Dogma-lar ve Tabu-lar/dan/Sıyrılmak

  • Yönetici

    Sorulduğunda çoğunlukla insanlar dogmatik düşünmediklerini, ön yargısız olduklarını savunurlar, bunu hiç düşünmeden, ansızın dile getirmekten çekinmezler; bu acelecilik sorunun özünü hiç düşünmeden, tartmadan, yorumlamadan, özümsemeden yapıldığını gösterir ki bu sav bu edimle kendi içinde ön yargılı olduğunu da kanıtlamış olur. Ardından dogmatik düşünce nedir diye sorulduğunda yine aynı çeviklikle peşin hüküm/ yargısız infaz denilecek, peşin hükümlerin neler olduğu sorulduğunda ise geçiştirilecektir.

    Yargılamdan, sorgulamadan neredeyse çocukluğumuzdan başlayarak bireye toplumca empoze edilen kaç düşünceyi taşıyor, bunların neler oldukları hakkında en ufak bir fikrimiz var mı? Doğruluğundan şüphe etmememiz gektiği söylenen olgu ve düşüncelerin kime göre doğru olduğunu biliyor muyuz? Neden diye sorguladığımızda ayrıksın sayılan fikirlerle toplum karşısına çıktığımızda tu-ka-ka denilerek ötekileştirilmekten, toplum dışına itilmekten, korkularımızın esiri olduğumuzu biliyor muyuz? Ya da tartışmasız benimsenecek denilenlerin üzerine yürüyerek, neden sorusunu sorup, araştırıp, bir çok kaynaktan kıyaslayarak ötekileştirlmeyi göze alabiliyor muyuz?

    Önce dogmaları, tabuları keşfetmeli...


  • @nejdet-evren çok doğru söylüyorsun. Tabuları yıkmak için önce tabu nedir anlamalı, dogmaları etkisiz hale getirmek için önce onları tanımlayabiliriz.

    İnternette viral olduysa doğrudur gibi saçma sapan inançlara varıncaya kadar çok sayıda hurafe var. Bunların bazıları modern görünümlü de olabiliyor. Hurafelere bilimsel kisve yamanmaya çalışılabiliyor.

    O yüzden konu gerçekten çok güncel ve önemli. Değindiğin için kutlarım.

    Dogmaları tanımlamak demek sınıflandırmak da demek olacaktır. Hani biyoloji canlıları tanımlarken türlere ayırır, onun gibi.

    Dogmanın en şiddetlisi, ölüm sonrasına da karışmaya kalkışan ve sonsuza kadar zevkler, işkenceler vaat ederek insanları sonsuz biçimde ayrıştıranlardır. En tehlikeli insanlık düşmanı dogmalar bunlardır.

    Ama elbette ırkçılık da, felsefi doktrinler de dogma yapılabilir. Bunlar da revaç bulduğu ölçüde tehdit oluşturabilirler. Fakat insanlığın, sonsuz olduğu iddia edilen ve ebediyen bağdaşma kabul etmeyen dogmaları derhal yok etmesi gerekmektedir. Öbürleri ile de gereken mücadeleler yapılır.

  • Yönetici

    "insan" bir tabu olabilir mi?


  • @nejdet-evren Bir insanın tabulaştırılması elbette olasıdır.

    Fakat daha geniş çapta ele alırsak "Hümanizm" bir felsefi doktrindir ve dogmalaştırılabilir.

  • Yönetici

    İnsan kendini tabulaştırma gereksinimini neden duyar? Persona sözcüğü Latincede mask/maske anlamına gelmektedir. İnsan ne zaman mask-elenmeyi öğrendi ve bunun ile tabulaştırılması arasında bir bağ olabilir mi? İnsan kendini her yer/zamanda diğer canlılardan daha -üstün- görme eğilimi taşımaktadır! Tüm canlılara dokunan bu tür kendini dokunulmazlık zırhı ile koruma altına almaya çalışmaktadır. Bunu yaparken geçen zaman sürecinin binlerle katlanması üzerine kendi türüne de aynı muameleyi yapma eğilimine girmektedir. Aslında insanın kendini tabulaştırma eğilimi kendini yer-yüzünün/kainatın merkezine koyma ve böylece doğa güçleri karşısında güçlü olma istencinin bir sonucunda ortaya çıkmıştır. Daha sonraki süreçte bu durum onun egemen olma istenci ile örtüşünce de maskelenmiş ve mitsel bir değere bürünerek onu tabulaştırmıştır.

  • Yönetici

    Bundan sıyrılmak gerek; soru şu: “insan nedir?”

    İnsan, biyolojik-kimyasal bir canlıdır; ancak bu kadarla sınırlı değidir, zira o toplumsal bir varlıktır. İnsanı insan olarak tanımlamak ancak toplum içinde kimlik kazanmasıyla mümkündür. İnsan normatif bir tanımdır, bu tanımı yapan da yine insanın ta kendisidir. Kavramlaştırma yeteneğini geliştirmek pratik algı veçözümlemeleri sağlarken insanın kendini diğer canlılarla kıyaslayacak bir tanıma gereksinimini karşılamıştır. Bunu yaparken sadece kıyasla yetinmeyen insan bu tanımla birlikte kendini dünya gezegeninde yaşayan diğer canlılardan daha üst bir mertebeye/mevkiye koymuş, besin zincirinin en üst halkasında olma ayrıcalığını bir üstünlük olarak değerlendirerek kendini canlıların merkezine koymuştur. Yaşama hakkının kutsallığı en doğal haklardan sayılmış ve devredilemez olduğu yargısı ile perçinlenmiştir; ne ki, diğer canlılar söz konusu olduğunda tümden anlamını yitirecek yaşama hakkına yönelik eylemin insan yönelmesi ile besin zincirinde en üstte bulunan insandan başka bir canlıya yönelmesi arasında amaçsal bir fark gözetilerek ilkinin yanlış ikincisinin doğru olduğu sonucuna varılacaktır. Amaçsal yargının kendisidir doğru olmayan ve bu insnın üstün bir canlı olduğuna dair ön-yargıdır. Zira, türünü sürdürmek adına diğer canlıların yaşamına yönelen bir canlının eylemi ile insanın besin kaynağı için başka canlının yaşama hakkında yönelik eylemi arasında vahşilik açısından hiçbir fark yoktur. Aralarındaki fark ise, ilkinin billinçsiz olması nedeniyle yargılanamayacak olmasıdır.
    Daha da ileri aşamada ise insanın insana yöneldiği vahşetin çeşitli gerekçelerle kutsanmasıdır. Tüm bunlar insanın üstün bir valık, ayrıcalıklı bir canlı olmadığını açıkça göstermektedir. “kendini yaratan insan”ın kendisini sorgulayarak geliştirdiği teknolojiyi kullanmak suretiyle öncelikle diğer insanın ve diğer tüm canlıların yaşama hakkını eşit bir zeminde tanıması ile “insan”ı bir tabu olmaktan çıkarmasının ilk adımını atmış olacaktır.


Benzer Konular