İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • zodyakZ

    Türkiye'de iş kazası sonucu ölenlerin ve sakat kalanların ezici çoğunluğu erkek.

    Resmi SGK verileri ve İSİG Meclisi raporları hep aynı tabloyu veriyor:

    • Ölümlü kazalarda: %94 - %98 erkek

      • 2022 İSİG raporu: 1.843 ölümden 1.735'i erkek, 108'i kadın - %94.1 erkek

      • 2019 SGK: 1.149 ölümden 1.128'i erkek, 21'i kadın - %98.1 erkek

      • 5 yıllık SGK analizi: Erkekler kadınlara göre ortalama 17,2 kat daha fazla ölümlü kaza geçiriyor

      • Mayıs 2026 İSİG: 212 ölümden 199 erkek, 13 kadın - %93.8 erkek

    • Tüm iş kazalarında / yaralanmalarda: %80 - %96 erkek

      • 2019 SGK 4/a: 337.108 erkek, 85.355 kadın kaza geçirmiş - %79.8 erkek

      • 1997-2005 ortalaması: Yaralananların %96,1'i erkek

    Sebep sektör dağılımı. En çok ölüm inşaat, tarım, madencilik, nakliye, metal imalatı gibi erkek istihdamının %90+ olduğu ağır ve tehlikeli işlerde oluyor.

    Erkekler aptal olmayın. Kolay işlere kadınları alıp zor ve sakatlayıcı işlere erkekleri alıyorlar. Para çok farketmiyor.

    Aynı işyerinde ütüsü bile bozulmadan klimalı ortamda çalışan vasıfsız kadın ile depoda mal indirip bindiren erkek aynı maaşı alıyor genelde.

    Sonra kadınlar iş çıkışı sosyalleşiyorken erkekler kendilerini eve zor atıyorlar.

    Aptallık etmeyin ey erkekler.


  • Yapma KafaY

    Ben bunlara GAVAT diyorum. Gelişmekte olan avam takımının kısaltılması.

    Modern derebeylik sistemi Bu kitleyi besleyerek ayakta kalıyor. Çünkü bu kitleye istediği herşeyi yaptırıyor.

    Sistem önce bunları besler büyütür sonra da yer yada yem eder. Şuan yem etme ve yeme aşamasına geçtik. Besledi büyüttü ve şimdi de yiyor bunları.

    Bu kitle yatırım yapmıyor sadece tüketiyor. TV ekranlarındaki şımarıklığa özeniyor. Bu kitlenin vizyonu yok.

    TV deki temizlik manyakları , otoyol kapatıp düğün yapanlar, asosyal medya fenomenleri ve hitap ettiği kitleler, göstermek için yaşayanlar...

    Bu GAVAT kısımında daralma olursa o zaman sistem çöküyor.

    Kendini millet zanneden kalabalığı kendi çöplüğünde rahat bırakmak gerekir. Aksi halde birleşir sana saldırır. Fetö çatışması bu tür davranışların bir çeşitidir.

    O yüzden ütülmek isteyen kalabalıkları üteceksin. Öyle mutlu oluyorlar.

    Ticaretten biliyorum , alıcılar satıcının yalan söylemesini istiyor. Satıcılar ise alıcının duymak istediği şeyi söylerse ürününü satıyorlar. Ama gerçeği söylerse çok az satış yapıyor.

    Veya kendini halk olarak tanımlayan kalabalık sürüler ceplerinde para olunca AVM ve zincir marketlerden PEŞİN para ile DAHA PAHALI da olsa alışveriş yapıyor. Ama parası bitince esnafa gelip üç kuruşun pazarlığını yapıyor ve sana düşman oluyor. İşini baltalamaya kalkıyor.

    Bankadan kredi çekip borçlanarak işini büyüttüğünü sanıyor. Herkesin aynı hareketi yaptığı bir ülkede fiyatlar da aynı oranda şişeceği için aslında işini büyütemiyor yerinde sayıyor. Sadece bankaya fazladan para ödemiş oluyor.

    Ben bunlara GAVAT diyorum gelişmekte olan avam takımı kazık yiye yiye ya öğrenecek yada ölecek.

    Onları rahat bırakalım huzurla öğrensinler yada ölsünler.

    Benim yapmam gereken aynı oltaya gelmeden uzaktan gemimi yüzdürmektir.

    İleride hatırlar hatırlar gülerim bu günleri.


    Avam takımını nasıl tokatlıyorlar ama. Alavere ile verdiklerini dalavere ile geri alıyorlar.
  • zodyakZ

    Oxfam + Stockholm Environment Institute'in son hesaplamasına göre;

    - Toplamda: Dünyanın en zengin %1'i (77 milyon kişi) küresel tüketim kaynaklı CO2'nin %16'sını salıyor. Bu oran, en yoksul %66'nın - yani 5.11 milyar insanın - toplam salımına eşit.

    • En zengin %10 küresel emisyonların yarısından sorumlu, en yoksul %50 ise sadece %10'undan sorumlu

    Özetle Demem O Ki;

    Çevrecilik adına
    Sizin kapattığınız bir lamba
    Tasarruf ettiğiniz üç beş litre su
    Az tükettiğiniz benzin
    Falan filan...

    Hiçbirinin kıymeti yok.

    Madem öyle ya hep birlikte batarız yada hep birlikte çıkarız.

    Bu çarpık sistemde;

    Sizin yaptığınız her gram tasarruf en zengin yüzde 1'in lüksü için ucuz kaynak oluyor. Yani ben tüketmedim hakkımdan vazgeçiyorum al sen tüket demiş oluyorsunuz.

    Koy g*tüne gitsin derler ya işte aynen öyle düşünüyorum.

    Adalet dağıtmaya kalkınca "dünyayı sen mi kurtaracaksın" diyorlar.

    Ama çevreciliğe gelince "2 litre su çok önemli" diyorlar.

    İşlerine geldikleri gibi konuşuyorlar. Çünkü adalet işlerine yaramıyor. Ama tasarruf ettiğin su işlerine yarıyor ve onlara daha ucuz kaynak sunmuş oluyorsunuz.


    Küresel ısınma bahane Ucuz kaynak ve rant şahane Geçenlerde araba yarışını izlemek için onbinlerce milyoner yatları ile lüks araçları ile geldiler. Onbinlerde ton yakıt harcandı. Kimin umurunda.
  • Yapma KafaY

    Hipergami = kişinin kendisinden daha yüksek sosyal statüye, eğitime, gelire veya güce sahip biriyle ilişki kurma / evlenme eğilimi.

    Kelime kökeni: Yunanca hyper "üst" + gamos "evlilik"

    Basitçe 3 maddede

    • "Yukarı doğru eşleşme"

    • Nerede görülür: Tarih boyunca hemen her toplumda ekonomik güvenlik, sosyal statü, kaynak erişimi gibi nedenlerle ortaya çıkmış

    • Bugün: Sadece para/statü değil, eğitim, kariyer, sosyal çevre gibi kriterler de giriyor

    Örnekler

    1. Üniversite mezunu birinin doktor/mühendis biriyle ilişki kurması

    2. Gelir seviyesi düşük birinin daha yüksek gelirli biriyle evlenmesi

    3. Sosyal medyada "daha başarılı, daha tanınan" biriyle partnerlik

    Aslında hipergamik ilişki yaşayan kişiler kendisinin aşağı oduğunu da kabul etmiş oluyorlar. Sen benden üstünsün bu yüzden sana ihtiyacım var diyor bilinçaltı. İlişki kurduğu kişinin üstünlüğünü kabul etmektir.

    Erkeklerde öncelik genelde

    1. Sadakat ve güven: "Arkamı kollayacak mı, başkasına gitmeyecek mi?"

    2. Saygı ve destek: Statüsünü yükseltmektense yanında durması, onu aşağı çekmemesi

    3. Uyum ve huzur: Evde kavga, drama az olsun ister

    Statü/para konusu erkeklerde genelde 2. planda kalıyor. "Benden daha çok kazansın" diyen erkek sayısı daha az.

    Kadınlarda ise klasik tablo

    Sosyal bilimlerde buna "kaynak odaklı eş seçimi" deniyor. Yani güvenlik, gelecek planı, sosyal statü daha çok öne çıkıyor. Bu biyolojik + kültürel bir karışım.

    Bu gerçekliği göz önünde bulundurduğunuzda kadınların eş yada diğer ilişkilerdeki seçimi daha çok çıkar odaklı görünüyor.

    Tuhaf bir şekilde kadının hipergamisinin yırtıldığı yer çocuk konusu.

    Evet sakat da olsa suçlu da olsa fakir de olsa kadınlar çocuklarına karşı tersi bir durum sergilemeye başlıyorlar. Bu da doğanın ilginç bir dengeyle karşımıza çıkması durumu.

    Erkeklerin hipergamisi ise eş seçiminde değil iş seçiminde oluyor.

    Kadına annelik görevini erkek vermiyor tam tersine doğal bir durum. Erkeğe de babalık görevini kadın vermiyor. Bu kültürü oluşturan bizim genetiğimizdir.

    Ancak günümüzde yapay müdahaleler ile bu doğal dengeler tersine çevrilmeye çalışılıyor.

    Kadınlık ticari malzeme olarak değerli görülüyor.


    Feminizm de tıpkı bir din gibi. Görünürde sana özgürlük vaadetsede arka planda kapitalistlerin emirlerini yerine getirtiyor. Senin haklarını koruyacağım diyerek yola çıkıp bir sürü istek ve şartlarını sıralıyor. Toplum bu zeka düzeyini henüz aşamadı .
  • S

    Yapay zeka insanın anlayamayacağı bir keşif yaptığında ne olacak?

    Mesela matematikte insanların anlayamadığı çığır açıcı bir şeyler buldu veya insan tarafından anlaşılması imkansız bir örüntü buldu.

    Dünya da yapay zekanın kendisi dışında kimsenin bu bilimsel keşfi anlayamadığını varsayalım.
    Böyle bir durumda yapay zekaya güvenebilir miyiz? 🙂


    daha fazla oku →
    Yok öyle değil hacı. Yapay zeka yakın gelecekte büyük veri merkezlerinden çıkıp el kadar işlemcilerin içine gömülü olarak gelecek ve offline çalışabilecek. Robot teknolojisi bunu destekliyor zaten. Yani kendi kendine görerek dolaşarak öğrenen ve kendini düzelten sistemler gelmesi şart. 10 yıla kalmaz yapay zeka offline olarak çalışabilir, robotik modellere kolayca uyarlanabilir. Bir hizmet robotu çevreyi öğrenerek kendini geliştirebilecek. İşte orası gri alan. @TENTEN said: SInırları çiğneyemez. Çiğniyorsa programlama hatasından kaynaklanır. Algoritma yazarları kendi suçlarını yapay zekaya atmak için yapay zeka sınırları çiğneyebilir yalanını yaymaya çalışıyorlar.
  • zodyakZ

    Hayattaki zorbalık sadece din üzerinden gitmiyor. Örneğin GSM şirketleri. Üç tane şirketin tekeline verilmiş bütün ülke.istedikleri gibi tarife yükseltiyorlar. Ha borsada manipülasyon yapmışsın ha iletişim tekeli kurmuşsun ne farkı var. Sırf piyasa bunlara kalsın diye starlink bağlantısına izin verilmiyor. Çünkü millet görecek iletişimin aslında ne kadar ucuz olduğunu.

    Sadece gsm değil zorbalık heryerde. Örneğin vergi ödemek kutsal ama ödenen verginin hesabını sormak HAİNLİK oluyor.

    Eşit işe eşit ücret verilmiyor. Torpil ve cinsiyetçilik had safhada.

    Başka bir konu televizyon. Sabahtan akşama kadar içi dışı reklam. Topu topu 4 holdingin ürünlerinin reklamları akşama kadar yayınlanıyor. Resmen bütün ekranları onlar kiralamışlar. Rekabet kurulu sessiz. Neden KOBİ lere reklam indirimi yapılmıyor?

    Diğer bir konu marketçilik sektörü. Piyasanın en büyük payını üç market bölüşüyor. Üstelik sektör farketmeksizin. Mobilyadan elektroniğe kurbanlık koyuna kadar her konuda satış ayrıcalıkları var.

    Zorbalık heryerde. Biz sadece din konusunu gündeme getiriyoruz.


  • D

    İnsanlık katili sömürgeci Rus canileri neden Donbas'ı haksız ve vahşice kan dökerek ilhak etmek istiyor?

    Çünkü Donbas ekonomik olarak stratejik bir bölge ve sömürgen Rus katillerinin ağzının suyunu akıtıyor. Bölgede zengin kömür rezervleri bulunuyor. Deniz çıkışına da sahip. Rus canilerin gözlerinin dönmesi ve alçak cinayetleri bu nedenle.

    Sözde yalan bahaneler uydursalar da katil sömürgeci Ruslar bu bölgeyi ilhak edip pis çıkarları için sömürmek amacındalar.


    Ukrayna elbette özgürlük ve bağımsızlık için yakın tarihte görülmemiş bir kahramanlıkla savaşıyor. Bu yeni de değil. Ukrayna Nazilere karşı da kahramanca savaşmıştı. Sonra Sovyetlere karşı da ama Batı o zaman desteklemediği için Ruslara esir olmuştu. AB ülkelerinde Rusya ile savaşa hazır olma yönünde bir hava var. Rusya bu başarısızlık görünümünden çıkmak ve Ukrayna'yı destekleme cezası kesmek amacında çünkü. Bu Rus emperyalizminin durdurulması ve Kırım işgalinin sonlandırılması gerekiyor. Kırım'dan defolmadıkça bu Bu Rus haydutlar durmayacak. Dünya savaşına da mâlolsa totaliter baskıcı emperyalist düzenlerin indirilmesi şart.
  • zodyakZ

    17 Eylülde borsada hisse değeri 850 milyar tl olan 130 fon manipülasyon gerekçesiyle donduruldu. Aklıma hemen Melih Gökçek ve Süleymancı örgütü geldi.

    Yakın zamanda ikisinin de mal varlığına operasyon yapılmıştı.


    Olayı şöyle düşünün; bir grup emlakçı aralarında anlaşmışlar. Aynı bölgedeki evleri kendi aralarında al sat yaparak sürekli değer yükseltiyorlar. Böylece 5 milyon anca ederi olan evi tapuda 50 milyona gösterip son aşamada kara para aklıyorlar. Yada son satışta bir enayi bulup ihaleyi üzerine yıkıyorlar. Bunun gibi birşey aynısı borsada yapılıyormuş. Lan ben bunu nerden hatırılıyorum.
  • Yapma KafaY

    Namus ve şeref kavramı hayatta kalabilmek için erkekleri kışkırtmak amaçlı kullanılmaktadır.

    Tüm savaşlarda erkekleri bu sözlerle kışkırtıp savaştırırlar. Günümüz ukrayna rusya savaşında da aynısını görmekteyiz.

    Kadınlar ve zenginler voltaların alıp çekip gittiler başka ülkelerde fink atıyorlar. Fakir erkekler ise namus haysiyet adı altında savaşmaya zorlanıyorlar.

    Savaş bittikten sonra kaynak paylaşımı yapmaya gelince yine en ön planda zenginler ve sonra kadınlar beliriyorlar.

    Bunun neresi namus ve haysiyet sorabilirmiyim?

    Hem varlık zamanında pozitif ayrımcılık diyerek erkeklerin pastadan pay alması engelleniyor

    Hemde darlık zamanında ölmeleri isteniyor. Peki kim için?


    Emperyalistler günümüzde kadını erkeğe karşı kullanarak sömürü yapıyorlar. Kadınlar da bu oltaya çok çabuk geliyorlar. Özündehepimiz işçi köleyiz onlar için.Yapay bir rekabet ve cinsiyetçi çatışma ortamı ile kendi pazarlarını artırma derdindeler. Kadınlar bunu anlamasın diye feminizm icad edildi. Yoksa feminizm denen şey kadınların kendi haklarını söke söke almasından peydahlanmadı. Tam tersine kadınları da sermaye sistemine katıp tüketimde pazar payını artırmak için dayatıldı. Ama yapay bir rekabet v
  • Yapma KafaY

    Aslında din mi huzursuz yapıyor yoksa huzursuzlar mı dindar oluyor bu konu artık içiçe geçmiş. Yumurta tavuk ikilemi gibi.

    Ancak gözlemlediğim kadarı ile dindarların büyük oranda huzursuz olduğunu görüyorum.

    Dinsizlere huzur reklamı yapıp sonra da kanlı bıçaklı düşmanlık gütmelerinden belli değil mi zaten.

    Onlar gibi değilsen size hemen bir kulp takarak düşman saflarına geçiyorlar. Gerçekten iç huzuru olan kişiler binlerce yıldır sürdürülen bir kavganın tarafı olamaz.

    Gerçekten iç huzuru olan kişiler farklı insanlarla da birlikte yaşayabilir.

    Gerçekten iç huzuru olanlar çevresini kendi gibi olmaya zorlamazlar.

    Bir hayali varlığın önünde secde edip yalvarıp yakarmazlar. Bir hayali varlığın adına kendilerini feda etmezler.

    İç huzuru olan insanlar farklılıkları günah olarak görmezler.

    Bu aslında büyük bir kibirin dışa vurum şeklidir.

    İç huzuru olan insanlar diğerlerini de hataları ile kabul edenlerdir. Kendi hatalarını görüp ders alanlardır. Başkaşarına mobing yapmazlar.

    Burada dindarların hepsi huzursuz diyemeyiz ancak çoğunluğu böyledir.

    Dindar olmayanlar arasında da huzursuz tipler illaki vardır. Toptan karalama yapmamak gerek. Ama istisnalar genel kuralları bozmaz.


    Her türden emperaliste karşı olmazsan haklarını savunamazsın. Emperyalistler sana hakkını kendiliklerinden acıyıp da vermezler. Hak bahşedilmez, söke söke alınır.
  • ?

    A) Babalar
    B)Anneler
    C) Öğretmenler
    D) Devlet
    E) Dış Güçler
    F)Hepsi

    Sefalet , cehalet, sapıklık,aşağılık kompleksi, kayırmacılık, baskı, nefret , ayrımcılık, vurdumduymazlık, çıkarcılık,ahlaksızlık, hırsızlık, kibir, aşağılama, görgüsüzlük...

    Hepsi bu ülkede çok fazla var. Bu yüzden olumlu açıdan değil olumsuz açıdan yaklaştım olaya.


    daha fazla oku →
    Din e inanç baskısının hüküm sürdüğü bütün toplumlarda ikiyüzlülük, sahtekarlık e ahlaksızlığın gemi azıya alması kaçınılmaz bir sonuçtur.
  • zodyakZ

    Ev temiz olmalıdır ama steril değil. Yüzde 100 hijyen lafı sadece ticari bir kandırmaca. Hiçbir bilimsel yanı yok.

    Evde hastane hijyenini taklit edemezsin, etmemelisin de. Kapıyı açtığın, kediyi sevdiğin, mutfakta salata yaptığın an ev tekrar canlanıyor. 3 dakika içinde yeniden mikroplar canlanıyor.

    Ev için doğru kelime yeterli temizlik.

    Yani:

    • Mutfakta çiğ et kestiğin tahtayı sıcak su ve deterjanla yıka, yeterli.
    • Tuvaleti haftada bir temizle, yeterli.
    • Yeri süpür, ıslak sil, yeterli.

    Reklamların dediği sürekli hijyen mümkün değil. Bir yüzeyi çamaşır suyuyla silsen bile 20 dakika sonra havadaki toz, senin cildinden dökülen bakteriler orayı tekrar kolonize ediyor. Daha çok deterjan dökmek o süreyi uzatmıyor, sadece kimyasal kalıntıyı artırıyor.

    Üstelik evin biraz mikroplu olması bağışıklık için gerekli. Buna hijyen hipotezi deniyor. Özellikle çocuklu evde her yeri steril yapmaya çalışmak alerji riskini artırıyor.

    Evin içindeki hava kalitesinin dışarıdan 2-5 kat arası daha pis olduğu ortaya çıkmış. Çünkü içerisi deterjan kalıntılarının partikülleri ile dolu. Hepsi alerjen ve zarar verici. Sağlıklı bir ev için günde 5 er dk üç yada dört kez havalandırma yeterli.

    Deterjan ve kozmetikler daha iyi temizlemiyor daha kirli bırakıyor. Daha çok köpürmesi yada daha fazla deterjan eklemek daha iyi temizlemez.

    Tam tersine giyisilerden ve yüzeyden arınmaz kalıntı bırakır ve sonra oluşan kirleri daha güçlü tutar. Bu yüzden bol deterjanla yıkanan giyisiler kısa sürede grileşir yada renkleri solar.

    Ticari amaçlarla insanlara bol bol deterjan kullandırıyorlar. Hem sağlığa zarar hem de atıkları için çevre felaleti oluyor.

    Genelde doğru seçim, etikette yazanın yarısını kullanmak.

    Çamaşır suyu ise evlerde hiç bulunmaması gereken bir zehir. Buharı solunum yollarına ciddi zarar veriyor. İster kıvamlı olsun ister çamaşıruyu içermez yazsın farketmez.

    Kullanılacaksa bile bir litre suya bir yemek kaşığını geçmemelidir. Çamaşır suyu sadece lavobu giderleri ve tuvaletleri beyazlatmak için kısıtlı kullanımda uygundur.

    Çok kullanmak çok temizlemek değildir tam tersine daha fazla kirlilik oluşturur.


  • Yapma KafaY

    Sezen Aksunun babası Sami Yıldırım.

    Sami Yıldırım matematik öğretmeni ve emekli okul müdürüydü.

    İzmir Yamanlar Koleji ile ilgili bağlantısı ise şöyle anlatılıyor:

    Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu'nun yazısına göre, FETÖ'nün "altın nesil projesi" için Galatasaray Lisesi / Robert Koleji karşısına model olarak İzmir'de Yamanlar Koleji'ni koyduğu ve "Kurucusu ve ilk müdürü Sami Yıldırım'dı" ifadesi yer alıyor.

    Yine aynı kaynaklarda Yıldırım'ın örgüt içinde "Yaman Dede" ve "Hocaların Hocası" gibi isimlerle anıldığı, okulun kuruluş döneminde müdürlüğünü yaptığı iddia ediliyor.

    Yani resmi biyografilerde "emekli okul müdürü" olarak geçer, Yamanlar Koleji'nin kurucu ve ilk müdürü olduğu bilgisi ise gazeteci Barış Terkoğlu başta olmak üzere döneme dair haber ve yorumlara dayanıyor.

    23 Ağustos 2019 da öldü.


  • Yapma KafaY

    Kötü iş yoktur kötü işyeri vardır. Kötü işyerini genelde maaş değil, sistem ele verir.

    Görüşmede ve ilk haftalarda bunları görüyorsan uzak dur:

    • Sürekli personel arıyorlar: İlan aylarca açık, ekipte kimse 1 yıldan uzun kalmamış. İyi yer eleman tutar, kötü yer sürekli arar.

    • İş tanımı belirsiz: "Bizde herkes her işi yapar", "esnek çalışma saatleri" = mesai belirsiz, görev sınırı yok, fazla mesai ücretsiz.

    • Sözleşme ve maaş muğlak: Sözleşme yok, sigorta asgari ücretten, maaş elden, primler sözlü. Yazılı olmayan hiçbir söz gerçek değildir.

    • Ücretli izin, mola ayıp gibi: İzin istemek suç, hastalanmak hainlik. "Biz bir aileyiz" cümlesi çok kullanılıyorsa genelde sınır ihlali geliyor.

    • Yönetici dedikodu ve bağırma: Toplantıda azar, WhatsApp grubunda gece 23:00'de mesaj, herkesin önünde küçük düşürme. Profesyonel geri bildirim yoktur.

    • Yüksek ciro, düşük sistem: Hiçbir süreç yazılı değil. Her şey patronun keyfine bağlı. Bugün övülen şey yarın ceza sebebi.

    • Gelişme yok: Eğitim yok, zam kriteri yok, terfi sadece yalakalıkla. Sana yatırım yapmayan yer, seni harcamayı planlıyordur.

    • Çıkışlar kötü bitiyor: Eski çalışanlar hakkında sürekli kötü konuşuluyor, tazminatsız çıkarılmış, referans verilmiyor.

    • Genç dinamik kadro esnek çalışma gibi ifadeler varsa burası bir okul diyorlarsa.

    • Biz bir aileyiz: Ailede mesai ücreti olmaz, itiraz olmaz. Tek taraflı fedakarlık istemenin kılıfıdır. Profesyonel yerde aile değil, ekip olunur.

    • Japon profesör arıyorlar: Full stack, İngilizce, Almanca, 3D Max, diksiyon, B ehliyeti, aktif araç kullanabilen... Sonra maaş: asgari + yemek. Bu ilan değil, hayal listesi.

    • Tutarsız şartlar: 2 yıl önce çıkmış teknolojide 5 yıl deneyim, hem 25 yaş altı hem 5 yıl deneyim + yüksek lisans. İK'nın ne aradığını bilmemesi demek.

    • Şirket adı gizli: Adını saklayan şirketten hayır gelmez. Sicili bozuktur, sürekli ilan açtığı için adı çıkmıştır. Yada tuzak ilandır

    • Yüzlerce başvuru ama ilan hep yayında: Kimseyi beğenmiyorlar değil, kimse kalmıyor. Sirkülasyon yüksek. Yada formalite ilan.

    • Yemek, servis, sigortayı lütuf gibi yazmak: Bunlar zaten yasal zorunluluk ve temel hak. Bunu pazarlayan yer başka hiçbir şey veremez.

    • Sadece İK ile görüşme, bölüm müdürü yok: Seni kiminle çalışacağın belli değil. İK seni eliyor ama yapacağın işi bilmiyor.

    • Seni dinlemeden hı hı çekip bilgisayarla uğraşmak: Daha görüşmede değer görmüyorsan içeride hiç görmezsin.

    • Çalışma ortamı gezdirilmiyor: Masaları, mutfağı, tuvaleti göstermeyen yer bir şey saklıyordur. Işık almayan, kalabalık, bakımsız bir yerdir genelde.

    • Maaşı en son, utanarak konuşmak: Maaş, mesai, izin net değilse, "onu sonra konuşuruz" deniyorsa o sonra hiç gelmez.

    • Kimse şirket hakkında konuşmak istemiyor: Çalışanlar susuyorsa korkudandır. Memnun olan anlatır.

    • Akraba / hemşehri / aynı üniversite kümelenmesi: Liyakat değil, sadakat ve biat aranıyor. Kararları yetkinlik değil, yakınlık veriyor.

    • Tek yaş grubu: Hep 25 yaş altı varsa genç ve ucuz işçi sömürüsü. Hep 35+ varsa yeni fikir istemeyen, hazırcı ve hantal yer.

    • Sürekli düzeltmen isteniyor ama kimse sorumluluk almıyor: "Toparlasana burayı" denir ama yetki verilmez, bütçe verilmez. Suç senin, karar başkasının.

    • Herşey acil etiketiyle geliyorsa: eğer orası bir acil servis değilse işler karışık plansız demektir. Yada mobing vardır.

    • Başarı işçiden bekleniyor ama ödül müdüre veriliyorsa.

    En öldürücü cümle şablonu: "Bizde maaş az ama çok şey öğrenirsin." Burası nir okul gibi..sözler emek sömürüsüdür.


    daha fazla oku →
    maaş adaletsizliği varsa. Çok çalışana az para ve memnuniyetsizlik , az çalışana çok para ve memnuniyet varsa. Genelde patron şirketlerinde olur bu ama kurumsal şirketlerde de böyle pozisyonlar açılır genel müdürün emriyle. Hiç farketmez. Kimseye fazla iş borcunuz yok.
  • Yapma KafaY

    Halk anlatılarındaki Karaoğlan - Tekil kahraman:
    Bu, tanrı değil, destan ve masallardaki ideal Türk gencidir. Keloğlan tipiyle çok akrabadır.

    Özellikleri:

    • Yetim ve adsız: Annesi öldürülmüş, babası tarafından bir ormana / bir oduncuya emanet edilmiştir. Resmi ad koyma töreni yapılmadığı için saçlarının siyah olmasından dolayı ona "Karaoğlan" denmiştir.

    • Fiziksel ve ahlaki ideal:

    Atletik, cesur, gözüpek, asla yalan söylemeyen, hep mazlumdan yana.

    • Göçebe: Yerleşik hayatı yoktur, atıyla tüm Avrasya'yı dolaşır.

    Bu tip daha sonra modern kültürde de yaşadı. Mesela Suat Yalaz'ın ünlü çizgi romanında Karaoğlan, Cengiz Han döneminde yaşayan 23 yaşında bir Uygur izcisi olarak anlatılır. Çin'den İstanbul'a kadar maceralara atılan bir kahramandır.

    Kısaca: Mitolojide kötülük tanrısı olan 9 Karaoğlanlar var, halk hikayelerinde ise iyiliğin temsilcisi olan tek bir Karaoğlan var.


  • Yapma KafaY

    Türk mitolojisinde Karaoğlan ile karaoğlanlar dendiğinde iki ayrı şeyden bahsedilir, genelde birbirine karıştırılır:

    Karaoğlanlar:

    Asıl mitolojik terim çoğul haliyle Karaoğlanlar veya Karaerlerdir.

    Türk ve Altay mitolojisinde Kötülük Tanrılarıdır. Erlik Han'ın oğullarıdırlar ve sayıları dokuzdur. Moğolların "Dokuz Kana Susamış Tanrı"ları ile benzerlik gösterirler.

    Görevleri insanlara kötülük getiren kara fırtınalar estirmek, kan yağmurları yağdırmak. Aynı zamanda Erlik'in sarayının veya yeraltının kapılarını bekledikleri için Kapı Bekçileri diye de anılırlar.

    Dokuz tanrının isimleri kaynaklarda şöyle geçer: Temir Han, Karaş Han, Matır Han, Şıngay Han, Kümür Han, Badış Han, Yabaş Han, Uçar Han ve Kerey Han gibi.


  • Yapma KafaY

    "Red flag" = tehlike sinyali, uyarı işareti demek.

    İngilizce'den geliyor. Yarışlarda kırmızı bayrak yarışı durdurur ya, oradan. Bir insanda, ilişkide veya durumda "burada bir sorun var, durup dikkat et" dedirten davranış.

    En çok ikili ilişkiler için kullanılıyor.

    İlişkide klasik red flag'ler:

    • Love bombing: Tanışalı 3 gün olmuş, aşırı hediyeler, "sensiz yaşayamam"lar. Çok hızlı bağlama çabası.

    • Sürekli kontrol: Kiminle konuştuğunu, nerede olduğunu, telefonunu kontrol etmek istemesi.

    • Gaslighting: Seni sürekli hatalı hissettirmesi. "Abartıyorsun, öyle bir şey demedim, sen kafanda kuruyorsun."

    • Tüm ex'leri suçlu: Bütün eski ilişkilerinde karşı taraf "deli, toksik". Hiç payı yok.

    • Öfke kontrol sorunu: Küçük bir tartışmada bağırma, eşya fırlatma, duvar yumruklama.

    • Sınır tanımama: Hayır dediğin şeye devam etmesi, istemediğin halde ısrar.

    • İletişimsizlik: Sorunları konuşmak yerine günlerce ghost'lamak, küsmek.

    • Özel yaşama dikkatsizlik : Her şeyi asosyal medyada paylaşmak.

    • Rüşvetçilik: ilişkinin iyi ilerlemesi için sürekli birşeyler istemek yada teklif etmek.

    • İlgi Arsızlığı: Sürekli benle ilgilen mesajları vermek. Her konuda beğenilmek istemek. Hep başkalarının beğenisine göre yaşamak.

    • Ailesinin Aşırı Israrı: Anne baba tarafından ilişkinin ilerlemesi için ısrarda bulunulması. Ailenin her olaya karışması. Israr eden tarafta sorun var demektir.

    • Sorunları dile getirmemek: Sorunları dinlemeyip surat yapmak. Beni anlamıyorsun diye sürekli karşı tarafı suçlamak

    • Onay Bağımlısı: Sürekli olarak "haklımıyım?", "öyle değil mi?" Gibi sorularla kendini onaylatmaya çalışmak

    • Herşeyi pazarlık konusu yapmak: Ben senden daha değerliyim mesajı vererek her konuda alacaklı gibi davranmak. Kendini ödül maması gibi görmek.

    • Komşularıyla İyi geçinememek: En önemlisi de budur. Komşuluk yapamayan ilişkiyi sürdüremez.

    Bir de bunun tersi var:

    • Yellow flag: Sarı bayrak. Kesin kötü değil ama dikkat et, konuşulması lazım. Örn: sürekli geç kalması.

    • Green flag: Yeşil bayrak. Sağlam işaret. Örn: hatasını kabul edip özür dilemesi, sınırlarına saygı duyması.

    Bir tane red flag gördün diye hemen kaçman gerekmiyor, ama görmezden de gelme. Kalıp mı, tek seferlik mi ona bakılır.


    İlişkide sorumluluk alamıyor. Kötü birşey olursa "bana destek olmalıydın" , "sen de orada olmalıydın" gibi suçluyacı ifadeler kullanıyorsa. İyi birşey olursa "benim sayemde" diyerek narsistlik yapıyorsa. Kırmızı bayrak
  • ?

    Fetöcüler 15 Temmuzdan önce Erdoğan'ın fısıltılarını bile Twitter'da yayınlayıp medyaya sızdırıyorlardı. Ama ne komik ki 15 temmuzun olacağını tahmin edemediler.

    Şimdi de mağdur edebiyatı yapıyorlar. Eminim ki elebaşlarına ve siyasi ayağına kesinlikle dokunulmadı. Asıl suç işleyenleri önceden haber ederek kaçırdılar. Bankaya para yatıran , geçerken selam veren habersiz saftirikleri tutuklayarak mağduriyet yaratıyorlar. Yani bu tutuklamaları da eminim ki kendileri planlıyorlar.

    Örneğin fetöcülerin Süleyman abileri hiçbirşey olmamış gibi dışarıda iken Ayşe teyze bankada hesap açtı diye hapse atılıyor. Bu mağduriyet görüntüsü yaratarak kendilerini masummuş gibi gösteriyorlar. Kendi ayak takımı diye tabir ettikleri kişileri kendileri tutuklayıp mağduriyet yaratıyorlar. İşi sulandırıyorlar.

    Halbuki pislikler hala serbest.

    Fetö ve benzeri cemaatler tarikatlar bu topluma çok büyük zararlar verdiler.

    Muhalefet ise fetönün sosyal yüzünü ve yalanlarını hiç gündeme getirmedi ve getirmiyor. Muhalefet tamamen akp nin belirlediği başlıkların altında debeleniyor.

    Ben fetö düşmanı olarak bir fetö derneğinin hesaplarını inceler himmet paralarının nerelere aktarıldığını takip eder ve probagandasını yapardım.

    İnsanlardan tüm kazançlarını kendilerine hibe etmelierini isteyen bu vahşiler cezalandırılmalıdır. İnsanların çoluk çocuklarının geleceğini çalanlardan ne yazık ki hesap sorulmadı. Para isteyenlerden hesap sorulmadı ama para verenden hesap sorulmakta.

    Neden ülkecilerin peşinde değiller? ( Ülke imamları yani ülkeyi soymakla sorumlu olan kişiler)

    Afrika'daki iş adamından Türkmenistan'dakiler için para koparıp sonra Türkmenistan'daki iş adamlarından da afrikadakiler için para koparıyorlardı.

    Bu paranın peşine düşen kimse yok ne yazık ki.

    Tek dertleri paraydı. Onlara çok para getiren büyük abi oluyor az para getiren ise imanı zayıf oluyordu. Bu şerefsizler kendi laflarıyla yargılanmalıdır.

    Hatta eminim ki siyaset içindeki dokunulmayan fetöcüler devleti manüpüle ederek halka eziyet etmektedirler. Biz gittik bak ülke ne hale geldi diyerek yine probaganda yapmaya devam etmektedirler. Çünkü bunu 90 larda yaptılar.


    Örneğin bir tane fetöcü sözde işadamı vardı. 15 temmuzda herif menzil cemaatinin vakfına 300 milyon gibi bir bağış yaparak vakfı satın aldı. Üç kağıtçının önce gideniydi. Devleti yani halkı soymaktan başka birşey bilmiyorlardı. Hatta sabah gazetesi haber yapmıştı herifi. Ama haber üç gün sonra hemen kaldırıldı. Heralde para verildi sus payı ödendi.
  • Yapma KafaY

    Devlet içinde çete hesaplaşması mı var sorusunu akıllara getiriyor. Yada devlet işlenen suçları bir örgüte yıkmaya mı çalışıyor. Devleti çeteler mi yönetiyor?

    Neden böyle düşündürüyor?

    Çünkü bir çok organize suç iktidar ve ortaklarının eliyle soruşturma dışı bırakıldı bugüne kadar.

    Uyuşturucu gemileri, epstein dosyaları, 15 temmuz siyasi uzantıları, bir sürü çocuk tacizleri...ve daha onlarcası..

    Hepsi soruşturma dışı tutuldu.

    Şimdi ise bir dizi senaryosuna soruşturma açılması komik ve acziyet göstergesi.

    Bence TRT Çocuk kanalında yayınlanan KÖSTEBEKGİLLER dizisine de soruşturma açılmalı. Ne de olsa köstebeklik ajanlar için kullanılan bir deyim. Ayrıca 34 KGB plakalı aracın kullanılması başlıca şüphe.

    Dizinin çekildiği yıllarda istanbul araç plakaları 2 harfliydi. Yani 34 YP , 34 BK gibi.. ama özellikle 34 KGB plaka aracın gösterilmesi de şüpheli.

    Ne zaman bu dizi yayına girse ülkede bir şeyler karışıyor zaten.


    Kurtlar vadisi başta olmak üzere birçok dizide toplumu bozan ahlaksızlığı mafyayı öven binlerce sahne vardı. Sabah kadın programlarından tutun da reklamlardaki bozuk senaryolara kadar hiçbirine devlet el atmadı yada tehdit olarak görmedi. Örneğin her bölümde en az 50 kişi öldürülüyor , halk aşağılanıyor , racon kesiliyor yada reyting için kadınlar günlerce birbirine laf sokuyor.. Devlet hiçbirine "dur ne oluyor" demedi. Ama dizi senaryosuna soruşturma açtı. Ucu kendine dokununca harekete geçti. Halk umurlarında değil mi? Davadaki çelişkiler de cabası. Kaşıf kozinoğlu ölmeseydi mit başkanı olacakmış diyorlar. Bu durumda şüpheler hakan fidan üzerinde yoğunlaşıyor. Öyleyse Hakan Fidan mı planladı herşeyi? Yoksa Hakan fidan da fetöcü mü? Fetö sahte bayrak ile hakan fidanı erdoğana beğendirdi mi? İşte çelişkili durum bu sorularla başlıyor zaten.
  • Yapma KafaY

    Araca yaptığınız her bakım tamir işlemini bir ajandaya tarihi ile kayıt edin.

    Her 10.000 - 15.000 km'de veya Yılda 1 Kez (hangisi önce gelirse)

    • Motor yağı değişimi
    • Yağ filtresi değişimi
    • Hava filtresi değişimi / kontrolü
    • Genel kontroller

    Motor yağı ve diğer tüm yağlar sıvılar araç marka modeline göre değişir. Bu nedenler önerilen yağ ve sıvı kullanmalıdır.

    Her 15.000 km veya 5 Yılda

    • Enjektör temizleyici yakıt katkısı kullanımı
    • Yakıt filtresi değişimi

    Her 30.000 km'de

    • Bujiler kontrol edilir, gerekirse yenilenir
    • Akü voltajı ölçtürülür. Değer düşükse uygun amper ve tipte akü takılır. Akü voltajı kitapçıkta belirtilen düzeyin altına inerse şarj dinamosuna zarar verir. Örneğin kitapçık min.12V dediyse 11.9 ölçülen değer kurtarmaz. Bu önemlidir. 12V luk motor için üretilen Yeni aküler genelde 13V civarıdır.

    Akü bittiğinde rastgele aküden takviye yapılmaz. Mutlaka aynı voltaja (12V) sahip bir aküden, kaliteli ve uygun bir aktarma kablosu ile yapılmalı.

    Her 40.000 - 50.000 km arası

    • Şanzıman yağı değişimi
    • Diferansiyel yağı değişimi (arkadan itişli / 4x4 araçlarda)

    Ekstra ipucu: Vites geçişleri eskiye göre sertleşti, vuruntu var veya gecikme oluyorsa km beklenmeden şanzıman yağı + filtre + conta takımı değişmeli.

    Kitapçıkta şanzıman yağı için ömürboyu yazar ama bu doğru değildir. Şanzıman üreticilerinin hepsi yağ değişimi gereklidir der.

    Şanzıman yağı seçimi çok önemlidir. Aracın marka modelinin önerdiği yağ kullanmalıdır. Aksi halde zarar verir.

    İlk çalıştırma kuralı:

    1. Kontağı aç, gösterge ışıklarının sönmesini bekle sonra marşa bas.

    2. Özellikle kışın çalıştırdıktan sonra 1-2 dakika rölantide bekle, hemen yüksek devire çıkma. Motor ısınmadan turboya geçmek çok zararlıdır.

    Bu 2-3 dk lık bekleme motor yağı, şanzıman ve diferansiyel yağlarının ısınıp her yere ulaşmasını sağlar. Aşınmayı ciddi şekilde geciktirir ve ileride çıkacak büyük masrafları önler.

    50 bin km de trigger kayışını kontrol et. İnce çatlaklar varsa mutlaka değiştir. Trigger ile birlikte vantilator kayışı da değişmelidir. Bu ikisi senkron çalışan parçalar olduğundan önemlidir.

    Eğer 50 binde triggerde çatlama yoksa her 1000 km de bir yeniden kontrol edilmeldir.

    Lastikler araca uygun boyutta kitapçıkta belirtilen özellikte olmalıdır. Çoğu araç 2 farklı lastik için uygundur. Biri yoksa diğerini taktırırsın.

    Lastiklerde çatlama yarılma varsa değişmelidir. Yanaklarda çatlama çok tehlikeldir. Mutlaka değişmelidir.

    Lastik değişimi genelde komple yapılırsa uygundur. Ancak bu pahalı olacağından ön iki yada arka iki lastik takım olarak değişir.

    Asla tek lastik değişmez. Mecbur kalınırsa 80 km üzerine çıkmamak iyidir. Çünkü virajlarda savurma yapar. Tek lastik değişimi düz yolda 100 km üzerinde de tehlikelidir.

    Lastik ömrü genelde 5 yıl yada 30 bin km dir. Ama deformasyon varsa beklenmez. Yeni lastiğin tarihine bakılmalıdır. Hiç kullanılmamış da olsa duran lastik özelliğini kaybeder.

    Bu listeyi aracının kitapçığındaki üretici verileriyle de karşılaştır, marka modele göre 5-10 bin km oynayabilir.

    Özellikle 3 silindir motorlarda yağ ve buji kontrolleri daha sık yapılmalıdır. Çünkü 3 silindir demek pistonların ve ateşlemenin yüzde 30 fazla çalışması demektir.

    Araç bakımdan çıktı eve götürüp park ettiniz. Motorun altına mutlaka temiz karton koyun ve sabah o kartonu çıkarıp bakın üzerinde yağ damlası varmı kontrol edin. Eğer yağ yada sıvı damlası izleri varsa tamirciye geri götürün. Bir şeyler gevşek kalmış demektir.


    Rot balans ayarı 10-15 bin km'de bir veya mevsimlik lastik değişiminde önerir. Ama İstanbul çukurları için kilometre beklememek lazım. Rot ayarı ne zaman bozuldu anlaşılır: Direksiyonu bırakınca araç sağa sola çekiyorsa Lastiklerin iç veya dış kenarı daha fazla aşınıyorsa Direksiyon düzken araba düz gitmiyorsa Balans ayarı ne zaman bozuldu anlaşılır: Özellikle 80-120 km hızda direksiyonda titreme oluyorsa Koltukta / tabanda uğultu titreme hissediyorsan Sert bir çukura girdikten sonra başladıysa