Şu an ne düşünüyorsun?🤡
-
hergun burda olan gizli uye mi ben niye goremiyorum

-
@phi, içinde söyledi: Şu an ne düşünüyorsun?

hergun burda olan gizli uye mi ben niye goremiyorum

İsmi gözükmüyor.

-
Şehîd-i Uhrevî Kime Denir?
Dünya itibariyle şehid sayılmayan, yani, yıkanıp kefenlenmiş olarak gömülen, fakat ahirette şehit muamelesi gören kimselere şehîd-i uhrevî denir.
Şehîd-i kâmil olmanın şartlarından birini kaybeden kimseler, bu kısma girerler.Bundan başka şu kimseler de âhiret şehîdi sayılır:
- Suda boğulanlar.
- Ateşte yananlar. (İbnu Mace, Cihad, 17)
- Enkaz altında kalanlar.
- Veba gibi bulaşıcı bir hastalıktan ölenler.
- Sıtma gibi ateşli hastalıktan ölenler.
- İlim yolunda ölenler.
- Ciğer hastalıklarından ölenler.
- Doğum sırasında veya lohusa iken ölen kadınlar.
- Baş ağrısından ölenler.
- Karın ağrısından ölenler.
- Ailesinin nafakasını helâlinden kazanmak için çalışırken iş kazasından ölenler.
- Cuma gecesi ölenler.
- Gurbet ilde vefat edenler.
- Akrep, yılan sokması gibi sebeplerle vefat edenler...
(Savaş dışındaki şehitler hakkında hadisler için bk. Buhârî, Ezan, 32, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164; Tirmizî, Cenâiz, 65, Fedâilu'l-Cihâd, 14; Ahmed b. Hanbel, I/22, 23, II/323, 325).
-
@ictenlik forumları bıraktı galiba.

Kendisinin geri dönmesini isterdim.
Bazı düşüncelerine katılmasam da, katıldığım çok önemli görüşleri vardı.Burayı okuyor mu bilmem ama geri dönebilirse kendisiyle 5-10 dakika sohbet etmek isterim. Bir sorum olacaktı.
@Sputnik buradayım dostum o kadar çok takıldığım yer var ve burada mesajlaşma mesaisi fazla olmadığından unutuyorum takılmayı

-
artık unutmam umarım

-
-
“En deli sevdaları yaşarım uykusu geçerken.
(Mehmetçik – Zap Suyu Şiiri)Terör bölgesinde savaşan Mehmetçiğin duygularını dile getiren Zap Suyu şiirinin bu mısrasında, ileri hat karakolunda nöbet tutan bir askerin iç dünyası anlatılmaktadır. Uykuya direnilen, uyku ile uyanıklık arasında kalınan bu an; askerin en savunmasız, en kırılgan ve en aciz olduğu zamandır. Aynı zamanda bu, hem kendi canının hem de nöbet tuttuğu silah arkadaşlarının canının en fazla tehdit altında olduğu andır.
Uykunun bastırdığı, iradenin zorlandığı bu vakitte asker; bir yandan uykuya karşı zapt edilemez bir zaaf yaşarken, diğer yandan sorumluluğunun ağırlığını omuzlarında hisseder. Canının emanet edildiği silah arkadaşları, vatanı ve mukaddes değerler zihninde iç içe geçer.
İşte bu iç mücadele sırasında Mehmetçik, vatanına karşı tarif edemediği, yeni ve “deli sevdalar” yaşar. Bu an, onun kutsala yöneldiği; vatana, dine ve Yaradan’a olan sevgisinin derinleştiği bir feyiz hâlidir. Uykusuzluğun ve tehlikenin ortasında, kalbinde büyüyen bu sevda onu ayakta tutar.
Nitekim bu hâl, dinî kaynaklarda da büyük bir değerle ifade edilmiştir:
“Allah yolunda hudutta bir gün nöbet tutmak, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır.”
(Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd 26; Nesâî, Cihâd 39)“Hudutta Allah yolunda nöbet tutanlar dışında her ölenin ameli sona erdirilir. Hudutta nöbet tutarken ölenin yaptığı işlerin sevabı kıyamet gününe kadar artarak devam eder.”
(Ebû Dâvûd, Cihâd 15; Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd 2)(Şerhi tarafımca yapılmıştır)
-
Allah plan kuranların en hayırlısı olduğunu buyuruyor demiştik. Ahir zamanda yaşanacak mübarek bereketli zamana hazırlanıyoruz inşallah diyelim.
Bir askeri uzmanımız ülkemizde nükleer silahın know how u var dedi. Ama savunma sanayinde dört başı mamur olmadan ve balistik füze teknolojimizi geliştirmeden de nükleer silaha kalkışmak büyük risk olur, böyle bir durumda Batı’nın hemen ülkemize tabiri ile hemen çökeceği apaçık. Savunma sanayinde gelişelim, ihracat tercihlerimizi genişletelim ve Türk dünyasını iyice güçlendirelim, kendi kendine yeten ülke olma yolunda mesafeler kat edelim, işte o zaman nükleer bomba yapmak istediğimizde gelecek ambargolara karşı da dayanıklı oluruz. İsrail, ülkemiz savunma sanayinde gelişmeden ve nükleer bomba yapmadan şeytani planını devreye aldı, kuzeyde işgalini genişletip Pyd ile birleşmek ve bizde iç savaş çıkarmak istiyor. Ama/ancak ayette buyrulduğu gibi:
...Allah, plan yapanların en hayırlısıdır. (Enfâl Suresi 30. Ayet)
-
“Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi / düşüyorum tanyerine” dizesinde bu hâl açıkça görülür. Yaprağın vakti geldiğinde ağaçtan kopup toprağa düşmesi nasıl kesin, nasıl istekli ve ahenkliyse; şair de kendini aynı teslimiyetle tanyerine bırakır. Tanyeri, güneşin doğuşu; umut, vuslat ve yeni bir başlangıçtır. Düşüş kesindir, yön bellidir; şair istekli ve arzulu olsa da muştuların gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu bilir. Buna rağmen isteği, arzusu ve çabası gönlünü o muştunun eşiğine sürükler.
Fakat bu yakarışların, bu duaların ve bu ısrarlı çabanın vefasız kaldığını hisseder. Yani sesleniş vardır ama karşılık yoktur; arzu vardır ama cevap gelmez. İşte bu idrakle sitem yükselir:
“Ya topla yaralı kırlangıçları / ya da bu vefasız şarkıyı bitir.”Buradaki “vefasız şarkı”, karşılık bulmayan dua ve sonuçsuz kalan yakarıştır. Şair, ya bu çabanın bir karşılık bulmasını ister ya da artık bu karşılıksız seslenişin sona ermesini talep eder.
Sonunda arzu başka bir şekle bürünür:
“Özgürlüğe giden tutsaklar gibi / siyah gözlerine beni de götür.”Bu son söz, kesin bir talep değil; belirsizlik içinde söylenmiş bir yakarıştır. Belki duasının kabulünü diler, belki vuslatın kendisini ister. Hangisinin gerçekleşeceğini bilmez; bildiği tek şey, gönlünün hâlâ o siyah gözlere doğru yürüdüğü ve umudunu bütünüyle terk etmediğidir.
Şerhi tarafımca yapılmıştır.
-
Hiçbir zaman kendimizi yüz göz kafatası tutucusu milliyetçisi olarak tanımlamadık, Türk hamiyetperverliğini/milliyetçiliğini bir nizamı alemcilik bir medeniyet ideali olarak anladık. Aslında tutuculuk da iyi bir şey değil, biz gönlümüzü açtık insanlığa ve Allah'ı yücelttik/andık sadece.