• Evrim Sürecinde Din

    Dinler, bir çok şeyde olduğu gibi evrim sürecinin geçici bir parçasıdır.
    Din hem olacak hem yok olacak, bu süreç gelişimle alakalı.
    İnsan türü ilkelliği, inançları, hurafeleri ve ona bağlı olarak uydurmaları, yalanları yaşam biçimi yapmadan gelişemez ve değişemez.
    Önce ilkellik sonra modernlik.
    Birbirine zıt olan din ve bilimin varlığı tesadüf değildir. Her ikisi evrim sürecinin zorunlu parçalarıdır. Biri ölmeye giderken diğeri yeşermeye devam edecek.
    Çünkü koşullar diye bir gerçek var, gelişen bilim karşısında din miadını doldurmak zorunda.
    İlkelliğin ok ve mızrağı, dinlerin kutsal saydıkları kılıç nasıl ki bilim karşısında artık spordan öteye gitmiyorsa aynısı inançlar için de geçerlidir.
    Bundan 30 yıl evvel televizyona gavur icadı diyerek sırtını dönen softalar bugün en çok yararlandıkları aletin başında geliyor.
    Bundan 30-40 yıl öncesine kadar dünya bir ineğin başındaydı, inek başını salladıkça deprem olurdu. Artık bu masallara softalar da inanmıyor.
    Çünkü bilim yeşerdikçe dinlerin inanç şekilleri kendiliğinden güncelleniyor ve her güncellenmede inançlar kaybolmaya yüz tutuyor.
    İnsanların inanç üzerinde ısrarcı olmaları belki süreci uzatıyor ama bu gerçeği değiştirmiyor.

    İnsanlar neden inançlı olmak istiyor?

    Dinler ve inançlar günümüze kadar 5 defa güncellendi. Bu güncellenme doğal olarak gelişti.

    1- Dinler yokken inanç vardı, sadece korkuya dayalıydı.
    Güneş, ay, doğa felaketleri ve güçlü hayvanlar karşısında kendini aciz hisseden insanlar onlara boyun eğerek yaşamayı kendinde zorunlu görüyordu.
    Adaklar dışında pek kimseye zararı yoktu.
    İnançlar genelde kişinin kendisiyle alakalıydı.

    2- Tarıma geçilmesi zorbalığı, işgali ve krallıkları oluşturdu.
    Krallığın idame etmesine salt zorbalık yetmiyordu.
    Kralın ve krallığın kutsallaştırılması ve hatta kralın tanrılaştırılması gerekiyordu.
    Çünkü güç karşısında kendini aciz gören insan için krallık da tapılması gereken bir güç sayılıyordu.
    Ayrıca daha başka işgalciler karşısında krallık bir kalkan görevi görüyordu.
    Korkuya kaynaklı inanca bir de işgalci korkusu eklenmişti.
    Böylece Yahudi dini doğdu.
    Yahudilik salt kralı ve krallığı korumaktan ibaretti.
    İnsanlar krallığa çalışacak, kral da onları başka işgalcilerden koruyacak.
    Böylece kral bir taşla iki kuş vurmuş oldu.
    Hem krallığını sürdürdü hem krallığının askeri gücünü işgal ettiği halktan oluşturdu.

    3- Yahudi krallıklarının zaman içerisinde gücünü kaybetmesi, Yahudi inancının da zayıflamasına neden oldu.
    Artık halk kendini korumasız hissediyordu.
    Ancak bu durum pek sorun olmamıştı.
    Çünkü Yahudiler kaybettikçe daha başka birileri kazanıyordu.
    Bu kazananlar ve yeni krallık oluşturanlar Yahudi krallığında olduğu gibi yine dini kullanmak zorundaydılar.
    Lakin halkı tutmak için Yahudilik tek başına yeterli değildi. Zaten Yahudiller kaybetmişti.
    Böylece içine cennet ekledikleri Hristiyan dini doğdu.
    Hem güçlü krallıklar hem içinde cennet olan yeni din insanlara daha cazip geldi.

    4- Yurdunu yuvasını kaybetmiş Yahudiler boş durmuyodu.
    Kendi saltanatlarını elinden alan Hristiyanlık dinini bir başka din ile vurma peşindeydiler.
    Bu fırsatı 14. asırda buldular.
    Tüccar bir kadın, saf bir genç ve oldukça birikimli Varak Bin Nevfel adında amcaoğlu.
    Ayrıca o sıralar halkın yoksulluktan perişanlığı da eklenince yeni bir din veya yeni bir silah kaçınılmaz oldu.
    Ancak bu din de çok hurafeler olması gerekiyordu. Aksi halde başlamadan bitmesi kaçınılmazdı.
    O zamanki perişan halka uygun olarak İslam dini de böylece doğmuş oldu.
    İçinde cennet denen kerhane ve meyhane, ganimet, tecavüz olan din, bazı tüccarlar dışında herkese cazip geldi.
    Bu din öncekilere benzemiyordu.
    Korunması gereken bir krallık yoktu, sadece dini icat edene ganimet getirmeleri, dokuz yaşındaki kızları kucağına atmaları yetiyordu.
    Ganimet ve tecavüz bayramı yaşıyorlardı.
    Üstelik bir de cennete gitme vaadi de eklenince o devrin pehlivanları bile bu cazibeye dayanamadı. Her biri ganimetlerden kaçırılmış 8-10 kadınla gününü gün ediyorlardı.

    5- Önce korkuya, sonra korku ve cennete, daha sonra korku, tecavüz, ganimete dayanan dinlere zaman içerisinde ticari kazanç eklendi.
    Günümüzde dinler artık bir ticaret kapısı haline geldi. Dini örgütlenmeler inancı baz alsa da önce maddi çıkar sonra inanç geliyor.
    Daha doğrusu din artık nitelikli soygunculukta başı çekiyor.
    Çünkü ne kadar hayal satarsan o kadar büyük işadamı sıfatı kazanıyorsun.
    Yoksullar ve bilinçsizler için hayeller, hurafeler bir yaşam kaynağı, onunla mutlu oluyorlar.


  • @bilgisezgi dini de üreten bizim beynimizdir.

    Korkularıyla başa çıkma mekanizmasıdır. Ölüm korkusu veya bilincini kaybetme korkusudur. Ancak din ile olmayacağını bilinç farkediyor çünkü daha çok korkutuyor.

    Artık insanların beyinleri bundan kurtulmak için çabalıyor.

    Doğmadan önce nerede olduğumuzu kimse bilmediği gibi öldükten sonra da kimse bilmiyor. Bunu dincilerin korkutma palavralarıyla çıkara dönüştüğünü herkes görüyor artık. Benim ölümüm kimseyi ilgilendirmez.

    Artık insanlae cennet cehennem gibi boş vaadlere inanmayı değil de dünyaya gelme şansını bir kere yakalamış olmanın tadını çıkarmak istiyor.

    Bunu başarmanın yolunun din ve siyasetle olmayacağını anlamaya başladı . Bu ancak sorgucı ve birbirine destek olan sivil toplum ile gerçekleşir.

    Devlet ve din baskısının azaltılması ancak bu sayede mümkündür.


  • @kâfir-imam, içinde söyledi: Evrim sürecinde din

    Bunu başarmanın yolunun din ve siyasetle olmayacağını anlamaya başladı .

    Evet anlamaya başladı, en azından yüzde 49 örnek verilebilir.
    Lakin diğer yandan yüzde 51 din ve siyasetle nemalanma peşinde.
    Dinin halen revaçta olmasının nedeni de bundan, kendine pay çıkarma düşüncesinden kaynaklanıyor.
    Çünkü avantadan otlanacakları başka birşey yok, din ve siyaset tam onların aradığı olgu.
    İlginç olan ise din ve siyaseti tekellerinde tutmak için verdikleri mücadelenin çeyreğini dahi ülke ve toplum gelişimi için vermekten kaçınmalarıdır.
    Zira gelişen toplum onların sonu demektir, bu yüzden ülke ne kadar kaos içinde olursa o kadar mutlu ve bahtiyar olurlar.


Benzer Konular

  • 5
  • 16
  • 4
  • 5
  • 6