• Bu yazı aynı zamanda evrim sürecinde geçen bir konunun nasıl işlediğine dair kısa bir özetidir.

    Bilinenin aksine her şeyi güç değil zayıf yaratır.
    Zayıflık, var olmanın dayanılmaz özelliği nedeniyle güce ihtiyaç duyar, bu nedenle kendisi zayıf olsa da temel yaratıcı güç konumundadır.
    Zayıflık gücü var etmekle kalmayıp aynı zamanda itici güç rolüne de sahiptir.
    Örneğin, yeterli gücü kendinde bulmayan insan zayıf kaldığı için arabayı yaratmış ve onu bir kontakla çalıştırarak itici rolünü de yerine getirmiş.
    Zayıflığını güçlendirmek için yüzlerce amperlik güce sahip cihazlar yapmış ve o cihazları mikro amperlik sürücüyle kontrol etmiş.
    Kendini zayıf bulan insan psikolojik olarak güçlenmek için tanrıyı yaratmış. Tanrıya sonsuz güç vermiş ve tanrıdan aldığı psikolojik gücü sürdürmek için kağıtlardan elde ettiği kitaba aktarmış.
    Zayıflar kendilerini ezen bir güç yaratmış, kendilerinin yarattığı bu gücün bir üyesi olmak için yapılan herşeyi mübah saymış.
    Anlaşılacağı gibi temel yaratma gücü güçlüde değil zayıftadır.

    Peki, tanrıları bile yaratan zayıf halen neden zayıftır?
    Çünkü bu öyle bir çelişkidir ki, zayıflıktan kurtulma adına kendi yarattığı güç karşısında aciz kalıyorlar.
    Günümüzde ve ileride insan türünün zayıf halkasının sorunu da bu olacaktır, kendi yarattıkları güç ile savaşacaklardır.
    Zayıflar savaşı kazanır mı?
    Elbette kazanır ancak her kazanım başka bir savaşacak güç yaratmak demektir.
    Örneğin tarım savaşları devleti doğurdu, devletin gücü köleliği ve ardından feodal sitemi getirdi. Feodalizmi yıkmak için zayıfların desteğiyle daha güçlü olan kapitalizm doğdu. Zayıfların kapitalizmden daha güçlü sistemlerin arayışı halen devam ediyor.

    Burada zayıflar yanlış yapıyor gibi görünüyor, ancak zayıflar başedeceği gücü yaratana kadar sürecin böyle olması gerekiyor.
    Çünkü insandaki zayıflık zaafı olgunlaşmadan istenen asli güç elde edilemez.
    Peki, zayıflar kendilerinin başedeceği bir dünya yaratabilirler mi?
    Bu sorunun cevabı hem evet hem hayır.
    İnsan türü yok olmadan varlığını sürdürebilirse istediği gibi bir dünya yaratabilir. Zira zayıfların yarattığı her güç hem dünyayı hem diğer canlıları hem insan türünü tehdit ediyor.
    Örneğin zayıfların umut bağladığı bilimi düşünün, bilim zayıfların yarattığı güçlülerin tekelinde. Güçlüler bilimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor. Bilim adamlarının parasını güçlüler veriyor, onlara emir verme yetkisi de güçlülerde. Teknolojik araç geliştirdikleri gibi en iyi silah yapma yarışındalar. Üstelik güçlüler eserlerini seyrederken, silahlar arasında boğulan yaratıcı güç dediğimiz zayıflardır.

    Anlaşılacağı gibi zayıfların sınırsız güç yaratma özelliği var, ancak kendi yarattığı gücü kontrol etmekte acizdir.
    Burada devreye evrim süreci giriyor.
    Zayıflar tek güç değil, dünyanın doğal gücü aynı zamanda baskın güçtür.
    Zayıfların yaptığı her yanlış doğa tarafından farklı şekilde dönüş yapıyor.
    Doğa genelde cezalandırıyor, bu da zayıfları farklı arayışlara itiyor. Deyim yerindeyse, her yanlışta doğa haddini bildiriyor.
    İşte evrim böyle işliyor, etkiye tepki değişim ve dönüşümü getiriyor.

  • Yönetici

    @bilgisezgi , burada söz konusu edilen biyolojik evrim değil sanırsam?


  • @nejdet-evren, içinde söyledi: Zayıfın yaratma gücü

    @bilgisezgi , burada söz konusu edilen biyolojik evrim değil sanırsam?

    Evet, biyolojik evrim değil, kendi gözlem ve araştırmalarıma dayanıyor.

  • Yönetici

    @bilgisezgi , Teşekkür ederim. Değerlendirmelerinize göre "zayıf" ve "güçlü" yü ayrı ayrı tanımlayıp buna göre 20.yy daki devrimlerde "zayıf" olarak tanımladığınız çoğunluğun devinimi nasıl olmuştur?


  • @nejdet-evren, içinde söyledi: Zayıfın yaratma gücü

    @bilgisezgi , Teşekkür ederim. Değerlendirmelerinize göre "zayıf" ve "güçlü" yü ayrı ayrı tanımlayıp buna göre 20.yy daki devrimlerde "zayıf" olarak tanımladığınız çoğunluğun devinimi nasıl olmuştur?

    20 . yüzyıldaki devrimler zayıfların yaratmış olduğu emperyalizme karşı yine zayıfların daha güçlü gördükleri bir sosyalizm deneyiydi. Ancak bu deney yerini bulmadığın için sosyalizm hedefi rafa kaldırıldı.
    Sosyalizm deneyinin hedefi bulmamasının ana nedeni ise zayıfların kapitalist sistemi diskalifiye edecek kadar gelişmeyişleridir.
    Zayıfların özel mülk hevesleri, sermaye ile güç elde etme hırsları ve kişisel yeteneklerinin diğerleri üzerinde kullanma içgüdüsü ağır basmış, sosyal ve eşitlikçi toplum anlayışı sindirememişlerdir.
    Bu nedenle oraya kadar nice evrelerle getirdikleri sistemi koruma yerine yıkmayı tercih etmişlerdir.
    Aslında aynısını yurtçu kapitalizm için de söyleyebiliriz.
    Altı Ok hedefleyen, yurtçu, halkçı, çağdaşlaşma ve bağımsızlığı koruma amacıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti kapitalizmine halk sahip çıkmadı. Çünkü ilkellikten kurtulup, sahip çıkacak kadar aydınlanma yaşamadı ve yaşatılmadı.

  • Yönetici

    @bilgisezgi , Emek sermaye çatışmasına farklı pencereden bir yaklaşım gördüm. Ayrıntılı yanıt hakkımı saklı tutarak çalışmalarınızın sürmesi dileğimle..İlgiyle izliyorum...

  • Yönetici

    “Bilinenin aksine her şeyi güç değil zayıf yaratır.”

    Çok iddialı bir önerme ; ancak, toprağı kazmak için bir güç-efor gerekir. Öküzün karasabana koşulması insan gücünü katbe kat aştığından uygarlaşmanın önemli aşamalarından biri olmuştur.

    “Zayıflık, var olmanın dayanılmaz özelliği nedeniyle güce ihtiyaç duyar, bu nedenle kendisi zayıf olsa da temel yaratıcı güç konumundadır.”

    İnsanın ilk aleti elidir. İki ayak üzerinde yürümeye başlaması ile elini bir alet olarak kullanmış ve bugüne evrimleşmiştir. Varolma istenci tüm canlıların ortak özelliğidir; evrimsel süreçte ortama uyum sağlayan tür varlığını koruyabilmiştir. Temel belirleyen evrimin baskısı ve ona karşı geliştirilen dirençtir; bu, ortak bilinçle gerçekleşir ve gücü aşar.

    "Örneğin tarım savaşları devleti doğurdu, devletin gücü köleliği ve ardından feodal sitemi getirdi. Feodalizmi yıkmak için zayıfların desteğiyle daha güçlü olan kapitalizm doğdu. Zayıfların kapitalizmden daha güçlü sistemlerin arayışı halen devam ediyor."

    İlk çiti çeken özel mülkiyeti müjdelemiştir. “mülkiyetin, ailenin ve devletin” kökenlerine baktığımızda ilk çiti çekenin fizik olarak güçlü olduğunu görürüz. Sınıflı toplumlara geçilmeden önce uygarlaşmanın ilk köleleri kadınlardır. Aynı zamanda taneli bitkileri neolitik dönemde artık ürüne dönüştürenler de onlardır. Kadınlar fizik olarak hiçbir zaman ayrık durumlar dışında erk-güce ihtiyaç duymamışlardır. Kapitalis öncesi tüm toplumlar haraççıdır.

    “Doğa genelde cezalandırıyor, bu da zayıfları farklı arayışlara itiyor. Deyim yerindeyse, her yanlışta doğa haddini bildiriyor.”

    Doğal kaynaklar sayesinde insan kendini yaratmıştır. Lakin sosyo-ekonomik-politik yanılsamalar aynı şekilde sosyo-ekonomik-politik karşılık bulurlar; doğa bu duruma asla müdahil olmaz.

    “Sosyalizm deneyinin hedefi bulmamasının ana nedeni ise zayıfların kapitalist sistemi diskalifiye edecek kadar gelişmeyişleridir.

    Zayıfların özel mülk hevesleri, sermaye ile güç elde etme hırsları ve kişisel yeteneklerinin diğerleri üzerinde kullanma içgüdüsü ağır basmış, sosyal ve eşitlikçi toplum anlayışı sindirememişlerdir.”

    “üretici güçler”in “üretim ilişkilerini” belirlemesi kişisel gelişme ile doğrudan orantılı değildir. Bu güç ve ilişki simbiyotiktir. Muazzam Ekim ve Kültür Devrimlerinin başarısızlıkları “üretici güçler”in henüz olgunlaşmamış olması ve kapitalizmden geride ve ona ulaşma çabasının bir sonucudur.

    Not. Düz yazılar tırnak içinde verildi ve bilgisezgi'ye ait. Kalın ve italik olanlar benim yanıtlarımdır.


  • @nejdet-evren

    Emek elbette bir güçtür, ben belirli bir güçten ziyade zayıfın pek bilinmeyen güç yaratma özelliğini ifade etmeye çalıştım. Yoksa bahsettiğiniz beden gücü toplumsal olaylardaki gelişmelerde elbette payı büyüktür.

  • Yönetici

    @bilgisezgi , teşekkür ederim. Bu bilgi ile daha netleşti. Dediğiniz gibi her şeyi emekçi insanlar yaratır, ayrıştığımız nokta emekçilerin zayıf değil yaratıcı ve güçlü olduklarıdır.


  • @nejdet-evren, içinde söyledi: Zayıfın yaratma gücü

    ayrıştığımız nokta emekçilerin zayıf değil yaratıcı ve güçlü olduklarıdır.

    Hayır aslında burada ayrışmıyoruz, sadece farklı ifadeyle düşünüyoruz.
    Bunu alttaki kısa cümle ile özetlersem aslında ayrışmadığımız daha net anlaşılır.

    Uçurum kenarında duran, yüzlerce ton ağırlığa sahip, çok güçlü bir kaya olmasına rağmen zıttına karşı ezildiği için ona ezilen sınıf deniyor.

    O çok güçlü kaya yerinden kıpırdamadığı müddetçe, sadece potansiyel güçtür.


  • Ben bunu şöyle ifade ederim:

    Güçlülere güç kazandıran zayıflardır.

    Başka bir ifade şekli:

    Güç, zayıflıkların toplamından başka bir şey değildir.

    Başka bir söyleyiş tarzı daha:

    Zayıflar güçlerinin toplamının ne kadar etkili olduğunu bilmekten korkarlar. O yüzden gücü teslim etmeyi ve zayıf kalmayı tercih ederler.

  • Yönetici

    Tüm olumsuzluklara karşın güçlü bir irade ile karşı durabilmek, sömürüye karşı hayata dört elle sarılıp geleceği yaratabilmek üreten insan kitlesine aittir; güçlü olmak ile gücü tekelinde bulundurmak kesinlikle bir ve aynı şey değildir; dolayısı ile üreten, yaratan ve direnenin, eviren, çeviren ve devirenin güçlü, sömürenler ise gücü elinde bulunduran güçsüzler olduğu kanısında ısrarcıyım...


Benzer Konular

  • 3
  • 3
  • 4
  • 6
  • 111