• Kurucu

    Kierkegaard, genel sistemlere, kavramsal şemalara ve nesnelliğe karşı egzistansı ve varoluşu öne çıkarır. Ona göre, var olmak belirli bir türden bir birey, çabalayan, alternatifleri hesaba katan, seçimde bulunan, karar veren bir fert olmayı gerektirir. Başka bir deyişle, egzistans veya varoluş ya da varolan birey, Aristoteles’in ünlü öğretisinde, kavramlar alanının dışında kendinden kaim olan bireye tekabül eder. Bundan dolayı, egzistans tanımlanamaz, düşünceye konu edilemez. Bununla birlikte, egzistansın birtakım özelliklerini saymak mümkündür.

    Bu bağlamda, öncelikle egzistansın nesnel olarak bilinemeyeceğini, kavramlar içine sıkıştırılamayacağını söylemek gerekir. Bir süre sonra Jaspers’in de söyleyeceği gibi, sadece geçmiş varoluştan, yani nesneleştirilmiş egzistanstan söz edilebilir. Fakat gerçek egsiztansı, varolan bireyi, ne nesnelleştirebilir ne de dile dökebiliriz. Egzistansı sadece var olan bireyin kendisi bilebilir. Kierkegaard’ın Sokrates’i ilk varolan birey, bir egzistans olarak görmesinin nedeni budur, onun “Kendini bil!” sözüdür. Bununla birlikte, burada bilinmesi istenen benlik, Descartes’ın “ben”i gibi kendini rasyonel mülâhazalara veya Hegel’in “zihn”i gibi, nesnel düşünce ve incelemelere veren bir ben değildir. Burada bilinen ben, dışarıdan değil de içeriden bilinen egzistans, öznel filozoftur.

    Egzistans, yine temel hareketleri tutku ve karar olan oluştur. Başka bir deyişle egzistans, sürekli bir oluş, zamansallıktır. Bununla birlikte o, Hegelci bir tarzda, mantıksal bir oluş değil, tutkunun sıcaklığında verilmiş kararların, yapılmış seçimlerin eseri olan bir oluştur. Bundan dolayı, Kierkegaard’da bir egzistans, varolan bir birey olmak, kişinin kendisini verilmiş bir şey olarak değil fakat kendisi tarafından kendi başına yaratılması gereken bir şey olarak görmesi anlamına gelir. Yine egzistans, bir sentez, kendisini meydana getiren farklı etmenlerin hakiki sentezi için çalışmak durumunda olan bir varoluştur. İnsanın sonlu ile sonsuzun, hayvani olan ile Tanrısal olanın, zamansal olan ile ezeli-ebedi olanın, harici veya dışsal olan ile içsel olanın, zorunluluk ile özgürlüğün bilinçli bir sentezi olduğunu söyleyen Kierkegaard’a göre, insandaki bu karşıt unsurlardan bir bölümü sınırlamayı ya da sınırlanmayı, diğer bölümü ise sınırları aşmayı, aşkınlığı temsil eder. İnsanın doğası kendisine olmuş bitmiş ve tamamlanmış bir öz olarak verilmediğine, insan tıpkı bir kimyasal bileşik gibi, sadece birtakım unsurların bir toplamı olmadığına göre, söz konusu unsurların doğru bir sentezi için çaba göstermeye, ölümüne çalışmaya mahkûmdur. Bu mahkûmiyetin her koşul altında, doğru ve hakiki bir sentezi gerçekleştirememe ihtimalini de ihtiva ettiği dikkate alınırsa, buradan Kierkegaard’ın insandaki farklı öğelerin yanlış bir ilişki içine sokulması diye evrensel bir hal olarak tanımladığı “kaygı” ve “umutsuzluk” çıkar. Öte yandan, kendi doğasındaki bu farklı ve karşıt unsurların doğru ve uygun sentezine ulaşmak, Kierkegaard’da insanın başkalarından bağımsız olarak, kendi başına, kendi ruhunun içselliğinde veya özelliğinde gerçekleştirilemeyecek bir hedef ya da görevdir. Bu görev, ancak bireyin kendisini başka insanlarla, ama son çözümlemede ve özellikle de Tanrıyla doğru bir ilişki içine sokmasıyla başarılabilir. Dolayısıyla, egzistansın bir diğer önemli özelliği de kaygının kendisinin ayrılmaz bir parçası olduğu seçimdir. İnsan ona göre, seçmek ve kendisini seçmek, kendi kaderini üzerine almak zorundadır. Şu ya da bu şekilde yaşamamız ve seçimimizin sonuçlarıyla birlikte yaşamamız gerektiği için seçim yapmak dışında bir seçimimiz olamaz. Zaten seçimde bulunmamanın kendisi de daha az bilinçli bir seçim olsa bile, her şeye rağmen bir seçimdir. Ve insan varlıklarının karşı karşıya kaldıkları en temel seçim, özgürlüklerini tasdik etme ya da ondan kaçınma arasında yapılacak olan seçimdir. Ve özgürlükten kaçış, sürüye sığınma Kierkegaard’ın 19. yüzyıl toplumuyla bıkıp usanmadan ilişkilendirdiği bir şeydir.

    Egzistansı belirleyen sonuncu fakat en temel unsur, onun gerçekliğinin bütünüyle ahlaki bir gerçeklik olmasıdır. Kierkegaard’a göre, hareketten meydana gelen ve hareketinin amacı bir karara varmak ve onu her seferinde gözden geçirip yenilemek durumunda olan egzistansın mahiyeti onun varoluşsal düşünme adını verdiği düşünme türünde ortaya çıkar.


  • Özetlemek gerekirse egzistansiyalizm "ne şekilde ise bir şekilde varız, neden var olduğumuzu bilmesek de var olduğumuzu biliyoruz ve önemli olan da bu" biçiminde özetlenebilir sanıyorum.

    Bu görüşü ile egzistansiyalizm yani varoluşçuluk tanrı ile ilgilenmeyi gereksiz görür. Tanrı mı yarattı her ne şekilde varsak bunun bir önemi olmadığını vurgular. Bu özelliği ile agnostik kapsamda bir felsefedir.


Benzer Konular