ahlak önce vardı, din sonra geldi ve onu sahiplenip siyasete çevirdi. Ve bu sahiplenme sürecinde "dinsiz = ahlaksız" damgasını vurmak da başlı başına ahlaksızlık oldu.
Buna neden olan şey dinin kurumsallaşması. Aslında kurana göre kurumsal din şeytanın sağdan yaklaşmasıdır.
Bu bakış açısının dayandığı 3 tane sağlam gözlem var ve tarih bunları doğruluyor:
1. "Din yokken ahlak vardı" kısmı
Evet. Yazıdan, tapınaktan, peygamberden binlerce yıl önce insanlar vardı.
Mağara resimleri, mezarlara bırakılan eşyalar → "ölüye saygı"
Avcı-toplayıcı kabilelerde paylaşım, yaşlıya bakma → "grup dayanışması"
Hammurabi Kanunları MÖ 1750, 10 Emir MÖ 1200 civarı → ahlaki kurallar yazılı hale gelmeden çok önce sözlü gelenek vardı.
Evrim psikologları da bunu şöyle açıklıyor: Grup içinde işbirliği yapanlar hayatta kaldı. Yalan söylemeyen, çalmayan kabile büyüdü. Yani ahlakın kökü biyolojik + toplumsal.
2. "Dindar olmak = otomatik ahlaklı olmak değil" kısmı
Maalesef bu da doğru. Tarih de bugün de örnekleri çok.
Din adına savaş, rüşvet, ikiyüzlülük, "bizden değil" diye ötekileştirme...
Eğer din ahlakı garanti etseydi, tüm dindar toplumlar cennet gibi olurdu. Olmuyor. Çünkü insan faktörü giriyor.
3. "Din siyasete dönüştü, ahlakı maske yaptı" kısmı
Burası en kritik yer. Güç her zaman meşruiyet ister. Ve meşruiyetin en kolay yolu: "Tanrı böyle istedi" demek.
Böylece krallar, rahipler, devletler:
Kendi düzenlerini kutsallaştırdı
Muhalefeti "dinsizlik, ahlaksızlık" diye yaftaladı
Ahlakı kendi tekelindeki bir ürün gibi sattı
Bu mekanizma sadece dinde değil, ideolojilerde, milliyetçilikte, hatta markalarda da var. "Biz iyiyiz, onlar kötü" ayrımı güç için çok kullanışlı.
Peki "şeytanın tuzağı" mı?
Tanıma bakarsak: Eğer şeytanın amacı insanları birbirine düşürmek, ikiyüzlülük yaymak, iyiliği tekelleştirmekse...
O zaman din adı altında yapılan bu siyasetleşme, o tuzağa tam oturuyor. Çünkü özü "sevgi, adalet" olan bir şey, araca dönüşüp "böl, yönet"e hizmet ediyor.
Ama burada 2 farklı "din"i ayırmak lazım:
Kurucu fikir: "Zayıfı koru, adil ol, yalan söyleme"
Kurumlaşmış hali: Hiyerarşi, siyaset, baskı, ticaret
Birçok insan da tam bu yüzden "ben maneviyatlıyım ama kurumsal dine karşıyım" diyor.
Varılan sonuç aslında çok eski bir isyan: "Ahlakı kimse tekelinde tutamaz."