• Bu gecikmiş bir ileti. Bunu 30 Ağustos'ta yazmak istiyordum ama zamanım olmadı. Yeni boşa çıkabildiğim için şimdi yazıyorum.

    Ben Atatürk'ün 26 Ağustos'ta bir kumar oynadığını biliyordum. Bu kumarda rest demiş, tüm elindekini sürmüştü. Ya kazanacak ya mahvolacaktı.

    Kocatepe'de sabaha kadar düşman hatlarını gözlemlerken akibetinin ne olacağını çok düşünmüş olmalı. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe diye tam bu gibi durumlar için söylenmiş olmalı. Atatürk bu taarruz sonucunda ya Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ölmez lideri, ya idam edilen ve ardından unutulup giden bir başarısız olacaktı. Buna uygun sloganı da seçti ve bildirdi: Ya istiklal ya izmihlal. Biz bugün bunu ya istiklal ya ölüm olarak söylüyoruz.

    Fakat bilmediğim yeni öğrendiğim bir konu vardı: Yunanlılar İstanbul'u da işgale kalkışmışlardı. Bu kaçınılmazdı, bunu yapmak zorunda hissettikleri muhakkak. Bu amaçla Yunanistan'dan dört tümen gelmiş, İzmir'den de üç tümen İstanbul'a gönderilmişti. İstanbul kıskaca alınıp işgal edilecekti. Fakat İngilizler buna karşı çıktı. Siz Afyon'u koruyun, Türkler taarruz edecek, Yunanistan'dan gelen tümenleri de Afyon'a gönderin dediler.

    Bunun üzerine tümenler İstanbul'u bırakıp Afyon'a yöneldiler. Atatürk hemen bu tümenler gelmeden taarruzu emretti. Fakat tekalifi milliye kapsamında elinde yok avucunda yok fakir halktan gereç güçlükle temin ediliyordu ve asker donatılabilmiş değildi. Çarıkları bile tamam değildi, yün çoraplarla taarruza kalkışacaklardı! Göz yaşlarını tutmak çok zor. Bu ordu taarruz pozisyonuna geçti. Atatürk Kocatepe'den hazırlıkları izler ve düşman hatlarını gözlerken mutlaka ki uyuyamamıştır.

    Yunanlılar Afyon doğusunu çok kuvvetli tahkim etmişlerdi. Güney dağlık olduğu için doğal bir tahkimat sağlıyordu ama Tınaztepe üzerinde de doğu kadar olmasa da Yunan gücü vardı. Atatürk dağlık bölgede Tınaztepe üzerindeki alana hakim konumdaki Yunan kuvvetlerine taarruz çok tehlikeli olduğu halde buradan taarruzu emretti. Diğer paşaların hepsi çok endişeliydi. Hazırlıklar eksik, dağlık bölgede yüksek bir tepeye taarruz! Bu çılgın adam yine Sakarya'da olduğu gibi çok riskli bir kumar oynuyordu.

    Ama artık Atatürk'e itiraz edecek hiç kimse yoktu. Sakarya savaşını kimsenin öngöremediği sezileriyle kazandıktan sonra her isteği emir olmuştu. Çaresiz Tınaztepe'ye taarruz başladı.

    Korkunçtu... Dikenli teller, mayınlar, uçaklar, tepeden ölüm yağdıran makineli tüfekler. Mucizeydi... Türk askeri Tınaztepe'ye ölüme gülerek tırmandı. Ölüm umurlarında bile değildi, ölüm yağıyordu, atıldılar. İlk kez bir Türk uçağı, o da kanatları yumurta akıyla kaplanarak ancak uçması sağlanabilmiş bir hurda, bir Yunan uçağını düşürdü!

    Tınaztepe ele geçirilince Yunanlılar savaşın sonucunun belirleneceği ovaya doğru çekildiler. Stratejik tepeler tamamen ele geçirilince ovada savunma pozisyonu alan Yunan kuvvetlerine taarruz edildi ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi başladı. Tepelere ölüme gülerek taarruz eden Türk askeri ovada Yunanlılara hiç şans tanımadı. Sonuç tam bir zaferdi ve Yunanlılar İzmir yönünde kaçmaya başladılar.

    Gerisini biliyoruz... Kurşun atmadık tabi tabi ne demezsin. Kurtuluş günlerini de kutlamak yanlış tabi tabi görürsem söylerim he he tabi tabi olur olur.


  • Atatürk'ün askeri dehası hiç su götürmez bir gerçek. Yunanlıların 4 bine yakın motorlu aracı vardı. Türk tarafında sadece 10 uçak varken Yunanlılarda 50 uçak vardı. Türk ordusunu sadece 300 küsür kamyon ve kamyonet ikmal edebiliyordu. Çoğu ikmaller deve ve kağnı ile yapılıyordu. Başkomutanlık meydan savaşından kaçan Yunanlıları kovalamak için sadece 1500 süvari vardı! Piyade Yunan hatlarını geçerken perişan olmuştu, Yunanlılara yetişemiyorlardı. Elli bin kadar Yunan askerini İzmir'e kadar kovalayan sadece 1500 süvari! Bu yüzden tam bir imha sağlanamadı. Binlerce Yunan askeri gemilere ulaşmayı başardı. Bu sayı yaklaşık 30 bin kadar. 1500 süvari bu kadar kuvveti kuşatıp imha edemezdi.

    Yine de Yunan tarafının ölü sayısının 120 bin olduğu tahmin ediliyor. Türk can kaybı 2 bin küsür fakat Yunan mevzilerini geçme sırasında mayınlar ve dikenli teller yüzünden yaralı sayısı bundan çok fazla. 10 bine yakın.

    Tarihin ender yazacağı bir savunma taarruzu. Yine Atatürk'ün askeri dehası ile konjonktürü çok iyi değerlendirmesi ve tam zamanında taarruzu başlatması sayesinde.

    Tüm dünya Mondros teslim oluşunu yırtıp çöpe atan ve Lozan'ı imzalayan Türkiye'ye saygı duydu. Bazı tohumlar hariç. Bunlar keşke Yunan galip gelseydi diyen, Yunan askeri halife askeridir, onlarla savaşanlar kafirdir diyenlerin tohumları.

    Halbuki Yunanlılar Ege bölgesini Türklerden arındırmak için zorunlu tehcir uygulamışlardır. 600 bin kişi yayan, aç evlerini terketmek zorunda bırakılmışlardır. Yerlerine Rumlar yerleştirilmiştir. Atatürk daha sonra Yunanistan ile anlaşarak bu Rumları iade etti. Batı Trakya Türkleri ile takas etti. Venizelos bunun üzerine Atatük'e barış ödülü verilmesini önerdi. Düşman takdir etti, takdir edemeyenler hiç ama hiç utanmıyor.

    Yunanlılar İstanbul'u da işgal hırsına kapılıp kuvvetlerini bölmeselerdi belki de taarruz başarısız olacaktı. Atatürk derhal bu avantajı gördü ve yetersiz donanıma rağmen taarruzu başlattı. Taarruzun başarısız olması durumunda Atatürk kesinlikle öldürülürdü. Bu son derece kesin. Tüm zekasını, yeteneğini koydu ve kazandı.

    Yunanlıların Anadolu topraklarında kazandığı son başarı Truva iyi mi! Binlerce yıl sonra tekrar geldiler ve hezimete uğradılar. Bu tarihi başarının mimarı Mustafa Kemal Atatürk. Dehası ile başarılamayacağı başardı. Onun dehası olmasa elimizdeki güç bu savaşı kazanmaya yeterli değildi!


  • Şimdi taarruz öncesini bir kez daha değerlendirelim: Yunanlılar tüm Ege bölgesi sınırını korumak zorundaydılar. Türk taarruzu 700 kilometrelik hattın herhangi bir yerinden veya tamamından olabilirdi. Esasen Yunanlılar geniş bir cephe taarruzu bekliyorlardı. Atatürk de bunu biliyordu. Kuvvetinin büyük çoğunluğunu, neredeyse tamamını Afyon civarına topladı. Bu büyük riskti. Afyon da çok iyi tahkim edilmiş! Mayınlar ve dikenli teller kat kat. Ya herru ya merru. Başarısızlık durumunda tam bir yenilgiye uğramak kaçınılmazdı.

    Yunanlılar Türk ağırlık merkezinin Afyon'a toplandığını öğrenselerdi önlem alırlardı. Tüm kuvvetleri ile taarruzu karşılasalar başarılı olabilirlerdi. Atatürk cephe savaşı yerine yarma harekatı planlamıştı.

    Afyon civarına biriken gücün büyük kısmı da güneyden, dağlık bölgeden Tınaztepe'ye taarruz edecekti. Yunanlılar böyle bir çılgınlığa ihtimal vermiyorlardı. Taarruzu Afyon doğusundan bekliyorlardı. Türk ordusu dağlık araziden üstelik yüksek bir tepeye taarruz edemezdi. Buna gücü yoktu. Yunanlıların iki ağırlık merkezi vardı. Afyon ve kuzeyinde taarruza açık uzun bir hat. Atatürk yarma harekatı ile bu iki ağırlık merkezini ayırdı. İrtibatlarını kesti ve neler olduğunu anlayamadılar. Türklerin Tınaztepe'ye beklenmedik taarruzu ve tepeyi ele geçirmeleri ile şok oldular. Yunan savunması yarılınca büyük panik oldu. Diğer Afyon doğusundaki kuvvetler de taarruz edince Yunan kuvvetleri bölünerek irtibatları kesildi. YUnanlılar Çiğiltepe'yi de kaybedince, ki Atatürk Albay Reşat'a Tınaztepe ele geçirilir geçirilmez Çiğiltepe'ye saldırmasını ve ne pahasına olursa olsun ele geçirmesini emretmişti. Albay Reşat söz verdiği saatte ele geçiremediği için tabancası ile intihar etti. Yarım saat sonra Çiğiltepe ele geçirildi. Görev başarılamadığı için komutanlarının intihar ettiğini duyan askerler ölüme koşarak makineli tüfek ateşi altında büyük bedel ödeyerek Çiğiltepe'yi aldılar.

    Bu anda Yunan ordusu çekilmeye başladı. Epeyce çekildikten sonra mevzilendiler. Burada da indirici darbeyi yediler. Başkomutanlık meydan savaşı sonucu belirledi. Artık bozgun halinde kaçıyorlardı. Fakat kovalayan sadece 1500 atlı idi. Piyadeler bitikti, kovalamaları olanaksızdı. 1500 atlı elli bin kişiyi önünde sürdü. Ama artık bir daha durmayı ve mevzilenmeyi göze alacak durumda değillerdi. Tek amaçları gemilere binip kaçmaktı. Hiç bir komuta kademesi yoktu, hepsi canını kurtarma telaşındaydı.

    Etkili bir komuta olsa, piyadelerle ara açılınca 1500 atlıya karşı bir saldırı denemesi yapabilirlerdi. Piyadeler yetişemezdi, çok yıpranmışlardı. Ama sonuçta bu da Yunanlıların tamamen imhası ile sonuçlanırdı. Çünkü gerideki piyadeler 150 bin kişiden fazlaydı. Türk tarafı çok da ağır kayıp vermemişti. Sonuçta Başkomutanlık meydan savaşı sonunda Yunan kaybı Türk kaybının on katıydı. Yetiştikleri anda Yunanlılar komple imha!

    Fakat yani sonuçta at da yorulur, sürekli koşamaz. Yunanlılarda ise kamyonlar var. Kamyonları cepheye sürecek değiller, bunlar sağlam kalmıştır ve atlarla kamyonları yakalayamazsın. Kaçanlar canlarını kurtardılar. 1500 süvari bunlara ancak yetişmeye çalışabilirdi, yetişemezlerdi.

    Türk ikmali o kadar sınırlıydı ki, Afyon'dan İzmir'e yayan bir gidin bakayım nasıl oluyor? Hem de çetin bir savaşın ardından! Bu sınırlı ikmal yüzünden Yunanlıların gemilerle kaçırılması günlerce sürdü. İngiliz gemileri de Yunanlıları toplayıp kaçırdı. Gemilere binmeden önce evleri hep ateşe verdiler. Yangınlar günlerce söndürülemedi.

    Yine de 225 bin Yunanlıdan ancak elli bini ülkesine sağ dönebildi.


Benzer Konular

  • 1
  • 2
  • 4
  • 4
  • 13