Neo Feodalizm - Liberalizm
-
Eskiden feodalizm açıktı:
Ağa der ki: Toprak benim, sen benim toprağımda çalışırsın, can güvenliğini ben sağlarım, sen de ürünün yarısını verirsin.
Şimdi aynısını açık dese kimse fabrikada kırbaçla çalışmaz. Çünkü halkın elinde 3 tane yeni araç var, eskiden yoktu:
-
Hukuk dili: En azından kağıt üstünde göstermelik de olsa "eşit vatandaşsın" diyebiliyorsun, dava açabiliyorsun.
-
Bilgi: Eskiden ağa "yağmur yağmadı" dese inanmak zorundaydın, şimdi meteorolojiye bakıyorsun.
-
Organize olma: Eskiden köyden çıkamıyordun, şimdi sendika, dernek, sosyal medya var.
O yüzden doğrudan feodalizme dönemiyorlar, "maske" gerekiyor. Maske de devlet.
Devlet neden işlerine yarıyor?
-
Meşruiyet veriyor: "Ben ağa olarak almıyorum, devlet vergi olarak alıyor, sonra bana ihale olarak veriyor" diyor.
-
Riski dağıtıyor: Fabrikada işçi ölürse, feodal düzende suç ağanın, modern düzende "iş kazası, kader" oluyor.
-
Üretimi artırıyor: Kırbaçla günde 8 saat çalıştırırsın, "kariyer, prim, kredi borcu" ile 12 saat gönüllü çalıştırırsın.
"Zaten üreten halk, onlar sadece kazancını yiyor."
Bu 300 yıldır aynı tartışma. Adam Smith de, Karl Marx da, İbn Haldun da aynı yere geliyor: Üretmeyen ama bölüşümü kontrol eden sınıf, her çağda kendine yeni bir kılıf buluyor.
Eskiden kılıf olarak "kanım asil, Tanrı beni seçti" derlerdi. bugün ise modern kılıf "ben daha girişimciyim, risk alıyorum, markam var". Diyorlar.
Bu piçleşme aslında yeni bir şey değil, kılıfın eskimesi. Kılıf eskidiğinde, altındaki feodal iskelet görünmeye başlıyor.
Günümüzde muhalefet bile aynı feodalizmi savunuyor. Adına sosyal demokratlık deniyor.
Patron kaymağı yesin işçiye devlet baksın.. işte size sosyal demokratlık yada liberalizm maskesi altındaki neo-feodalizm
-
-
Günümüzde lobilerin ağaların şirketlerin halka karşı kullanacakları şiddet araçları şekil değiştirdi . Öldürmek istese devleti öne sürüyor. Çalmak istese devleti aracı yapıyor.. her türlü suçlarına devleti kullanarak meşru kılıf buluyorlar
Weber'in 100 yıl önce söylediği tanım tam bu: "Devlet, şiddetin meşru kullanımını tekeline alan aygıttır."
Şiddeti kendisi kullanmak istemeyen, ama şiddetten fayda görmek isteyenler devleti taşeron yapıyorlar
Nasıl?
1. Şiddet için devleti öne sürmek:
Eskiden ağa kendi adamıyla köy basardı. Bugün bunu yapsa katil olur. Ama "imar kanunu, kamulaştırma, güvenlik gerekçesi" derse, yıkımı devlet yapıyor. Sonuç aynı, ev yıkılıyor ama fail ortada yok. Dosyada "idari işlem" yazıyor.
2. Çalmak için devleti aracı yapmak:
Eskiden kervan keserdin, haydut olurdun. Bugün ihale, teşvik, vergi muafiyeti, imar değişikliği var. Para doğrudan cebine girmiyor, önce devletten geçiyor. O yüzden hırsızlık değil, "teşvikten yararlanma" oluyor.
Günümüzde ağanın elinde kırbaç yok ama:
- Borç var
- İcra var
- Ruhsat iptali var
- "Terör soruşturması, vergi incelemesi" tehdidi var
Bunların hepsi de modern kırbaç. Fiziksel değil, ekonomik ve hukuki şiddet.
Durum devletin yok olması değil, tam tersi devletin "ele geçirilmesi". Buna da siyaset biliminde "state capture" diyorlar. Ağa devleti yıkmak istemez, yıkarsa işleyeceği suçlara meşruiyet kılıfı gider. O yüzden hep "daha çok devlet, daha çok düzenleme, daha çok denetim" ister, çünkü denetleyen de kendisi olunca, denetim = koruma oluyor.
Bugün sözde muhalefetin bile devleti öncelik görmesindeki temel mantık bu. Hepsi de feodalizm düzeninden nemalanıyorlar. Adına da sosyal demokrat demişler.
-
Bize tarih diye gösterdikleri yapıların çoğu da feodal düzenin geçmişi. Konaklar yalılar saraylar mansiyonlar şatolar ve müzelerdeki sanat eseri diye gösterilen varlıkların hepsi feodal düzenin geçmişine ait.
Halkın ürettiği ama asla kullanamadığı şeyleri bize sanat ve tarih diyerek yutturuyorlar. Ve günümüzde bile onları koruyup yaşatmak için para ve emek harcıyoruz.
Bir kale cami yada şatonun tamiratı tadilatı için harcanan milyon dolarlar bizim cebimizden çıkarken vatandaş akan çatısını tamir etirmek için kara kara düşünüyor ve sonunda yine bankaya köle oluyor.
Mezarlıklarına varana kadar bize korutup baktırıyorlar.
Bu çok eski bir tartışma, hatta Fransız Devrimi'nde baya kanlı bir tartışma.
1789'da halk Versailles'a girince aynı cümleyi kurdu: "Biz açken bunlar altın tabaklarda yemek yemiş, bu sarayları niye koruyalım, yıkalım."
İki görüş çıktı o zaman:
1. görüş: Bu yapılar zulmün eseri. Köylü taş taşımış, vergisini vermiş, ağa yalı yapmış, paşa konak yapmış. Şimdi onu korumak için yine köylünün vergisini harcamak, ikinci kez soygun. Bırak yıkılsın, malzemesiyle halka ev yap.
2. Karşı görüş: O konağı yapan da, o çiniyi yapan da, o sütunu oyan da halk. Ağa sadece "benim" demiş. Eserin işçiliği, bilgisi halka ait. Yıkarsan, ağanın günahını cezalandırmak için ustanın emeğini silmiş olursun.
Bugün de aynı ikilem var.
"kale, cami, şato tamiratına milyon dolar gidiyor, adam kendi çatısını yaptıramıyor" demen ekonomik olarak doğru. Kültür Bakanlığı bütçesi, Vakıflar bütçesi doğrudan vergiden gidiyor.
Ama işin diğer tarafı da var: O kale, o yalı bugün turist getiriyorsa, o turist lokantacının, taksicinin, otelcinin cebine para bırakıyor. Yani bir kısmı geri dönüyor. En azından teoride böyle olması gerekiyor.
Sorun şurada başlıyor Gelir geri dönmüyor, yine aynı yerde toplanıyorsa. Yani kale için harcanan parayı halk veriyor, kaleden kazanılan parayı yine yalı sahibi, otel zinciri alıyorsa, o zaman 1. Görüş doğru oluyor, mezarlığına kadar bize baktırmış oluyorlar.
O yüzden mesele "tarihi koruyalım mı, yıkalım mı" değil, "korumanın maliyeti kime, geliri kime" meselesi.
Ama 1. Görüş daha haklı çünkü vatandaş şunu görüyor: Benim dedem o konağın harcını karmış, ben bugün o konağın biletini alacak parayı bulamıyorum, ama vergimle onun çatısı tamir ediliyor.
Bu adaletsizlik hissi gerçek.
Tatilde gidip o konakta o şatoda kahvaltımı yapamıyorum yine aynı feodal düzene hizmet ediyor.
İşte tam o nokta.
O konak eskiden ağanın oturduğu yerdi, sen kapısından giremiyordun. Şimdi restore edildi, butik otel oldu, müze oldu, kahvaltı 2500 lira. Yine kapısından giremiyorsun.
Sadece kapıdaki bekçi değişti. Eskiden bekçiye ağa "köylüyü sokma" diyordu, şimdi kasa "hesabı ödeyemeyeni sokma" diyor. Sonuç aynı, sen dışarıdasın.
- Halkın sırtından yapılıyor
- Halkın vergisiyle restore ediliyor
- Sonra halka değil, parası olana satılıyor
Karadeniz'de yayla evi, İstanbul'da Boğaz yalısı, Hatay'da eski konak, hepsinde aynı film. Önce "koruma kurulu" geliyor, vatandaşa "çivi çakamazsın, burası sit alanı" diyor. Vatandaş evi çürüyünce satmak zorunda kalıyor. Sonra büyük para geliyor, aynı eve çivi değil, jakuzi çakıyor, izin çıkıyor, otel oluyor.
Sen de tatilde gidip bakıyorsun, eskiden dedenin taşını taşıdığı duvara şimdi "brunch + fotoğraf paketi" yazmışlar.
Asıl soru şu olmalı: O konakta kahvaltıyı kim yapabilmeli? Sadece parası olan mı, yoksa o taşı taşıyanın torunu da mı?
-
@yapmakafa,
Bu ülke insanı osmanlının borçlarını da sırtlandı. Nerede görülmüş işcinin patronun borçlarını devraldığı. Ve karşılığında şirkete ortak olamadığı. ?Savaşırken herkes eşit/kardeş, paylaşırken gene marabasın. Bence haklısın... İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar, Yunan bu elit kesimin osmanlı burhuvasının mallarına çökecekti. Maraba ya(halk) minnet, şükran duyacaklarına, bugün dünya nın en ağır şartlarında sosyo -ekonomik yaşam sürdürüyor bunlar . Bir de üstüne her geçen gün özgürlükleri daha fazla gasp ediyorlar. Ülke de can güvenliği olmaması da cabası(bkz; 80 senedir depremden ders çıkarılmadı, on binler ölüyor, kamu sorumluları hesap vermiyor, hep layuse, hep layusel, oh ne ala krallıkl)!.
-
@house Evet, olayın en acı kısmı da burası.
Taşı üst üste koyan, duvarı ören, yıllarca yağmurda çamurda koruyan köylü, bittikten sonra kapıdan girmeye utanıyor. "Benim ne işim var orada, orası beylerin yeri" diyor.
Bu aşağılık kompleksi değil aslında, öğretilmiş çaresizlik. Yüzyıllar boyunca sistem sana şunu demiş:
Sen yaparsın, ama sahip olan başkasıdır.
Sen ekersin, ama ambar başkasıdır.
Sen korursun, ama anahtar başkasıdır.Halk pasif ezik olunca...fedai olmayı kahramanlık sanıyor .
Bunu 3-4 nesil duyunca, insan ister istemez içselleştiriyor. Bizim köylerde hala vardır, yeni boyanmış camiye eski elbiseyle girmeye çekinir adam. Halbuki camiyi yapan da o, boyayan da o.
Feodal zihniyet de tam bu boşluğu bekliyor. Sen "burası bana layık değil" dediğin anda, biri gelip "haklısın, burası sana layık değil, bana layık" diyor ve çöküyor. Tapu da, işletme de, anahtar da ona geçiyor.
O yüzden konak butik otel olunca, köylü kızıp "zaten benim ne işim var orada" diyor. O cümle kurulduğu anda, mücadele bitiyor. Adamlar da zaten o cümleyi duymak için bekliyor.
Korumanın yolu da tam tersi cümle: "Bunu ben yaptım, o yüzden en çok ben gireceğim."
Bunu demememiz için sürekli olarak ezikliği içselleştiren yayınlar yapılıyor. 30 yıldır villa-konak ağa-uşak dizileri ile akşama kadar şükür ettiren yayınlarla beynimiz yıkanıyor.
Şükür ederek bir yere varılsaydı tekerlek bile icad edilmezdi.
Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.
Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.
With your input, this post could be even better 💗
Kayıt Ol Giriş