• Kurucu

    Hümanizm, Rönesans’ta, ikincisi tamamen birincisine bağlı olacak şekilde, birbiriyle bağlantılı iki anlama gelir. Bunlardan birincisi, kültürün, özellikle Yunan klasiklerine dayalı eğitim, yani çocuğun entelektüel, ahlaki ve estetik kapasitelerini geliştirdiğine inanılan alanlar olarak edebiyat ve retoriği temele alan klasik Yunan liberal eğitimi yoluyla şekillendirilmesi teşebbüsünü ifade eder. Bu açıdan bakıldığında, insanın kişisel sorumluluğuna ve kendi kendisini bir sanat eseri olarak yeniden yaratmasına vurgu yapan Rönesans hümanizminin, Batı kültüründe, İlkçağın felsefe ve Ortaçağın din geleneğinden sonra ve modern bilim geleneğinden önce, “retorik geleneği”ni temsil ettiği söylenebilir. Gerçekten de Rönesans hümanizmi, Quintillanus ve Cicero’nun Abelardus karşısında zafer kazanmasına ve skolastik felsefe yönteminin değişmez formatının yerini Platonik bir diskürsifliğe bırakmasına bağlı olarak, retoriğin diyalektik üzerinde kazandığı zaferle karakterize olur.

    Rönesans hümanizmi ne bir felsefe ne de bir ideolojiydi. Din, devlet ve toplum konusunda belirgin veya sabit bir duruş içinde olmayan Rönesans hümanizmi, ikinci bir anlam çerçevesi içinde antik kaynaklara dönüşü ifade eder. Rönesans hümanizmi klasik kaynaklara, antikiteye döndüğünde, Skolastik düşüncenin gömmüş olduğu bilumum cevherleri gün ışığına çıkarmayı başardı ve böylelikle de modern düşüncenin yolunu sonuna kadar açtı. Hümanizm klasik kaynaklara döndüğünde, antikitenin kendisine özellikle kozmolojik düşünce konusunda, iki ana yaklaşım sunduğunu görmüştür. Birinci yaklaşımda, dünya Tanrı tarafından tasarlanmış bir şey olarak algılanır veya “yaratılan” ya da hasıl olunan bir şey diye
    değerlendirilir. Bu görüş, Rönesans hümanistleri tarafından, Platon ve Aristoteles’in benimsemiş olduğu bir görüş olarak kabul edilmiştir. Tanrı ister Platon’da olduğu gibi, mitolojik açıdan Demiurgos diye ya da ister metafiziksel yönden İlk Hareket Ettirici olarak tahayyül edilsin, kendini gerçekleştiren veya yürürlüğe sokan bir fikir ya da tasarım vardır. İşte bu ana yaklaşım Rönesans felsefesinde karşımıza Platonculuk ve Aristotelesçilik olarak çıkar.


  • Hümanizmin kökeni son derece dogmatiktir, çünkü jeosantrik evren kuramına dayanır.

    Bu kurama göre yer evrenin merkeziydi ve içinde insan yaratılmak üzere bir beşik gibi düzenlenmişti. Her şey hazır olunca içine insan yerleştirildi ve her şey insanın emrindeydi.

    Yani bu hem yer merkezli, hem insan merkezli bir düşünce. Bilim aslında hümanizmi yerle bir etti. Darmadağın etti ve hiç özel olmadığı gerçeğini tokat gibi insan türünün suratına çarptı.

    İnsan türü hâla bu tokadın altından kalkma ve bilime direnme, kendinin özel olduğunu iddia etmeyi sürdürme çabasında. Ama bilim bu tokadı insanı aşağılamak için atmadı. Onu uyandırmak için attı. İnsan bunu zamanla anlayacak. Henüz anlamadı. Aşağılandığını zannediyor.


Benzer Konular