya. Eee haklı kadın..
Zenginin derdi bizi gerdi. Fakirin sorunu kimin umurunda değil mi?
Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.
Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.
With your input, this post could be even better 💗
Kayıt Ol Giriş