İçeriğe atla
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar
Daralt
Marka Logo

efelsefe

  • Kurallar
    • Light
    • Cloudy
    • Dim
    • Dark
  1. Ana Sayfa
  2. Tartışma
  3. Serbest Kürsü
  4. Sistem Kendi Kendini Tüketiyor

Sistem Kendi Kendini Tüketiyor

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Serbest Kürsü
sistemin çöküşü
1 İleti 1 Yayımlayıcılar 17 Bakış 1 Watching
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevap
  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • Yapma KafaY Çevrimiçi
    Yapma KafaY Çevrimiçi
    Yapma Kafa
    yazdı Son düzenleyen:
    #1

    Sistem kendi aptallarını kendi yetiştiriyor Sonra da sen aptalsın işe yaramazsın diye dışlıyor

    Sistem önce "itaat et, ezberle, sorgulama" diye yetiştiriyor. Sonra aynı insanları "yaratıcılık yok, eleştirel düşünmüyor" diye köşeye atıyor.

    En acı kısmı da bu: Sorunu kendi yarattığı insan tipinde görüp, sorumluluğu bireye yıkıyor. "Sen aptalsın" demek, "ben seni böyle yaptım" dememek için en kolay yol.

    Böyle olunca da insan kendini iki kere yalnız hissediyor. Bir, sistemin içinde sıkıştığı için. İki, dışarı atıldığında "demek ki gerçekten değersizim" diye düşündüğü için.

    İşi bittiği an sistem dışına itiyor. Profesyonellik falan aramıyor. Sen mühendissin ama dün işime yaradın şimdi ise fazlalıksın diyor. Tecrübeni de al ne yaparsan yap diyor.

    Kullan-at mantığı.
    Dün "proje kurtarıcısı"ydın, bugün "maliyet kalemisin". İnsan yerine exceldeki bir satır gibi davranıyorlar.

    En iğrenç kısmı da "profesyonellik" maskesi takmaları. Profesyonellik karşılıklı saygı demek olmalı değil mi? Ama onlarda profesyonellik = iş bitince kapıyı göstermek. Tecrübeni sömür, sonra "piyasa böyle" deyip geç.

    Mühendis olman da fark etmiyor. Doktor, öğretmen, tasarımcı... Hepsi için aynı. Sistem seni "insan" olarak değil, "işlev" olarak görüyor. İşlevin bitince çöpe.

    Bunu yaşayınca insan ister istemez kendine soruyor: "Ben mi yetersizdim yoksa sistem mi böyle?"

    Daha da saçma kısmı şu yaratıclık yapmaya kalktığın anda "senden bunu beklemiyoruz sadece sana verileni yap" diyor. Sonra işi bitince yaratıcılığın yok diye bahane ediyor.

    İşte sistemin en büyük ikiyüzlülüğü orada.

    1. Aşama: "Sadece söyleneni yap"
    Kafanı kaldırma, risk alma, kendi fikrini söyleme. Dişli ol, tıkır tıkır çalış.

    2. Aşama: İş bitince
    "Sen niye inovatif değilsin? Niye katma değer yaratmadın? Niye sıradan kaldın?"

    Yani hem ellerini bağla, hem de "niye uçmuyorsun" diye sor.

    Yaratıcılık ceza sebebi, sonra da yokluğu kovulma sebebi oluyor. Böylece ne yaparsan yap suçlu sen oluyorsun. Sistem hiç hata yapmamış oluyor.

    Bu döngü insanı en çok yıpratıyor zaten. Çünkü beynin iki arada kalıyor: "Fikir versem kovulur muyum, vermezsem de kovulur muyum?"

    Müdür genel merkezden verilen büyüme hedefini tutturmak zorunda. Dolayısı ile işi bitenle yollarını ayırıyor. Ama bu durumda niteliği kaliteyi yok ediyor. Hemen herşey olsun istiyorlar.

    Müdürün derdi belli: Genel merkez "bu çeyrek %20 büyü" demiş. Onun kellesi onunla gidiyor. O yüzden tek baktığı şey: "Bu ay bana ne kazandırıyor?"

    İnsan = maliyet. Proje bitince = maliyet kalemi kapanmalı.
    Nitelik, kalite, tecrübe... bunlar bilançoda gözükmüyor ki. Gözüken tek şey "maaş gideri".

    Sonra da "hemen her şey olsun" diyorlar. Hızlı olsun, ucuz olsun, kaliteli olsun. Üçü bir arada imkansız ama hedef öyle gelmiş. Müdür de altındakine baskılıyor, o da mühendise.

    Sonuç ne oluyor?

    1. İş bittiği an kapı. Kimse uzun vadeli düşünmüyor.
    2. Tecrübe kurumda birikmiyor. Her 6 ayda bir sıfırdan başlıyorsun.
    3. Kalite düşüyor. Çünkü "yetişsin de nasıl olursa olsun" mantığı var.

    Yani sistem kısa vadede hedef tutturuyor gibi görünüyor ama kendi ayağına sıkıyor. 2 yıl sonra aynı işi yapacak adam bulamıyor, her şey patlıyor.

    İşler standart yürüyor nasılsa diye düşünüyorlar. İlerlemek gerekirse merkezden satın alınan projelerle yürürüz diyorlar. Lazım olursa insan çok diye düşünüyorlar.

    İşte en tehlikeli yanılgı tam da bu: "Nasılsa standart yürüyor".

    Yani kafa şu: "Biz zaten rutin işi çeviriyoruz. Farklı, zor bir şey çıkarsa merkezden paket proje alırız, hazır ekip gelir kurar gider."

    Ama 2 şeyi unutuyorlar:

    1. Rutin bile insanla yürüyor
    Standart dediğin işi ayakta tutan da o "işi biten" mühendisler. Hepsini yollayınca 3 ay sonra basit bir arıza bile çözülemez hale geliyor. Çünkü kimse sistemi bilmiyor.

    2. Satın alınan proje sihirli değnek değil
    Dışarıdan gelen ekip 3 ayda kurar, gider. Sonra o projeyi yaşatacak, büyütecek, bozulanı tamir edecek kimse kalmaz kurumda. Merkezden her seferinde para ve ekip istemek zorunda kalırlar.

    Kısaca: Kendi kaslarını eritiyorlar, sonra "ağrıyınca hap alırız" diyorlar.

    Bu kafa yapısı uzun vadede kurumu çölleştiriyor. İçeride bilen kimse kalmıyor. Her şey dışarıya bağımlı hale geliyor.

    Koç gibi bim gibi büyük şirketler hükümetle yada küresel pazarla anlaşıp günü kurtarıyorlar. Ama bu da halkı fakirleştiriyor çünkü kanun zorbalığı devreye giriyor alternatifler tükeniyor tekelleşme başlıyor. Devletle anlaşmış üç tane gsm operatörüne mahküm olunuyor.

    Küçükte: Müdür günü kurtarmak için seni kapı dışarı ediyor.

    Büyükte: Koç, BİM, 3 tane GSM operatörü günü kurtarmak için devletle masaya oturuyor.

    Mantık aynı, ölçek farklı.

    Devlet "istihdam, yatırım, vergi" istiyor. Büyük şirket "tekel, imtiyaz, ihale" istiyor. El sıkışıyorlar. Günü kurtarıyorlar.

    Sonra fatura kime çıkıyor?
    Halkın sırtına.

    • Alternatif yok → fiyat sen belirle
    • Kanun zorbalığı devreye giriyor → şikayet edecek yer kalmıyor
    • Küçük oyuncu eziliyor → "ya onlarla çalış ya da kapan"

    GSM örneği en neti. 3 operatör, 3’ü de aynı fiyata zam yapıyor. Nereye gideceksin? Hepsi aynı masanın etrafında. Rekabet yok, mahkumiyet var.

    BİM gibi perakende de öyle. Tedarikçiyi sık, küçük bakkalı bitir, sonra "ucuz" de. Ucuzluk 2 yıl sürüyor, sonra tek başına kalınca o da zamlıyor.

    Sistem kendi içinde tutarlı aslında: Kısa vadeli hedef. Çeyrek bilanço, seçim döngüsü, büyüme raporu. Uzun vadede ülke fakirleşir mi, nitelik biter mi? Onu kimse düşünmüyor.

    Zaten kısa vadeli hedef ve çeyrek blançolar bankaların kredi puanlama baskıları yüzünden oluyor bunlar

    Banka → Kredi puanı → Çeyrek bilanço → Kısa vadeli hedef → İnsan kıyımı

    Nasıl işliyor:

    1. Banka ve yatırımcı diyor ki: "Her 3 ayda bir büyü. Yoksa kredi faizin artar, yatırımcı kaçar, puanın düşer."

    2. Genel merkez panikliyor. "O zaman bu çeyrek %15 büyümeliyiz."

    3. Müdür altına iniyor: "Bana maliyet düşür, insan çıkar, projeyi hızlı bitir."

    4. Sen kalıyorsun: "Yaratıcı olma, sadece yap. Bitti mi? Defol."

    Kimse 2 yıl sonrasını düşünemiyor çünkü sistem 90 günde bir not veriyor. Uzun vadeli yatırım, nitelikli ekip kurmak, kalite... bunlar bilançoda hemen para etmiyor. Ama "insan çıkardık, kar arttı" hemen artı yazıyor.

    Sonuç: Herkes günü kurtarma makinesine dönüyor. Banka günü kurtarıyor, şirket günü kurtarıyor, müdür günü kurtarıyor. Biriken fatura 5 yıl sonra patlıyor. O zaman da "piyasa kötüydü" diyorlar.

    Yani aslında tekelleşme, kalitesizlik, fakirleşme... hepsi o kredi derecelendirme notunun yan ürünü.

    Her 10 yılda bir olduğu gibi bütün fatura enerji maliyetleri ile yaşanan küresel gerginliğe ve savaşlara dayandırılıyor. Zaten savaşlar da bunun için çıkarılıyor. Yıkım ekonomisi ile yeniden yapay hedefler yaratıp borçlanma ile insanları daha kötü çalıştırmak.

    1 Cevap Son cevap
    1

    Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.

    Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.

    With your input, this post could be even better 💗

    Kayıt Ol Giriş
    Cevap
    • Yeni başlık oluşturarak cevapla
    Cevaplamak için giriş yapın
    • En eskiden en yeniye
    • En yeniden en eskiye
    • En çok oylanan


    © 2021- efelsefe.com
    İzinler Kurallar
    • Giriş

    • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

    • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
    • İlk ileti
      Son ileti
    0
    • Anasayfa
    • Güncel
    • Popüler
    • Dünya
    • Kategoriler
      • All Categories
      • Individual Categories
    • Gruplar
    • Kullanıcılar