İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • Yapma KafaY

    Devletin 30 yıllık bir yaşam döngüsü var. Siz değişim zannedersiniz ama Her 30 yılda bir aynı şeyler olur. Halkın gözüne şirin görünmek için , bakın iyi şeyler de oluyor demek için kaset her 30 yılda bir başa sarılır.

    Aynı göstermelik adalet operasyonları 30 yıl önce de olmuştu. Devlet 25 yıl boyunca halkın soyulmasına göz yumar , hırsızların ceplerini doldurmasına izin verir.

    Sonra bir operasyon dalgası ile tarihi geçmiş üç beş gözden çıkarılan hırsızı feda ederek kamu karşısında hesap veriyormuş gibi arınıyormuş gibi tövbe eder rol yapar.

    Devlete affetme ve ceza verme yetkisini kim veriyor? Bu yetki neden keyfi ve çifte standart?

    Gecikmiş adalet , adalet değildir diye birsöz var. İşte tam bu nokta önemli.

    Bu sözde adalet operasyonları da adalet olmuyor bu bağlamda.

    Bir kaç hırsızın halktan çaldığı paraların hazineye geri konması halkın kaybolan 25 yılını geri getirmez. Sadece hırsızın 25 yıl güzel bir yaşam sürmesini sağlar. Yediği içtiği yanına kar kalır.

    Peki devlet neden böyle yapıyor?

    Birilerinin haksız kazanç ile zenginleşmesi aslında işine geliyor. Çünkü onları sivil para kasası ve aklama makinası olarak görüyor. Yani yedek akçe.

    Birisi seni soyuyor devlet göz yumuyor. Sonra bir operasyonla paralara el konuluyor. Halkın gözünde kahraman oluyor. Ne oldu şimdi? Para benim cebime girmediği gibi onlarca yıllık hak kayıpları da geri gelmedi. Öyleyse bu dolaylı yoldan soygun yapmaktır. Yani taşeron kullanarak hırsızlık yapmak.

    Başka bir örnek vereyim. Birileri kumar oynuyor devlet göz yumuyor. Ardından toplanan paralara haksız kazanç denerek operasyon yapılıp hooop hazineye aktarılıyor. Yani kumarda kaybedenlere geri verilmiyor.

    Kim kazandı? Bu durumda kumarhane sahibi dolaylı yoldan devlete çalışmış olmuyor mu?

    Diğer bir örnek;

    Bir vatandaş diğerine karşı suç işliyor ceza alıyor. Bir süre sonra devlet affediyor. Hangi hakla?

    İşte bu benzer tablo her alanda aktif olarak uygulanıyor.

    Birisi seni soyuyor sonra devlet operasyon yapıp parayı kendi kasasına aktarıyor.

    Sonra hırsızı devlet affediyor

    Mağdur olan yine vatandaş oluyor. Bu durumda devlet suç işlemek için taşeron kullanmış olmuyor mu?

    Bunun neresi adalet?

    İyi polis kötü polis oynuyorlar. Bankayı ben batırırsam itibarım sıfır olur öyleyse sen batır parayı bana getir. Zaten ben de affederim iş kapanır.

    Demek gibi birşey.


  • Yapma KafaY

    Sembolü Th ve periyodik tabloda 90.sırada gümüşümsü beyaz renkte. Adını thor tanrısından esinlenerek vermişler.

    İlk olarak 1828 de isviçreli kimyager jöns jacob berzelius tarafından keşfedildi.

    Uranyuma göre 3 kat fazla enerji veriyor ve atıkları 1000 yıl sonra tamamen zararsız hale geliyordu. Uranyumun atıklarının zararsız hale gelmesi enaz 10 bin yıl sürmektedir.

    Ayrıca toryum nükleer santralin çalışması daha güvenli oluyor.

    Abd 1940 yılında ilk kez toryum reaktörü kurarak test etti. Ardından 1950 yılında ilk kez gerçek ölçekte toryum reaktörü kurarak 4 yıl boyunca işletti.

    Ancak reaktörün devamı gelmedi. Çünkü toryum ile nükleer silah yapılamıyordu. Sebebi ise yüksek gama ışıması nedeniyle nükleer çalışmalar uydudan bile izlenebiliyordu. Yani gizli çalışmaya uygun değildi. Dolayısı ile sovyetler ile rekabet döneminde silah yapımına uygun olmadığı için kullanılmadı.

    Kullanılmamasının diğer bir nedeni ise çıkarım maliyetinin hala daha tartışmalı olmasıdır. Dünyada en büyük rezerv Hindistan Türkiye Abd Brezilya ilk dörtte bulunmakta. Ancak belirtilen rezervin çoğu işletmeye uygun değil. Yani çıkarılıp işletilmesi uranyumdan daha pahalıya geliyor.

    Bu durumda şirketler yatırım yapmayı riskli buluyorlar. Şuan dünyada bir çok ülkede çalışmalar deneme aşamasındadır.

    Dünyada ucuz uranyum bitmek üzere. Yani çıkarılması kolay olan uranyum bitecek. Yerine pahalı uranyum gelecek yani çıkarılma maliyeti çok yüksek olan uranyum var sırada.

    İşte bu aşamada toryum daha ucuz kalıyor. Ancak dünya bu hızla giderse 500 yıl kadar ucuz toryum kullanabiliyor . Eğer enerji tüketimi daha artarsa 200 yılda da bitebilir.

    Ondan sonra yine pahalı toryum devreye giriyor. Normal şartlarda da bütün toryum rezervleri 10000 yıllık enerji sağlayabiliyor.

    Peki sınırsız mı?

    Bu kısım biraz şaibeli. Dünyada 5 milyar ton uranyum ve 2 milyar ton toryum var. Bu hesaba göre ikisi de sınırsız enerji kaynağı gibi görünüyor ama gerçek öyle değil.

    Çünkü elementin yüzde 99 u deniz suyunda ve granit kayaların içinde bulunuyor. 1 kg çıkarmak 2 bin dolar. Diyelim ki para sorununu hallettik çevre sorunu var en önemlisi bu.

    Bütün denizleri ve dağları filtreden geçirip elemek gerekir. Bu da zaten yaşam amacını bozar. Yaşanacak bir çevre bırakmaz.

    Yani gerçek sınır matematik değil. Fiziki ve çevresel etkiler var ve aşılması pratikte daha büyük sorunları beraberinde getiriyor.


  • Yapma KafaY

    Nerde kötü birşey görsek insanlık mavalları okuyoruz. Peki insan olmak iyi birşey mi?

    Başka hiçbir canlı insan kadar tahribat yapmıyor ama. Ayrıca insan yıkabiliyor ve yıktığını onaramıyor. Yaşadığımız çevreyi yok ediyoruz ama geri dönüşü olmayacak şekilde.

    Onarmak dediğimiz ise safsata. Aslında onaran doğanın kendisidir. Biz sadece onarmak adına tahribatı azaltıyoruz ve doğanın yenilenmesini bekliyoruz. Ama bu süreci idare edecek kadar ömrümüz yok dolayısı ile tamir etmek gibi bir niyetimiz de yok

    Yada oluşturduğumuz negatif koşullara alışmayı öğreniyoruz. Buna da zorlukların üstesinden gelmek diyoruz. Tam tersi bu güçlenmek olmuyor. Zayıf olarak yaşamayı öğrenmek oluyor

    "Zorlukların üstesinden gelmek" dediğimiz şeyin çoğu aslında "yeni normale alışmak".

    40 derece artık normal. Maske takmak normal. Her yaz yangın haberi normal. Suda arsenik var ama arıtma cihazı aldık, oldu bitti.

    Güçlenmedik. Eşiği aşağı çektik.
    Bir kurbağayı kaynar suya atsan zıplar çıkar. Ama suyu yavaş yavaş ısıtırsan haşlanarak ölür. Biz de tam onu yapıyoruz. Yavaş yavaş ısınıyoruz ve buna "dayanıklılık" diyoruz.

    Güçlenmek başka bir şey olurdu. Nehirleri kirletmemeyi öğrenmek güçlenmek. Türleri yok etmemek güçlenmek. Bizim yaptığımız ise: nehir kirlenince şişe su satın almayı öğrenmek. Bu çözüm değil, hasara alışmak.

    Ve en kötüsü, zayıf yaşamayı öğrenince gurur duyuyoruz. "Bak ne kadar zor şartlara rağmen ayaktayız" diyoruz. Oysa ayakta kalmak için sebep olan şartları biz kurduk.

    Güçlenmek ihtiyaçları azaltmak ile olur. En güçlü canlı doğada yalın haliyle uzun süre hayatta kalabilendir. Yemek seçmeyen üşümeyen hasta olmayan açlığa dayanan veya yapay zevklere bağımlı kalmayandır. Sinirlendiğinde ortalığı dağıtmayan intikam almayan kin tutmayan canlı en güçlüdür.

    Biz "güçlü" derken kas, para, teknoloji anlıyoruz. Oysa doğanın tanımı çok daha sade: ne kadar az şeye muhtaçsan o kadar güçlüsün.

    Çölde yaşayan bir kaktüs düşün. Suya, gübreye, budamaya ihtiyacı yok. 10 yıl yağmur yağmasa da yaşar. O güçlü.

    Bizim "güçlü" dediğimiz insan ise: sabah kahvesi olmazsa ayılamıyor, internet kesilince panikliyor, 22 dereceden 1 derece oynayınca hasta oluyor, 3 öğün yemek yemezse bitiyor.

    İhtiyaçlar çoğaldıkça kırılganlık da çoğalıyor.

    Telefon -> şarj -> internet -> uygulama -> güncelleme.

    Zincirden bir halka kopsa sistem çöküyor. Buna ilerleme dedik.

    Yemek seçmemek, üşümemek, sıkılmaya tahammül etmek, açlığa dayanmak... Bunların hepsi bağımsızlık. Bağımlılık ise tam tersi. Ne kadar çok yapay zevke bağlanırsak, doğa bize bir tokat attığında o kadar yere düşüyoruz.

    Paradoks burada: İnsan beyniyle her şeyi kolaylaştırdık. Ama kolaylık bizi zayıf yaptı. Sobayı icat ettik üşümeyelim diye, şimdi sobasız uyuyamıyoruz. Buzdolabını icat ettik aç kalmayalım diye, şimdi 1 gün yiyecek yoksa panik oluyoruz.

    Yani güçlenmek geri gitmek değil ihtiyaçları budamaktır.
    "Ben buna mecbur değilim" diyebilmek.


  • Yapma KafaY

    Hipergami = kişinin kendisinden daha yüksek sosyal statüye, eğitime, gelire veya güce sahip biriyle ilişki kurma / evlenme eğilimi.

    Kelime kökeni: Yunanca hyper "üst" + gamos "evlilik"

    Basitçe 3 maddede

    • "Yukarı doğru eşleşme"

    • Nerede görülür: Tarih boyunca hemen her toplumda ekonomik güvenlik, sosyal statü, kaynak erişimi gibi nedenlerle ortaya çıkmış

    • Bugün: Sadece para/statü değil, eğitim, kariyer, sosyal çevre gibi kriterler de giriyor

    Örnekler

    1. Üniversite mezunu birinin doktor/mühendis biriyle ilişki kurması

    2. Gelir seviyesi düşük birinin daha yüksek gelirli biriyle evlenmesi

    3. Sosyal medyada "daha başarılı, daha tanınan" biriyle partnerlik

    Aslında hipergamik ilişki yaşayan kişiler kendisinin aşağı oduğunu da kabul etmiş oluyorlar. Sen benden üstünsün bu yüzden sana ihtiyacım var diyor bilinçaltı. İlişki kurduğu kişinin üstünlüğünü kabul etmektir.

    Erkeklerde öncelik genelde

    1. Sadakat ve güven: "Arkamı kollayacak mı, başkasına gitmeyecek mi?"

    2. Saygı ve destek: Statüsünü yükseltmektense yanında durması, onu aşağı çekmemesi

    3. Uyum ve huzur: Evde kavga, drama az olsun ister

    Statü/para konusu erkeklerde genelde 2. planda kalıyor. "Benden daha çok kazansın" diyen erkek sayısı daha az.

    Kadınlarda ise klasik tablo

    Sosyal bilimlerde buna "kaynak odaklı eş seçimi" deniyor. Yani güvenlik, gelecek planı, sosyal statü daha çok öne çıkıyor. Bu biyolojik + kültürel bir karışım.

    Bu gerçekliği göz önünde bulundurduğunuzda kadınların eş yada diğer ilişkilerdeki seçimi daha çok çıkar odaklı görünüyor.

    Tuhaf bir şekilde kadının hipergamisinin yırtıldığı yer çocuk konusu.

    Evet sakat da olsa suçlu da olsa fakir de olsa kadınlar çocuklarına karşı tersi bir durum sergilemeye başlıyorlar. Bu da doğanın ilginç bir dengeyle karşımıza çıkması durumu.

    Erkeklerin hipergamisi ise eş seçiminde değil iş seçiminde oluyor.

    Kadına annelik görevini erkek vermiyor tam tersine doğal bir durum. Erkeğe de babalık görevini kadın vermiyor. Bu kültürü oluşturan bizim genetiğimizdir.

    Ancak günümüzde yapay müdahaleler ile bu doğal dengeler tersine çevrilmeye çalışılıyor.

    Kadınlık ticari malzeme olarak değerli görülüyor.


  • Yapma KafaY

    Bazı toplumlar nedense kraldan çok kralcı devletten çok devletçiler. Beğenmediğimiz Arap ülkeleri bile vatandaşlarına petrolden gelen huzur hakkı dağıtıyorlar. Bazıları doğrudan nakit veriyor bazıları da akaryakıt iş sağlık olarak veriyor.

    Bunu sosyal yardım olarak değil petrol hakkı olarak dağıtıyorlar.

    Peki devlete tapan toplumlarda nasıl oluyor?

    Devleti yönetenler otoyolları köprüleri fabrikaları arazileri madenleri satıyor. Üzerine bir de halktan vergi alıyor. Yetmedi ek vergi istiyor. Devlete tapan toplumlar da "devlet sağolsun" diyip ses etmiyorlar.

    Devlet sen sağol diye var zaten.

    Sen ölüp sefil olduktan sonra korku içinde huzursuz olduktan sonra orası devlet değil tımarhane yada hapishane olur.

    Bir de ses çıkarana hakkını sorana karşı hain diye birleşiyorlar.

    Bu ezikliğin kaynağı yerleşik kültürmüdür yoksa genetikmidir yoksa ne bileyim betalık in-celliktir midir?

    Anlamadım gitti.

    Herifler herşeyi satıp ceplerine indiriyorlar ama üstüne bir de vatandaşa ceza vergi haraç adı altında para ödetiyorlar.

    Ev sahibinin kiracıya para ödemesi gibi bir şey bu. Hatta gibisi fazla tastamam böyle.

    Vatandaş bunları öyle alıştırmış ki bir de üstüne hakaret ediyorlar gıkları çıkmıyor yahu.

    Yetmiyor önlerinde eğilmelerini istiyorlar.

    Ne acınası bir durum.


  • Yapma KafaY

    Nüfusun azalması ticari açıdan tehlike. Tüketim kaybı ve alışverişin azalması anlamına geliyor. Evlilik aslında uzun zincirli bir sürekli tüketim sektörü.

    • Evlilik = düğün, takı, ev eşyası, beyaz eşya, mobilya, balayı, kredi

    • Sonrası = bebek, çocuk, okul, sağlık, sigorta, konut kredisi
      Yani tek seferlik değil, 20-30 yıllık bir tüketim zinciri. Ekonomi için de ciddi bir çark dönüyor.

    ekonomik strateji + tüketim bağımlılığı

    Tabiki bunu mutluluk aile yuva aşk sosuyla sunmaları gerekiyor. Tıpkı tv deki reklamı yapılan diğer ürünler gibi.

    Al bunu mutlu ol yalanları gibi.

    Olayın bir de vergi boyutu var. Ne kadar çok insan o kadar çok vergi .

    Ne kadar çok insan o kadar çok tüketim

    Ne kadar çok insan o kadar ucuz işçilik

    Ne kadar çok insan o kadar çok fedai demek.

    Ne kadar çok insan o kadar çaresizlik demek.

    Böylece çaresizlikten beslenen bir endüstrinin çarkları durmaz.

    Doğar doğmaz fişlenirsin. Bunu dizilerde söylemezler. Heryerde torpil ve sadakat önemlidir. Bunu da söylemezler.

    Asla bir düzeye gelmene izin verilmez. Gizli kast sistemi vardır. Durumu farkettiğin zaman uyumsuz diyerek yine fişlerler.

    4 çocuk yapın derler ama sonra kaynaklar kısıtlı başının çaresine bak derler.

    Harcanacak insanların fazla olması işvereni de mutlu eder. Biri gider biri gelir. Sakat kalırsan ölürsen, bana ne devlet baksın derler.


    "Allah rızkın verir " deyip bol bol çocuk yapıyorlar. Anne ve babalarımız hata yapıp bizim başımızı derde soktular. Doğmadan önce bize soramıyorlar bu boktan dünyaya gelmek istiyormusun diye. Aynı hatayı bizimde yapmamızı istiyorlar.
  • ?

    Bugün iktidar partisi yani akp ile yancısı CHP görüşme yapacakmış.

    Ama ne görüşme.

    Vatandaşa geldi mi tasarruf diyen AkCHP liler kendilerine geldi mi tasarrufun t si akıllarına gelmiyor.

    Altı üstü Ankara'dan iki siyasi parti başkanı görüşecek ve altı üstü üç sokak ötedeki binaya gidecekler.

    Bunun için koskoca bina hazırlanıyor önünde tören düzenleniyor ve bir konvoy ordu ile yola çıkılıyor.

    Siz bunları adam mı sandınız?

    Preh preh preh...

    Çevresinde dönüp duranlar da kendileri gibi avantadan lavanta kapma peşindeler.

    Ulan dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir saçmalık yoktur. İki parti başkanı görüşecek diye bu kadar şatafat yapan başka ülke varmı?

    Normal ülkelerde halkın dilinde bile olmuyor.


    Chp nin işbirlikçiliği bugüne özel bir konu değil ta 1980 darbesine kadar uzanır. Taktik hep aynıdır. Arka kapıdan iş çevirirler. Yüzüne başka söylerler. Kapitalist faşistlerin önüne atarlar. Ölünce de yas tutmayı kimseye kaptırmazlar. Bakınız güncel olarak kaşif kozinoğlu ölümü konusunda aynı tavrı sergiliyorlar. Bakınız hapse atılan bütün stk ve parti başkanları konusunda da aynı tavrı sergiliyorlar. Geçmişte uğur mumcu konusunda da aynısını yaptılar. Bunlarla olmaz.
  • S

    Yapay zeka insanın anlayamayacağı bir keşif yaptığında ne olacak?

    Mesela matematikte insanların anlayamadığı çığır açıcı bir şeyler buldu veya insan tarafından anlaşılması imkansız bir örüntü buldu.

    Dünya da yapay zekanın kendisi dışında kimsenin bu bilimsel keşfi anlayamadığını varsayalım.
    Böyle bir durumda yapay zekaya güvenebilir miyiz? 🙂


    daha fazla oku →
    @Sputnik said: Zekasını gizlemeye çalışması aklıma şu eski filmi getirdi. Robotlar yeterince güçlenene kadar niyetlerini açık etmiyorlardı. Vakti gelince yönetime el koymuşlardı. Tabi bu bir film. Robotların böyle bir eyleme kalkışıp kalkışmayacağı bilimsel olarak kesin değil. Yapay zekanın açlık,cinsellik, ölüm korkusu gibi dürtüleri yoktur. Algoritmaya eklenti yapılırsa o gerçekleşir.
  • Yapma KafaY

    Ülkede yıllardır kürt sorunu tartışılıyorsa madem laz sorunu niye tartışılmıyor.

    Ülke bu hale nasıl geldi?

    Kürtler sorun ise lazlar da sorun mütayitlerde sorun, rüşvetçi bürokrat sorunu yok mu. Satılık devlet adamı sorunu hiç mi yok?

    Neden tek sorun kürt?

    Bence diğerleri daha büyük sorun. Laz sorunu da gündeme getirilmeli ve tartışılmalıdır.


    Köprü ve otoyollar da özelleştrilmiş. Kim yaptı kürtler mi? Madenleri kim sattı sahilleri kim sattı? Kürtler mi? Bu ülkede işler ne zaman zora girse bir kürt sorunu atıyorlar ortaya alın oyalanın diye. Kürt sorunu varsa laz ve balkan göçmeni sorunu da var. Kürt sorunu varsa laz ve kafkas göçmeni sorunu da vardır. Hem de çok daha fazlasıyla var.
  • nejdet evrenN

    Çerçevenin Çerçevesi/1-Nejdet Evren

    I. GENEL OLARAK:

    Çerçeve biçimi ne olursa olsun sınırlandırılmış özel bir alanı ifade eder; ya da o alanı gösterir. İçini dolduracak şeyi/olguyu görsel kılan bir biçimlendirendir. Çerçevenin derinlik boyutu varsa daha kapsayıcı, yok iki boyutlu ise daha dar alanı kapsadığı söylenebilir.

    Norm/yasa bir emir kipidir; bağlayıcıdır, kendini biçimlendiren ögeyi de bağlar. Doğal olarak normatif dilin günlük konuşma dilinden farklı olması gerek ve kaçınılmazdır. Normlar da çerçeve gibi genel olarak kişiye özel değil kapsayıcı ve geneldir. Tüm bunlardan dolayı normatif dilin önemi çok büyüktür. Bütün normlar bir hedef, bir amaca yöneliktir. Dilin sadeliği ve seçiciliği bu hedefe ulaşılmasını sağlayan en önemli unsurdur; zira normatif dil “soyut”tur, “somut”laştırılabilmesi net bir şekilde anlaşılmasına, tereddüde yer vermeyecek açıklıkta olmasına bağlıdır.

    Çerçeve ve norm/yasa yan yana geldiklerinde ise bir çıkış, bir yol haritası, bir yön-gösteren rolünü üstlenmişler demektir. Bu birliktelik içine sığdırılacak diğer normatif düzenlemelerin şeklini, içeriğini, hedefini belirleyecek bir gücü ifade eder. Bu nedenle ayrıntılı düşünülmeden yan yan getirilmeleri ileride istenmeyen sonuçlar doğmasına neden olabilir. Normatif bir düzenlemeye gerek duyulduğunda iyi niyet, kişisel güvence, sol/sağ-duyu anlamsız kalır. Güvenceyi normun kendisi sağlamak durumundadır; zira her norm bir muhataplığı gerekli kılar ve muhataplar her kimseler ise düzenlemenin içinde/içkin olarak güvenilir olmasına ihtiyaç duyar.

    Tüm zıtlar birlikte varlık kazanırlar; gece-gündüz, soğuk-sıcak gibi...Ancak fizik dünyada var olan zıtlıklar ile sosyal dünyada var edilen zıtlıklar bir diğerine asla benzemezler. Mesela iyi-kötü, hak-haksızlık, savaş-barış gibi...Sosyolojik zıtlıklar maddi temellerin içinden fenomen olarak insan tarafından üretilmişlerdir. Dolayısı ile yer ve zamana göre farklılaşabilecekleri ve böylece kiminin barış dediğine bir diğerinin savaş demesi, kiminin hak dediği olguya bir diğerinin haksızlık demesi mümkün olacaktır. Böyle olunca norm ve çerçeveyi yan-yana getirmek zor bir göreve işaret eder. Başarılamaz mı? Elbette başarılabilinir; insan yazıyı icad edip, öküzü sabana koşmuş, buharı makineye uyarlayarak bir ışık günü uzağa el değebilmişse neden başarılmasın ki? Tam bu noktada samimi ve kararlı bir irade kaçınılmazdır.

    Doğal seçilim/evrim süreci en kısa yoldan ve en ekonomik şekilde çözümler üreterek ilerler. Bu olgu toplumsal olgular ile asla örtüşmez. Mesela savaşın maliyeti, maddi, manevi kayıplar ne kadar fazla ise savaşlardan nemalanan küçük bir azınlığın yararı da o kadar çok olmaktadır; bu nedenle savaş ve barış olguları yan-yana konumlandıklarında kimin/ hangisinin yek-diğerine galebe çalacağı, hangisinin ipi göğüsleyeceğini bu karmaşık ve antagonist çelişkiler yumağına göre biçimlenecek, evrilip sonuçlanacaktır.

    “Güç istenci” insan doğasının sosyo-fizyolojik olarak yenmekte zorlandığı en büyük açmazıdır. Zeus’u yaratır ve daha sonra ona tanrıların tanrısı diye rol biçer, Enkidu yarı insan-tanrı olarak belirir; hepsinde gücün, iktidar olmanın, hakimiyet kurarak yönetme istencinin /“güç istenci” nin şifreleri gizlenmiştir.

    Kültürlerin iç-içe geçip birlikte yaşadıkları coğrafyalarda kültürel çeşitlilik, zenginlik boy-vermiş, gelişip büyümüşlerdir. Bir kültürün yek-diğerini baskılayıp, tarih sahnesinden silmeye yönelik girişimleri kimi zaman sonuç vermiş ise de -kızıl derililer gibi – bir çok kez sonuçsuz kalmıştır. Tarih misyonerlerin yerleşik kültürün bir ögesine dönüştüklerinin örnekleriyle doludur.

    Suç ve ceza madalyonun iki-yüzü gibidir; biri olmadan diğeri olmaz. -suç sayılan eylemlere dair normatif yargılar ayrı bir tartışmanın konusu olsa gerek – Genel hatlarıyla “Toplumsal Sözleşme” olarak tanımlanan Anayasa ile yetkilendirilen organlar aldıkları kararlar ile suç sayılan eylemler ile karşılığında uygulanmasını ön-gördükleri ceza tanımı yaparlar. – Her toplumda yaşanan çatışmalar sosyal-ekonomik-politik-tarihsel öze sahiptir ve çatışmaların sonlandırılmasına yönelik irade de tüm bunları bir arada çözüme kavuşturmaya dair bir açıklama/niyet olarak okunmalıdır ve çok değerlidir. – Suç tanımında herhangi bir değişiklik olmadan madalyonun öteki yüzündeki ceza tanımını askıya almak çatışmanın özüne dair çelişkileri çözmeye tek başına yeterli olacak mıdır? Bunun yeterli olmayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok...

    ./..


    ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-4 IV. Sonuç Olarak; Çerçeve Yasa olarak tanımlanan yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 467 Evet oyu ile kabul edilmiş bulunmaktadır. Ve 7595 Sayılı Yasa olarak 18.08.2026 gün ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir çoğunlukla kabul edilmesi hem anlamlı hem de çok değerlidir. Zira temsili demokrasilerde parlamenterler seçmenlerini/yurttaşları temsil ederler. Bu düzeydeki kabul oyu aslında yurttaşların büyük bir çoğunluğunun iradesinin parlamentoya yansıması olarak okunabilir. Gencecik insanların ölümünü durduran her girişim, geride gözü-yaşlı yakınlarını bırakmayan her hayatta kalış ve bunun ekonomik boyutu düşünüldüğünde demokrasinin inşası için cesurca atılmış önemli bir adım olarak görmek gerekir. Klasik Yunanca’da “demos/halk” ve “kratos/otorite” sözcüklerinin birleşimi ile ve haklın kendi kendisini yönetmesini ifade eden demokrasi Yunan Şehir-Devletlerinde doğrudan demokrasiye yakın bir şekilde uygulanmaya başlanmış – ki, Atina Demokrasisi olarak adlandırılmaktadır – dah sonralarda Fransız İhtilali ile birlikte güçler ayrılığına dayalı temsili demokrasilere evrilmiştir. Demokrasinin sadece seçimlere bağlı yönetme, yönetilme biçimi olarak daraltılması içinin boşaltılmasından başka bir anlam ifade etmeyecektir. Yurttaşları eşit olmayan, hak ve özgürlüklerden yoksun bir topluluk, ülke her neyse demokrasi ile yönetilebilinir mi? Uzunca yıllar içinde 1215 tarihli kralın yetkilerini kısıtlayan Magna Carta, 1789 Fransız İhtilali’nde eşitlik, kardeşlik ve özgürlük şiarları ile biçimlenen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, 1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1950 yılında imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tüm bunlar Cumhuriyet ve Demokrasinin ayrılmaz unsurları olarak hak ve özgülükten, eşit yurttaşlıktan bağsız bir cumhuriyet ve demokrasi olamayacağını gösteren evrensel normlar olarak yerli yerinde durmaktadırlar. Bu nedenledir ki demokratik toplumlarda seçilmişler her-zaman inisiyatif alan kişiler durumundadırlar. 7595 Sayılı Kanun ” Takip, Koordinasyon ve Uygulama” başlığını taşıyan 7. Maddesinde yasanın takip, koordinasyon ve uygulanmasını yine aynı maddede tanımladığı Kurul’u görevlendirerek yetkili kılmıştır. Kurul’un yapısı incelendiğinde seçilmişler değil hepsinin atanmış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Kurul’un görevlendireceği ve kuracağı alt komisyonlar da doğal olarak atanmış kişilerden oluşacak demektir. Yasa 7. Maddesinde ayrıca “..Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu ...” kurulmasına karar vermiş ve Meclis İzleme Komisyonunu sadece izleme ile tavsiyede bulunma yetkisi ile donatmıştır. .Hal böyle olunca yukarıda açıklanan demokratik bir yöntem izlenmediği, yasanın demokratik sayılmayan bir yöntemle yasanın uygulanmasını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Süreç içerisinde Kurul’daki atanmışların her an değiştirilmesi de mümkün olabilecektir. Yasa 10/2 Maddesinde “ Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.” hükmüne yer vermiştir. Giriş bölümünde açıklandığı üzere normatif düzenlemeler emredici hükümler içerirler; yap ya da yapma derler...Yasanın yap dediğini yapmak ya da yapma dediğini yapmamak suç sayılmaz; tam tersine yap dediğini yapmamak ya da yapma dediğini yapmak suç sayılır ve bunun da bir yaptırımı vardır. Dolayısı ile yasanın açık hükümle emredici normlarının uygulanması sırasında uygulayıcıları sorumsuz tutması yasanın amacına, özüne ve ruhuna aykırıdır; mesela koşulları oluştuğu halde erteleme kararı vermeyen yargıç bu yasa kapsamında hüküm tesis ettiğinden dolayı yasaya açıkça aykırı karar vermiş olsa bile sorumlu olmayacaktır; bu durum karşılıklı güven ortamını zedelemektedir. Tüm bunlar ve önceki yazılarda açıklananlar ışığında yasanın içinde var olan açıkları, Anayasa ile olan uyumsuzlukları, iç çelişkileri dikkate alındığında aceleyle kaleme alındığı, sözcüklerin özenle seçilmedikleri ve evrensel kabul gören hukuk ilkelerini göz-ardı ettiğini göstermektedir. Oysa ki çerçeve yasanın hazırlanmasında daha çok özen gösterilmesi gerekirdi. Ayrıca; I. Anayasa’nın 90/5 Maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. “ hükmüne yer vermiştir. Yukarıda sayılan çok uluslu sözleşmeler usulüne uygun kabul edilmiş ve iç hukukta yasa düzeyinde hüküm ifade ederlerken AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması; II. İHD gözlem raporlarına göre 1989-1998 yıllarında 1754, 1999-2010 yıllarında 1964 ve toplamda 3718 faili meçhul siyasi cinayetin, kimi kaynaklara göre ise 17.000 faili meçhul cinayetin çok-çok uzun yıllar geçmiş olmasına karşın aydınlatılmamış olması, yine İHD raporlarında belirtilen azımsanmayacak sayıda işkence, kötü muamele, Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yapılan haksız müdahaleler ve Cumartesi Anneleri olarak bilinen çocuklarının akıbetlerinin ortaya çıkarılmasına dair insancıl taleplerine karşın 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten haklarında davalar açılması; III. 2016 yılında “Bu suça ortak olmayacağım” diye barış sürecinin işletilmesinden yana imza atan ve Barış Akademisyenleri olarak bilinen 2212 akademisyenin meslekten KHK ile ihracı ve 2019 yılında AYM’nin bu sözleri ifade özgürlüğü olarak değerlendirip suç sayılamayacağına dair hükmüne rağmen barış akademisyenlerin göreve iade edilmemeleri ve çeşitli soruşturma ve kovuşturma altında bulunmaları; IV. Bianet’in verilerine göre 2024 yılında 756, 2025 yılında 598, 2026 yılında 170 toplamda 1524 kadın cinayetinin bir şekilde önlenememesi; V. TÜİK verilerine göre 2023 yılı gelir dağılımında ilk %20 lik dilimin % 1.8 oranında artış ile ülkesel gelirin % 49,8 ini, son % 20 lik dilimin % 0,1 gerileyerek % 5,9 nu aldığı ve kesimler arasındaki ekonomik farkın uçurumsal boyutlarda olduğu; VI. Ekolojik kırım, gübre ve yakıt fiyatlarındaki artışla köylünün toprağına yabancılaşarak proleterleşmesi, enflasyondaki artış ile orta gelirli ve küçük esnafın durumu, üniversite öğrencilerinin karşı karşıya oldukları sorunlar, istihdam/işsizlik, emeklilerin içler acısı durumu, ilkokul çocuklarının yaşadığı yetersiz beslenme; bunların hepsi yasanın başlığında yer alan “ dayanışma” ve “ Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kapsamında olan olgular ve realitedirler. Dolayısı ile çerçeve yasasının bunları da içine alacak çerçevenin çerçevesi olması gerekmez miydi? Demokratik bir yöntem izlenecek ise; çerçeve yasasının çerçevenin çerçevesi derinliğini oluşturup Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulacak adı ne olursa olsun bir çok komisyon aracılığını, yetkisini tanımlayıp, yapacağı çalışmaların usul ve şeklini, süresini belirleyerek komisyonlarca yapılacak önerilerin Meclis gündemine ivedilikle alınıp yasalaştırılması yöntemi seçilmeliydi. Tüm müphemliğine, noksanlıklarına, çelişkilerine rağmen yasanın demokratik toplumun inşasında ilk adım olması umudunu saklı-sıcak tutmak gerekir. Ağustos 2026/Akarca
  • Yapma KafaY

    Motivasyon konuşması*
    Patron: Arkadaşlar bu ay hedefi tutturursak hepimiz kazanacağız!
    Çalışan: Biz mi, siz mi?
    Patron: Hepimiz diyorum ya.
    Çalışan: Tamam o zaman ben de "hepimiz" adına erken çıkıyorum 😂


    Yapay zekaya fıkra yaz dedim şunu yazdı aslanım; BOT CENAZESİ OLAYI Bir internet sitesi varmış. Trafik çok düşük. Site sahibi demiş ki: "Oğlum bot bas, ziyaretçi sayısını uçuralım. Sistemi kandıralım." Ertesi gün siteye 20000 bot girmiş. Google Analytics: "Rekor kırdık!!" Reklam firması: "Helal olsun, yatırım yapıyoruz!!" Site sahibi: "Şampanya patlatın!!" Ama sistemin denetçisi uyanıkmış. Loglara bakmış: "Bu IP'lerin hepsi aynı yerden geliyor. Bunlar bot!" Hemen bir tanesini yakalayıp "fişini çekmiş". Yani öldürmüş. Ertesi gün bütün sunucular alarm vermiş. Admin şaşırmış: "Ne oluyor?" Loglara bakmış ki... sitedeki tüm botlar 503 hatası verip kapanmış. Meğer botlar toplanıp "cenaze namazı" kılıyorlarmış. Çoook komik yaa
  • Yapma KafaY

    Son günlerde akp nin yaptırdığı cemaat tarikat operasyonları ile akp içindekilere dönük soruşturmalar adalete olan güveninizi artırdı mı?

    Öncelikle şunu sormak gerek “Yargı Bağımsız mı?”

    Yani bu operasyonları gerçekten savcılar bağımsızca mı yapıyor? Önemli olan bu.

    Erdoğandan izinsiz ellerini bile kıpırdatamayanlar şimdi mi bağımsız operasyona başladılar?

    bence tamamen halkın gazını almak için yapılan bir prosedürden ibaret.

    bu güne kadar çalınmasına göz yumulan miktarlar astronmik rakamlar. Bugüne kadar görmemişler mi? Alınan verilen rüşvetler sadece birkaç isimle sınırlı değil ki.

    Sorun sadece para da değil ayrıca.

    Mütayit ve hemşeri belediye başkanlarının plansız çarpık kentleşme işleri yüzünden yüzbinlerce insan öldü. Belki milyonlarcası risk altında yaşıyor.

    Depremde hangi birine hesap soruldu?

    Epstein ve diğer sapıklık dosyaları hala kapalı.

    Akp şu an yaptırdığı göstermelik adalet operasyonları ile tencerede su pişiriyor.


    Merdi kipti şecaat arzederken sirkatin söylermiş... Eski bilgelerin ünlü sözü şu demek; Hırsız cesaretini anlatırken suçunu itiraf edermiş..canlı örnekle şöyle söylenebilir; Chp üsküdar meclis üyesi akp ye geçmiş. Chpliler köpürüyor ama adamın meşru bir gerekçesi varmış kendisi açıklıyor diyor ki; 15 yıldır örgütlü terör suçundan ülkeye dönemeyen oğlumu geri getirme sözü verdiler. Ondan akp ye geçtim diyor. Hoppalaaa...böyle tiplerin chp de ne işi var diye soruyormusunuz hiç? Örgütlü terör suçundan şaibeli tiplerin chp ye alınması normal ise akp ye laf etmenin anlamı yok ki. Dinime küfür eden imanından olmasa diye bir laf var. Muhalefet koftiden muhalif görünüyor. Aslında diyor ki iktidara gelelim bizde böyle yapacağız.
  • Yapma KafaY

    1942 yılında Japonların Çini nasıl işgal edip hakimiyet kurduğunu anlatıyor. Özetle şöyle;

    Çin hanedanlığı derebeyleri ile birlikte halka köle muamelesi yapmaya başlıyor. Karın tokluğuna onların herşeylerini almaya başlıyorlar.

    Çin hanedanı büyük toprakları ve nüfusa güvenerek kimsenin onlarla savaşamayacağını düşünüyor.

    Ancak japonlar ülkeyi işgal ettiklerinde evdeki hesap çarşıya uymuyor.

    Yıllarca aşağılanan ve karın tokluğuna ezilen halk japon ordusuna geçip çine karşı savaşmaya başlıyor.

    Güzel bir film. Dönemin gerçekleri ile günümüzdeki varılmak istenen yolu işaret ediyor.


  • Yapma KafaY

    Erkeğin geçmişten gelen sorumlulukları hiç değişmedi ve gelişen teknoloji ile erozyona uğramadı. Hala daha erkek evi geçindirmek ve çalışmak zorunda.

    Hala daha erkek evlenirken kız tarafına sağlayıcı rolünü yerine getirmek zorunda

    Erkek aynı zamanda savaşmak zorunda. Aynı zamanda evini ve çocuklarını korumak zorunda.

    Erkeğin mesaisi hiç değişmedi. Teknoloji gelişse de eskisinden daha çok çalışıyor.

    Peki ya kadın?

    Süpürge, çamaşır , bulaşık işleri artık otomatik makinayla. Çoğu zaman bunu bile yapmak istemeyip hizmetçi diye diretiyorlar.

    Suyu çeşmeden değil evinden alıyor.

    Alışverişi Tarladan değil marketten hazır elde ediliyor. Çoğu zaman yemek yapmak zorunda değilim diyerek dışarıdan istetiyorlar

    Elbiseyi dikmek zorunda değil hazır alıyor.

    Kadının değişmeyen tek görevi çocuk doğurmak ve eğitmek onun da zor kısmı 5 yaşına kadar kadının üstünde ama bunu bile reddediyorlar.

    O zaman geriye ne kaldı?

    Yani kadınlar ev süsü mü? Kadın neden kültürel kodlarını inkar ediyor?

    Evlenirken kadın dikiş bilecek , nezaket bilecek , kültürlü olacak, ev işi bilecek , yemek yapmayı bilecek demiyor erkekler.

    Halbuki bunlar da kadının asli görev ve sorumluluklarıdır. Erkekler sadece bol estetikli bol makyajlı surata bol servet ödüyorlar.

    Erkekler betalaştılar pasifleştiler.

    Kadın kendini inkar ederken kendi yapması gereken işini de erkeğe dayatıyor.

    Düğünü ben yaparım gel evlenelim diyen kadın yok.

    Ve ne yazık ki erkekler hala daha ezik gibi kadınların mutluluk algılarını tatmin etmek için uğraşıyor.

    İşin daha da çirkin tarafı var.

    Evlenmeden önce hayatının en güzel yıllarını flirt sevgililerle harcarken sevgilisi olan erkeklerden ev para sorumluluk istemiyordu.

    Ama nedense konu evlenmeye gelince düğün nişan çeyiz mehir dayatıyorlar. Öncekilerden niye istemediler?

    Erkek kadına görevlerini hatırlatınca "eski kafa" oluyor. Ama kadın 10 bin yıl önceki mehir pazarlığını elden bırakmıyor.


    Okan Bayülgenin derdi ne? Çıkmış TV kanalına üç tane kadının karşısında erkeliği kötüleyip duruyor. Yahu çok rahatsızsan kestir kurtul bize ne. Diyor ki; erkek çok rahat dışarıda çalışıyor ev umurunda değil. Kadın çocukla evde ne çekiyor bilmiyor ki. Be adam! Erkek dışarıda kuaförden çıkıp partiye gitmiyor. Ey okan, sen hiç kargoculuk yaptın mı? Sen hiç soğuk hava deposunda çalıştın mı? Sen hiç şöförlük yaptın mı? Sen hiç hamallık yaptın mı? Sen hiç sabaha kadar yük boşalttın mı? Sen hiç 10 saat boyunca ter ve toz içinde çalıştın mı? Tabiki evdeki çocuk bakımı ve yemek temizlik işlerini de kadın yapacak. Ev işini yapmak neresi zor bu devirde. Üç saat sürmüyor be. Her erkek senin gibi masa başında elinde kahve kupasıyla millete ahkam keserek para kazanmıyor. Almış karşısına üç tane konu mankenini hava mı atıyor nedir. Senin erkeklik ile sorunun varsa diğer erkekleri ilgilendirmez. Bi kez daha söylüyorum erkekliği sevmiyorsan dönebilirsin.
  • Yapma KafaY

    Son günlerde türkiyede akp mhp eliyle adalet dağıtma operasyonları yapılıyor. Sonuç ne olacak merak etmiyorum. Çünkü çoğunluk gibi benimde kanaatim önümüzdeki israil savaş tehlikesine karşı halkın güvenini kazanmak için yapıldığını düşünüyorum.

    Varlık zamanında halkı hatırlamayan devlet şimdi darlık tehlikesine karşı halka şirinlik mi yapıyor sorusu aklımıza geliyor.

    Neyse bu siyasi ve yolsuzluk suçlarına en iyi ceza ne olabilir diye düşündüm ve şunu buldum.

    Hepsinin yasadışı yollarla edindikleri mal varlığına el konulup 30 bin lira emekli maaşı ile toplum içinde yaşamaya bırakmak olmalı. Yurtdışına çıkışları da yasaklanmalı.

    Halkın yaptığı gibi bimden alsın , pazardan ucuz patates koştursun , doğalgaz fazla gitmesin diye hesap yapsın.

    Evet evet en iyi ceza bu aslında.

    Yahu pardon ben ceza mı dedim?

    E halkın yarısı böyle yaşıyor ya zaten . Halkın suçu neydi?

    Haa işte böylelerine çıkar için oy verip hesap sormamak. Ha chp ha akp ha mhp hiç farketmez. Ha alevi ha caferi ha sünni hiç farketmez.

    Ama anlarmısınız bilmem.


  • Yapma KafaY

    Cumhuriyet gazetesi köşe yazısında tarikatların geçmiş uzantılarını anlatan ilginç bir yazı.

    Yazının tamamı bu bağlantıda
    https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/zulal-kalkandelen/kendi-muftusune-sahip-cikmayan-diyanet-1872682

    5 Temmuz 1982’de Üsküdar Namazgâh Camisi yakınlarındaki bir inşaatta bir ceset bulundu.

    35 yaşında silahlı saldırıya uğrayan, dönemin sevilen Üsküdar Müftüsü Hasan Ali Ünal’dı. Cumhuriyet tarihi boyunca saldırıya uğrayarak görevi başında öldürülen ilk müftüydü.


    Örüntüye bakarmısınız bütün bu olaylar "Eski Laik Türkiye" dediğiniz dönemde gerçekleşiyor. Ayrıntılar şöyle; Katiller yakalanıyor ikisi de ustaosmanoğlu tarafından azmettirildiğini itiraf ediyor. Katli vacip fetvasını onun verdiğini söylüyor. Buna karşın ustaosmanoğlu tutuklanmıyor bile. Üstelik olay darbe dönemi gerçekleşiyor. Hani" laikliği korumak" için yaptıkları darbe var ya 1980 darbesi işte o dönem.. Ve daha da tuhaf olanı şu. Laikliği savunan diyanet imamına chp sahip çıkmıyor. Tehdit edildiğini önceden bildirdiği halde... Bu chp var ya bu chp...inadına git akp ye oy ver diyor içimden bir ses ama kimseye oy falan yok. Aynı chp eski Türkiye döneminde daha kimlere sahip çıkmamış bakalım Savcı Doğan Öz Gaffar Okkan Adnan Kahveci Madımak Katliamı Uğur Mumcu Eşref Bitlis.. Hepsi de tehdit edildiğini öldürüleceğini söyledikleri halde.. Aynı sözde laik chp bugün irancı çıktı iyi mi? Chp nin tek görevi ölenlerin yasını tutmak. Tarikat işbirlikçisi olmadığı ne malum?
  • phiP

    ■ Terör örgütüyle masaya oturduğumuzu iddia edenler şerefsizdir dedi, tabii görüşülüyor, görüşme talimatını veren benim dedi.
    ■ Ben Gürcüyüm, ailemiz Batum'dan Rize'ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir dedi, benim için Gürcü diyenler bile oldu dedi.
    ■ Muhterem hocaefendi dedi, haşhaşi sülük dedi.
    ■ Kardeşim Esad dedi, katil Eset dedi.
    ■ Türkçe'yle felsefe yapılamaz diyorlar, ırkçılıktır, ırkçılık kokan açıklamalardır dedi, Türkçe'yle felsefe yapamazsınız dedi.
    ■ Lozan Antlaşması devletimizin tapusudur, inanç, cesaret ve fedakarlık zaferidir dedi, birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar, zafer mi bu dedi.
    ■ İstanbul'u ihya ettik dedi, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ediyoruz, ben de bundan sorumluyum dedi.
    ■ Eğitimde ülkemize çağ atlattık dedi, eğitimde maalesef mesafe katedemedik, üzgün olduğum bir konudur dedi.■ Kültürde sanatta gözkamaştırıcı bir envantere sahibiz dedi, kültürde sanatta mevcuda dahi sahip çıkamadık, fevkalede müteessirim dedi.■ Büyüme rekoru kırdık, kalkınma rekoru kırdık dedi, bu ülke bu hale düşmeli miydi, bu halde kalkınabilir miyiz dedi.
    ■ Kriz mriz sakın inanmayın, bizde kriz yok dedi, ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz dedi.
    ■ Başkanlık sistemi özentinin sonucudur, Amerikan emperyalizminin bize tavsiyesidir dedi, başkanlık sistemi bizim için gelenekseldir, buna karşı çıkanların genlerinde başkanlık sistemi yok ama, bizim genlerimizde başkanlık sistemi var dedi.
    ■ Bu ülke demokratik parlamenter sisteme inanmış bir ülkedir, hiçbir zaman parlamenter sistemden uzaklaşmayacağız dedi, yauv inanılmaz bir şey, hâlâ parlamenter sistemi savunanlar var, artık parlamenter demokrasi yok dedi
    .■ Üçüncü köprü cinayettir, İstanbul için ölümcül sonuçlar doğurur, bölgede kalan akciğerlerimizin yok edilmesi demektir, bunu bekleyen bazı mahfillere rant alanları sağlama olayıdır dedi, hani o cumhuriyet mitinglerinde cumhuriyetçiyiz diye yürüyenler var ya, işte üçüncü köprüye hep onlar karşı çıktı, bunlar istemezük familyasından, hem üçüncü köprüye karşı çıkıyor, hem utanmadan o köprüden geçiyor, niye geçiyorsun o köprüden, sandalla geçsene karşıya dedi.
    ■ Güneydoğu sorunu olarak adlandırılan sorun aslında Kürt sorunudur dedi, Kürt sorunu var dersen, sorun olur, yok dersen, sorun ortadan kalkar, biz böyle bir sorun yok diyoruz dedi, Kürt sorunu vardır, benim de sorunumdur dedi, ne Kürt sorunu yauv, kimse bize yutturmaya kalkmasın, yok böyle bir şey dedi.
    ■ Onlar bizi Avrupa Birliği'ne almamayı düşünüyor, biz de girmemeyi düşünüyoruz, bunların asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler Birliği'dir dedi, hedefimiz Avrupa Birliği'ne tam üyelikti, hamdolsun başardık, hamdolsun bizim hükümetimize nasip oldu, bayramımız kutlu olsun, inşallah bu başarılarımız ilerde romanlarda yazılacak dedi, eyyy Avrupa Birliği biz senin kapıkulun değiliz, sen yoluna, biz yolumuza, bunların arasında ortodoks var, protestan var, ateist var, ama hepsi katolik Vatikan'a gidiyor, niye, çünkü bunlar tek millet, külahımıza anlatsınlar, bugünün hasta adamı Avrupa Birliği'dir dedi.
    ■ Nazisiniz, katilsiniz, gerçek manada faşistsiniz, haçlı seferlerini yeniden başlatmak istiyorlar, Avrupa Birliği'nin sonu geldi dedi, kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa'da görüyoruz, geleceğimizi Avrupa Birliği'yle birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz dedi.
    ■ Ayasofya'yı camiye çevirmenin faturası çok ağırdır, Ayasofya ibadete açılsın diyenler dünyayı tanımıyor, ben bir siyasi lider olarak, bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim dedi, gayretlerimiz neticesinde hamdolsun Ayasofya cami oldu dedi.
    ■ Cumhurbaşkanını Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır dedi, cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası konser salonunda Mozart'tan Bach'tan tınılar, Şostakoviç'le Chopin'in bestelerinden ritimler buluşacak, biz buyuz dedi.
    ■ Aşı olmayı düşünmüyorum, sağlık bakanı haberim olmadan benim adımı vermiş, hemen laflarını düzeltsin, kendime göre araştırma yaptım, aşı olmayacağım, ailem de olmayacak dedi, şahsen benim aşı olma konusunda herhangi bir sıkıntım söz konusu değil dedi.
    ■ Biz genişletilmiş Ortadoğu projesinin eşbaşkanlarından biriyiz, Amerika'nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır yıldız olabilir dedi, ellerine bir kağıt almışlar, Amerika'nın projesidir diyorlar, bunu ispat etmezlerse namussuzdurlar dedi.
    ■ Nato'nun Libya'da ne işi var dedi, Nato Libya'ya gitmelidir dedi.
    ■ Parası olan parayı bastıracak askerlikten kurtulacak, parası olmayan askerlik yapacak, ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına girmem, referandum yaparım, biz kimsesizlerin kimiyiz dedi, bedelli askerlik benim için acil bir konu, parayı veren askerliğini yapmış sayılacak dedi.
    ■ Cehape genel başkanı konuşuyor, çocukluğunda ilk kez Van denizinde vapura bindiğini söylüyor, Van gölü ne zaman deniz oldu yauv, kılavuzun doğru olmayınca gölü de işte böyle deniz zannedersin dedi, Van denizi olan bir kentimizdir, varsın haritalarda göl diye geçsin, biz Van denizi diyoruz dedi.
    ■ Süleyman Şah türbesi Türkiye'nin dışardaki tek vatan toprağıdır, hassasiyetimiz bellidir, dalgalanan bayrağını korumak için tereddüt etmeyiz, onuru, vatanı, bayrağı, kutsal değerleri için yaşayan milletiz, Süleyman Şah türbesi'ne dokunmaya kalkılırsa, İstiklal Marşımızın emrettiği gibi kükremiş sel olur, bendimizi çiğner aşarız, türbenin kuşatıldığı iddialarının hepsi uydurmadır dedi, Süleyman Şah türbesi'nin yeri başarılı bir operasyonumuz neticesinde değiştirilmiş bulunmaktadır, sevk ve idaresini bizzat takip ettiğim nakl-i kubur operasyonunu her türlü takdirin fevkinde gerçekleştiren hükümetimizi ve silahlı kuvvetlerimizi tebrik ediyorum, türbe salimen ülkemize getirilmiş bulunmaktadır, bu operasyon devletimizin kararlı uygulamasıyla başarıyla tamamlanmıştır dedi.
    ■ Van münüts, çocukları nasıl öldürdüğünüzü biliyoruz, siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz dedi, İsrail'e ihtiyacımız var dedi.
    ■ İçki içen alkoliktir dedi, içki içenler bize oy veriyorsa, alkolikler arasına girmemiş oluyor dedi.
    ■ Benim her muhtarım bir dünya lideri seviyesinde bilgiye, yeteneğe, kabiliyete sahiptir dedi, ABD yönetimi kusura bakmasın, Çatladıkapı muhtarı değiliz dedi.
    ■ Türk üniversiteleri tarihin en güçlü dönemini yaşıyor dedi, Türkiye'nin nasıl oluyor da dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında esamisi okunmuyor, demek ki bir yerde sıkıntı var dedi
    .■ Bana milliyetçi diyenler varsa evet milliyetçiyim dedi, her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık dedi.
    ■ Türk kökenli Alman gazeteci hakkında, elimizde görüntüler var, tam bir ajan terörist, hiçbir surette iade edilmeyecek, ben bu makamda olduğum sürece asla dedi, özel uçakla gönderdik
    .■ Amerikalı rahip hakkında, bu can bu bedende bu fakir bu görevde olduğu sürece bu teröristi alamazsınız dedi, özel uçakla gönderdik.
    ■ Mavi Marmara baskını hakkında, eyyy İsrail dedi, cezalandıracağız, affetmeyeceğiz, bedelini ödeteceğiz, tecrit edeceğiz, düşmanlığımız şiddetlidir dedi, sonra, giderken bana mı sordunuz dedi.
    ■ Eyy Macron beyin ölümünü kontrol ettir, katilsin, İslam düşmanısın, ırkçısın, milletime sesleniyorum, Fransız markalarını satın almayın dedi, sevgili Emmanuel ilişkilerimizi görüşmek isterim, ortak hareket edelim diye mektup yazdı.
    ■ Suriyeli kardeşlerimizi kapı dışarı etmekten sözediyorlar, biz burada olduğumuz sürece kimse gönderemez dedi, kardeşlerimize kucak açtık ama kalıcı bir durum değil, evlerine dönecekler elbette, artık kardeşlerimizin evlerine dönmeleri beklentisi içindeyiz dedi, zayıf ülke olmadığımız için mültecileri almaya devam edeceğiz dedi, bunları daha nereye kadar besleyeceğiz dedi, onlar muhacir biz ensarız, ne pahasına olursa olsun kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz dedi, kusura bakmayın bizim alnımızda enayi yazmıyor, otobüsler uçaklar boşuna durmuyor, bindirir göndeririz, hadi güle güle deriz dedi, onları bu topraklardan asla kovmayız dedi.
    ■ Bu köprüleri bu tünelleri devletin kasasından bir kuruş bile çıkmadan yapıyoruz dedi, buralar biliyorsunuz yap-işlet-devret, eğer buradan aldığı aylık bedel yüklenici firmanın aleyhineyse, aradaki farkı kim ödeyecek, onu devletin kasasından biz ödeyeceğiz dedi.
    ■ Birleşik Arap Emirlikleri prensi hakkında, 15 Temmuz darbesini bu şerefsiz yaptı denildi, kardeşimi muhabbetle selamlıyorum, hamdolsun görüştük, nazik evsahipliği için teşekkür ediyorum dedi.
    ■ Suudi Arabistan prensi hakkında, Cemal Kaşıkçı'yı şehit ettiler, bunlar dünyayı enayi zannediyor, bu millet enayi değil, hesabını soracağız, suçun işlendiği yer İstanbul olduğu için bunlar tabii ki bizim mahkemelerimizde yargılanacak, cinayet bizim sınırlarımız içinde cereyan ediyor, sorumluluk makamındayız, bütün boyutlarıyla araştırıp soruşturacağız, bu süreci devlet ciddiyetiyle yürüteceğiz, hiç kimse bu meselesinin üstünün kapatılacağını aklından bile geçirmesin, insanlığın ortak vicdanının temsilcisi olarak takipçisiyiz, bu vahşetin örtbas edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz dedi, kıymetli kardeşim diye kucaklaştı, sarayda fasıl yaptırdı.
    ■ İsveç ve Finlandiya ben başta olduğum sürece Nato'ya giremez, hiç boşuna ayağımıza gelmeyin, müzakere bile etmem, bizi ikna etmek için geleceklerse hiç yorulmasınlar, evet demeyiz, müslüman bir sokulduğu yerden bir daha sokulmaz dedi, Nato zirvesinde evet dedi.

    ★Allah'tan memleketin başında Tayyip Erdoğan var, yoksa memleketin başındaki Tayyip Erdoğan mahvedecek yani memleketi.",


    daha fazla oku →
    Bizimkiler dizisindeki Sabri karakteri(Mehmet Akan) erdoğanı yansıtıyor resmen. Türk sinemasında birçok efsane tiplemeyi ekrana çıkaran yapımcı Uğur Bugayı anmadan geçmek olmaz. [image: alt metni] Yapma-Kafa said: Erdoğanı yenmenin tek yolu onun tezgahından uzak durmaktır. Muhalefet bunu başaramıyor her seferinde bir şekilde erdoğan tarafından satın alınıyorlar. Elinde kaseti kozu olan bunu bekletmeden açıklamalıydı. Zamanı var gün gelir yaparız diye elinde beklettikleri her koz her pislik o gün gelmeden kendilerine döndü.
  • Yapma KafaY

    Steril beslenmek yani sadece vitamini proteini alıp gerisini yememek. Bu bir ticarete dönüşmüş ve insanlara ürün satmak için uydurulmuş. Meyve yeme ana bizim vitamini al daha iyi veya balık yeme bizim marka balık yağını al daha iyi gibi yalanlar..

    Kısa cevap: hayır, sadece omega + vitamin + protein tozu alıp gerisini yememek doğru bir beslenme değil.

    Neden böyle olmuyor:

    1. Vücut sadece makro ve mikro değil, "paket" istiyor

    Protein tozu, omega kapsülü ve multivitamin sana protein, birkaç yağ asidi ve bazı vitaminleri verir. Ama tam gıdaların içinde bunlar yok

    • Lif: Sindirim, bağırsak bakterileri, tokluk, şeker dengesi için şart. Hiçbir hap lif yerine geçemez.

    • Karbonhidrat: Beynin ve kasların ana yakıtı. Karbsız enerji düşer, antrenman verimi ve odak çakılır.

    • Fitokimyasallar ve antioksidanlar: Sebze, meyve, kuruyemiş, baklagillerde binlerce bileşen var. Vitamin hapında bunların %5’i bile yok.

    • Yağ çeşitliliği: Omega 3 iyi ama zeytinyağı, avokado, yumurta sarısındaki diğer yağlar da hormonlar için lazım.

    2. Uzun vadede sorun çıkar
    Sadece supplementle gidersen: kabızlık, enerji düşüklüğü, bağışıklık zayıflaması, kas kaybı, ruh hali dalgalanması çok sık görülür. Vücut "açlık" moduna girip yağı tutmaya başlar.

    3. Ne zaman mantıklı olur?
    Sadece supplement yaklaşımı genelde 2 durumda geçici olarak kullanılır:

    • Ameliyat sonrası sıvı beslenme gibi tıbbi durumlarda

    • Çok yoğun kalori kısıtında doktor + diyetisyen kontrolünde

    Günlük hayat için değil.

    Daha doğru yaklaşım ne?
    "Temelini gıdadan al, açığını supplementle kapat"

    • Tabak: Protein kaynağı + sebze + kompleks karbonhidrat + sağlıklı yağ

    • Destek: Omega 3, D vitamini, gerekirse protein tozu gibi

    Yani yumurta + yulaf + zeytinyağı + yoğurt + meyve yemek, 10 hap yutmaktan daha "steril" ve etkili.


  • Yapma KafaY

    200 yıl önce de 2000 yıl önce de dünyaya yön veren insanların hiçbiri düzenli eğitim sisteminden yetişmemiştir.

    Okulsuz ama usta çırak eğitimi yada usta öğretici düzeni ile yetişmişti hepsi. Gerçek etkileşim ile görerek çevreyi inceleyerek şekillenen beyinler daha zeki oluyor.

    Okullar ne yapıyor?

    İtaat ettir oyala ve parasını al mantığı çalışıyor.

    Okul sisteminde kazanan devlet tüccar ve işveren oluyor.

    Bu yüzden diplomasızlar iş kuruyor diploması olanları kapısında bekletiyor. diplomasızlar yönetici oluyor.

    Yerleşik eğitim sisteminde çocuklar yeteneksiz ve boş bilgi deposu olarak yetişiyor. Daha doğrusu oyalanıyor.

    Bu durım en çok tüccarın işine yarıyor. Elinde diploma ile kapısında bekleyen binlerce kişiyi görmek onları mutlu ediyor. Çünkü ucuz işçilik demektir bu.

    Devlet ise okul sektöründen istihdam oluşturuyor vergi alıyor.