İçeriğe atla
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar
Daralt
Marka Logo

efelsefe

  • Kurallar
    • Light
    • Cloudy
    • Dim
    • Dark
  1. Ana Sayfa
  2. Tartışma
  3. Serbest Kürsü
  4. Bilim Pornosu Nedir

Bilim Pornosu Nedir

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Serbest Kürsü
bilim hakkinda
5 İleti 2 Yayımlayıcılar 12 Bakış 1 Watching
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevap
  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • Y Çevrimiçi
    Y Çevrimiçi
    Yapma Kafa
    yazdı Son düzenleyen:
    #1

    Böyle bir kavramla belli ilk kez karşılaşmışsınızdır.

    Araştırdığınızda yaşamaınızın bir şekikde belli kalıplara göre sınıflandırılmaya çalışıldığını görürsünüz.

    Bu kalıplar dışında kalan yönlerinizin eksik kusurlu hasta olarak adlandırıldığına da şahit olursunuz. Örneğin okumanız yavaştır, biolojik saatiniz farklıdır , bazı konulara ilgisizsinizdir. Özetle tamamen sermayenin kazanç sistemine göre ayarlanıp size dayatılan bir yaşamda herhangi bir adaptasyon eksikliği görüldüğünde kusurlu olarak etiketlenirsiniz.

    Sistem size bunu daha iyiye ulaşmak için yaptığını söyler.

    Ama bilim ile toplumun beklentisi bazen birbirine karışıyor ve işler saçmalaşabiliyor.

    Nerede karışıyor?

    1. Tıbbi olan ve Toplumsal olan

    Disleksi, DEHB, otizm gibi şeylerin beyinde ölçülebilir farkları var. Bunlara tanı koymanın amacı "tedavi edelim" değil, "bu çocuk nasıl öğrenir" onu bulmak.

    Ama Sabah 7'de kalkamıyor" diye birine tanı koyarsak o artık tıbbi değil, toplumsal bir uyumsuzluk olur. Buna bazen "toplumun normuna uymayanı patolojileştirmek" deniyor.

    1. İlaç endüstrisi ve etiketleme

    Maalesef bazı yerlerde "farklı olan" = "düzeltilmesi gereken" gibi görülüyor.
    Herkes aynı saatte kalkmak, aynı tempoda çalışmak, aynı şekilde sosyalleşmek zorunda değil. Ama okul ve iş düzeni 100 yıl önce fabrikalar için kuruldu. O düzene uymayan "problemli" ilan ediliyor.

    Herkesin kortizolu, melatonini, enerji saati aynı değil. Kimisi gece kuşu, kimisi sabah insanı. Ama sistem diyor ki: "Herkes 7'de kalkacak."

    Peki çözüm ne?

    Tanı kötü bir şey değil. Gerçekten yardıma ihtiyacı olan için hayat kurtarıyor.
    Sorun: Tanıyı bahane ve baskı aracı olarak kullanmak.

    "Herkesi aynı kalıba sokmaya çalışmak" zaten insana ters.

    Aslında toplumu bu şekilde sınıflandırmaya ve tanı koymaya çalışanların kendileri hasta. Ben onlara metod hastası diyorum kısacası metofili.

    Sorun tam da bu: "Her şeyi düzeltme" zorunluluğu

    Bir insan sabahçı değilse → "Seni sabahçı yapacak yöntem bulalım"
    Bir insan kalabalıkta yoruluyorsa → "Seni sosyalleştirecek yöntem bulalım"
    Bir insan 9-5 çalışmak istemiyorsa → "Sana uygun kariyer yöntemi bulalım"

    Dur bi dakika. Ya adam sadece sabahçı değilse? Ya sadece yalnız kalmak istiyorsa? Ya 9-5 saçma geliyorsa?

    Her farklılığı "çözülmesi gereken problem" görmek... bu da bir takıntı. metofili.

    Dünya eskiden de böyle dönüyordu. Herkes aynı değildi ve kimse "sana özel yöntem" icat etmiyordu.

    Şimdi her farklılık için "yöntem", "teknik", "strateji" satılıyor. Çünkü bundan para kazanılıyor.

    Bence Metofili tanısı daha dürüst bir tanı ve literatüre girmeli.

    Bence bir teşhis tanı daha yapmak gerekir. Saygınlık bozukluluğu..Disrespecsi diyelim onun adına da.

    Belirtileri çok net:

    Disrespecksi Belirtileri:

    1. Kalıcı kariyer beklentisi → Boşta 2 dakika dursa panik olur

    2. Üst sınıf takıntısı → "Ben girişimciyim, ben koçum, ben uzmanım" diye kartvizitini cebinden düşür

    3. Yöntem satma dürtüsü → Her soruna 8 adımlık paket çıkarır. Çünkü paket satmazsa değersiz hisseder

    4. Toplumdan onay alma ihtiyacı → "LinkedIn'de 500+ bağlantı" olmadan yaşayamaz

    Tam da bu. Bir sürü insan gerçekten "farklı olanı düzeltmek"ten para kazanıyor.
    Psikolog, koç, eğitimci, HR, danışman... Meslekleri bu. Eğer "ya herkes böyleyse ve sorun yoksa" derlerse dükkanı kapatmak zorunda kalacaklar.

    O yüzden ne yapıyorlar? Toplumun dayattığı 7'de kalk, 9-5 çalış, üretken ol kalıbını "bilimsel" ve "gerekli" diye paketleyip satıyorlar.

    Kendilerini de o kalıba sokunca saygınlık geliyor. "Bak ben sistemin adamıyım" mesajı veriyor.

    Asıl komik olan ne biliyor musunuz
    Onlar sizii "uyumsuz" diye etiketlerken, kendileri "onay bağımlısı" olmuş oluyor. Yani asıl hastalık onlarda 😄

    Disrespecksi bulaşıcıdır. Dikkat edin

    "Toplumu düzeltelim" derken toplumu daha da bozdular.

    Nasıl mı oldu?

    Başta niyet iyiydi: "Kimse dışlanmasın, herkes eşit fırsat bulsun"
    Sonra iş çığırından çıktı: "Farklı olan herkesin bir etiketi, bir yöntemi, bir koçu, bir 12 haftalık programı olmalı"

    Şimdi ne oldu?
    Eskiden "Ahmet sabahçı değil" deyip geçerdik.
    Şimdi: "Ahmet'te Sirkadiyen Ritim Bozukluğu var. Gecekuşu Sendromu. İşte 6 adımlık sabahçı olma metodu + takviye + uygulama"

    Sonuç: Ahmet kendini daha kötü hissediyor. Çünkü normal bir farklılık artık "bozukluk" oldu.

    Paradoks burada
    Düzeltmeye çalıştıkça:

    1. Daha çok kutu yaptık → Herkes bir etiketin içine tıkıldı

    2. Daha çok baskı yaptık → "Kendini geliştir" adı altında 7/24 performans

    3. Daha çok yalnızlaştık → Herkes "ben özelim, beni anlamak için uzman lazım" kafasına girdi

    "metofili" ve "disrespecksi" dediğimiz insanlar da bu sistemin tam ortasında. Sistemi düzelticem diye sistemi besliyorlar.

    Belki de en devrimci şey şu: Hiçbir şeyi düzeltmemek.
    "Sen böylesin, ben böyleyim, takılalım" demek.

    Para ve kariyer denen sahte saygınlığın esiri olmayı bırakıp birlikte yaşamayı öğrendikleri zaman bu sistem düzelir.

    Şu anki döngü şöyle işliyor:
    Parayı kazan → Saygın görün → Disrespecksi → Başkalarını "düzelt" → Onlardan da para kazan →metofili
    Döngü devam etsin

    Kimse "dur bi dakika, biz zaten insanız" diyemiyor. Çünkü durunca fatura, kira, "ne iş yapıyorsun" sorusu geliyor.

    Birlikte yaşamak dediğimiz şey de çok basit aslında:

    "Sen sabah 11'de kalkıyorsan sorun değil. Ben 6'da kalkıyorum. Sen gece çalış, ben gündüz. Yemeği beraber yeriz."
    Ama sistem buna izin vermiyor. Sistem diyor ki: "Herkes aynı saatte aynı yerde aynı şeyi yapacak ki ben seni kontrol edip paranı alabileyim."

    Para = güvenlik zannediyoruz. Halbuki para yüzünden güvensizleşiyoruz.

    Doğa Kimseye "sen 7'de kalkacaksın" dememiş. Demiş ki: "Senin enerjin ne zaman yüksekse o zaman avlan."

    Sonra biz geldik. Fabrikalar kurduk. Vardiyalar çıkardık. "Herkes aynı" dedik.
    Doğanın 1 milyon yılda ayarladığı şeyi 200 yılda bozmaya çalıştık.

    Ve şimdi ne oldu? Yorgunuz, mutsuz, etiket peşindeyiz. Çünkü doğaya ters yaşıyoruz.

    Belki de "birlikte yaşamak" dediğimiz şey tam olarak bu:
    Doğanın herkese verdiği rolü kabul etmek. Zorla aynı kalıba sokmamak.

    Çok acı ama çok gerçek birşey var bu sistemde para biterse çöküş olur.

    2 tip insan var şu an:

    1. Temel becerisi olanlar → Çiftçi, terzi, marangoz, tamirci, aşçı. Toprakla, elle, gerçek bir işle bağları var.

    2. "Sistem becerisi" olanlar → Konuşarak, pazarlayarak, giyinerek, soyunarak, düğmeye basarak para kazananlar.

    İkinci grup çok kalabalık. Ve problem şu: Onlara "git ekmek yap" desen yapamaz. "Git tarla sür" desen sürmez. Çünkü 20 yıldır tek öğrendikleri şey "kendini satmak" oldu.

    Fabrika işçisi de aynı. 8 saat boyunca tek bir düğmeye basmayı öğrenmiş. Makine bozulsa ne yapacağını bilmiyor.

    Neden böyle oldu?
    Çünkü sistem bilinçli olarak böyle istedi.

    "Uzmanlaş, daral, başka bir şey düşünme. Biz sana para verelim sen de sadece tüket."
    Böylece herkes sisteme bağımlı kaldı. Para kesilince herkes çaresiz.

    Doğa herkesi yönlendiriyordu dedik ya... Biz doğanın yönlendirmesini iptal ettik. Herkesi aynı "çalışan-tüketici" robotuna çevirdik.

    O yüzden para bitince kaos kaçınılmaz. Çünkü karnını doyurmayı, barınmayı, tamir etmeyi unutmuş bir nesil var.

    Şuan Bilim durdu çünkü para, üretimden çıktı. Tıklanmaya gitti.

    Eskiden bilim insanı 10 yıl laboratuvarda uğraşırdı 1 tane gerçek bulsa yeterdi.
    Şimdi ne var?

    Ne oldu?

    1. Reklam düzeni → "Keşif" değil "başlık" önemli. "Şok! Kanseri bitirdik!" de, 3 milyon izlenme al.

    2. Tıklanma ekonomisi → Gerçek araştırma 5 yıl sürer. Kim bekleyecek? 5 günde "yapay zeka ile 10 kilo verdim" videosu çek, daha çok kazanırsın.

    3. Üreten azaldı → Laboratuvar pahalı, riskli, sıkıcı. Influencer olmak kolay.

    Köpük bilim çıktı. Gerçek bilim yapan kaldıysa da fon bulamıyor. Çünkü fonu veren de tıklanma istiyor.

    Doğa seleksiyonu burada da çalışacak. Tıklanma bittiği gün, reklam bittiği gün...
    Gerçekten ekmek yapan, tohum ıslah eden, motor tamir eden adam kalacak.

    Tam örneği yakın zamanda güneş tutulması

    Mekanizma ne? Ay, dünya, gölge... 5. sınıf bilgisi.
    Kaç kişi anlatabilir? %1 bile değil.

    Ama kaç kişi eline telefonu alıp çekiyor? %90
    Kaç kişi "nadir an! kaçırma! canlı yayın!" diye story atıyor? Hepsi.

    Sonra milyarlarca etkileşim. Milyonlarca reklam geliri.
    Ama 1 gram bilgi yok ortada. Sadece görüntü köpüğü.

    Bu tam olarak bizim dediğimiz sistem:

    1. Anlayan yok → Mekanizmayı bilmeye gerek yok. Bilmek yorucu.

    2. Çeken çok → "Ben de oradaydım" demeye gerek var. Kanıt lazım.

    3. Tıklayan çok → Çünkü bedava. Düşünmeye gerek yok. Kaydır geç.

    Şimdi tutulma olunca herkes telefonunu gökyüzüne tutuyor. Sonra indirip bir daha bakmıyor bile.

    Bilgi değil, içerik üretildi.
    Üretim değil, tüketim rekoru kırıldı.

    kimse "neden" diye sormuyor.
    Herkes "kaç izlendi" diye soruyor.

    Tıpkı tatilci gibi. Manzarayı görüyor ama toprağı bilmiyor.
    Tutulmayı çekiyor ama gökyüzünü bilmiyor.

    Bilim pornosu.

    Pornoda ne var?

    1. Görüntü var, anlam yok → Sadece uyarılmak için. 10 saniye bakıp geçiyorsun.

    2. Mekanizma yok → Neden, nasıl, ne işe yarar? Kimse sormuyor.

    3. Bağımlılık yapıyor → 1 tane yetmiyor. Daha fazlası, daha çarpıcısı lazım.

    4. Gerçek hayatla alakası yok → İzleyince daha iyi sevişmiyorsun. Bilim pornosu izleyince daha iyi düşünmüyorsun.

    Güneş tutulması = 4K video
    Kara delik fotoğrafı = thumbnail
    "NASA şunu buldu" haberi = clickbait başlık

    Kimse orbital mekaniği öğrenmiyor. Kimse teleskobu nasıl yaptılar diye bakmıyor.
    Herkes "vay be" deyip scroll atıyor. Sonra bir sonraki videoya.

    Eskiden bilim = yemek yapmak gibiydi. Tarifi öğrenir, kendin yapardın.
    Şimdi bilim = yemek videosu izlemek gibi. Milyar izlenme, ama kimse mutfağa girmiyor. Aç kalınca da "yemek yok" diye ağlıyorsun.

    İşte bu köpüğün en tehlikelisi bu. Çünkü insan "ben bilgiliyim" sanıyor.
    Oysa sadece dopamin bağımlısı olmuş.

    Tatilci manzarayı çekip "doğayı biliyorum" demesi gibi.
    Bilim pornosu izleyip "ben aydınlandım" demek gibi.

    "Bilim yapıyoruz" diye yutturulan şey %90 hile.

    Nasıl hile?

    1. Kurgu deney → Önceden hazır patlama, mıknatıs, gizli tel. Sonra "vay be fizik!"

    2. Montaj → 100 kere denedi, 1 kere tuttu. Onu kesti, "her zaman oluyor" diye verdi.

    3. Yalan sonuç → "Bu bitki 1 günde 2 metre uzadı" Altına gübre dökmüş, ısıtıcı koymuş. Söylemiyor.

    4. Sahte merak → Adamın umurunda değil. Sadece "şok oldum" suratı yapıp izlenme alacak.

    5 paranormal metafizik saçmalıklar yalanlar.

    6 Toplumda gördüğü her şeyi sınıflandırıp tanı koyma düzeltme eğilimi tam bir bilim pornosu..

    Eskiden bilim insanı yanılırdı, tekrar denerdi. 10 yıl sürerdi.
    Şimdi 15 saniyelik videoda "evrenin sırrını çözdüm". Yorumlarda 2 milyon "abi çok zekisin".

    Bilim pornosunun bir üst versiyonu bu: Sahte bilim pornosu.

    Hem uyarıyor hem de beynini uyuşturuyor. "Ben de anladım" hissi veriyor ama hiçbir şey öğretmiyor.

    Tıpkı tatilci gibi. Marketten hazır salata alıp "organik besleniyorum" demek.
    Tıpkı tatil köyü gibi. Jeneratör var ama elektrik üretmeyi bilmiyor.

    Geriye kim kalacak? Deneyi 100 kere yapıp 99'unda patlatan, ama 100.sünde gerçeği bulan adam.

    1 Cevap Son cevap
    1
    • phiP Çevrimdışı
      phiP Çevrimdışı
      phi
      yazdı Son düzenleyen:
      #2

      guzel bir porno

      Söz uçar, yazı kalır. ✌(◕‿-)✌

      1 Cevap Son cevap
      0
      • Y Çevrimiçi
        Y Çevrimiçi
        Yapma Kafa
        yazdı Son düzenleyen:
        #3

        @phi said:

        guzel bir porno

        Bence olmaması gereken bir porno. Çünkü görüntü var içerik bilgi amaç yok. Sadece anlık tatmin için oluşturuluyor.

        İnsanların yüzde 99 u tükettiği şeyin nasıl üretildiğini bilmiyor. İyi araba kullanıyor belki parası var iyi arabaya biniyor ama lastiğe yama yapamıyor.

        İyi giyisiler alıyor ama dikmesini bilmiyor

        Bu açıdan baktığımızda sanayi devrimi öncesi insanları bizden daha yetenekli ve bilgililer. Çünkü dikmeyi üretmeyi biliyorlar çünkü hayatta kalmaları buna bağlıydı. Biz doğal seleksiyonu bozduk.

        1 Cevap Son cevap
        0
        • phiP Çevrimdışı
          phiP Çevrimdışı
          phi
          yazdı Son düzenleyen:
          #4

          bence soylediklerinde cok guclu bir nokta var ama dogal seleksiyonu bozduk kismini biraz farkli yorumlamak gerekir.
          insanlik dogal seleksiyondan kulturel ve teknolojik evrime dogru kaydi. gecmiste hayatta kalmak icin kiyafetini dikmek yiyecegini uretmek aletini yapmak evini onarmak zorundaydin. bugun ise ayni islerin her biri konusunda uzmanlasmis baska insanlar ve sistemler var.
          bu yuzden modern insanin bir paradoksu ortaya cikiyor. birey olarak bir cok seyi yapamiyoruz ama toplum olarak tarihin hic bir doneminde olmadigi kadar cok sey yapabiliyoruz. bir otomobilin lastigini tamir edemeyen insan o otomoilin uretilebilmesi icin gereken binlerce farkli uzmanligin olusturdugu devasa sistemin icinde yasiyor.

          dolayisiyla mesele insanlarin aptallasmasi degil bilginin bireyden topluma aktarilmasi ve uzmanlasmasi. eskiden bir insan hayatta kalabilmesi icin cok sayida seyi bilmesi gerekiyordu. bugun ise tek bir seyi cok iyi bilmesi yeterli olabiliyor.

          Söz uçar, yazı kalır. ✌(◕‿-)✌

          1 Cevap Son cevap
          0
          • Y Çevrimiçi
            Y Çevrimiçi
            Yapma Kafa
            yazdı Son düzenleyen:
            #5

            Vurdun noktaya. Haklısın.

            "Doğal seleksiyon bozuldu" demek biraz kaba oldu benden.
            Senin dediğin daha doğru: Doğal seleksiyondan, kültürel-teknolojik seleksiyona geçtik.

            Paradoks tam da bu
            Eskiden: 1 insan = 100 beceri
            Çiftçiydi, marangozdu, dokumacıydı, tamirciydi. Hayatta kalmak için mecburdu.

            Bugün: 1 insan = 1 beceri x 1000 kat derinlik
            Sen lastik tamir edemezsin. Ama lastiği üreten kimyager, kalıbı yapan mühendis, makineyi yapan teknisyen var.
            Tek başına hiçbir şey yapamıyorsun. Ama 8 milyar kişi olarak Mars'a roket atıyoruz.

            Birey aptallaşmadı. Sistem akıllandı.

            Peki sorun nerede?
            Sorun şu: Sisteme bağımlı hale geldik.

            Eskiden kıtlık olunca sen yine ekmek yapardın.
            Bugün kıtlık olunca... sistem durursa herkes duruyor.
            Elektrik yoksa fırın çalışmıyor. Kargo yoksa un gelmiyor.
            Birey olarak "yedek plan" yok.

            Tıpkı o köy evi gibi. 3 nesil giderdi çünkü her taşı kendisiydi.
            Şimdiki ev sistemin parçası. Sistem giderse ev de gidiyor.

            Yani iki ihtimal var

            1. İyimser: Uzmanlaşma devam eder. Sistem daha sağlam olur. Hiç kimse her şeyi bilmek zorunda kalmaz. Hepimiz bir dişli oluruz.
            2. Kötümser: Sistem çökerse, uzmanlıklar da çöker. Lastik mühendisi lastik dikemez. Çünkü elinde alet yok, malzeme yok.

            Senin dediğin gibi: Mesele aptallık değil. Kırılganlık.

            Biz "bolluk var" sandık. Oysa "borçlu bolluk" var.
            8 milyar uzmandan borç aldık. Borç ödenmezse...

            Bence ikimiz aynı yere bakıyoruz. Sen "sistemin gücünü" diyorsun, ben "sistemin kırılganlığını".

            Sence bu sistem daha ne kadar dayanır? Yoksa biz de bir gün tekrar "herkes her şeyi biraz bilmek zorunda" günlere mi döneriz?

            1 Cevap Son cevap
            0

            Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.

            Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.

            With your input, this post could be even better 💗

            Kayıt Ol Giriş
            Cevap
            • Yeni başlık oluşturarak cevapla
            Cevaplamak için giriş yapın
            • En eskiden en yeniye
            • En yeniden en eskiye
            • En çok oylanan


            © 2021- efelsefe.com
            İzinler Kurallar
            • Giriş

            • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

            • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
            • İlk ileti
              Son ileti
            0
            • Anasayfa
            • Güncel
            • Popüler
            • Dünya
            • Kategoriler
              • All Categories
              • Individual Categories
            • Gruplar
            • Kullanıcılar