Çerçevenin Çerçevesi
-
Çerçevenin Çerçevesi/1-Nejdet Evren
I. GENEL OLARAK:
Çerçeve biçimi ne olursa olsun sınırlandırılmış özel bir alanı ifade eder; ya da o alanı gösterir. İçini dolduracak şeyi/olguyu görsel kılan bir biçimlendirendir. Çerçevenin derinlik boyutu varsa daha kapsayıcı, yok iki boyutlu ise daha dar alanı kapsadığı söylenebilir.
Norm/yasa bir emir kipidir; bağlayıcıdır, kendini biçimlendiren ögeyi de bağlar. Doğal olarak normatif dilin günlük konuşma dilinden farklı olması gerek ve kaçınılmazdır. Normlar da çerçeve gibi genel olarak kişiye özel değil kapsayıcı ve geneldir. Tüm bunlardan dolayı normatif dilin önemi çok büyüktür. Bütün normlar bir hedef, bir amaca yöneliktir. Dilin sadeliği ve seçiciliği bu hedefe ulaşılmasını sağlayan en önemli unsurdur; zira normatif dil “soyut”tur, “somut”laştırılabilmesi net bir şekilde anlaşılmasına, tereddüde yer vermeyecek açıklıkta olmasına bağlıdır.
Çerçeve ve norm/yasa yan yana geldiklerinde ise bir çıkış, bir yol haritası, bir yön-gösteren rolünü üstlenmişler demektir. Bu birliktelik içine sığdırılacak diğer normatif düzenlemelerin şeklini, içeriğini, hedefini belirleyecek bir gücü ifade eder. Bu nedenle ayrıntılı düşünülmeden yan yan getirilmeleri ileride istenmeyen sonuçlar doğmasına neden olabilir. Normatif bir düzenlemeye gerek duyulduğunda iyi niyet, kişisel güvence, sol/sağ-duyu anlamsız kalır. Güvenceyi normun kendisi sağlamak durumundadır; zira her norm bir muhataplığı gerekli kılar ve muhataplar her kimseler ise düzenlemenin içinde/içkin olarak güvenilir olmasına ihtiyaç duyar.
Tüm zıtlar birlikte varlık kazanırlar; gece-gündüz, soğuk-sıcak gibi...Ancak fizik dünyada var olan zıtlıklar ile sosyal dünyada var edilen zıtlıklar bir diğerine asla benzemezler. Mesela iyi-kötü, hak-haksızlık, savaş-barış gibi...Sosyolojik zıtlıklar maddi temellerin içinden fenomen olarak insan tarafından üretilmişlerdir. Dolayısı ile yer ve zamana göre farklılaşabilecekleri ve böylece kiminin barış dediğine bir diğerinin savaş demesi, kiminin hak dediği olguya bir diğerinin haksızlık demesi mümkün olacaktır. Böyle olunca norm ve çerçeveyi yan-yana getirmek zor bir göreve işaret eder. Başarılamaz mı? Elbette başarılabilinir; insan yazıyı icad edip, öküzü sabana koşmuş, buharı makineye uyarlayarak bir ışık günü uzağa el değebilmişse neden başarılmasın ki? Tam bu noktada samimi ve kararlı bir irade kaçınılmazdır.
Doğal seçilim/evrim süreci en kısa yoldan ve en ekonomik şekilde çözümler üreterek ilerler. Bu olgu toplumsal olgular ile asla örtüşmez. Mesela savaşın maliyeti, maddi, manevi kayıplar ne kadar fazla ise savaşlardan nemalanan küçük bir azınlığın yararı da o kadar çok olmaktadır; bu nedenle savaş ve barış olguları yan-yana konumlandıklarında kimin/ hangisinin yek-diğerine galebe çalacağı, hangisinin ipi göğüsleyeceğini bu karmaşık ve antagonist çelişkiler yumağına göre biçimlenecek, evrilip sonuçlanacaktır.
“Güç istenci” insan doğasının sosyo-fizyolojik olarak yenmekte zorlandığı en büyük açmazıdır. Zeus’u yaratır ve daha sonra ona tanrıların tanrısı diye rol biçer, Enkidu yarı insan-tanrı olarak belirir; hepsinde gücün, iktidar olmanın, hakimiyet kurarak yönetme istencinin /“güç istenci” nin şifreleri gizlenmiştir.
Kültürlerin iç-içe geçip birlikte yaşadıkları coğrafyalarda kültürel çeşitlilik, zenginlik boy-vermiş, gelişip büyümüşlerdir. Bir kültürün yek-diğerini baskılayıp, tarih sahnesinden silmeye yönelik girişimleri kimi zaman sonuç vermiş ise de -kızıl derililer gibi – bir çok kez sonuçsuz kalmıştır. Tarih misyonerlerin yerleşik kültürün bir ögesine dönüştüklerinin örnekleriyle doludur.
Suç ve ceza madalyonun iki-yüzü gibidir; biri olmadan diğeri olmaz. -suç sayılan eylemlere dair normatif yargılar ayrı bir tartışmanın konusu olsa gerek – Genel hatlarıyla “Toplumsal Sözleşme” olarak tanımlanan Anayasa ile yetkilendirilen organlar aldıkları kararlar ile suç sayılan eylemler ile karşılığında uygulanmasını ön-gördükleri ceza tanımı yaparlar. – Her toplumda yaşanan çatışmalar sosyal-ekonomik-politik-tarihsel öze sahiptir ve çatışmaların sonlandırılmasına yönelik irade de tüm bunları bir arada çözüme kavuşturmaya dair bir açıklama/niyet olarak okunmalıdır ve çok değerlidir. – Suç tanımında herhangi bir değişiklik olmadan madalyonun öteki yüzündeki ceza tanımını askıya almak çatışmanın özüne dair çelişkileri çözmeye tek başına yeterli olacak mıdır? Bunun yeterli olmayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok...
./..
-
Sanayi devrimi sonrası insanlık doğal seçilimi bırakıp negatif seçilim sürecine girdi. Çünkü emeğin değeri azaldı. Bunun yerini görünür olma ve toplum algılarını yönetme süreci aldı.
Insanlar bir değerin parçası değil bir üretim sürecinin ürünü olarak görüldü.
Yeterince ürediklerinde sistem kaynak krizine girdiğinde ise savaş hastalık gibi yollarla azaltılıyorlar. Yada doğal afetlere karşı savunmasız bırakılıp kaderlerine terkediliyorlar.
Artık sosyal olgu toplum bilinci falan yol çünkü toplum yok.
-
Sosyal Darwinizm doğal seçilimden bildiğiniz gibi farklıdır; be nedenle doğal seçilim konusunda insanın ya da başka canlının bundan tamamen azade olması söz-konusu olamaz. Ancak insanlık kültürel devrimini gerçekleştirmiş, bilim ve teknolojide bir hayli yol almıştır; bu nedenle biyolojik evrim sürecine etki edebilecek duruma geldiği de söylenebilir. Her hal ve şartta bu süreçten kopamaz.
Sanayii devriminden sonra emeğin değeri azalmamıştır; verimliliği artmış ve bu ölçeklerde sömürülmesi de katmerleşmiştir. Değer yaratan tek güç insan emeğidir. “toplumsal emek, yoğunlaşmış emek” olmadan robotların değer yaratmaları söz konusu bile olamaz.
İnsan “ürün”ü yaratırken ona emeğini katmıştır; “yabancılaşması” ise yarattığı ürüne hem karar verememesi hem de egemen olamamasıdır. Dolayısı ile “ürün olarak görünmesi” söz-konusu değildir.
Neo-liberalimz ile toplumsal bilinç törpülenmiş görünse de hiçbir zaman yok olmaz.
-
Eğer bilimden söz ediyorsak bir kuralının diğeri ile çelişmesi mümkün olamaz. İnsanı doğadan ayrı tutup incelemeye kalkmak tam da bu çelişkinin ortasında yer alıyor.
Sosyal darwinizm çökmüştür.
Sanayi devrimi ile birlikte insanın ürün haline gelmesinin sonuçlarını bu doğal seleksiyondan ayrı tutamayız. Sonuçları başka yerde aramaya kalkmak demek doğal seleksiyonu da insanlığın aleyhine işlemesini hızlandırmak demektir.
-
Sosyal darwinizm çökmedi.
Okul, işyeri vb giriş sınav sistemleri örnek bir uygulamadır.
Eş seçimi bile sosyal darwinizme örnektir.
Özürlüler Nazi Almanya'sında ki gibi ötenazi ile yok edilmiyor. Ama toplumdan tecrit var.
Gelirin belli bir seviye altında ise adalet ve sağlık sisteminden faydalanamıyorsun.Kıbrısta mesela akdeniz anemisi taşıyıcı olanların evlenmesi engellenmiş veya kurtaj yoluyla ayıklanmış hasta olanlar.
https://en.wikipedia.org/wiki/Thalassemia
Kıbrıs'ta talasemi oranını azaltmak için bir tarama politikası mevcuttur ; bu politika, programın 1970'lerde uygulanmasından bu yana (doğum öncesi tarama ve kürtajı da içermektedir), hastalıkla doğan çocuk sayısını her 158 doğumdan birinden neredeyse sıfıra düşürmüştür. [ 103 ] Yunanistan'da da taşıyıcı olan kişileri belirlemek için bir tarama programı vardır. [ 104 ] -
ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ/2
II. NORMATİF OLARAK:
.Yasa başlığını “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi...” olarak tanımlamıştır.
.Amacını “...PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi...”,
.Ve kapsamını da “ Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları...” olarak belirlemek suretiyle çerçeveyi kapatarak tamamlamıştır.( Md.1/1-2 )
.Takip, Koordinasyon ve uygulamanın “ Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından...” yapılacağı hüküm altına alınmıştır. ( Md. 7/1 )
.Uygulanma süresini “Bu Kanun hükümleri, 1'inci maddede belirtilen Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır...” olarak sınırlandırmıştır. ( Md. 9 )
.Yararlanmanın ön-koşulu olarak “ Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmış olması...” olarak belirtilmiştir. ( Md. 3/1, 6/1 )
.Yasadan yararlanmayacaklar ise “... örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere...” ( Md. 3/1 ) ve “...örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzer...” ( Md. 6/1 ) olarak belirlenmiştir.
.Yararlanmanın ne şekilde olacağına dair de “...1'inci madde kapsamına giren ve üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ise on yıl süreyle ertelenir.” ( Md. 3/1 ) ve “...1 inci madde kapsamına giren suçlardan;
Toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,
Toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle, infaz hakiminin kararıyla ertelenir....” ( Md. 6/1,2,3 ) şeklinde belirlenmiştir. -
ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-3/A
III. Değerlendirme Notları Olarak;
/A
. Yasa “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi...” başlığını taşımaktadır. “Milli Dayanışma”, “ Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kavramları zıt olguları çağrıştırdığında, dayanışmanın ve toplumsal bütünlüğün her ne sebeple olursa olsun azaldığı ve bozulduğunun kabulü ile bu sorunları çözmeye yöneldiği sonucuna varılabilir. Yasanın 1. Maddesinde tanımlanan amaç ve kapsam ile birlikte düşünüldüğünde ise bunun tek bir nedene dayandığının benimsendiği anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla yasanın tanımı ile “...PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını...” ( Md. 1 ) takip edecek işlemler ile dayanışma ve bütünleşmenin gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Toplumsal yarılmalara neden olan, bütünleşmeyi bozan ve dayanışmayı zayıflatan diğer tüm ekonomik-politik nedenler empas edilmiş demektir.. Amaç ve Kapsam başlığını taşıyan 1. Maddenin 1. Fıkrasının son cümlesinde “...yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi...” den söz edilmiştir. “Diğer işlemler”in ne olduğu belirtilmemiş ve gerekçe de de açıklanmamıştır. Yasa 1. Maddesinde amaç ve kapsamı belirlediğine göre “diğer işlemler”den kastedilenin iş bu yasa yapılırken “erteleme işlemleri” ile ilgili ön-görülmeyen aksaklıklar söz konusu olduğunda bir refleks geliştirmek olarak okunmalıdır; zira bu tanımdan yasa yapılır sonucuna varılamaz, yasalar bir işlem değildir. Yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir tasarrufu, iradesidir.
. Yasanın 3 ve 6. Maddelerinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar hariç olmak üzere 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası dışında kalan soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetler ile bu tarihten sonraki suçlar nedeniyle başlatılan soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet hükümlerinin kapsam içinde olduğu açıklanmıştır. Yasa öz itibariyle eylemi suç olmaktan çıkaran ya da cezayı tümden ortadan kaldıran suç ve ceza bağlamında bir genel ya da özel af niteliğinde değildir. Yasa ile ön-koşul gerçekleştiğinde sözü edilen soruşturma, kovuşturma ve cezaların bir süreliğine ertelenmesi hüküm altına alınmıştır. Aynı eylemden dolayı aynı şartlar altına olan kişilerin geçmişe doğru kapsam dışında bırakılmaları Anayasa’nın 10. Maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca neredeyse on-bin yıllık ceza hukuku evrensel kabulüne göre lehe yasanın geçmişe yürütülmesi benimsenen bir ilke olup bu ilke ile de uyuşmamaktadır. Aynı eylem ve cezalardan 01.06.2005 öncesinde gerçekleşenler daha mı vahim ya da başka bir nedeni mi var, bu husus yasa metninden ve gerekçeden anlaşılamamaktadır.
. Anayasa 35. Maddesi ile mülkiyet hakkını güvence altına almıştır. Mal-varlığı özel ve tüzel kişilerin mülkiyet hakları kapsamında bulunan değerlerdir. Eşya ve kazancın müsaderesini düzenleyen TCK.’nun 54 ve 55 Maddelerinde “..kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın..” ve “..Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. ..” hükümlerini içermektedirler. Ayrıca Anayasa’nın 38/4 Maddesinde masumiyet karinesi tanımlanmış ve “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” denmiştir. Çerçeve Yasanın 3/1 Maddesinde “...malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir.” hükmüne yer verilmiştir. Haklarında mahkumiyet kararı verilmiş ve kesinleşmiş olan kişilerin suç kapsamında kaldıkları tespit edilen eşya ve kazançları müsadere edilmiş ve Hazineye irat kaydedilmişlerdir. Dolayısı ile buradaki malvarlığının Hazineye irat kaydedilmesine dair hüküm soruşturma ve kovuşturması süren kişilere ait malvarlıkları olduğu anlaşılmaktadır. Eylemin ağırlığına göre soruşturma ve kovuşturmaları 5 ve 10 yıl ertelenen kişilerden birinin bu süre içinde yeni terör suçlarından birini işlemesi halinde soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı da Çerçeve Yasa’nın 3. Maddesinde hüküm altına alınmıştır. Yeni suç nedeniyle ertelenen suçtan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada suçsuz olduğu sabit olan kişinin Hazineye irat kaydedilen malvarlığına ne olacaktır? Bu hüküm Anayasa’nın 38/4 Maddesinde tanımlanan masumiyet karinesine aykırıdır.
. Örgüt yönetme ve üye olma suçları temadi eden suçlardandır. Bu nedenle suç tarihi yönetici ya da üyenin yakalandığı ya da teslim olduğu tarihe göre belirlenir. Yasanın 3/3 Maddesinde iş bu yasanın yürürlüğü girmesinden sonra ve Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’deki ilanına kadar olan süre içinde kapsam içindeki işlenen suçlardan dolayı soruşturma başlatılmasını Kurul’un iznine tabi kılmıştır. Peki Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’deki ilanından sonra ülkeye giriş yapan örgüt yöneticisi ya da üyesi olan kişi hakkında önceden açılmış soruşturma ve kovuşturma bulunmuyorsa ne gibi işlem yapılacak? Eylem tanımı değişmediğine ve bu kişi kapsam içinde kalmadığına göre hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılabilecektir ki bu durum yukarıda açıklanan evrensel ceza hukuku ilkeleri ile örtüşmemektedir.
./..
-
ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-3/B
/B
. Yasa 4. Maddesinde;
“(1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.” hükmüne yer vermiştir.
Ancak “koşulların” ne olduğuna hiç değinilmemiştir. Yasa tutuklama tedbirini de belirtmiş olduğuna göre karar verecek mercii koşulları bulunmadığı gerekçesi ile tutuk halinin devamına karar verebilecektir. Peki böyle bir karar verdiğinde erteleme kararı verebilecek midir? Bu mantıklı görünmemektedir. Erteleme kararı verip soruşturma ya da kovuşturmayı ertelemek kendi içinde bir çelişki olmayacak mıdır? Ertelemenin amacı yasada belirtilen 5 ve 10 yıllık deneme sürelerinde aynı tür suçun işlenmemesini sağlayarak, kişiyi topluma kazandırmak olduğuna göre tutuk halinin devamına karar verilen kişi için erteleme kararı verilemeyeceği söylenebilir.
Ayrıca maddenin 2. Fıkrasında İstinaf ve Temyiz aşamasındaki dosyalar hakkında “bozma kararı verilir” amir hükmünü koymuştur. Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay ilgili ceza dairelerinin bu konuda bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bozma kararı ile dosyalar ilk derece mahkemesine gönderilecektir. Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay’da bulunan dosyalar açısından buraya kadar bir sorun bulunmamaktadır. Fakat 1. Maddede tedbirler ile ilgili kararın Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay ilgili ceza dairesince değerlendirileceğine hükmedilmiş olduğuna göre erteleme kararı verecek merci ile tedbirin koşulları bulunduğunda kaldırılmasına karar verecek merciin farklı olmasının anlamı nedir? Yukarıda açıklandığı üzere tedbirin devamına -tutuklu dosyalar açısından – karar verilip ilk derece mahkemesine gönderildiğinde ilk derece mahkemesi bu devam kararını kaldırabilecek midir? Ya da erteleme kararı verebilecek midir?
Her iki durumun bir de yasanın 3 ve 6 Maddelerindeki düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde yasada belirtilen istisnalar dışında yasa kapsamında bulunan kişiler hakkındaki soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesi kararı verilmesi yasanın amir hükmü gereğince zorunludur; böyle olunca “...koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir....” hükmü neyi ifade etmektedir?
. “MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli istihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir,..” hükmünü içermektedir.
İlkin; Kurul tamamen atanmışlardan oluşmaktadır.
İkinci Olarak; çalışma şekil, şart ve süreler yasada tanımlanmamıştır.
Üçüncü Olarak; “Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi;...” görevini yürütürken yargı birimlerini de “takip” edip “değerlendi..”recek midir? “Mahkemelerin bağımsızlığı” nı düzenleyen Anayasa’nın 138 Maddesi göz-önünde bulundurulacak mıdır?
Dördüncü Olarak; Kurul alt komisyon kurabilecek ve görevlendirme yapabilecektir; alt komisyonların çalışma biçimini, görevlerini, görev süresini kim belirleyecektir?. Yasanın 1. Maddesinde ön görülen ön-koşul gerçekleştiğinde erteleme kararları alınabilecektir. Bu da örgütün tasfiyesi ve diğer şartların “teyit” ve “tesbiti”ni gerektirmektedir. Ancak 7/1-3 Bendinden “...örgütün tamamen tasviyesi”...ibaresini anlamak mümkün değildir. 1. Madeye göre zaten tamamen tasfiye olduğu kararı nedeniyle işlem yapılacağına göre bu aşamaya gelindikten sonra halen tamamen tavsiyeden söz etmek anlaşılır değildir.
. Yasa kapsamındaki işleri izleme konusunda TBMM de bir komisyon kurulacağı hükmedilmiştir ve ancak bu komisyonun görevi izlemek olarak sınırlı tutulmuş ve ayrıca sadece tavsiyede bulunabileceğine hükmedilmiştir. Atanmış Kurul “... gerekli görmesi hâlinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur....” . yetkisini haiz olduğu halde meclis komisyonunun bu yetkiye dahi sahip olmaması erkler ayrımı ilkesine aykırıdır.
. Yasa 10/2 Maddesinde “Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya ceza, sorumluluğu doğmaz.” hükmüne yer vermiştir. Serinin ilk makalesinde belirtildiği gibi normatif düzenlemeler emredicidirler; yapılması ve yapılmamasını emrederler ve yapılması ve yapılmamasınını değil yapılmaması ya da yapılmasını yaptırım altına alırlar; böyle olmasalardı normatif olamazlardı zaten... Bu hüküm normatif doku ile örtüşmez; örneğin yasanın ön-gördüğü şartları taşıyan bir kişi hakkında bir mahkeme erteleme kararı yerine mahkumiyet kararı verse – yasaya aykırı bir karar – bu kararında dolayı sorumlu tutulamaz.!?
. Yasa Kurul’a memnu hakların iadesini – hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını - talep etme yetkisini 7. Maddede tanımlamıştır. 5 yıl süreyle ertelenen suçla ilgili olarak karardan 2 yıl, 10 yıl süreyle ertelenen suçlar için karardan 3 yıl geçmiş olması gerekir. Başka bir anlatımla erteleme kararına göre erteleme süresi henüz dolmadan hak yoksunluğuna dair tüm sonuçlar ortadan kaldırılabilecektir. Mesela 10 yıl süre ile ertelenen kişi hakkında karardan 3 yıl geçtikten sonra hak yoksunluğuna dair tüm sonuçlar ortadan kaldırıldığında o kişi parlamenter seçilebilecek ve dokunulmazlıktan yararlanacaktır. Böyle olunca geri kalan 7 yılın bir anlamı olacak mıdır?
./..
-
ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-4
IV. Sonuç Olarak;
Çerçeve Yasa olarak tanımlanan yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 467 Evet oyu ile kabul edilmiş bulunmaktadır. Ve 7595 Sayılı Yasa olarak 18.08.2026 gün ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir çoğunlukla kabul edilmesi hem anlamlı hem de çok değerlidir. Zira temsili demokrasilerde parlamenterler seçmenlerini/yurttaşları temsil ederler. Bu düzeydeki kabul oyu aslında yurttaşların büyük bir çoğunluğunun iradesinin parlamentoya yansıması olarak okunabilir. Gencecik insanların ölümünü durduran her girişim, geride gözü-yaşlı yakınlarını bırakmayan her hayatta kalış ve bunun ekonomik boyutu düşünüldüğünde demokrasinin inşası için cesurca atılmış önemli bir adım olarak görmek gerekir.
Klasik Yunanca’da “demos/halk” ve “kratos/otorite” sözcüklerinin birleşimi ile ve haklın kendi kendisini yönetmesini ifade eden demokrasi Yunan Şehir-Devletlerinde doğrudan demokrasiye yakın bir şekilde uygulanmaya başlanmış – ki, Atina Demokrasisi olarak adlandırılmaktadır – dah sonralarda Fransız İhtilali ile birlikte güçler ayrılığına dayalı temsili demokrasilere evrilmiştir. Demokrasinin sadece seçimlere bağlı yönetme, yönetilme biçimi olarak daraltılması içinin boşaltılmasından başka bir anlam ifade etmeyecektir. Yurttaşları eşit olmayan, hak ve özgürlüklerden yoksun bir topluluk, ülke her neyse demokrasi ile yönetilebilinir mi? Uzunca yıllar içinde 1215 tarihli kralın yetkilerini kısıtlayan Magna Carta, 1789 Fransız İhtilali’nde eşitlik, kardeşlik ve özgürlük şiarları ile biçimlenen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, 1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1950 yılında imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tüm bunlar Cumhuriyet ve Demokrasinin ayrılmaz unsurları olarak hak ve özgülükten, eşit yurttaşlıktan bağsız bir cumhuriyet ve demokrasi olamayacağını gösteren evrensel normlar olarak yerli yerinde durmaktadırlar. Bu nedenledir ki demokratik toplumlarda seçilmişler her-zaman inisiyatif alan kişiler durumundadırlar.
7595 Sayılı Kanun ” Takip, Koordinasyon ve Uygulama” başlığını taşıyan 7. Maddesinde yasanın takip, koordinasyon ve uygulanmasını yine aynı maddede tanımladığı Kurul’u görevlendirerek yetkili kılmıştır. Kurul’un yapısı incelendiğinde seçilmişler değil hepsinin atanmış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Kurul’un görevlendireceği ve kuracağı alt komisyonlar da doğal olarak atanmış kişilerden oluşacak demektir. Yasa 7. Maddesinde ayrıca “..Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu ...” kurulmasına karar vermiş ve Meclis İzleme Komisyonunu sadece izleme ile tavsiyede bulunma yetkisi ile donatmıştır. .Hal böyle olunca yukarıda açıklanan demokratik bir yöntem izlenmediği, yasanın demokratik sayılmayan bir yöntemle yasanın uygulanmasını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Süreç içerisinde Kurul’daki atanmışların her an değiştirilmesi de mümkün olabilecektir.
Yasa 10/2 Maddesinde “ Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.” hükmüne yer vermiştir. Giriş bölümünde açıklandığı üzere normatif düzenlemeler emredici hükümler içerirler; yap ya da yapma derler...Yasanın yap dediğini yapmak ya da yapma dediğini yapmamak suç sayılmaz; tam tersine yap dediğini yapmamak ya da yapma dediğini yapmak suç sayılır ve bunun da bir yaptırımı vardır. Dolayısı ile yasanın açık hükümle emredici normlarının uygulanması sırasında uygulayıcıları sorumsuz tutması yasanın amacına, özüne ve ruhuna aykırıdır; mesela koşulları oluştuğu halde erteleme kararı vermeyen yargıç bu yasa kapsamında hüküm tesis ettiğinden dolayı yasaya açıkça aykırı karar vermiş olsa bile sorumlu olmayacaktır; bu durum karşılıklı güven ortamını zedelemektedir.
Tüm bunlar ve önceki yazılarda açıklananlar ışığında yasanın içinde var olan açıkları, Anayasa ile olan uyumsuzlukları, iç çelişkileri dikkate alındığında aceleyle kaleme alındığı, sözcüklerin özenle seçilmedikleri ve evrensel kabul gören hukuk ilkelerini göz-ardı ettiğini göstermektedir. Oysa ki çerçeve yasanın hazırlanmasında daha çok özen gösterilmesi gerekirdi.
Ayrıca;
I. Anayasa’nın 90/5 Maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. “ hükmüne yer vermiştir. Yukarıda sayılan çok uluslu sözleşmeler usulüne uygun kabul edilmiş ve iç hukukta yasa düzeyinde hüküm ifade ederlerken AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması;
II. İHD gözlem raporlarına göre 1989-1998 yıllarında 1754, 1999-2010 yıllarında 1964 ve toplamda 3718 faili meçhul siyasi cinayetin, kimi kaynaklara göre ise 17.000 faili meçhul cinayetin çok-çok uzun yıllar geçmiş olmasına karşın aydınlatılmamış olması, yine İHD raporlarında belirtilen azımsanmayacak sayıda işkence, kötü muamele, Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yapılan haksız müdahaleler ve Cumartesi Anneleri olarak bilinen çocuklarının akıbetlerinin ortaya çıkarılmasına dair insancıl taleplerine karşın 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten haklarında davalar açılması;
III. 2016 yılında “Bu suça ortak olmayacağım” diye barış sürecinin işletilmesinden yana imza atan ve Barış Akademisyenleri olarak bilinen 2212 akademisyenin meslekten KHK ile ihracı ve 2019 yılında AYM’nin bu sözleri ifade özgürlüğü olarak değerlendirip suç sayılamayacağına dair hükmüne rağmen barış akademisyenlerin göreve iade edilmemeleri ve çeşitli soruşturma ve kovuşturma altında bulunmaları;
IV. Bianet’in verilerine göre 2024 yılında 756, 2025 yılında 598, 2026 yılında 170 toplamda 1524 kadın cinayetinin bir şekilde önlenememesi;
V. TÜİK verilerine göre 2023 yılı gelir dağılımında ilk %20 lik dilimin % 1.8 oranında artış ile ülkesel gelirin % 49,8 ini, son % 20 lik dilimin % 0,1 gerileyerek % 5,9 nu aldığı ve kesimler arasındaki ekonomik farkın uçurumsal boyutlarda olduğu;
VI. Ekolojik kırım, gübre ve yakıt fiyatlarındaki artışla köylünün toprağına yabancılaşarak proleterleşmesi, enflasyondaki artış ile orta gelirli ve küçük esnafın durumu, üniversite öğrencilerinin karşı karşıya oldukları sorunlar, istihdam/işsizlik, emeklilerin içler acısı durumu, ilkokul çocuklarının yaşadığı yetersiz beslenme;
bunların hepsi yasanın başlığında yer alan “ dayanışma” ve “ Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kapsamında olan olgular ve realitedirler. Dolayısı ile çerçeve yasasının bunları da içine alacak çerçevenin çerçevesi olması gerekmez miydi?
Demokratik bir yöntem izlenecek ise; çerçeve yasasının çerçevenin çerçevesi derinliğini oluşturup Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulacak adı ne olursa olsun bir çok komisyon aracılığını, yetkisini tanımlayıp, yapacağı çalışmaların usul ve şeklini, süresini belirleyerek komisyonlarca yapılacak önerilerin Meclis gündemine ivedilikle alınıp yasalaştırılması yöntemi seçilmeliydi.
Tüm müphemliğine, noksanlıklarına, çelişkilerine rağmen yasanın demokratik toplumun inşasında ilk adım olması umudunu saklı-sıcak tutmak gerekir.
Ağustos 2026/Akarca
Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.
Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.
With your input, this post could be even better 💗
Kayıt Ol Giriş