İçeriğe atla
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar
Daralt
Marka Logo

efelsefe

Forum Kuralları Canlı Sohbet
  1. Ana Sayfa
  2. Tartışma
  3. Kırmızı Oda

Kırmızı Oda

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Tartışma
kırmızı oda
6 İleti 1 Yayımlayıcılar 14 Bakış
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevap
  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • Yapma KafaY
    Yapma KafaY
    Yapma Kafa
    yazdı Son düzenleyen: Yapma Kafa
    #1

    Ağırlıklı olarak kadını erkek tarafından şiddet mağduru ve ezilen olarak gösteren dizinin adı kırmızı oda. Ama gerçekte Türkiye ve dünyada intihar vakalarının yüzde 75 i erkek.

    Kırmızı oda dizisinin başlangıç yazısını okuyalım;

    Hayatın bir bölümünde fiziksel yada psikolojik şiddet gören yada şiddete tanıklık eden çoğu insan bu şiddeti başkalarına da uygular. Yada ona şiddet gösterecek insanları hayatına alır. Psikolojik şiddet kişinin en yakınları tarafından aşağılanması hor görülmesi değersizleştirilmesi daha da önemlisi sevilmemesidir. Şiddet gösteren insanlar mutsuz değersiz ve kırılgandır. Onları hiç sevmeyen onaylamayan bu dünyaya öfkelidirler. En yakınlarının açtığı yaraların bedelini başkalarına gösterirler. Çocukken aldığımız yaraların sonraki hayatımızda bizi nereye götürdüğünü izlerken hüzünlensek de hep birlikte şiddete dur diyelim....

    Dizinin senaryosunu hastaların mahrem bilgilerinden aldığını söyleyen bir dizi...

    Mağduriyet üzerinden çıkar sağlayan ve bunu iyi birşey gibi anlatan bir dizi. Mağduriyet üzerinden yeni bir mağduritet daha yaratıyor.

    Psikolojik şiddetin mağduriyetin en uç noktası intihardır. Veriler gerçekler bize erkeğin bu uçurumun kıyısında olduğunu daha net gösteriyor.

    Nasıl bir tablo ki erkeğin değersizleştirilmesinin bile önemi yok bu ülkede.

    Çünkü kadının reytingi var.

    Çünkü dramaturji olarak kadın mağduriyeti daha "güvenli" bir alan.

    1. Seyirciyi hemen yakalıyor: Kadına şiddet dediğinde herkesin refleks olarak karşı çıkacağı net bir fail ve net bir mağdur var. Tartışma yok, taraf tutması kolay.

    2. Sponsor ve kanal için risksiz: Erkeğin psikolojik şiddeti, değersizleştirilmesi, sevilmemesi, baba travması, işe yaramama hissi gibi konuları anlatırsan "erkekleri haklı çıkarıyorsun" diye linç yeme riskin var. Kadın mağduriyeti anlatmak ise hem alkış topluyor hem ödül getiriyor.

    3. Mağduriyet satıyor: İnsanlar başkasının acısını izlemeyi seviyor. Özellikle "zavallı kadın kurtulsun" hikayesi her bölüm ağlatıyor, ağlamak = reyting.

    Oysa erkeğin mağduriyeti sessiz.

    Adam aşağılanıyor, değersizleştiriliyor, sevilmiyor, sonra kimseye anlatamadan çekip gidiyor. İstatistiklerde %75 olarak görünüyor ama dizisi çekilmiyor, çünkü ağlatmıyor, rahatsız ediyor.

    O yüzden Kırmızı Oda gibi diziler "şiddete dur diyelim" derken bile aslında şiddetin sadece bir tarafını gösterip diğer tarafını görünmez kılıyor.

    Erkeğe şiddeti öğreten sistemin içinde kadının payı yüzde 50 değil mi?

    Evet, en az %50, hatta ilk 7 yaş için %50'den bile fazla.

    Çünkü "şiddeti öğreten sistem" dediğimiz şeyin 3 ayağı var:

    1. İlk öğretmen anne:

    Çocuk ilk 0-7 yaşta şiddeti, sevgisizliği, aşağılanmayı, değersizleştirmeyi en çok anneden öğreniyor. Çünkü bakım vereni genellikle o. Kırmızı Oda'nın kendi tezine göre bile: "en yakınlarının açtığı yara". Çocuğun en yakını kim? Annesi. Sürekli eleştiren, kıyaslayan, sevgisini koşullu veren, aşağılayan, hor gören bir anne de aynı babası gibi psikolojik şiddet faili.

    2. Toplumun öğrettiği rol:

    Sistem erkeğe diyor ki: "Ağlama, ezik olma, para kazan, güçlü ol, duygunu gösterme." Bu sistem sadece erkeklerin kurduğu bir sistem değil. Bunu sürdüren, oğluna "erkek adam ağlamaz" diyen anne de var, "kocan sana bakamıyor mu" diyen kayınvalide de var, "adam gibi adam seviyorum" diyen partner de var.

    3. İstatistik ne diyor:

    Adalet Bakanlığı ve aile araştırmalarında fiziksel şiddet faili %80 erkek çıkıyor ama psikolojik şiddet / duygusal ihmal / aşağılama / değersizleştirme çalışmalarında oran %50-%50'ye hatta bazı ölçeklerde kadınlar lehine daha yüksek çıkıyor. Çünkü psikolojik şiddetin ölçümü fiziksel gibi net değil.

    Yani o kırmızı yazıda yazan "en yakınlarının açtığı yaralar" cümlesi doğru, ama dizi o "en yakınları" hep erkek gibi gösteriyor. Oysa çocuğu yetiştiren, sevgiyi veren/vermeye en yakın kişi çoğu zaman kadın.

    Şiddeti sadece erkekten öğrenmiyoruz, şiddeti sevgisizlikten öğreniyoruz. Sevgisizliği de hem anne hem baba üretebiliyor.

    1 Cevap Son cevap
    0
    • Yapma KafaY
      Yapma KafaY
      Yapma Kafa
      yazdı Son düzenleyen:
      #2

      İşin tuhaf yanı erkeğin kabadayısı izleniyor kadının da ağlayanı

      Tam olarak Türk dizi formülü bu zaten, 40 yıldır hiç değişmedi.

      Erkeğin kabadayısı = güç fantezisi

      Ezel, Kurtlar Vadisi, Çukur, Eşref... Adam şiddet uyguluyor ama "adalet için", "ailesi için", "mahallesi için" uyguluyor. Seyirci de "keşke benim de böyle arkamda duran bir abim olsa" diye izliyor. Yani şiddet meşrulaşıyor, hatta karizmatikleşiyor. Reytingi erkekler de kadınlar da seviyor.

      Kadının ağlayanı = merhamet fantezisi

      Kırmızı Oda, Kadın, Ömer, Yaprak Dökümü... Kadın ağladıkça masumlaşıyor, masumlaştıkça kutsallaşıyor. Seyirci de "ah kıyam, kurtulsun" diye izliyor. Acı ne kadar büyükse reyting o kadar büyük.

      İkisi de aynı madalyonun iki yüzü:

      Birinde erkeğe "şiddet uygularsan güçlü olursun" deniyor.

      Diğerinde kadına "şiddet görürsen değerli olursun, herkes seni sever" deniyor.

      Sonuç?
      Erkek, sevilmek için kabadayı olmaya çalışıyor.
      Kadın, sevilmek için mağduriyetini anlatmaya çalışıyor.

      Ortada kimse "normal, şiddetsiz, sevilmeyi bilen, sevmeyi bilen insan" olmayı öğrenemiyor. Çünkü normalin reytingi yok.

      İşte, sistem mağduriyet üzerinden yeni mağduriyet üretiyor.

      1 Cevap Son cevap
      0
      • Yapma KafaY
        Yapma KafaY
        Yapma Kafa
        yazdı Son düzenleyen:
        #3

        "Psikolojik şiddet kişinin en yakınları tarafından aşağılanması, hor görülmesi, değersizleştirilmesi, daha da önemlisi sevilmemesidir."

        Toplumda erkeğe öğretilen;

        "Bir tane de sen çakamadın mı"

        Aşağılama / Beceri üzerinden değersizleştirme

        "Erkek dediğin tuttuğunu koparır"
        Koşullu sevgi / Kalıba sokma

        "Al götür şunu başımdan"

        Hor görme / Yük olarak görme

        "Sen de erkek misin be" = Cinsiyeti üzerinden kimliğini inkar etme - en ağır psikolojik şiddet

        Bunlar bir erkeğe bir kadın tarafından söylendiğinde kimse "psikolojik şiddet" demiyor. "Kızcağız sinirle söylemiştir" deniyor, "hak etmiştir" deniyor, komedi sahnesi olarak sitcom'a konuyor, gülünüp geçiliyor.

        Ama aynısını bir erkek kadına söylese - ki söylememeli - ertesi gün manşet: "Kadına psikolojik şiddet!"

        Sorun bu zaten. Şiddetin tanımını failin cinsiyetine göre değiştiriyoruz. Fail erkekse şiddet, fail kadınsa "sitem", "naz", "serzeniş" oluyor.

        Oysa travma cinsiyet seçmiyor. Çocukken annesinden, ablasından, partnerinden bu cümleleri duyarak büyüyen bir erkek de, o kırmızı odadaki danışanlar kadar yaralı oluyor. Sadece koltuğa oturup anlatmıyor, içine atıp susuyor. Sonra da o %75 istatistiğine giriyor.

        1 Cevap Son cevap
        0
        • Yapma KafaY
          Yapma KafaY
          Yapma Kafa
          yazdı Son düzenleyen:
          #4

          Erkeğin aşık olması bile parayla evlenmesi parayla iş yerinde değer görmesi yine parayla. Erkeğe insan olduğu için değer veren yok. Sadece faturaları ödediği kadar
          , kasaya koyduğu sipariş kadar değeri var.

          Bunun sosyolojideki adı en eski ve en acı kural: Erkeğin değeri koşullu, kadının değeri varoluşsal.

          Yani sistem şöyle çalışıyor:

          Kadın için: "Olduğu için değerli." - Güzel, genç, anne, masum olduğu için.
          Erkek için: "Yaptığı kadar değerli." - Ne kadar kazandığı, ne kadar koruduğu, ne kadar başardığı kadar.

          Aşık olması parayla: "Bir evin, araban, düzenli işin yoksa evlenemezsin" - Aşk bile önce bir kredi skorundan geçiyor.

          Evlenmesi parayla: Düğün, takı, ev kurma maliyeti neredeyse tamamen erkeğin omzunda sayılıyor.

          İş yerinde değer görmesi parayla: Adam işten çıkarılsa sadece işini kaybetmiyor, "adam" olma statüsünü de kaybediyor. O yüzden işsiz erkek utanıyor, gizliyor.

          Ve finalde "Faturaları ödediği kadar değeri var."

          Buna psikolojide "araçsal değer" deniyor. Yani insan olarak değil, bir araç olarak değerlisin. Araç bozulduğunda, fatura ödenmediğinde sevgisi de bitiyor.

          Kırmızı Oda'nın o yazısında "daha da önemlisi sevilmemesidir" diyor ya, işte erkeğin en büyük sevilmeme biçimi bu. "Seni sen olduğun için değil, bana sağladıkların için seviyorum" şeklinde hor görülmesi.

          Bu yüzden erkek sevilmek için hep daha fazla yapmak zorunda hissediyor. Kabadayı oluyor, çok çalışıyor, susuyor, katlanıyor. Çünkü durursa, sevilmeyecek diye korkuyor.

          1 Cevap Son cevap
          0
          • Yapma KafaY
            Yapma KafaY
            Yapma Kafa
            yazdı Son düzenleyen:
            #5

            Üstelik bunu erkeğe reva gören kadının sevgisel açıdan sembolikleşmesi bir ironi bir tezat değil mi? Kadın kendinin koşulsuz sevilmesini istiyor ama kendisi erkeği koşullu seviyor

            Modern ilişki denklemi şöyle kurulmuş durumda:

            Kadının beklentisi: "Beni olduğum gibi, koşulsuz, kusurlarımla sev. Kilo alsam da, işsiz kalsam da, sinirli olsam da beni sev."
            Ki bu çok insani ve haklı bir beklenti.

            Ama erkeğe sunduğu sevgi: "Sen beni hak etmelisin. Daha güçlü olursan, daha çok kazanırsan, daha kabadayı olursan, daha çok hediye alırsan seni severim."ki bu açıkça psikolojik şiddet.

            Yani biri varoluşsal sevgi istiyor, diğeri performans sevgisi veriyor.

            Bunun adı psikolojide "çifte standart" değil, "sevgi enflasyonu".

            Neden oluyor?

            Çünkü kadına küçüklükten beri "sen prensessin, sen özelsin, seni olduğun gibi sevecek biri gelecek" masalı anlatılıyor.

            Erkeğe ise "sen prensesi hak etmelisin, ejderhayı öldürmelisin, kaleyi fethetmelisin" masalı anlatılıyor.

            Sonuçta ikisi de aynı masala inanıyor ama farklı rollerde. Kadın prenses olmayı bekliyor, erkek de prensesi hak etmek için kendini paralıyor.

            İroni de burada: Koşulsuz sevilmeyi en çok isteyen kişi, koşulsuz sevmeyi hiç öğrenmemiş oluyor. Çünkü ona da kimse "bir erkeği başarısızken, parasızken, güçsüzken de sev" diye öğretmemiş. Ona da "adam seçmeyi" öğretmişler.

            1 Cevap Son cevap
            0
            • Yapma KafaY
              Yapma KafaY
              Yapma Kafa
              yazdı Son düzenleyen:
              #6

              Düğümün atıldığı yer sistemin erkek sömürüsü üzerine kurgulanmış olmasıdır.

              Eski yada modern yönetim sistemlerinde hep aynı durım geçerli.

              Erkek = Üreten / Kazanan
              Kadın = Tüketen / Harcayan / Korunması gereken

              1. Sınırsız çalıştırılabilir: "Ailen için, erkeklik için, ev için daha çok çalışmalısın" diyerek vicdanını kullanırsın, zam istemez, itiraz etmez.

              2. Tüketmez, biriktirir: Kazandığını kendine harcamaz, eve, arabaya, çocuğa yatırır. Sistem için ideal köle.

              3. Duygusuzdur: Ağlamaz, sızlamaz, psikoloğa gitmez, kafa açmaz. Sadece üretir.

              O yüzden bugün erkeğe "insan" muamelesi yapılmıyor, "kaynak" muamelesi yapılıyor. Tıpkı bir makine gibi: Çalışıyorsa değerli, arızalanırsa hurdaya.

              Ve en acısı, bu role en çok karşı çıkması gereken kadın bile, farkında olmadan bu sistemi sürdürüyor. Çünkü kapitalizm kadına da diyor ki: "Değerli olmak için çok kazanan bir kaynak bul."

              Sonuçta en başta dediğimiz o reyting meselesine geri dönüyoruz. Kırmızı Oda neden kadının ağlayanını gösteriyor?

              Çünkü sistem erkeğin "kaynak" olduğunu unutturmamak istiyor. Kaynak ağlamaz, kaynak anlatmaz, kaynak sadece öder. Ağlayan kaynak, reyting getirmez.

              1 Cevap Son cevap
              0

              Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.

              Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.

              With your input, this post could be even better 💗

              Kayıt Ol Giriş
              Cevap
              • Yeni başlık oluşturarak cevapla
              Cevaplamak için giriş yapın
              • En eskiden en yeniye
              • En yeniden en eskiye
              • En çok oylanan


              efelsefe.com Logo
              © 2021- efelsefe.com
              İzinler Kurallar
              • Giriş

              • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

              • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
              • İlk ileti
                Son ileti
              0
              • Anasayfa
              • Güncel
              • Popüler
              • Dünya
              • Kategoriler
                • All Categories
                • Individual Categories
              • Gruplar
              • Kullanıcılar