Düğümün atıldığı yer sistemin erkek sömürüsü üzerine kurgulanmış olmasıdır.
Eski yada modern yönetim sistemlerinde hep aynı durım geçerli.
Erkek = Üreten / Kazanan
Kadın = Tüketen / Harcayan / Korunması gereken
Sınırsız çalıştırılabilir: "Ailen için, erkeklik için, ev için daha çok çalışmalısın" diyerek vicdanını kullanırsın, zam istemez, itiraz etmez.
Tüketmez, biriktirir: Kazandığını kendine harcamaz, eve, arabaya, çocuğa yatırır. Sistem için ideal köle.
Duygusuzdur: Ağlamaz, sızlamaz, psikoloğa gitmez, kafa açmaz. Sadece üretir.
O yüzden bugün erkeğe "insan" muamelesi yapılmıyor, "kaynak" muamelesi yapılıyor. Tıpkı bir makine gibi: Çalışıyorsa değerli, arızalanırsa hurdaya.
Ve en acısı, bu role en çok karşı çıkması gereken kadın bile, farkında olmadan bu sistemi sürdürüyor. Çünkü kapitalizm kadına da diyor ki: "Değerli olmak için çok kazanan bir kaynak bul."
Sonuçta en başta dediğimiz o reyting meselesine geri dönüyoruz. Kırmızı Oda neden kadının ağlayanını gösteriyor?
Çünkü sistem erkeğin "kaynak" olduğunu unutturmamak istiyor. Kaynak ağlamaz, kaynak anlatmaz, kaynak sadece öder. Ağlayan kaynak, reyting getirmez.