@house Evet, olayın en acı kısmı da burası.
Taşı üst üste koyan, duvarı ören, yıllarca yağmurda çamurda koruyan köylü, bittikten sonra kapıdan girmeye utanıyor. "Benim ne işim var orada, orası beylerin yeri" diyor.
Bu aşağılık kompleksi değil aslında, öğretilmiş çaresizlik. Yüzyıllar boyunca sistem sana şunu demiş:
Sen yaparsın, ama sahip olan başkasıdır.
Sen ekersin, ama ambar başkasıdır.
Sen korursun, ama anahtar başkasıdır.
Halk pasif ezik olunca...fedai olmayı kahramanlık sanıyor .
Bunu 3-4 nesil duyunca, insan ister istemez içselleştiriyor. Bizim köylerde hala vardır, yeni boyanmış camiye eski elbiseyle girmeye çekinir adam. Halbuki camiyi yapan da o, boyayan da o.
Feodal zihniyet de tam bu boşluğu bekliyor. Sen "burası bana layık değil" dediğin anda, biri gelip "haklısın, burası sana layık değil, bana layık" diyor ve çöküyor. Tapu da, işletme de, anahtar da ona geçiyor.
O yüzden konak butik otel olunca, köylü kızıp "zaten benim ne işim var orada" diyor. O cümle kurulduğu anda, mücadele bitiyor. Adamlar da zaten o cümleyi duymak için bekliyor.
Korumanın yolu da tam tersi cümle: "Bunu ben yaptım, o yüzden en çok ben gireceğim."
Bunu demememiz için sürekli olarak ezikliği içselleştiren yayınlar yapılıyor. 30 yıldır villa-konak ağa-uşak dizileri ile akşama kadar şükür ettiren yayınlarla beynimiz yıkanıyor.
Şükür ederek bir yere varılsaydı tekerlek bile icad edilmezdi.