• Gördüğümüz ve duyduğumuz herşeyi yorumlayabilmemiz için onu kıyaslama bilgisine sahip olmamız gerekir.
    Örneğin ilk defa gördüğümüz bir nesneyi birşeye benzetemiyorsak onu kıyaslama yetisinden yoksunuz demektir.
    Kıyaslama yetisi kazanamamış insanlar kandırılmaya, yanlış yönlendirilmeye müsait hale gelir. Çünkü reel anlamda yanlış-doğru kavramını nitelendirecek konumda değildir.
    Dolayısıyla "Yanlış yerleştirilmiş gerçeklik yanılgısı" teorisi bir teori olmaktan çıkarak onun yaşamı haline gelir.
    Bu bir zaaftır, bu zaaf bireysel bazda kalındığında pek sorun olmayabilir, ancak toplum nezdinde eğemen olmuşsa bir çok soruna açık demektir. Zira dünya dengelerinin can alıcı yapısı nedeniyle kıyaslama fakirliği yaşayan bir toplum bu dengeyi taşıyamaz, altında ezilir.
    Kısaltılmış olarak YYGY olarak ifade edeceğimiz "Yanlış yerleştirilmiş gerçeklik yanılgısı" teorisi bu noktada önemli bir teori olarak karşımıza çıkıyor. Bu teoriye göre birilerinin toplumun algısına yerleştirdiği yanlışlar bir yanılgı da olsa yaşamdaki yeri gerçektir. Başka ifadeyle, toplumlar yanlışları gerçekmiş gibi yaşayabiliyor ve onu benimseyebiliyor.
    Burada önemli bir soruyla karşılaşıyoruz, yanlışların insanlara cazip gelmesi, bir ihtiyaç mı yoksa kıyaslama fakirliğinin vermiş olduğu bir aciziyet sonucu mu?
    Belki insan psikolojisinde her ikisinin de rolü olabilir veya bu sürece bağlı bir aşama konusu da olabilir.
    Örneğin Avrupalılar bundan 500 yıl önce kıyaslama fakiriydi, üzerlerinde YYGY hakimdi. Bugün bu konumu aşmış olabilirler ancak bu defa da uyuşturucu gibi, farklı cinsel eğilim gibi daha başka YYGY alternatiflerine yönelmiş durumdalar. Bu örneğe baktığımızda bir yandan insanın doyumsuz olduğu, hiçbirşeyin onu sürekli tatmin etmediği ama diğer yandan da YYGY alışkanlığının devam ettiği sonucunu da çıkarabiliriz. Çünkü insanın en zor bırakacağı şey yüzbinlerce yıl yaşamış olduğu, etkisinden kolay kurtulamayacağı ilkelliktir.
    İnsanların YYGY alışkanlığından kurtulması elbette kolay olmayacaktır ama onun karşısında olan ve insanları ilkellikten kurtarma gücüne sahip olan kıyaslama zenginliğini kazanmak da bir başka zorluk olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü doğuştan kıyaslama fakiriyiz, onu kazanmak için salt yaşamak yetmiyor, ayrıca mücadele gerekiyor.
    Ne var ki, YYGY sorunu asıl burada kendini gösteriyor.
    Ortalama onbin yıldır insanlar kıyaslama fakirliğinin iyi bir kazanç kapısı olduğunu keşfettiler.
    Psikolojik, narkotik ve kendisini şişleyen, zihnini kaybeden dinsel uyuşturucunun rağbet görmesi salt alışkanlıkla sınırlı değil, daha ziyade cevap bulmaya çalıştığımız soyut nedeni birinci planda.
    Bu sorulara ilginç olan bir başka konuyla cevap arayalım.
    Dünyada genelde gelişmiş toplumlar diğerleri üzerinde hakim olur, ancak yaşadığımız yüzyıl göstermiştir ki, ilkel toplumlar da gelişmiş kesimler üzerinde egemen olabiliyor. Kimisi silahla kimisi demokrasi yöntemiyle ilkelliğin ve yobazlığın kucağına mahküm edilebiliyor.
    Bunu yaşanması gereken bir süreç olarak görebiliriz, ancak bizi ilgilendiren ilkelliğin daha güçlü olduğu bu süreci yaratanın bir insan psikolojisi olmasıdır.
    Gelişme imkanı varken insanların yobaz olması bir tercih midir yoksa YYGY alışkanlığına bağlı bir psikolojik durummudur?
    Aynı soru gelişmiş ülkelerde farklı da olsa YYGY ile ilgili insan psikolojisi için de geçerli.
    Bu sorulardan anlıyoruz ki, gelişmiş veya ilkel pek farketmiyor, YYGY bağlantılı olarak insanlar yanlışlara bir şekilde ihtiyaç duyuyor, onun yanlış olduğunu bilse dahi onu yapmayı istiyor. Bu da gösteriyor ki, toplumları YYGY alışkanlığından devlet biçimi ne olursa olsun hiç bir devlet kurtarma özelliğine sahip değildir.Bu daha ziyade toplumların kıyaslama yetisiyle orantılıdır. Başka deyişle, reel karar mekanizması toplumların kendisidir.
    Tarihler boyunca toplumların nadiren doğru karar verdiğini düşünürsek, toplum gelişimi açısından bu karar mekanizması umut vermeyebilir. Lakin diğer yandan çok nadir de olsa verilen doğru karar gelişime bir şekilde yansıyor.
    Sonuç olarak, kıyaslama zengini toplumlarda olduğu gibi kıyaslama fakiri toplumlar da yanlış yerleştirilmiş gerçeklik yanılgısıyla mutlu olabiliyor.
    Reel mutluluk ile YYGY mutluluğunu bir niteliğe kavuşturacak olan ise onlardan daha güçlü özelliğe sahip çatışma ortamıdır.
    Zaten reel mutluluk pek bilinmediği ve ciddi anlamda yaşanmadığı için YYGY mutluluğu varlığını sürdürüyor.
    Dolayısıyla her halükarda tartışmasız en makul kazanımlar kıyaslama zenginliğiyle elde edilir.
    İlkellikten beri süregelen yanlış yerleştirilmiş gerçeklik yanılgısını zayıflatacak olan yegane güç kıyaslama zenginliğidir.
    İşin vahim tarafı ise kendisini YYGY ortamına sabitlemiş, hiçbir arayışa, sorguya gerek görmeyen toplumların varlığıdır.
    Çünkü bu toplumlar her iki mutluluk arasında çözüm üretme gücüne sahip olan çatışma gücünü doğrudan etkisiz hale getirebiliyorlar. Ancak kıyaslama zengini toplumlar karşısında da çaresiz kalıyorlar.
    Buradan da anlaşılacağı gibi sen istemesen de uyumu sağlayan çatışma gücü bir şekilde varlığını gösteriyor.
    Çünkü senin mutluluğun dünya koşullarıyla örtüşmüyorsa daimi olma şansı yoktur.
    İşte kıyaslama zenginliğinin rolü burada kendisini gösteriyor, senin mutluluğun reel mutluluk mu yoksa YYGY mutluluğu mu olduğunu anlıyorsun.
    Bunu anlayınca ne oluyor?
    Felsefe yapma yetisi kazanıyorsun.
    Doğru karar verme yeteneğin gelişiyor.
    YYGY tacirlerinden kendini kurtarma imkanı buluyorsun.
    Yaşama biçimini daha doğal yönde çiziyorsun.
    Olayları geniş olarak değerlendirebiliyorsun.
    Velhasıl kıyaslama zenginliğinin yararlarının sınırları yok. Ne kadar kıyaslama bilgisi ve tecrübesi edinmişsen, kendini de o kadar kazanmış oluyorsun.


  • @bilgisezgi Ben de bu konuya benzer bir konu açacaktım.
    Açtığın iyi oldu.

    Bilimde de var yanlış kıyaslama.
    Genellikle bazı parametreler(değişkenler) yapılan deney ve gözlemlerde dikkate alınıp ölçülmüyor.
    İstatiksel hesaplara alınmıyor.

    Şu anda bende böyle bir sözdebilimsel bir tedavi görüyorum.
    Bel fıtığı ağrılarımı ilaç yerine elektrik ile tedavi edeceklerini söyleyip beni kandırıyorlar. 🙂
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Plasebo_etkisi
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Nosebo_etkisi
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Sözdebilim_olarak_nitelendirilen_konuların_listesi


  • Tecrübe, bir bakıma kıyaslama yapa yapa zamanla hafızamızda birikmiş verilerin tümüdür. Yani adına tecrübe dediğimiz bu şey, yılların birikimiyle meydana gelen bir olgu aslında ancak yine de bir hayli tecrübe edinmemize rağmen, yeri geliyor olmayacak yanlışları yapıyoruz.

    Bunun başlıca sebebi bana göre duygusal yönümüzün bir haylı ağır basması ve bu nedenle mantıksal düşünce çoğu kez geri planda kalıyor.

    Çin atalarımız ne demişti?

    • Tecrübe, hayatta yediğimiz kazıkların tümüdür.

  • Çok yerinde bir konu olmuş. Hemen bir örnek vereyim:

    Çaya şeker atmama mevzusu. Bu kısa sürede toplumsal bir algı oluşturdu ve çaya şeker atılmaması gerektiği kanısı hızla yayıldı. Bir kanıyı bu kadar hızlı yaymak zordur. Fakat trend bir tuttu mu akar gider. Hızla yayılır. Moda haline geldi mi artık önü kesilmez. Genel kabul görür.

    Tabii ki şeker kullanımı önemli bir sorun. Göbek yağının birincil direk sorumlusu. Fakat algı o yönde değil. Şeker atan modayı bilmemekle suçlanır hale geliyor. Herkesin eğilim gösterdiği bir davranışa ters kalmakla, "değişik" olarak suçlanmakla yüz yüze. Modaya, trende uyum sağlayamıyor!!!

    Eğer algı moda olmasa da bilinç olsa, çaya şeker atmaktan kaçınan kişi baklavaları, tulumbaları her gün lüplemekten de kaçınması lazım. Çaya şeker atmıyor, beş dilim baklavayı iç ediyor. E be kuzum az önce çaya şeker atmamıştın nooldu? Niye bir dilim baklava yeter, içinde çok şeker var demedin?

    Çaya atılan şeker de baklavada olan teker mi?


Benzer Konular

  • 3
  • 3
  • 9
  • 10
  • 17