• Kurucu

    Fichte, mutlak benlikle başlayıp pratik benliğe kadar uzanacak olan felsefesinin bundan sonraki evresinde, etiğine temel yapma arzusunu baştan beri gösterdiği metafiziğinden hem bir epistemoloji hem de bir ahlak felsefesi türetir. Buna göre benlik kendisini ben-olmayan tarafından sınırlanan bir şey olarak vaz ederken, bir yönden pasif başka bir yönden aktiftir. Pasiftir, çünkü kendisinden başka bir şey tarafından etkilenir; aktiftir, çünkü kendi sınırlanışını öne sürüp açıklıkla vaz eder. Ben ile ben-olmayan arasındaki söz konusu ilişki üzerine düşünme ediminden, karşılıklı belirlenim, nedensellik ve tözsellik kategorileri çıkar. Fichte’ye göre, ben-olmayanın beni etkileyen nedenselliğiyle (etkinliğinde bütün bir gerçekliğin ihtiva edildiği) benin tözselliği arasındaki çatışma, ancak benlikteki iki karşıt etkinlik yoluyla çözülür. Bu etkinliklerden birincisi dışarıya doğru olan neredeyse sınırsız harekettir, ikincisi ise birincisine bir set çeken, benliği kendisine dönmeye zorlayan etkinliktir.

    Bilginin söz konusu duyusal boyutunu entelektüel veya akli bir boyut tamamlar. Buna göre bilginin dördüncü evresi, sezgileri bir kavram içine bohçalayan, nesnenin bilincine varmakla kalmayıp ona sezginin nedeni olarak bakan “anlama yetisi”dir. Beşinci aşamada, serbest düşünüm ve soyutlama melekesi veya belirli bir içeriği enine boyuna mütalaa etme gücü olarak “yargı” ortaya çıkar. Fichte anlama yetisinin sınırlanmış düşünümünün zorunlu koşulu olan yargının da altıncı evrede kendi koşuluna, yani “akıl”ın kendisine, saf benlik bilincine işaret ettiğini söyler. İşte burası teorik bilincin yani temsilin temsilinin ortaya çıktığı yer olup, bilgisel ya da entelektüel gelişmenin en yüksek düzeyini temsil eder.


Benzer Konular