• İsim vermenin zor olduğu bir soru.

    Böyle durumlarda eserin anonim olduğuna karar verilir. Bir isme maledilmez. Fakat çeşitli önerilerde bulunulabilir. Önerinin geniş kabul görmesi beklenemez, böyle bir beklenti yersiz olur.

    Bu koşulu kabul ederek benim önerim Demokritos. Genel kanı o kadar eskiye gitmez. Roger Bacon adından bahsedilir. Nedeni, antik kitaplara bağlı kalma yerine deneysel olarak bilgilerin doğrulanması gerektiğinden bahsetmiş olmasıdır. Ondan önce deneyin doğrulayıcı öneminden bahseden pek galiba yok.

    Fakat deney olanakları çok kısıtlıyken bilim yoktu diyebilir miyiz? Bilimin diğer ayağı gözlemdir. Bir laboratuvar kurma olanağı olmayan insanlar gözlem yoluyla da bilim yapabilir. Bilindiği gibi deneyler düzenlenir, yani müdahale altında gerçekleştirilir. Gözlem ise pasif bir eylemdir. Fakat bu ikisini birbirine üstün göremeyiz diye düşünüyorum. Yürümek için sağ ayak daha önemli diyemeyeceğimiz gibi. Peki tek ayakla yürüyebilir miyiz? İyi kötü, yeterli olmasa da.

    Gözlem ve deney yapan biri kesinlikle bilim yapıyordur, ona kuşku yok ama en basit bir deneyi yapacak olanağı olmayan kişi gözlemle de bilim yapabilir eksik de olsa.

    Demokritos neyin deneyini yapabilirdi? Kuramlarını kanıtlayacak elinde hiç bir araç yoktu. Demokritos'u benim gözümde en büyük yapan kuşkusuz atom kuramı. Demokritos'un bununla ilgili deney yapma şansı sıfır. Peki ne yaptı? Gelecekte gözlem araçları geliştiğinde bu kuramın doğrulanacağını söyledi! Bingo yani, onikiden! Tam da dediği gibi oldu.

    Demokritos'u önermemin nedeni de tam olarak bu kusursuz öngörüsü. Atomu ilk ortaya atan kişi bana göre bilimin kurucusudur.

    Demokritos mikro evrenle ilgili bu eşsiz öngörüsü yanında makro evrenle ilgili de eşsiz bir öngörüde bulunmuştur. O da nedir, yıldızların uzak güneşler olduğunu öngörerek eşsiz zekasını bir kez daha ortaya koymuştur.

    Bu büyük zeka bunu nasıl anlamış olabilir? Yanıt paralaks sözcüğünde gizli. Paralaks nedir? Gözlemlenen bir cismin gözlemcinin hareketi nedeniyle yer değiştirmesidir. Hareket ederken yakın cisimler önümüzden geçiyorlar gibi görünür. Uzaklaştıkça geçiş hızları azalır. Çok uzak cisimlerin paralaksını göz fark edemez. Örneğin trenle ne kadar hızlı gitseniz Ay ve güneş yer değiştirmez.

    Fakat Demokritos gözlemlenemeyen bu paralaksı anlamıştı. Bunu anlaması için dünyanın evrenin merkezinde sabit olmadığını anlaması gerekir. Dünya bir şekilde mutlaka hareket ediyordu. Ay dünya etrafında dönüyordu ama güneş ve yıldızlar değil! Çünkü Ay'ın yakın olduğu yeryüzü şekillerinin göz ile görülebilmesinden bellidir. Demokritos bunları düşünebilecek kadar keskin zekalıdır.

    Ay, Güneş ve gezegenlerin paralaksı uzun süre sonra farkediliyordu. Ama yıldızların paralaksı 20. yüzyılda ölçülebildi. Yıldız paralaksı ölçmek korkunç derecede zordur. Ancak yakın yıldızlarınki ölçülebiliyor bugün bile.

    İşte Demokritos yıldız paralaksını belirlemenin olanaksız olması nedeniyle yıldızların uzak güneşler olduklarını anlamıştır. Peki bunu nasıl anladı? Hiç bir yılda gökyüzü yıldız deseninde hiç bir değişiklik olmamasından! Örneğin Venüs'ü her yıl aynı yerde bulamazsınız!

    Bu büyük zeka karşısında şapka çıkarıyor ve Demokritos'u çağlar ötesinden saygıyla selamlıyorum


  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Thales
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Arşimet
    https://tr.wikipedia.org/wiki/İbn-i_Heysem

    Ben de bunları seçtim. 🙂
    Eski Mısır, Çin, Hindistan, Babil ve Sümer uygarlıklarında adı bilinmeyen bir çok bilim adamı var.

    Hindistan' ın eskiden bilimde çok ileri olduğu okullarda hiç bahsedilmiyor.
    Rakamları bulmuşlar deyip geçiştiriliyor.

    https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_science_and_technology_in_the_Indian_subcontinent


  • Demokritos aynı zamanda materyalizmin de kurucusu bence. Ona kadar materyalizm yok muydu, vardı. Ama materyalizmin temeli yoktu. Demokritos ise atom kuramını ortaya atarak materyalizmi, yani her şeyin temelinin madde olduğu anlayışını sağlam bir temele oturttu. Her şeyi atomlar yaratıyordu, her şey atomların bir araya gelişleri ile belirleniyordu.

    Bu sadece materyalizmin temelini atmakla kalsa iyi, aynı zamanda determinizmin de temelini atıyordu. Atomların bir araya geliş şekilleri her şeyi belirliyorsa bu bugün bildiğimiz anlamda maddesel determinizmdir.

    Bu adam dünyada gelmiş geçmiş en büyük deha, ben bunu bilir bunu söylerim. Biz uzun çağlar boyunca determinizmi klasik anlamda ele aldık. En son Laplace determinizme tanrısız bir format vermeye çalıştı ama ancak son klasik determinist olabildi. Modern maddesel determinizmi o da keşfedemedi.

    Demokritos'un fikri ancak Henry Poincaré'da yansıma bulabildi. Bu büyük matematikçi, fizikçi ve filozofun modern determinizmin temelini yeniden attığını ve Demokritos'un fikirlerini canlandırdığını uzun yıllar sonra ancak fizikçi Feigenbaum anlayabildi. Fakat anladığını kimseye anlatamadı. Fiziği boş işlerle meşgul etmekle suçlanıp dışlandı.

    Yılmadı. Bilimci yetkileri elinden alındı. Vazgeçmedi. Sonunda herkese modern Kaos kuramını kabul ettirdi. Modern Kaos kuramı klasik determinizmden modern determinizme geçişin anahtarıdır.

    Günümüze kadar tüm bilim gelişmesini öngörmüş Demokritos nasıl dünyada yaşamış en büyük deha olmaz? Daha da bitmedi. Demokritos atom derken bugün bizim isim verdiğimiz atomu kastetmedi, o kuantumu kastetti. Hâla Demokritos'un izini sürüyoruz. Çağları, çağımızı aşan bu zeka evet iddia ediyorum yeryüzünde görülmüş en büyük dehadır. Daha yüzlerce yıl onun izinden gidip keşifler yapacağız. Belki de onu hiç bir zaman aşamayacağız.


  • Demokritos'un dehasını tüm Atina halkı ve yönetimi onaylamıştır. Daha pek tanınmıyorken devletin gemisi ile İskenderiye'ye gitti. Dönüşünde devletin gemisini gezmek için kullandığı suçlamasıyla mahkemeye verildi. Babasından kalan malı gezme tozma ile çarçur ettiği dedikoduları vardı.

    Demokritos mahkemeye çıktı. Savunma yapmayacağını söyleyip yargıçlara arkasını döndü. Halka hitap edeceğini ve gezi izlenimlerini anlatacağını söyledi. Başladı.

    Bitirdiğinde herkes ayaktaydı. Öyle coşku vardı ki yargıçların herhangi bir ceza vermeleri olanağı yoktu. Beraat verdiler. Bunun üzerine Demokritos tarihe geçen ünlü sözünü sarfetti: "Atina'da yargıçlar var." Sadece bu iltifatla yetindi, teşekkür etmedi. Halk onu arasına aldı. O günden sonra Atina'nın bilgesi oldu.

    En büyük karşıtı Platon'du. Platon ise Sparta'nın bilgesiydi ve Atina ile Sparta rekabet halindeydi. Atina demokrasi yanlısı, Sparta sert disiplin yanlısıydı. Platon'a göre atom matom bunlar saçmalıktı, bilgeler böyle gereksiz ve saçma işlerle değil toplumun nasıl yönetileceği ile ilgilenmeliydi. Platon "elimden gelse o adamdan insanlığa hiç bir şey kalmamasını sağlardım" demiştir.

    Atina ile Sparta bildiğim kadarıyla pek savaşmadı. Ama birbirlerine yardım da etmediler. Sparta bugün var mı onu da bilmiyorum. Atina var demeye gerek yok elbette.


  • Şimdi kabul etmem gerek ki Demokritos somut deneylerle uğraşmamıştır. O apaçık ki filozoftur, bilimci değildir. Bunu bir kere kabul ediyorum ve baştan da belirttim.

    Babası zengin olduğu halde ondan kalan mirası tamamen yemiştir. Hiç durmadan gezerdi. Tüm serveti yedi ve parası kalmayınca devlet gemisi ile gezdiği için mahkemeye verildi.

    Matematikle de uğraşmamıştır. Ama mahkemede yaptığı savunma matematiğin önemi temelindedir. Tüm savunmasını bu omurga üzerine inşa etmiştir.

    Demokritos bir söz ustasıydı. Çok da sivri dilliydi. Acımasız eleştirir, hatır gönül hiç saymazdı. Doğru adına yol alırken önüne ne çıkarsa yerle bir ederdi.

    O büyük resmi görmeye odaklanmıştı. Göremeyeceğini bildiği halde. Parçaları birleştirerek gerçeği netleştirmekle uğraşmadı. Babasının serveti tükenene kadar hiç çalışmadı. Parası bitince de fakir hayatı sürdü. Fakat mahkemedeki efsanevi beraati onu üne kavuşturduğu için aç da kalmadı.

    Sadece karnını doyurdu ve düşündü. Hayatında hiç güzel giyinip kendine bakmadı. Karmakarışık bir sakalı ve örtündüğü bir kumaş parçası vardı. Hayatında derken abartı yapmış olabilirim, gençken babası hayattayken farklı olabilir, bilmiyorum. Bilen var mı onu da bilmiyorum.

    Atina mahkemesinden konuşmasına hayran kalan halkla birlikte muzaffer şekilde çıkana kadar tanınmıyordu. Halkın bu derece sevgisini kazanması halk üzerinde etkili olmak zorunda olan yöneticileri Demokritos'a saygı duymak zorunda bıraktı.

    O mahkeme onu mahkum etseydi bugün biz Demokritos'un yaşadığını bile bilmeyebilirdik. O farklı biriydi. Diyojen ona benzer. Bir mahkeme hayatını değiştirdi.

    Hayatında bir para karşılığı bir iş yaptı mı bilmiyorum. Sanırsam yapmadı. Açlıktan ölecek değildi ve aç kalmamak onun için yeterliydi. Üstüme bir güzel giysi alayım derdi yoktu.

    Tüm sermayesi çok etkili konuşmasıydı. Yani böyle bir adamı da doyurmazlar mı. Halka bir söylev vermesi ve bir konuya ikna etmesi istense diyalektikte üstüne yok. Ona itiraz edebilecek hiç kimse yok!

    Zaman zaman bundan rahatsız olanlar oldu. Hipokrat'dan onu bir incelemesi istendi. Bu nedir, deli midir, üstün zekalı mıdır. Hipokrat onunla konuştuktan sonra onun görülmemiş bir zeka olduğunu söyledi. Bunun üzerine Demokritos daha da ünlendi.

    Evet onun eksik yanı somut hiç bir deneyinin bilinmiyor oluşu. Ama bu durum dediğim gibi onun büyük resmi doğrudan görmeye çalışması, parçalarla uğraşmaya gerek duymamasından kaynaklı.

    O tüm evrenin resmini görmeye çalışıyordu, mikrodan makroya. O bir öncüydü ve işaret parmağını evrenin gerçeğine doğru çevirmişti. Onu kendisi de göremedi, biz de henüz göremedik.

    "What is the trust and what is the time?" İnsanlığın tüm tarihi bu sorunun yanıtını bulmak için tükenecek ve öğrenemeyeceğiz. Bunu öğrenebilecek hiç kimse ve hiç bir şey yok.


  • Trust sözcüğü Arapçada hak sözcüğü ile karşılığını bulur. Gerçek sözcüğü tam karşılamaz.

    Arapçada bilmek üç kademelidir: İlmel yakin, aynel yakin ve hakkal yakin. Bu Kuran'da da yazar.

    İşte trust, realin ötesinde bu hakkal yakin düzeyini işaret eden bir sözcüktür.

    Arapçanın geniş ifade yetenekli bir dil olduğunu kabul ederim. İngilizceyi solladığını da kabul ederim. Fakat Arapçanın önemli bazı kusurları da var. Başlıcası fonetik vurguların gereğinden fazla önem kazanması. Bu kadar vurgulu seslere gerek yok. Farsça ve Fransızca örneğin fonetiğin öne çıktığı diğer dillerdir ama Arapça gibi abartılı değil kabul edilir düzeydedir onlarınki.


  • @DemoKratos, içinde söyledi: Bilimi kim başlattı?

    Atina ile Sparta bildiğim kadarıyla pek savaşmadı.

    Bunun doğru olmadığını öğrendim. Savaşmışlar. Ayrıntılı bilgi edinmiş değilim, araştıracağım. Şaşırılmayacak şekilde de disipline çok önem veren Sparta kazanmış. Aslında Perslere karşı en etkili olanlar da bildiğimiz gibi Spartalılar.

    Fakat yani Sparta savaşçıları terminatör gibi yetiştiriliyordu. Zaafı olanın yaşama hakkı yoktu. Buna göre sonuç kaçınılmaz.


  • @TENTEN Demokritos ile Arşimet arasında bir buçuk yüzyıl kadar zaman var. Evet Arşimet hiç kuşku götürmez biçimde bilimcidir. Demokritos'ta bu kesin netlik yok. Fakat Demokritos öncül.

    Tales ise Demokritos'un öncülü evet. Ancak görüşleri kesinlikle Demokritos kadar radikal değildir.

    Demokritos neyin deneyini yapsın? O, deneyini yaamayacağı teoremler ileri sürdüğünün çok iyi farkındaydı. Bir parçacık çarpıştırıcı yapamazdı. Göremeyeceğini bildiği halde büyük resme odaklanmıştı. Resmin ayrıntıları ile uğraşmadı. Onu bilimci sayamazdık, atom demeseydi... Bu öngörüsü her şeyi bir anda değiştiriyor ve onu benzersiz yapıyor.

    İbnül Heysem zaten halife Me'mun tarafından başlatılan Yunan eserlerinin tercümesi hamlesi sonucu yetişmiş bir bilimci.


  • Şimdi burada Demokritos ile Platon'u çarpıştırmanın zamanı geldi. Neden arenaya bu ikisini çıkarıyoruz?

    Çünkü felsefede çarpışan iki ana kol vardır: Materyalizm ve ideizm. Yanlış özellikle yazdım, çünkü doğrusu olan idealizm yazınca çok yanlış anlamalara gidiyor. İdealist insan böyle çalışkan, dürüst imiş filan gibi anlamlar çıkarılıyor. Öyle bir şey yok. Felsefede ideal bizim gündelik hayatta kullandığımız gibi bir şey değil.

    İde, varlığın özü, aslı ve madde onun yalancı yansıması olarak sunulur ideizmde. Materyalizmin karşıtıdır. Materyalizmde asıl olan temel olan maddedir. Diğer her şey maddenin ürünleridir.

    Şimdi ideizmin babası Platon, materyalizmin babası olmasa da tam net ve sistematik şekilde materyalizmi ilk netleştiren Demokritos. Arenaya bu ikisinin çıkıp kapışmaları kaçınılmaz.

    Şimdi tabii Demokritos'un atom kuramı göz kamaştırıyor ve ona büyük üstünlük sağlıyor. Peki Platon boş adam mı? Hayır. Onun da çok önemli bir kuramı var bu güne ışık tutan: O da simetri. Hatta simetrik cisimlere Platon cisimleri adı veriliyor.

    Platon idelerin mükemmelliklerinin tam ve kusursuz bir simetriye sahip olmaları ile sağlandığını, idelerin yansıması olan maddede ise kusursuz bir simetri olmadığı için idelerin ancak kopyaları olduklarını ileri sürmüştü.

    Bundan sonra da bu güne ışık tutan öngörüsünü yapmıştı: Madde zaten simetrinin bozulması ile oluşmuştur. Şimdi buna önemli demezsem haksızlık yapmış olurum. Ben tabii ki Demokritos tarafındayım ve Platon'a karşıyım. Ama bunu söylemesi günümüze gerçekten ışık tutuyor, taraftarlık saplantısı ile bunu inkar edemem.

    Çünkü günümüzde süper simetri kuramı var. Buna göre antisi olmayan tek bir parçacık bile yok. Kuantum tam bir simetri evreni. Fakat gel gelelim evrende bu simetri bozulmuş durumda. Madde simetrisi olan anti maddeye baskın gelmiş durumda. Evren varlığını bu simetri bozulmasına borçlu!

    Şimdi bunu görmezden gelip Platon önemsiz bir adamdı çünkü Demokritos'a karşıydı ve elinden gelse ondan insanlığa hiç bir şey kalmamasını sağlamaya çalışacağını söylemişti o halde Platon bir hiçtir, yaşasın Demokritos dersem fanatik taraftarlık yapmış olurum.

    Platon'a kökten, temelden karşıyım ama bu belirlemesini ve günümüze ışık tutmasını saygı ile karşılıyorum.


  • Aslına bakarsak bilimin başlatıcısı olarak Aristoteles'i göstermek kaçınılmaz. Çünkü kendisi deneyler yapmıştır. Gözlemle yetinmemiştir.

    Ondaki sorun, vardığı sonuçların daima yanlış olması. Öyle ki bin seneyi aşkın zaman onun yanlış teorilerini aşmanın yolu bulunamadı.

    Ama yanılmadan doğru bulunamaz. O nedenle Aristo'yu yine ilk bilimci tahtından indiremeyiz. Doğruya doğru şimdi eğri otursak bile açısından Aristoteles demek zorundayız. Benim Demokritos demem, sarsılamaz şaşmaz öngörüleri nedeniyle. Atomun parçalanması Demokritos'u yalanlamaz. Bizim yanlış şeye, Demokritos'un demediği şeye atom dediğimizi gösterir.


  • Bu arada Sparta - Atina savaşını ayrıntılı inceliyorum. Kafamda net bir yorum oluşturmadan yorum yapmayacağım. Konu ile ilgili kitap bile var ve hayli tarihsel gerçek zamanlı belge var.

    Bu belgeler Atina kaynaklı olmasına rağmen Atina lehinde yazılmamış ilginç olan. Yani tarih kazananların propagandası olmamış. Atinalılar ne olduysa dürüstçe yazmışlar. Kaybettik de demişler dürüstçe. Sparta'da ise tarih yazma geleneği yok.


  • Önce Atina ile Sparta'nın genel durumlarına bakalım. Atina iki kral tarafından yönetliyor ve senatosu var, krallar mutlak yetkili değil. Egemenlik ortak kaldırmaz anlayışına inat iki kral gayet iyi yönetiyorlar. Biri savaştayken diğeri şehirde kalıyor ve tek egemen benim filan demiyor.

    Atinalılar kendi emekleri ile geçiniyorlar, kölelerin emeğini sömürmüyorlar. Yarım zamanlı askerlik yapıp yarım zamanlı çalışıyorlar. Denizcilikte çok iyiler. Ticarette de. Civar şehirlerin çoğunu yönetiyorlar ve iyi ilişkileri var. Sparta hariç. Sparta farklı duruyor.

    Sparta tam bir köle düzeni işletiyor. Hiç bir erkek kesinlikle hiç bir işte çalışmıyor. Bütün işleri köleler görüyor ve aşırı kalabalık köle nüfusu var. Bir erkek altı yaşında askere alınıyor ve yoğun askeri eğitimden geçiyor. Askerlikten başka hiç bir iş yapmıyor.

    Kadınlar evli bile olsalar güçlü kuvvetli sağlıklı adamlardan çocuk yapmaya teşvik ediliyorlar. Zayıfa güçsüze hayat hakkı tanınmıyor.

    Böyle bir savaş makinesinin Atina'ya saldırmaması olanaksız. Persler karşısında birleşen Yunanlılar Pers tehdidi olmadığında savaşa sürükleniyorlar. Sparta Yunanistan'ın tek hakimi olma sevdasına kapılıp Atina'ya saldırıyor.

    Uzun süren savaş hiç bir sonuç vermiyor ve efsanevi bir antik tiyatro eserine göre Atina kadınları bu anlamsız savaşa son veriyorlar. Bırakın Sparta'nın dediği olsun, bu anlamsız saçma savaşı sürdürmeye değmez diyorlar. Atina yenilgiyi kabul ediyor ve savaşı bitiriyor. Fakat zaman içinde üstün gelen yine Atina.

    Sparta'nın sert askeri disiplini ve köle düzeni zamanla aşınıp önemini kaybediyor.

    God of War oyununda buna dayanarak tanrıça Athena'nın savaş tanrısı Ares'i sevmediği ve Kratos'tan Ares'i öldürmesini böylece savaşı durdurmasını istediği kurgulanmış.


  • https://en.wikipedia.org/wiki/Materialism

    Burada ilk atomistlerin Hindistan da çıktığı söyleniyor.

    https://en.wikipedia.org/wiki/Kaṇāda_(philosopher)
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Kanada_(filozof)
    Türkçe materyalizm sayfasında kanada yı tıklayınca ülke olan kanada çıkıyor.
    Kanada isminin anlamı sankritçede "atom yiyen " demekmiş. 🙂

    https://en.wikipedia.org/wiki/Ajita_Kesakambali

    https://en.wikipedia.org/wiki/Payasi


  • @TENTEN, içinde söyledi: Bilimi kim başlattı?

    Burada ilk atomistlerin Hindistan da çıktığı söyleniyor.

    Doğrudur, olabilir. Doğu felsefesi de Yunan felsefesi kadar elbette önemli. Ama doğununki çok karışık. Net bir materyalist atomcu akım göstermek zor.

    Hatta Çincede doğa sözcüğü ile kendiliğinden sözcüğü aynı kökendendir. Yani Çin düşüncesinde doğa kendiliğinden işlemektedir, tanrı etkisiyle filan değil.

    Doğu deyince biraz sistematik eksikliği ve karmaşa, çok farklı bir sürü eğilimin karmaşasından söz ediyoruz. O yüzden doğu felsefesi pek gündeme gelmiyor.

    Biraz netlik, açıklık, şu şudur bu da budur berraklığı lazım. Doğu insanlarında pek netlik yoktur. Karmaşa ve belirsizlik fazladır.

    Batı insanı şu şudur bu da budur der ve dediğinin gereğini yapar. Doğuda bu yok. "Beş dakkada değişir bütün işler" mevzusu var ya, işte aynen o.


Benzer Konular