İçeriğe atla
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar
Daralt
Marka Logo

efelsefe

Forum Kuralları Canlı Sohbet
  1. Ana Sayfa
  2. Genel Alanlar
  3. Türkiyede Toplumsal Sözleşme Bozuldu mu

Türkiyede Toplumsal Sözleşme Bozuldu mu

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Genel Alanlar
toplumsal sözleşme
10 İleti 2 Yayımlayıcılar 291 Bakış 1 Watching
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevap
  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • tarihinde yazdı Son düzenleyen: Yapma Kafa
    #1
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Çevrimdışı
    Konu 136
    Yorum 374
    Reputasyon 39

    Belkide hiç yoktu.

    Devletle vatandaş arasında "ben sana bunu vereceğim, sen de bunu yapacaksın" diye kurulan zımni anlaşma tek taraflı mı çalışıyor?

    Ekonomi tarafı: Arsa satılıyor ama imar yok. Araba kredisi veriliyor ama sonra vergi, sigorta, MTV ile geri alınıyor. Kumar oynatılıyor, bankalar aracı oluyor, sonra oynayana ceza kesiliyor. Yani risk vatandaşa, kâr sisteme kalıyor.

    Adalet tarafı: Rüşvet alan ortada ama veren görünmüyor. Torpilsiz iş dönmüyor. kurallar herkes için değil, kimin ne zaman uygulanacağı belli değil.

    Toplum tarafı: "Çoğalın" deniyor ama şehir planı yok, okul var ama iş yok. "Evlenin, sektör canlansın" deniyor ama evliliği taşıyacak nitelik, gelir, konut desteği verilmiyor. En küçük sorunda da ailenin içine girilip her şey daha da karmaşık hale getiriliyor.

    Bunların hepsi bir araya gelince "vatandaşlık" aidiyetten çıkıp fatura ödemeye indirgeniyor. İnsan da doğal olarak soruyor: Ben ne karşılığında uyuyorum bu kurallara?

    Toplumsal sözleşme aslında güven üstüne kurulu. Güven bitince geriye sadece zor ve ceza kalıyor. O yüzden bu kadar yorucu hissettiriyor.

    Yalan reklam yapan: Reklamı yayına sokuyor, binlerce kişiyi etkiliyor, kârı cebine koyuyor. Ceza varsa bile cüzzi. Reklam Kurulu kararı çıkana kadar ürün çoktan satılmış oluyor.

    Mağdur olan: "Hakkını ara" deniyor. Tüketici Hakem Heyeti, e-devlet, dilekçe, fatura, ekspertiz, 3 ay bekle... Sonra "yetkili servis" diye başka kapı. İnsan yorulup vazgeçsin diye tasarlanmış gibi.

    Yani sistem şöyle çalışıyor:
    Kurum: Önce serbest bırak, sonra mağduru bürokrasiyle uğraştır.

    Sonuç: Haksızlık yapan için risk düşük, hakkını arayan için maliyet yüksek.

    Bu da güveni bitiren şey. Reklam yalanı küçük görünüyor ama aslında "sözleşme"nin en görünür ihlali. Devletin görevi orada devreye girip "ben seni koruyorum" demesi gerekirken, "kendin çöz" demesi, o sözleşmenin yırtıldığının ilanı oluyor.

    Alacak-vergi tarafı:
    Devletin alacağı olunca 65 yaş, hasta, yurt dışında fark etmiyor. Haciz direkt çoluğa çocuğa gidiyor. "Kamu alacağı" deyip kapıyı çalıyor.
    Ama senin devletten alacağın olunca iş değişiyor. "Gel, sağlık raporu al, şahsen gel, 80 yaşında olsan da gel" diyor. Yani sorumluluk sende, kolaylık yok.

    Araba-park tarafı:
    Milyonlarca araç satılıyor, ithalat vergisi, ÖTV, KDV alınıyor. Ama o arabayı koyacağın 1 metrekare garanti yok. Kanunda "imar planlarında otopark ayrılır" yazıyor. Sahada ise o alan AVM, bina, dükkan olmuş. Neden? Çünkü arsa değerli. Mütayitle başkan anlaşmış dediğin yerde rant devreye giriyor.

    Sonra da "git özel parka koy" diyorlar. 100 bin dolarlık araba sokakta, çizilse, çalınsa risk senin.

    STK ve algı tarafı:
    STK'lar bu işe girmiyor çünkü işin içinde otopark işletmeciliği, inşaat, ithalat lobisi var. Para dönünce kimse topa girmiyor.
    Bir de üstüne diziler, haberler: "Şükredin, daha kötüsü var" algısı. Yani sorun sistemde değilmiş gibi, senin beklentindeymiş gibi gösteriliyor. Buna toplum mühendisliği demek çok yanlış olmaz.

    Özetle: Kâr toplanırken devlet-şirket el ele, zarar dağıtılırken vatandaş tek başına.

    Bu yüzden "bu nasıl vatandaşlık" sorusu boşuna değil. Vatandaşlık hak da ister, yükümlülük de. Şu an yükümlülük kısmı sonuna kadar çalışıyor, hak kısmı kapalı.

    GSS primi: "Zorunlu" diyor, herkesten kesiyor. Çalışan, emekli, öğrenci fark etmiyor. Alacağı varsa peşini bırakmıyor.

    Hizmet tarafı: Hastaneye gidince randevu yok, ilaç yok, tetkik için 3 ay sonraya gün veriyor.

    Çözüm önerisi: "Madem beklemek istemiyorsun, git özel sigorta yap. Özel hastaneye git."

    Yani hem kamuya prim ödüyorsun hem de hizmeti özelden parayla satın almak zorunda kalıyorsun. Devlet hem primden kazanıyor hem de "biz yükü özel sektöre devrettik" diyebiliyor.

    Ortada kalan kim?
    Sigortayı karşılayamayan.

    Park yeri meselesiyle de aynı: Önce vergi al, sonra sorumluluğu devret. Riski ve masrafı vatandaşa yık.

    Yangın deprem felaket olunca:
    Tarlan, evin , bağın, bahçen yanıyor yıkılıyor.
    Emek yılların.
    Gidiyorsun "sigortan var mı?" diyorlar. Yoksa "geçmiş olsun" deyip bırakıyorlar. Devletin afet fonu, tarım sigortası desteği lafta kalıyor. Zarar %100 senin.

    Devlet zarara uğrayınca:
    Deprem, sel, kur dalgası, borç... Hemen "zam, vergi, harç" geliyor. O zaman "milli dayanışma" oluyor. Fatura yine vatandaşa kesiliyor.

    Yani denklem şu:
    Kâr kamuda ve şirkette, zarar hep vatandaşa.

    "Ben her şeye vergi ödeyeceğim, hem de her şeye özel sigorta yaptıracağım. Devletin ne rolü var?"

    Cevap kağıt üstünde: Korumak, planlamak, denetlemek, afet anında yanında durmak.
    Sahada gördüğün: Tahsil etmek, sonra "kendi başının çaresine bak" demek.

    Bu yüzden insanlar "devlet baba" algısından çıkıp "devlet tahsildar" algısına geldi. Ne zaman sıkışsa ilk elini cebine atıyor, ne zaman sen sıkışsan ilk sorduğu "sigortan var mı?"

    Yangınlarda, sellerde, doluda en çok bunu gördük. Sigortalı olan bir şekilde ayakta kalıyor. Sigortasız olan siliniyor.

    Memur tarafı:

    İş güvencesi var. Kolay kolay işten atılmıyor. Maaş gününde yatıyor. Sendika pazarlığı toplu. Risk neredeyse sıfır. "Dokunulmazlık" dediğin de bu. Devlet kendi personelini sigortalıyor.

    İşçi tarafı:

    Patronun insafına kalıyor. Kıdem tazminatı için mahkeme, fazla mesai için kavga, işsiz kalınca ilk kapı dışarı. Prim günü yüksek ama maaş düşük. Risk tamamen sende.

    Emeklilik tarafı:
    Hepimiz aynı devlete GSS ve prim ödedik. Ama 4A, 4B, 4C diye ayırdılar. Hesaplama yöntemi farklı, yaş farklı, gösterge farklı.

    Sonuç: Aynı yaşta emekli olan memur ile işçi aynı maaşı almıyor. Esnaf daha da geride.
    Çok çalışan, çok prim yatıran işçiye "az maaş, yüksek prim günü" çıkıyor. Yani ceza gibi.

    Bu da "paralel devlet" hissini doğuruyor. Sanki iki sınıf vatandaş var:
    Biri devletin güvencesindeki, diğeri piyasanın insafındaki.

    Mantık şuydu: Memura güvence ver ki siyasete alet olmasın, devleti taşısın. Ama işçi sınıfını tamamen piyasaya bırakınca denge bozuldu. Şimdi ikisi de aynı marketten alışveriş yapıyor, aynı kirayı ödüyor, aynı vergiyi veriyor. Ama emekli olunca gelir makası açılıyor.

    Çok çalışana "kendi ayaklarının üstünde dur" deniyor ama riskleri de üstüne yıkılıyor. Az riskli olana ise "devlet arkanda" deniyor.

    TENTENT 1 Cevap Son cevap
    0
    • Yapma KafaY Yapma Kafa

      Belkide hiç yoktu.

      Devletle vatandaş arasında "ben sana bunu vereceğim, sen de bunu yapacaksın" diye kurulan zımni anlaşma tek taraflı mı çalışıyor?

      Ekonomi tarafı: Arsa satılıyor ama imar yok. Araba kredisi veriliyor ama sonra vergi, sigorta, MTV ile geri alınıyor. Kumar oynatılıyor, bankalar aracı oluyor, sonra oynayana ceza kesiliyor. Yani risk vatandaşa, kâr sisteme kalıyor.

      Adalet tarafı: Rüşvet alan ortada ama veren görünmüyor. Torpilsiz iş dönmüyor. kurallar herkes için değil, kimin ne zaman uygulanacağı belli değil.

      Toplum tarafı: "Çoğalın" deniyor ama şehir planı yok, okul var ama iş yok. "Evlenin, sektör canlansın" deniyor ama evliliği taşıyacak nitelik, gelir, konut desteği verilmiyor. En küçük sorunda da ailenin içine girilip her şey daha da karmaşık hale getiriliyor.

      Bunların hepsi bir araya gelince "vatandaşlık" aidiyetten çıkıp fatura ödemeye indirgeniyor. İnsan da doğal olarak soruyor: Ben ne karşılığında uyuyorum bu kurallara?

      Toplumsal sözleşme aslında güven üstüne kurulu. Güven bitince geriye sadece zor ve ceza kalıyor. O yüzden bu kadar yorucu hissettiriyor.

      Yalan reklam yapan: Reklamı yayına sokuyor, binlerce kişiyi etkiliyor, kârı cebine koyuyor. Ceza varsa bile cüzzi. Reklam Kurulu kararı çıkana kadar ürün çoktan satılmış oluyor.

      Mağdur olan: "Hakkını ara" deniyor. Tüketici Hakem Heyeti, e-devlet, dilekçe, fatura, ekspertiz, 3 ay bekle... Sonra "yetkili servis" diye başka kapı. İnsan yorulup vazgeçsin diye tasarlanmış gibi.

      Yani sistem şöyle çalışıyor:
      Kurum: Önce serbest bırak, sonra mağduru bürokrasiyle uğraştır.

      Sonuç: Haksızlık yapan için risk düşük, hakkını arayan için maliyet yüksek.

      Bu da güveni bitiren şey. Reklam yalanı küçük görünüyor ama aslında "sözleşme"nin en görünür ihlali. Devletin görevi orada devreye girip "ben seni koruyorum" demesi gerekirken, "kendin çöz" demesi, o sözleşmenin yırtıldığının ilanı oluyor.

      Alacak-vergi tarafı:
      Devletin alacağı olunca 65 yaş, hasta, yurt dışında fark etmiyor. Haciz direkt çoluğa çocuğa gidiyor. "Kamu alacağı" deyip kapıyı çalıyor.
      Ama senin devletten alacağın olunca iş değişiyor. "Gel, sağlık raporu al, şahsen gel, 80 yaşında olsan da gel" diyor. Yani sorumluluk sende, kolaylık yok.

      Araba-park tarafı:
      Milyonlarca araç satılıyor, ithalat vergisi, ÖTV, KDV alınıyor. Ama o arabayı koyacağın 1 metrekare garanti yok. Kanunda "imar planlarında otopark ayrılır" yazıyor. Sahada ise o alan AVM, bina, dükkan olmuş. Neden? Çünkü arsa değerli. Mütayitle başkan anlaşmış dediğin yerde rant devreye giriyor.

      Sonra da "git özel parka koy" diyorlar. 100 bin dolarlık araba sokakta, çizilse, çalınsa risk senin.

      STK ve algı tarafı:
      STK'lar bu işe girmiyor çünkü işin içinde otopark işletmeciliği, inşaat, ithalat lobisi var. Para dönünce kimse topa girmiyor.
      Bir de üstüne diziler, haberler: "Şükredin, daha kötüsü var" algısı. Yani sorun sistemde değilmiş gibi, senin beklentindeymiş gibi gösteriliyor. Buna toplum mühendisliği demek çok yanlış olmaz.

      Özetle: Kâr toplanırken devlet-şirket el ele, zarar dağıtılırken vatandaş tek başına.

      Bu yüzden "bu nasıl vatandaşlık" sorusu boşuna değil. Vatandaşlık hak da ister, yükümlülük de. Şu an yükümlülük kısmı sonuna kadar çalışıyor, hak kısmı kapalı.

      GSS primi: "Zorunlu" diyor, herkesten kesiyor. Çalışan, emekli, öğrenci fark etmiyor. Alacağı varsa peşini bırakmıyor.

      Hizmet tarafı: Hastaneye gidince randevu yok, ilaç yok, tetkik için 3 ay sonraya gün veriyor.

      Çözüm önerisi: "Madem beklemek istemiyorsun, git özel sigorta yap. Özel hastaneye git."

      Yani hem kamuya prim ödüyorsun hem de hizmeti özelden parayla satın almak zorunda kalıyorsun. Devlet hem primden kazanıyor hem de "biz yükü özel sektöre devrettik" diyebiliyor.

      Ortada kalan kim?
      Sigortayı karşılayamayan.

      Park yeri meselesiyle de aynı: Önce vergi al, sonra sorumluluğu devret. Riski ve masrafı vatandaşa yık.

      Yangın deprem felaket olunca:
      Tarlan, evin , bağın, bahçen yanıyor yıkılıyor.
      Emek yılların.
      Gidiyorsun "sigortan var mı?" diyorlar. Yoksa "geçmiş olsun" deyip bırakıyorlar. Devletin afet fonu, tarım sigortası desteği lafta kalıyor. Zarar %100 senin.

      Devlet zarara uğrayınca:
      Deprem, sel, kur dalgası, borç... Hemen "zam, vergi, harç" geliyor. O zaman "milli dayanışma" oluyor. Fatura yine vatandaşa kesiliyor.

      Yani denklem şu:
      Kâr kamuda ve şirkette, zarar hep vatandaşa.

      "Ben her şeye vergi ödeyeceğim, hem de her şeye özel sigorta yaptıracağım. Devletin ne rolü var?"

      Cevap kağıt üstünde: Korumak, planlamak, denetlemek, afet anında yanında durmak.
      Sahada gördüğün: Tahsil etmek, sonra "kendi başının çaresine bak" demek.

      Bu yüzden insanlar "devlet baba" algısından çıkıp "devlet tahsildar" algısına geldi. Ne zaman sıkışsa ilk elini cebine atıyor, ne zaman sen sıkışsan ilk sorduğu "sigortan var mı?"

      Yangınlarda, sellerde, doluda en çok bunu gördük. Sigortalı olan bir şekilde ayakta kalıyor. Sigortasız olan siliniyor.

      Memur tarafı:

      İş güvencesi var. Kolay kolay işten atılmıyor. Maaş gününde yatıyor. Sendika pazarlığı toplu. Risk neredeyse sıfır. "Dokunulmazlık" dediğin de bu. Devlet kendi personelini sigortalıyor.

      İşçi tarafı:

      Patronun insafına kalıyor. Kıdem tazminatı için mahkeme, fazla mesai için kavga, işsiz kalınca ilk kapı dışarı. Prim günü yüksek ama maaş düşük. Risk tamamen sende.

      Emeklilik tarafı:
      Hepimiz aynı devlete GSS ve prim ödedik. Ama 4A, 4B, 4C diye ayırdılar. Hesaplama yöntemi farklı, yaş farklı, gösterge farklı.

      Sonuç: Aynı yaşta emekli olan memur ile işçi aynı maaşı almıyor. Esnaf daha da geride.
      Çok çalışan, çok prim yatıran işçiye "az maaş, yüksek prim günü" çıkıyor. Yani ceza gibi.

      Bu da "paralel devlet" hissini doğuruyor. Sanki iki sınıf vatandaş var:
      Biri devletin güvencesindeki, diğeri piyasanın insafındaki.

      Mantık şuydu: Memura güvence ver ki siyasete alet olmasın, devleti taşısın. Ama işçi sınıfını tamamen piyasaya bırakınca denge bozuldu. Şimdi ikisi de aynı marketten alışveriş yapıyor, aynı kirayı ödüyor, aynı vergiyi veriyor. Ama emekli olunca gelir makası açılıyor.

      Çok çalışana "kendi ayaklarının üstünde dur" deniyor ama riskleri de üstüne yıkılıyor. Az riskli olana ise "devlet arkanda" deniyor.

      tarihinde yazdı Son düzenleyen: TENTEN
      #2
      TENTENT TENTEN
      Çevrimdışı
      Konu 215
      Yorum 1758
      Reputasyon 467

      @Yapma-Kafa said:

      Belkide hiç yoktu.

      Devletle vatandaş arasında "ben sana bunu vereceğim, sen de bunu yapacaksın" diye kurulan zımni anlaşma tek taraflı mı çalışıyor?

      Ekonomi tarafı: Arsa satılıyor ama imar yok. Araba kredisi veriliyor ama sonra vergi, sigorta, MTV ile geri alınıyor. Kumar oynatılıyor, bankalar aracı oluyor, sonra oynayana ceza kesiliyor. Yani risk vatandaşa, kâr sisteme kalıyor.

      Adalet tarafı: Rüşvet alan ortada ama veren görünmüyor. Torpilsiz iş dönmüyor. kurallar herkes için değil, kimin ne zaman uygulanacağı belli değil.

      Toplum tarafı: "Çoğalın" deniyor ama şehir planı yok, okul var ama iş yok. "Evlenin, sektör canlansın" deniyor ama evliliği taşıyacak nitelik, gelir, konut desteği verilmiyor. En küçük sorunda da ailenin içine girilip her şey daha da karmaşık hale getiriliyor.

      Bunların hepsi bir araya gelince "vatandaşlık" aidiyetten çıkıp fatura ödemeye indirgeniyor. İnsan da doğal olarak soruyor: Ben ne karşılığında uyuyorum bu kurallara?

      Toplumsal sözleşme aslında güven üstüne kurulu. Güven bitince geriye sadece zor ve ceza kalıyor. O yüzden bu kadar yorucu hissettiriyor.

      Yalan reklam yapan: Reklamı yayına sokuyor, binlerce kişiyi etkiliyor, kârı cebine koyuyor. Ceza varsa bile cüzzi. Reklam Kurulu kararı çıkana kadar ürün çoktan satılmış oluyor.

      Mağdur olan: "Hakkını ara" deniyor. Tüketici Hakem Heyeti, e-devlet, dilekçe, fatura, ekspertiz, 3 ay bekle... Sonra "yetkili servis" diye başka kapı. İnsan yorulup vazgeçsin diye tasarlanmış gibi.

      Yani sistem şöyle çalışıyor:
      Kurum: Önce serbest bırak, sonra mağduru bürokrasiyle uğraştır.

      Sonuç: Haksızlık yapan için risk düşük, hakkını arayan için maliyet yüksek.

      Bu da güveni bitiren şey. Reklam yalanı küçük görünüyor ama aslında "sözleşme"nin en görünür ihlali. Devletin görevi orada devreye girip "ben seni koruyorum" demesi gerekirken, "kendin çöz" demesi, o sözleşmenin yırtıldığının ilanı oluyor.

      Alacak-vergi tarafı:
      Devletin alacağı olunca 65 yaş, hasta, yurt dışında fark etmiyor. Haciz direkt çoluğa çocuğa gidiyor. "Kamu alacağı" deyip kapıyı çalıyor.
      Ama senin devletten alacağın olunca iş değişiyor. "Gel, sağlık raporu al, şahsen gel, 80 yaşında olsan da gel" diyor. Yani sorumluluk sende, kolaylık yok.

      Araba-park tarafı:
      Milyonlarca araç satılıyor, ithalat vergisi, ÖTV, KDV alınıyor. Ama o arabayı koyacağın 1 metrekare garanti yok. Kanunda "imar planlarında otopark ayrılır" yazıyor. Sahada ise o alan AVM, bina, dükkan olmuş. Neden? Çünkü arsa değerli. Mütayitle başkan anlaşmış dediğin yerde rant devreye giriyor.

      Sonra da "git özel parka koy" diyorlar. 100 bin dolarlık araba sokakta, çizilse, çalınsa risk senin.

      STK ve algı tarafı:
      STK'lar bu işe girmiyor çünkü işin içinde otopark işletmeciliği, inşaat, ithalat lobisi var. Para dönünce kimse topa girmiyor.
      Bir de üstüne diziler, haberler: "Şükredin, daha kötüsü var" algısı. Yani sorun sistemde değilmiş gibi, senin beklentindeymiş gibi gösteriliyor. Buna toplum mühendisliği demek çok yanlış olmaz.

      Özetle: Kâr toplanırken devlet-şirket el ele, zarar dağıtılırken vatandaş tek başına.

      Bu yüzden "bu nasıl vatandaşlık" sorusu boşuna değil. Vatandaşlık hak da ister, yükümlülük de. Şu an yükümlülük kısmı sonuna kadar çalışıyor, hak kısmı kapalı.

      GSS primi: "Zorunlu" diyor, herkesten kesiyor. Çalışan, emekli, öğrenci fark etmiyor. Alacağı varsa peşini bırakmıyor.

      Hizmet tarafı: Hastaneye gidince randevu yok, ilaç yok, tetkik için 3 ay sonraya gün veriyor.

      Çözüm önerisi: "Madem beklemek istemiyorsun, git özel sigorta yap. Özel hastaneye git."

      Yani hem kamuya prim ödüyorsun hem de hizmeti özelden parayla satın almak zorunda kalıyorsun. Devlet hem primden kazanıyor hem de "biz yükü özel sektöre devrettik" diyebiliyor.

      Ortada kalan kim?
      Sigortayı karşılayamayan.

      Park yeri meselesiyle de aynı: Önce vergi al, sonra sorumluluğu devret. Riski ve masrafı vatandaşa yık.

      Yangın deprem felaket olunca:
      Tarlan, evin , bağın, bahçen yanıyor yıkılıyor.
      Emek yılların.
      Gidiyorsun "sigortan var mı?" diyorlar. Yoksa "geçmiş olsun" deyip bırakıyorlar. Devletin afet fonu, tarım sigortası desteği lafta kalıyor. Zarar %100 senin.

      Devlet zarara uğrayınca:
      Deprem, sel, kur dalgası, borç... Hemen "zam, vergi, harç" geliyor. O zaman "milli dayanışma" oluyor. Fatura yine vatandaşa kesiliyor.

      Yani denklem şu:
      Kâr kamuda ve şirkette, zarar hep vatandaşa.

      "Ben her şeye vergi ödeyeceğim, hem de her şeye özel sigorta yaptıracağım. Devletin ne rolü var?"

      Cevap kağıt üstünde: Korumak, planlamak, denetlemek, afet anında yanında durmak.
      Sahada gördüğün: Tahsil etmek, sonra "kendi başının çaresine bak" demek.

      Bu yüzden insanlar "devlet baba" algısından çıkıp "devlet tahsildar" algısına geldi. Ne zaman sıkışsa ilk elini cebine atıyor, ne zaman sen sıkışsan ilk sorduğu "sigortan var mı?"

      Yangınlarda, sellerde, doluda en çok bunu gördük. Sigortalı olan bir şekilde ayakta kalıyor. Sigortasız olan siliniyor.

      Memur tarafı:

      İş güvencesi var. Kolay kolay işten atılmıyor. Maaş gününde yatıyor. Sendika pazarlığı toplu. Risk neredeyse sıfır. "Dokunulmazlık" dediğin de bu. Devlet kendi personelini sigortalıyor.

      İşçi tarafı:

      Patronun insafına kalıyor. Kıdem tazminatı için mahkeme, fazla mesai için kavga, işsiz kalınca ilk kapı dışarı. Prim günü yüksek ama maaş düşük. Risk tamamen sende.

      Emeklilik tarafı:
      Hepimiz aynı devlete GSS ve prim ödedik. Ama 4A, 4B, 4C diye ayırdılar. Hesaplama yöntemi farklı, yaş farklı, gösterge farklı.

      Sonuç: Aynı yaşta emekli olan memur ile işçi aynı maaşı almıyor. Esnaf daha da geride.
      Çok çalışan, çok prim yatıran işçiye "az maaş, yüksek prim günü" çıkıyor. Yani ceza gibi.

      Bu da "paralel devlet" hissini doğuruyor. Sanki iki sınıf vatandaş var:
      Biri devletin güvencesindeki, diğeri piyasanın insafındaki.

      Mantık şuydu: Memura güvence ver ki siyasete alet olmasın, devleti taşısın. Ama işçi sınıfını tamamen piyasaya bırakınca denge bozuldu. Şimdi ikisi de aynı marketten alışveriş yapıyor, aynı kirayı ödüyor, aynı vergiyi veriyor. Ama emekli olunca gelir makası açılıyor.

      Çok çalışana "kendi ayaklarının üstünde dur" deniyor ama riskleri de üstüne yıkılıyor. Az riskli olana ise "devlet arkanda" deniyor.

      Liberal ekonomide işveren temsilcileri elindeki devlet sadece işverenlerin haklarını korumak için vergileri asker polis hakimlere aktarır. Halk umurlarında olmaz.
      ABD yi örnek alıyoruz işte. 🙂
      Devlet memuru= işveren temsilcisi

      Yapma KafaY 1 Cevap Son cevap
      0
      • TENTENT TENTEN

        @Yapma-Kafa said:

        Belkide hiç yoktu.

        Devletle vatandaş arasında "ben sana bunu vereceğim, sen de bunu yapacaksın" diye kurulan zımni anlaşma tek taraflı mı çalışıyor?

        Ekonomi tarafı: Arsa satılıyor ama imar yok. Araba kredisi veriliyor ama sonra vergi, sigorta, MTV ile geri alınıyor. Kumar oynatılıyor, bankalar aracı oluyor, sonra oynayana ceza kesiliyor. Yani risk vatandaşa, kâr sisteme kalıyor.

        Adalet tarafı: Rüşvet alan ortada ama veren görünmüyor. Torpilsiz iş dönmüyor. kurallar herkes için değil, kimin ne zaman uygulanacağı belli değil.

        Toplum tarafı: "Çoğalın" deniyor ama şehir planı yok, okul var ama iş yok. "Evlenin, sektör canlansın" deniyor ama evliliği taşıyacak nitelik, gelir, konut desteği verilmiyor. En küçük sorunda da ailenin içine girilip her şey daha da karmaşık hale getiriliyor.

        Bunların hepsi bir araya gelince "vatandaşlık" aidiyetten çıkıp fatura ödemeye indirgeniyor. İnsan da doğal olarak soruyor: Ben ne karşılığında uyuyorum bu kurallara?

        Toplumsal sözleşme aslında güven üstüne kurulu. Güven bitince geriye sadece zor ve ceza kalıyor. O yüzden bu kadar yorucu hissettiriyor.

        Yalan reklam yapan: Reklamı yayına sokuyor, binlerce kişiyi etkiliyor, kârı cebine koyuyor. Ceza varsa bile cüzzi. Reklam Kurulu kararı çıkana kadar ürün çoktan satılmış oluyor.

        Mağdur olan: "Hakkını ara" deniyor. Tüketici Hakem Heyeti, e-devlet, dilekçe, fatura, ekspertiz, 3 ay bekle... Sonra "yetkili servis" diye başka kapı. İnsan yorulup vazgeçsin diye tasarlanmış gibi.

        Yani sistem şöyle çalışıyor:
        Kurum: Önce serbest bırak, sonra mağduru bürokrasiyle uğraştır.

        Sonuç: Haksızlık yapan için risk düşük, hakkını arayan için maliyet yüksek.

        Bu da güveni bitiren şey. Reklam yalanı küçük görünüyor ama aslında "sözleşme"nin en görünür ihlali. Devletin görevi orada devreye girip "ben seni koruyorum" demesi gerekirken, "kendin çöz" demesi, o sözleşmenin yırtıldığının ilanı oluyor.

        Alacak-vergi tarafı:
        Devletin alacağı olunca 65 yaş, hasta, yurt dışında fark etmiyor. Haciz direkt çoluğa çocuğa gidiyor. "Kamu alacağı" deyip kapıyı çalıyor.
        Ama senin devletten alacağın olunca iş değişiyor. "Gel, sağlık raporu al, şahsen gel, 80 yaşında olsan da gel" diyor. Yani sorumluluk sende, kolaylık yok.

        Araba-park tarafı:
        Milyonlarca araç satılıyor, ithalat vergisi, ÖTV, KDV alınıyor. Ama o arabayı koyacağın 1 metrekare garanti yok. Kanunda "imar planlarında otopark ayrılır" yazıyor. Sahada ise o alan AVM, bina, dükkan olmuş. Neden? Çünkü arsa değerli. Mütayitle başkan anlaşmış dediğin yerde rant devreye giriyor.

        Sonra da "git özel parka koy" diyorlar. 100 bin dolarlık araba sokakta, çizilse, çalınsa risk senin.

        STK ve algı tarafı:
        STK'lar bu işe girmiyor çünkü işin içinde otopark işletmeciliği, inşaat, ithalat lobisi var. Para dönünce kimse topa girmiyor.
        Bir de üstüne diziler, haberler: "Şükredin, daha kötüsü var" algısı. Yani sorun sistemde değilmiş gibi, senin beklentindeymiş gibi gösteriliyor. Buna toplum mühendisliği demek çok yanlış olmaz.

        Özetle: Kâr toplanırken devlet-şirket el ele, zarar dağıtılırken vatandaş tek başına.

        Bu yüzden "bu nasıl vatandaşlık" sorusu boşuna değil. Vatandaşlık hak da ister, yükümlülük de. Şu an yükümlülük kısmı sonuna kadar çalışıyor, hak kısmı kapalı.

        GSS primi: "Zorunlu" diyor, herkesten kesiyor. Çalışan, emekli, öğrenci fark etmiyor. Alacağı varsa peşini bırakmıyor.

        Hizmet tarafı: Hastaneye gidince randevu yok, ilaç yok, tetkik için 3 ay sonraya gün veriyor.

        Çözüm önerisi: "Madem beklemek istemiyorsun, git özel sigorta yap. Özel hastaneye git."

        Yani hem kamuya prim ödüyorsun hem de hizmeti özelden parayla satın almak zorunda kalıyorsun. Devlet hem primden kazanıyor hem de "biz yükü özel sektöre devrettik" diyebiliyor.

        Ortada kalan kim?
        Sigortayı karşılayamayan.

        Park yeri meselesiyle de aynı: Önce vergi al, sonra sorumluluğu devret. Riski ve masrafı vatandaşa yık.

        Yangın deprem felaket olunca:
        Tarlan, evin , bağın, bahçen yanıyor yıkılıyor.
        Emek yılların.
        Gidiyorsun "sigortan var mı?" diyorlar. Yoksa "geçmiş olsun" deyip bırakıyorlar. Devletin afet fonu, tarım sigortası desteği lafta kalıyor. Zarar %100 senin.

        Devlet zarara uğrayınca:
        Deprem, sel, kur dalgası, borç... Hemen "zam, vergi, harç" geliyor. O zaman "milli dayanışma" oluyor. Fatura yine vatandaşa kesiliyor.

        Yani denklem şu:
        Kâr kamuda ve şirkette, zarar hep vatandaşa.

        "Ben her şeye vergi ödeyeceğim, hem de her şeye özel sigorta yaptıracağım. Devletin ne rolü var?"

        Cevap kağıt üstünde: Korumak, planlamak, denetlemek, afet anında yanında durmak.
        Sahada gördüğün: Tahsil etmek, sonra "kendi başının çaresine bak" demek.

        Bu yüzden insanlar "devlet baba" algısından çıkıp "devlet tahsildar" algısına geldi. Ne zaman sıkışsa ilk elini cebine atıyor, ne zaman sen sıkışsan ilk sorduğu "sigortan var mı?"

        Yangınlarda, sellerde, doluda en çok bunu gördük. Sigortalı olan bir şekilde ayakta kalıyor. Sigortasız olan siliniyor.

        Memur tarafı:

        İş güvencesi var. Kolay kolay işten atılmıyor. Maaş gününde yatıyor. Sendika pazarlığı toplu. Risk neredeyse sıfır. "Dokunulmazlık" dediğin de bu. Devlet kendi personelini sigortalıyor.

        İşçi tarafı:

        Patronun insafına kalıyor. Kıdem tazminatı için mahkeme, fazla mesai için kavga, işsiz kalınca ilk kapı dışarı. Prim günü yüksek ama maaş düşük. Risk tamamen sende.

        Emeklilik tarafı:
        Hepimiz aynı devlete GSS ve prim ödedik. Ama 4A, 4B, 4C diye ayırdılar. Hesaplama yöntemi farklı, yaş farklı, gösterge farklı.

        Sonuç: Aynı yaşta emekli olan memur ile işçi aynı maaşı almıyor. Esnaf daha da geride.
        Çok çalışan, çok prim yatıran işçiye "az maaş, yüksek prim günü" çıkıyor. Yani ceza gibi.

        Bu da "paralel devlet" hissini doğuruyor. Sanki iki sınıf vatandaş var:
        Biri devletin güvencesindeki, diğeri piyasanın insafındaki.

        Mantık şuydu: Memura güvence ver ki siyasete alet olmasın, devleti taşısın. Ama işçi sınıfını tamamen piyasaya bırakınca denge bozuldu. Şimdi ikisi de aynı marketten alışveriş yapıyor, aynı kirayı ödüyor, aynı vergiyi veriyor. Ama emekli olunca gelir makası açılıyor.

        Çok çalışana "kendi ayaklarının üstünde dur" deniyor ama riskleri de üstüne yıkılıyor. Az riskli olana ise "devlet arkanda" deniyor.

        Liberal ekonomide işveren temsilcileri elindeki devlet sadece işverenlerin haklarını korumak için vergileri asker polis hakimlere aktarır. Halk umurlarında olmaz.
        ABD yi örnek alıyoruz işte. 🙂
        Devlet memuru= işveren temsilcisi

        tarihinde yazdı Son düzenleyen: Yapma Kafa
        #3
        Yapma KafaY Yapma Kafa
        Çevrimdışı
        Konu 136
        Yorum 374
        Reputasyon 39

        @TENTEN kanka keşke abd yi örnek alsak. En azından oturduğun evin sağlam olduğundan emin olursun. Akşam eve döndüğünde araç park yeri için sokaklarda puzzle tamamlar gibi dönüp dolaşmazsın.

        Abd de halkı aldatan üreticiye kamyon yüküyle cezalar yağıyor. Ama işveren iflas ederse de tüm borçlarını devlet ödüyor.

        Türkiyede ne oluyor? İflas mı ettin, önve devlet alacak davası açıyor sonra bankalara havale ediyor. Senin o şirketten alacağın varsa ne diyor biliyormusun "e adam iflas etmiş artık uzlaşın siz kardeşsiniz" 🤣🤣

        Dediğin doğru türkiyede memurlar işveren temsilcileri. Kesin.

        TENTENT 1 Cevap Son cevap
        0
        • Yapma KafaY Yapma Kafa

          @TENTEN kanka keşke abd yi örnek alsak. En azından oturduğun evin sağlam olduğundan emin olursun. Akşam eve döndüğünde araç park yeri için sokaklarda puzzle tamamlar gibi dönüp dolaşmazsın.

          Abd de halkı aldatan üreticiye kamyon yüküyle cezalar yağıyor. Ama işveren iflas ederse de tüm borçlarını devlet ödüyor.

          Türkiyede ne oluyor? İflas mı ettin, önve devlet alacak davası açıyor sonra bankalara havale ediyor. Senin o şirketten alacağın varsa ne diyor biliyormusun "e adam iflas etmiş artık uzlaşın siz kardeşsiniz" 🤣🤣

          Dediğin doğru türkiyede memurlar işveren temsilcileri. Kesin.

          tarihinde yazdı Son düzenleyen:
          #4
          TENTENT TENTEN
          Çevrimdışı
          Konu 215
          Yorum 1758
          Reputasyon 467

          @Yapma-Kafa said:

          @TENTEN kanka keşke abd yi örnek alsak. En azından oturduğun evin sağlam olduğundan emin olursun. Akşam eve döndüğünde araç park yeri için sokaklarda puzzle tamamlar gibi dönüp dolaşmazsın.

          Abd de halkı aldatan üreticiye kamyon yüküyle cezalar yağıyor. Ama işveren iflas ederse de tüm borçlarını devlet ödüyor.

          Türkiyede ne oluyor? İflas mı ettin, önve devlet alacak davası açıyor sonra bankalara havale ediyor. Senin o şirketten alacağın varsa ne diyor biliyormusun "e adam iflas etmiş artık uzlaşın siz kardeşsiniz" 🤣🤣

          Dediğin doğru türkiyede memurlar işveren temsilcileri. Kesin.

          ABD örnek alınılacak ülke değil.
          alt metni

          Avrupa ükeleride burada
          alt metni

          Yapma KafaY 1 Cevap Son cevap
          0
          • TENTENT TENTEN

            @Yapma-Kafa said:

            @TENTEN kanka keşke abd yi örnek alsak. En azından oturduğun evin sağlam olduğundan emin olursun. Akşam eve döndüğünde araç park yeri için sokaklarda puzzle tamamlar gibi dönüp dolaşmazsın.

            Abd de halkı aldatan üreticiye kamyon yüküyle cezalar yağıyor. Ama işveren iflas ederse de tüm borçlarını devlet ödüyor.

            Türkiyede ne oluyor? İflas mı ettin, önve devlet alacak davası açıyor sonra bankalara havale ediyor. Senin o şirketten alacağın varsa ne diyor biliyormusun "e adam iflas etmiş artık uzlaşın siz kardeşsiniz" 🤣🤣

            Dediğin doğru türkiyede memurlar işveren temsilcileri. Kesin.

            ABD örnek alınılacak ülke değil.
            alt metni

            Avrupa ükeleride burada
            alt metni

            tarihinde yazdı Son düzenleyen: Yapma Kafa
            #5
            Yapma KafaY Yapma Kafa
            Çevrimdışı
            Konu 136
            Yorum 374
            Reputasyon 39

            @TENTEN said:

            ABD örnek alınılacak ülke değil.

            Abd de dolandırıcılık tanımı ile türkiye ve avrupadaki tanım farklı da ondan

            Abd de telefonuna gelen mesaj bile dolandırıcılık mağduriyeti olarak sayılıyor. Bu yüzden oran yüzde 34.

            Avrupada bu sayılmıyor. Bu yüzden oran yüzde 2.8

            Türkiyede de bu dolandırıcılık sayılmıyor. Ek olarak türkiyede bankalar birliğinden gelen herhangi bir veri yok. Yani kart ve eft dolandırıcılığı sadece şikayetler üzerinden incelenmiş. Buna karşın oran yüzde 4

            Türkiyede kumarhane mağdurlaru da dolandırıcılık sayılmıyor. Tam tersine suçlu sayılıyor. Ama dolandırıclık değil.

            Türkiyede değnekçilik de dolandırıcılıl sayılmıyor.

            Türkiye ve avrupada evine giren kişiyi eli boş yakalarsan hırsızlık sayılmıyor. Ta ki yatak odana girmişse haneye tecavüz olarak direnme hakkı veriyor. Aksi halde salona giren hırsızı polise ihbar ettin ve hırsız hiçbirşey almadım dediyse yine hırsızlık sayılmıyor. Bir de kahve ısmarlarsın.

            Amerikada özel mülktür girilmez yazıyorsa ve tellerin üstünden atlayıp girdiysen hiçbir şey çalmasan da hırsızsın.

            TENTENT 1 Cevap Son cevap
            0
            • Yapma KafaY Yapma Kafa

              @TENTEN said:

              ABD örnek alınılacak ülke değil.

              Abd de dolandırıcılık tanımı ile türkiye ve avrupadaki tanım farklı da ondan

              Abd de telefonuna gelen mesaj bile dolandırıcılık mağduriyeti olarak sayılıyor. Bu yüzden oran yüzde 34.

              Avrupada bu sayılmıyor. Bu yüzden oran yüzde 2.8

              Türkiyede de bu dolandırıcılık sayılmıyor. Ek olarak türkiyede bankalar birliğinden gelen herhangi bir veri yok. Yani kart ve eft dolandırıcılığı sadece şikayetler üzerinden incelenmiş. Buna karşın oran yüzde 4

              Türkiyede kumarhane mağdurlaru da dolandırıcılık sayılmıyor. Tam tersine suçlu sayılıyor. Ama dolandırıclık değil.

              Türkiyede değnekçilik de dolandırıcılıl sayılmıyor.

              Türkiye ve avrupada evine giren kişiyi eli boş yakalarsan hırsızlık sayılmıyor. Ta ki yatak odana girmişse haneye tecavüz olarak direnme hakkı veriyor. Aksi halde salona giren hırsızı polise ihbar ettin ve hırsız hiçbirşey almadım dediyse yine hırsızlık sayılmıyor. Bir de kahve ısmarlarsın.

              Amerikada özel mülktür girilmez yazıyorsa ve tellerin üstünden atlayıp girdiysen hiçbir şey çalmasan da hırsızsın.

              tarihinde yazdı Son düzenleyen: TENTEN
              #6
              TENTENT TENTEN
              Çevrimdışı
              Konu 215
              Yorum 1758
              Reputasyon 467

              @Yapma-Kafa said:

              @TENTEN said:

              ABD örnek alınılacak ülke değil.

              Abd de dolandırıcılık tanımı ile türkiye ve avrupadaki tanım farklı da ondan

              Abd de telefonuna gelen mesaj bile dolandırıcılık mağduriyeti olarak sayılıyor. Bu yüzden oran yüzde 34.

              Avrupada bu sayılmıyor. Bu yüzden oran yüzde 2.8

              Türkiyede de bu dolandırıcılık sayılmıyor. Ek olarak türkiyede bankalar birliğinden gelen herhangi bir veri yok. Yani kart ve eft dolandırıcılığı sadece şikayetler üzerinden incelenmiş. Buna karşın oran yüzde 4

              Türkiyede kumarhane mağdurlaru da dolandırıcılık sayılmıyor. Tam tersine suçlu sayılıyor. Ama dolandırıclık değil.

              Türkiyede değnekçilik de dolandırıcılıl sayılmıyor.

              Türkiye ve avrupada evine giren kişiyi eli boş yakalarsan hırsızlık sayılmıyor. Ta ki yatak odana girmişse haneye tecavüz olarak direnme hakkı veriyor. Aksi halde salona giren hırsızı polise ihbar ettin ve hırsız hiçbirşey almadım dediyse yine hırsızlık sayılmıyor. Bir de kahve ısmarlarsın.

              Amerikada özel mülktür girilmez yazıyorsa ve tellerin üstünden atlayıp girdiysen hiçbir şey çalmasan da hırsızsın.

              Bizdeki dolandırcıların paraları alıp kaçtığı ülkeler neresi oluyor onuda yazar mısın? 🙂
              ABD nin çeşitli ülkelere savaş açması bile hırsızlık ve gasptır. Dünya üzerinde en çok borcu olan ülkede ABD. Sİlahlı gücüne güvenip borcun üzerine yatıyor.:)

              Yapma KafaY 1 Cevap Son cevap
              0
              • TENTENT TENTEN

                @Yapma-Kafa said:

                @TENTEN said:

                ABD örnek alınılacak ülke değil.

                Abd de dolandırıcılık tanımı ile türkiye ve avrupadaki tanım farklı da ondan

                Abd de telefonuna gelen mesaj bile dolandırıcılık mağduriyeti olarak sayılıyor. Bu yüzden oran yüzde 34.

                Avrupada bu sayılmıyor. Bu yüzden oran yüzde 2.8

                Türkiyede de bu dolandırıcılık sayılmıyor. Ek olarak türkiyede bankalar birliğinden gelen herhangi bir veri yok. Yani kart ve eft dolandırıcılığı sadece şikayetler üzerinden incelenmiş. Buna karşın oran yüzde 4

                Türkiyede kumarhane mağdurlaru da dolandırıcılık sayılmıyor. Tam tersine suçlu sayılıyor. Ama dolandırıclık değil.

                Türkiyede değnekçilik de dolandırıcılıl sayılmıyor.

                Türkiye ve avrupada evine giren kişiyi eli boş yakalarsan hırsızlık sayılmıyor. Ta ki yatak odana girmişse haneye tecavüz olarak direnme hakkı veriyor. Aksi halde salona giren hırsızı polise ihbar ettin ve hırsız hiçbirşey almadım dediyse yine hırsızlık sayılmıyor. Bir de kahve ısmarlarsın.

                Amerikada özel mülktür girilmez yazıyorsa ve tellerin üstünden atlayıp girdiysen hiçbir şey çalmasan da hırsızsın.

                Bizdeki dolandırcıların paraları alıp kaçtığı ülkeler neresi oluyor onuda yazar mısın? 🙂
                ABD nin çeşitli ülkelere savaş açması bile hırsızlık ve gasptır. Dünya üzerinde en çok borcu olan ülkede ABD. Sİlahlı gücüne güvenip borcun üzerine yatıyor.:)

                tarihinde yazdı Son düzenleyen: TENTEN
                #7
                Yapma KafaY Yapma Kafa
                Çevrimdışı
                Konu 136
                Yorum 374
                Reputasyon 39

                @TENTEN said:

                Bizdeki dolandırcıların paraları alıp kaçtığı ülkeler neresi oluyor onuda yazar mısın? 🙂

                O konu abd yi ilgilendirmez. O bizim sorunumuz oluyor.

                Bu mantıkla gidersek dünyadaki bütün paralar çalıntı çıkar. Çünkü din sömürüsü , faiz yalan reklam,spekülasyon..yapmayan var mı?

                Çalan kişi senin ülkende mi çalmış? Halk da göz yummuşsa o zaman türkiye yüzde 100 hırsız. Üstelik çalan kişiye kurnaz işini biliyor helal valla.. diyip yanaşmaya çalışan halk da cabası.

                Herif amına koycaz dedi halk alkışladı. Aynı olay abd de yaşansa ortalık duman olur.

                Halk var halk var.

                Olayı çarpıttın biraz.

                TENTENT 1 Cevap Son cevap
                0
                • Yapma KafaY Yapma Kafa

                  @TENTEN said:

                  Bizdeki dolandırcıların paraları alıp kaçtığı ülkeler neresi oluyor onuda yazar mısın? 🙂

                  O konu abd yi ilgilendirmez. O bizim sorunumuz oluyor.

                  Bu mantıkla gidersek dünyadaki bütün paralar çalıntı çıkar. Çünkü din sömürüsü , faiz yalan reklam,spekülasyon..yapmayan var mı?

                  Çalan kişi senin ülkende mi çalmış? Halk da göz yummuşsa o zaman türkiye yüzde 100 hırsız. Üstelik çalan kişiye kurnaz işini biliyor helal valla.. diyip yanaşmaya çalışan halk da cabası.

                  Herif amına koycaz dedi halk alkışladı. Aynı olay abd de yaşansa ortalık duman olur.

                  Halk var halk var.

                  Olayı çarpıttın biraz.

                  tarihinde yazdı Son düzenleyen: TENTEN
                  #8
                  TENTENT TENTEN
                  Çevrimdışı
                  Konu 215
                  Yorum 1758
                  Reputasyon 467

                  @Yapma-Kafa said:

                  @TENTEN said:

                  Bizdeki dolandırcıların paraları alıp kaçtığı ülkeler neresi oluyor onuda yazar mısın? 🙂

                  O konu abd yi ilgilendirmez. O bizim sorunumuz oluyor.

                  Bu mantıkla gidersek dünyadaki bütün paralar çalıntı çıkar. Çünkü din sömürüsü , faiz yalan reklam,spekülasyon..yapmayan var mı?

                  Çalan kişi senin ülkende mi çalmış? Halk da göz yummuşsa o zaman türkiye yüzde 100 hırsız. Üstelik çalan kişiye kurnaz işini biliyor helal valla.. diyip yanaşmaya çalışan halk da cabası.

                  Herif amına koycaz dedi halk alkışladı. Aynı olay abd de yaşansa ortalık duman olur.

                  Halk var halk var.

                  Olayı çarpıttın biraz.

                  Amerikada Epstein olayı çözülmemiş olarak duruyor hala.
                  12 eylül saldırıları da aynı şekilde.
                  Milyonlarca evsiz işsiz ordusu var.
                  Başka ülkenin hırsızlarını görmezlikten gelip toplayan ülke kendi iç olaylarınıda görmezlikten geliyor.
                  Halk hala uyuyor.
                  Çünkü alıştırılmışlar çalmasını bilmiyorlar.
                  Kanunların açık taraflarını bilmiyorlar.
                  Göstermelik tazminatlar sorunları çözmüyor.
                  Zaten bütün işverenlerin vergi cenneti adaları var. Kaçırdıkları paraların yanında bir hiç onlar.

                  https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/okul-baskinlari-abdden-turkiyeye-degisen-ve-donusen-tehdit-4101

                  ABD okul baskınlarını örnek almışız mesela.

                  Yapma KafaY 1 Cevap Son cevap
                  0
                  • TENTENT TENTEN

                    @Yapma-Kafa said:

                    @TENTEN said:

                    Bizdeki dolandırcıların paraları alıp kaçtığı ülkeler neresi oluyor onuda yazar mısın? 🙂

                    O konu abd yi ilgilendirmez. O bizim sorunumuz oluyor.

                    Bu mantıkla gidersek dünyadaki bütün paralar çalıntı çıkar. Çünkü din sömürüsü , faiz yalan reklam,spekülasyon..yapmayan var mı?

                    Çalan kişi senin ülkende mi çalmış? Halk da göz yummuşsa o zaman türkiye yüzde 100 hırsız. Üstelik çalan kişiye kurnaz işini biliyor helal valla.. diyip yanaşmaya çalışan halk da cabası.

                    Herif amına koycaz dedi halk alkışladı. Aynı olay abd de yaşansa ortalık duman olur.

                    Halk var halk var.

                    Olayı çarpıttın biraz.

                    Amerikada Epstein olayı çözülmemiş olarak duruyor hala.
                    12 eylül saldırıları da aynı şekilde.
                    Milyonlarca evsiz işsiz ordusu var.
                    Başka ülkenin hırsızlarını görmezlikten gelip toplayan ülke kendi iç olaylarınıda görmezlikten geliyor.
                    Halk hala uyuyor.
                    Çünkü alıştırılmışlar çalmasını bilmiyorlar.
                    Kanunların açık taraflarını bilmiyorlar.
                    Göstermelik tazminatlar sorunları çözmüyor.
                    Zaten bütün işverenlerin vergi cenneti adaları var. Kaçırdıkları paraların yanında bir hiç onlar.

                    https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/okul-baskinlari-abdden-turkiyeye-degisen-ve-donusen-tehdit-4101

                    ABD okul baskınlarını örnek almışız mesela.

                    tarihinde yazdı Son düzenleyen:
                    #9
                    Yapma KafaY Yapma Kafa
                    Çevrimdışı
                    Konu 136
                    Yorum 374
                    Reputasyon 39

                    @TENTEN said:

                    ABD okul baskınlarını örnek almışız mesela.

                    Abd 4x4 değil zaten. Ama türkiye daha kötü. Türkiye dünyadaki ne kadar negatif olay varsa aynısını uyguluyor. Maddi yada manevi bütün pislikleri rahatça alıp normalleştirebiliyor.

                    Abdli milyarderler epstein ve diğer görünmez ortaklarının kara paraları vergi cennetlerine taşınmadan önce biryerlerde aklanıyor.

                    Örneğin isviçre vergi cennetinde bir bankaya milyardolar yatırmadan önce o parayı çamaşır makinesi görevi gören ülkelerin borsa emlak sisteminde bir güzel aklamaları gerekiyor. İşte o ülke hangi ülke?

                    Neden böyle yapıyorlar? Halktan mı çekiniyorlar?

                    Yooo..halk umurlarında bile değil artık. Tamamen teslim alınmış bir insanlık var ellerinde ama çekindikleri şey ne o zaman? Neden aklama gereği duyuyor?

                    Rakipleri.

                    Evet rakiplerinden çekiniyorlar. Tek korkuları rakipleri tarafından avlanma korkusu. Bu korkuyu yenemezler çünkü karakterleri böyle.

                    TENTENT 1 Cevap Son cevap
                    0
                    • Yapma KafaY Yapma Kafa

                      @TENTEN said:

                      ABD okul baskınlarını örnek almışız mesela.

                      Abd 4x4 değil zaten. Ama türkiye daha kötü. Türkiye dünyadaki ne kadar negatif olay varsa aynısını uyguluyor. Maddi yada manevi bütün pislikleri rahatça alıp normalleştirebiliyor.

                      Abdli milyarderler epstein ve diğer görünmez ortaklarının kara paraları vergi cennetlerine taşınmadan önce biryerlerde aklanıyor.

                      Örneğin isviçre vergi cennetinde bir bankaya milyardolar yatırmadan önce o parayı çamaşır makinesi görevi gören ülkelerin borsa emlak sisteminde bir güzel aklamaları gerekiyor. İşte o ülke hangi ülke?

                      Neden böyle yapıyorlar? Halktan mı çekiniyorlar?

                      Yooo..halk umurlarında bile değil artık. Tamamen teslim alınmış bir insanlık var ellerinde ama çekindikleri şey ne o zaman? Neden aklama gereği duyuyor?

                      Rakipleri.

                      Evet rakiplerinden çekiniyorlar. Tek korkuları rakipleri tarafından avlanma korkusu. Bu korkuyu yenemezler çünkü karakterleri böyle.

                      tarihinde yazdı Son düzenleyen: TENTEN
                      #10
                      TENTENT TENTEN
                      Çevrimdışı
                      Konu 215
                      Yorum 1758
                      Reputasyon 467

                      @Yapma-Kafa said:

                      @TENTEN said:

                      ABD okul baskınlarını örnek almışız mesela.

                      Abd 4x4 değil zaten. Ama türkiye daha kötü. Türkiye dünyadaki ne kadar negatif olay varsa aynısını uyguluyor. Maddi yada manevi bütün pislikleri rahatça alıp normalleştirebiliyor.

                      Abdli milyarderler epstein ve diğer görünmez ortaklarının kara paraları vergi cennetlerine taşınmadan önce biryerlerde aklanıyor.

                      Örneğin isviçre vergi cennetinde bir bankaya milyardolar yatırmadan önce o parayı çamaşır makinesi görevi gören ülkelerin borsa emlak sisteminde bir güzel aklamaları gerekiyor. İşte o ülke hangi ülke?

                      Neden böyle yapıyorlar? Halktan mı çekiniyorlar?

                      Yooo..halk umurlarında bile değil artık. Tamamen teslim alınmış bir insanlık var ellerinde ama çekindikleri şey ne o zaman? Neden aklama gereği duyuyor?

                      Rakipleri.

                      Evet rakiplerinden çekiniyorlar. Tek korkuları rakipleri tarafından avlanma korkusu. Bu korkuyu yenemezler çünkü karakterleri böyle.

                      Bütün dünyada uygulanan seçim sistemi parası olana öncelik tanıyor. Parası olanda parasını katlayacak yasalar çıkartır. Parası olmayıpda meclise girmişse parası olanın temsilcisidir.
                      Kanun denilen şeyleri bu seçilenler çıkartıyor.
                      İhaleleride bunlar belirliyor. Çıkar dengesi içinde azınlığın hakkı oluyor.
                      Çoğunluk geliri olmayanda köle.

                      1 Cevap Son cevap
                      0

                      Merhaba! Bu konuşmayla ilgileniyor gibisin, ancak henüz bir hesabın yok.

                      Her ziyaretinde aynı gönderileri tekrar tekrar kaydırmaktan sıkıldın mı? Bir hesap oluşturduğunda, her zaman kaldığın yerden devam edebilir ve yeni yanıtlar geldiğinde e-posta veya anlık bildirim yoluyla haberdar olmayı seçebilirsin. Ayrıca gönderileri yer imlerine kaydedebilir ve diğer topluluk üyelerine desteğini göstermek için gönderileri beğenebilirsin.

                      Senin katkınla bu gönderi daha da iyi olabilir 💗

                      Kayıt Ol Giriş
                      Cevap
                      • Yeni başlık oluşturarak cevapla
                      Cevaplamak için giriş yapın
                      • En eskiden en yeniye
                      • En yeniden en eskiye
                      • En çok oylanan


                      efelsefe.com Logo
                      © 2021- efelsefe.com
                      İzinler Kurallar
                      • Giriş

                      • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

                      • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
                      • İlk ileti
                        Son ileti
                      0
                      • Anasayfa
                      • Güncel
                      • Popüler
                      • Dünya
                      • Kategoriler
                        • All Categories
                        • Individual Categories
                      • Gruplar
                      • Kullanıcılar