• Zanedersem 8-9 arası bir yaştaydım.
    Lüks bir otelde müşterilerin bakkaliye işlerine bakıyordum.
    Boş zamanda elimdeki oyuncak bir sazla öylesine eğleniyordum.
    Müşterilerden biri beni öyle görünce tatlı bir gülümsemeyle benimle sohbet etti. Daha sonraları o müşteriyle sohbetlerimiz devam etti.
    Oldukça tatlı dilli ve kibar bir adamdı.
    Birgün Neşet Ertaş'ın "Bulunurmu" adlı plağını bana hediye etti.
    Henüz çocuğum ama eve gittiğimde ilk işim o plağı dinlemek olurdu.
    Daha sonra o müşteri beni yanına almak istedi. "Bu çocukta yetenek var, benimle gelirse onu iyi bir sanatçı olarak yetiştirirm" dedi.
    Büyüğüm izin vermedi, "Siz sürekli konserlerde şehir şehir dolaşıyorsunuz, çocuk o yükü kaldıramaz" dedi.
    Daha sonra bir konsere gittik. Konser o kadar kalabalık ki, ben arada adeta kayboluyorum.
    Sahnede sazıyla sözüyle konser veren adam hergün otelde sohbet ettiğimiz adamın kendisi.
    Oldukça şaşırmıştım, kim olduğunu bilmediğim bu adam ne kadar ünlüymüş, o konserdeki kalabalığın sevgi selini görünce anlayabildim.
    Daha sonra otelde ayaküstü helalleştik, başımı okşadı ve gitti.
    Aradan aylar geçti, bana plak hediye eden, yanına isteyen, hergün sohbet ettiğimiz adamın bizzat Neşet Ertaş'ın kendisi olduğunu ancak anlayabilmiştim.
    O zaman için çocuk aklımla pek bir anlamı yoktu ama her geçen zaman içinde bu anı daha değer kazanan bir anı oldu.

  • Kurucu

    @bilgisezgi vay be cok guzel kim bilir hangi unluleri tanidin o donem 🙂


  • Yine sekiz yaşındayım, ancak bu defa bir yatılı okuldayım.
    Sözde okuldayım ama okumazdım. Herkes sınıfa girer ben bahçeye çıkardım. Artık öğretmenler de alışmıştı, beni sormazlardı.
    Yine öyle bir zamanda okulun bahçesinde tek başıma bankta oturuyorum.
    Uzun boylu bir adam bana doğru geliyor. İçimden herhalde öğretmendir, belki de dayak atacak diye geçirdim.
    Adam bana yaklaştığında tabi beni korku sardı.
    Lakin hiç beklemediğim bir güleryüzle karşılaştım.
    Adam uzun boylu, heybetli, etkili bakışlı ama sevecen bir yüze sahipti.
    Onu öyle görünce biraz rahatlamıştım.
    "Sen niye sınıfta değilsin" dedi.
    Ben de suçlu olduğum ve biraz da korktuğum için başımı öne eğip hiç bir şey diyemedim.
    Sonra "Oku oku, derslerini ihmal etme" dedi ve aynı güleryüz tavrıyla oradan uzaklaştı.
    Öğretmen zanettiğim adam beni azarlamadığı ve dayak yemediğim için sevinmiştim.
    Ertesi günü okulda bazı çocuklar filan kişi burada yattı diye aralarında sohbet ediyorlardı.
    Herhalde ünlü birini konuşuyorlar diye düşündüm ve ne dediklerini hiç anlamıyordum.

    Aradan dört yıl geçti, 12 yaşıma geldim.
    Sokakta bir yürüyüş vardı, yürüyüşçüler slogan atıyor ve ellerinde bir resim tutuyorlardı.
    Resme şöyle dikkatli bakınca resimdeki adamın dört yıl önce bana "Oku oku, derslerini ihmal etme" diyen adamın bizzat kendisiydi.
    Benimle konuşan, o uzun boylu, heybetli ama sempatik yüzlü adamın Deniz Gezmiş olduğunu ancak böyle anlayabilmiştim.
    Lakin o adamın kim olduğunu kavrayınca günlerce ağlamıştım. Bana o kadar yakın gelmişti ki, sanki ailemin bir üyesini kaybetmiştim.
    Şu yazıyı yazarken bile gözlerim doldu.
    İşte denizler bunun için ölmez, her daim içimizde yaşayacaktır, Bizler denizlerin dalgasıyız.

  • Yönetici

    @bilgisezgi , O zamanlar küçüktüm. Geceleri idare lambası ışığı ile aydınlatılırdı, dengbejlerimiz bize geceleri klam eşliğinde efsaneleri dillendirir ve biz de efsane kahramanlarla kendimizi özdeştirmeye çalışırdık; unutmadım Deniz Gezmiş diye bir efsaneyi kulatan kulağa fısıldayan büyüklerimden duymuş ve efsane kişiliği hiç görmediğim halde hayalimde canlandırmaya çalışmıştım; iri yarıydı, bakışları keskin ve kararlıydı; üstüne üstelik denizin üstünde bile yürüyebiliyordu! İki oğlum var ikisinin de iki ismi var ve ortak olan isimleri ise DENİZ!


  • @nejdet-evren Sevgili kardeşim, bana birşeyler anlatacak bir ailem veya çevrem yoktu. Beş yaşında babamı, annemi ve ailemi kaybettim. Baba sevgisi ve anne şefkatinden mahrumdum. Dünyayı tanımada en büyük yardımcım kitap okuma sevgisiydi. O tarihlerde bazı kitaplar 10 kuruş ve 25 kuruş arası satılıyordu. Peynir-ekmek yer gibi kitap okumaya düşkündüm. Elime geçen paranın tamamına yakını hep kitaplara giderdi. Benimle sekiz yaşında konuşan Deniz Gezmiş'i görmeme rağmen onu ancak 12 yaşında tanıyabildim.
    Bunu benim için büyük bir şans ve değerl ölçülmez bir anı olarak görüyorum.


  • @phi evet çok ünlü gördüm ve çoğuyla da acı-tatlı anım oldu. Sağlığım elverdiği müddetçe yazarım.


Benzer Konular

  • 10
  • 3
  • 4
  • 2
  • 25