İçeriğe atla
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar
Daralt
Marka Logo

efelsefe

Forum Kuralları Canlı Sohbet
Yapma KafaY

Yapma Kafa

@Yapma Kafa
Takip etme Takip Et
Hakkında
İleti
407
Konu
152
Shares
0
Gruplar
1
Takipçiler
0
Takip Edilenler
3

İleti

Güncel En İyi Tartışmalı

  • Neo Feodalizm - Liberalizm
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Sosyoloji neo feodalizm lobicilik sosyal demokratlık

    @house Evet, olayın en acı kısmı da burası.

    Taşı üst üste koyan, duvarı ören, yıllarca yağmurda çamurda koruyan köylü, bittikten sonra kapıdan girmeye utanıyor. "Benim ne işim var orada, orası beylerin yeri" diyor.

    Bu aşağılık kompleksi değil aslında, öğretilmiş çaresizlik. Yüzyıllar boyunca sistem sana şunu demiş:

    Sen yaparsın, ama sahip olan başkasıdır.
    Sen ekersin, ama ambar başkasıdır.
    Sen korursun, ama anahtar başkasıdır.

    Halk pasif ezik olunca...fedai olmayı kahramanlık sanıyor .

    Bunu 3-4 nesil duyunca, insan ister istemez içselleştiriyor. Bizim köylerde hala vardır, yeni boyanmış camiye eski elbiseyle girmeye çekinir adam. Halbuki camiyi yapan da o, boyayan da o.

    Feodal zihniyet de tam bu boşluğu bekliyor. Sen "burası bana layık değil" dediğin anda, biri gelip "haklısın, burası sana layık değil, bana layık" diyor ve çöküyor. Tapu da, işletme de, anahtar da ona geçiyor.

    O yüzden konak butik otel olunca, köylü kızıp "zaten benim ne işim var orada" diyor. O cümle kurulduğu anda, mücadele bitiyor. Adamlar da zaten o cümleyi duymak için bekliyor.

    Korumanın yolu da tam tersi cümle: "Bunu ben yaptım, o yüzden en çok ben gireceğim."

    Bunu demememiz için sürekli olarak ezikliği içselleştiren yayınlar yapılıyor. 30 yıldır villa-konak ağa-uşak dizileri ile akşama kadar şükür ettiren yayınlarla beynimiz yıkanıyor.

    Şükür ederek bir yere varılsaydı tekerlek bile icad edilmezdi.


  • Neo Feodalizm - Liberalizm
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Sosyoloji neo feodalizm lobicilik sosyal demokratlık

    Bize tarih diye gösterdikleri yapıların çoğu da feodal düzenin geçmişi. Konaklar yalılar saraylar mansiyonlar şatolar ve müzelerdeki sanat eseri diye gösterilen varlıkların hepsi feodal düzenin geçmişine ait.

    Halkın ürettiği ama asla kullanamadığı şeyleri bize sanat ve tarih diyerek yutturuyorlar. Ve günümüzde bile onları koruyup yaşatmak için para ve emek harcıyoruz.

    Bir kale cami yada şatonun tamiratı tadilatı için harcanan milyon dolarlar bizim cebimizden çıkarken vatandaş akan çatısını tamir etirmek için kara kara düşünüyor ve sonunda yine bankaya köle oluyor.

    Mezarlıklarına varana kadar bize korutup baktırıyorlar.

    Bu çok eski bir tartışma, hatta Fransız Devrimi'nde baya kanlı bir tartışma.

    1789'da halk Versailles'a girince aynı cümleyi kurdu: "Biz açken bunlar altın tabaklarda yemek yemiş, bu sarayları niye koruyalım, yıkalım."

    İki görüş çıktı o zaman:

    1. görüş: Bu yapılar zulmün eseri. Köylü taş taşımış, vergisini vermiş, ağa yalı yapmış, paşa konak yapmış. Şimdi onu korumak için yine köylünün vergisini harcamak, ikinci kez soygun. Bırak yıkılsın, malzemesiyle halka ev yap.

    2. Karşı görüş: O konağı yapan da, o çiniyi yapan da, o sütunu oyan da halk. Ağa sadece "benim" demiş. Eserin işçiliği, bilgisi halka ait. Yıkarsan, ağanın günahını cezalandırmak için ustanın emeğini silmiş olursun.

    Bugün de aynı ikilem var.

    "kale, cami, şato tamiratına milyon dolar gidiyor, adam kendi çatısını yaptıramıyor" demen ekonomik olarak doğru. Kültür Bakanlığı bütçesi, Vakıflar bütçesi doğrudan vergiden gidiyor.

    Ama işin diğer tarafı da var: O kale, o yalı bugün turist getiriyorsa, o turist lokantacının, taksicinin, otelcinin cebine para bırakıyor. Yani bir kısmı geri dönüyor. En azından teoride böyle olması gerekiyor.

    Sorun şurada başlıyor Gelir geri dönmüyor, yine aynı yerde toplanıyorsa. Yani kale için harcanan parayı halk veriyor, kaleden kazanılan parayı yine yalı sahibi, otel zinciri alıyorsa, o zaman 1. Görüş doğru oluyor, mezarlığına kadar bize baktırmış oluyorlar.

    O yüzden mesele "tarihi koruyalım mı, yıkalım mı" değil, "korumanın maliyeti kime, geliri kime" meselesi.

    Ama 1. Görüş daha haklı çünkü vatandaş şunu görüyor: Benim dedem o konağın harcını karmış, ben bugün o konağın biletini alacak parayı bulamıyorum, ama vergimle onun çatısı tamir ediliyor.

    Bu adaletsizlik hissi gerçek.

    Tatilde gidip o konakta o şatoda kahvaltımı yapamıyorum yine aynı feodal düzene hizmet ediyor.

    İşte tam o nokta.

    O konak eskiden ağanın oturduğu yerdi, sen kapısından giremiyordun. Şimdi restore edildi, butik otel oldu, müze oldu, kahvaltı 2500 lira. Yine kapısından giremiyorsun.

    Sadece kapıdaki bekçi değişti. Eskiden bekçiye ağa "köylüyü sokma" diyordu, şimdi kasa "hesabı ödeyemeyeni sokma" diyor. Sonuç aynı, sen dışarıdasın.

    1. Halkın sırtından yapılıyor
    2. Halkın vergisiyle restore ediliyor
    3. Sonra halka değil, parası olana satılıyor

    Karadeniz'de yayla evi, İstanbul'da Boğaz yalısı, Hatay'da eski konak, hepsinde aynı film. Önce "koruma kurulu" geliyor, vatandaşa "çivi çakamazsın, burası sit alanı" diyor. Vatandaş evi çürüyünce satmak zorunda kalıyor. Sonra büyük para geliyor, aynı eve çivi değil, jakuzi çakıyor, izin çıkıyor, otel oluyor.

    Sen de tatilde gidip bakıyorsun, eskiden dedenin taşını taşıdığı duvara şimdi "brunch + fotoğraf paketi" yazmışlar.

    Asıl soru şu olmalı: O konakta kahvaltıyı kim yapabilmeli? Sadece parası olan mı, yoksa o taşı taşıyanın torunu da mı?


  • Neo Feodalizm - Liberalizm
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Sosyoloji neo feodalizm lobicilik sosyal demokratlık

    Günümüzde lobilerin ağaların şirketlerin halka karşı kullanacakları şiddet araçları şekil değiştirdi . Öldürmek istese devleti öne sürüyor. Çalmak istese devleti aracı yapıyor.. her türlü suçlarına devleti kullanarak meşru kılıf buluyorlar

    Weber'in 100 yıl önce söylediği tanım tam bu: "Devlet, şiddetin meşru kullanımını tekeline alan aygıttır."

    Şiddeti kendisi kullanmak istemeyen, ama şiddetten fayda görmek isteyenler devleti taşeron yapıyorlar

    Nasıl?

    1. Şiddet için devleti öne sürmek:

    Eskiden ağa kendi adamıyla köy basardı. Bugün bunu yapsa katil olur. Ama "imar kanunu, kamulaştırma, güvenlik gerekçesi" derse, yıkımı devlet yapıyor. Sonuç aynı, ev yıkılıyor ama fail ortada yok. Dosyada "idari işlem" yazıyor.

    2. Çalmak için devleti aracı yapmak:

    Eskiden kervan keserdin, haydut olurdun. Bugün ihale, teşvik, vergi muafiyeti, imar değişikliği var. Para doğrudan cebine girmiyor, önce devletten geçiyor. O yüzden hırsızlık değil, "teşvikten yararlanma" oluyor.

    Günümüzde ağanın elinde kırbaç yok ama:

    • Borç var
    • İcra var
    • Ruhsat iptali var
    • "Terör soruşturması, vergi incelemesi" tehdidi var

    Bunların hepsi de modern kırbaç. Fiziksel değil, ekonomik ve hukuki şiddet.

    Durum devletin yok olması değil, tam tersi devletin "ele geçirilmesi". Buna da siyaset biliminde "state capture" diyorlar. Ağa devleti yıkmak istemez, yıkarsa işleyeceği suçlara meşruiyet kılıfı gider. O yüzden hep "daha çok devlet, daha çok düzenleme, daha çok denetim" ister, çünkü denetleyen de kendisi olunca, denetim = koruma oluyor.

    Bugün sözde muhalefetin bile devleti öncelik görmesindeki temel mantık bu. Hepsi de feodalizm düzeninden nemalanıyorlar. Adına da sosyal demokrat demişler.


  • Neo Feodalizm - Liberalizm
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Sosyoloji neo feodalizm lobicilik sosyal demokratlık

    Eskiden feodalizm açıktı:

    Ağa der ki: Toprak benim, sen benim toprağımda çalışırsın, can güvenliğini ben sağlarım, sen de ürünün yarısını verirsin.

    Şimdi aynısını açık dese kimse fabrikada kırbaçla çalışmaz. Çünkü halkın elinde 3 tane yeni araç var, eskiden yoktu:

    1. Hukuk dili: En azından kağıt üstünde göstermelik de olsa "eşit vatandaşsın" diyebiliyorsun, dava açabiliyorsun.

    2. Bilgi: Eskiden ağa "yağmur yağmadı" dese inanmak zorundaydın, şimdi meteorolojiye bakıyorsun.

    3. Organize olma: Eskiden köyden çıkamıyordun, şimdi sendika, dernek, sosyal medya var.

    O yüzden doğrudan feodalizme dönemiyorlar, "maske" gerekiyor. Maske de devlet.

    Devlet neden işlerine yarıyor?

    • Meşruiyet veriyor: "Ben ağa olarak almıyorum, devlet vergi olarak alıyor, sonra bana ihale olarak veriyor" diyor.

    • Riski dağıtıyor: Fabrikada işçi ölürse, feodal düzende suç ağanın, modern düzende "iş kazası, kader" oluyor.

    • Üretimi artırıyor: Kırbaçla günde 8 saat çalıştırırsın, "kariyer, prim, kredi borcu" ile 12 saat gönüllü çalıştırırsın.

    "Zaten üreten halk, onlar sadece kazancını yiyor."

    Bu 300 yıldır aynı tartışma. Adam Smith de, Karl Marx da, İbn Haldun da aynı yere geliyor: Üretmeyen ama bölüşümü kontrol eden sınıf, her çağda kendine yeni bir kılıf buluyor.

    Eskiden kılıf olarak "kanım asil, Tanrı beni seçti" derlerdi. bugün ise modern kılıf "ben daha girişimciyim, risk alıyorum, markam var". Diyorlar.

    Bu piçleşme aslında yeni bir şey değil, kılıfın eskimesi. Kılıf eskidiğinde, altındaki feodal iskelet görünmeye başlıyor.

    Günümüzde muhalefet bile aynı feodalizmi savunuyor. Adına sosyal demokratlık deniyor.

    Patron kaymağı yesin işçiye devlet baksın.. işte size sosyal demokratlık yada liberalizm maskesi altındaki neo-feodalizm


  • Adalete Devlete Olan Güveniniz Arttı mı?
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma adalete olan güven

    Siyasi sorumlular ve kamu görevlileri ağır cezalar alana kadar siyasete güvenmem. Hangi ülke olursa olsun.

    İşini partiden yürütmek, bürokrat ve gazeteci satın almak, tehdit ederek üstünü örtmek gibi konular devam ettikçe hiçbir devlete güvenmem.


  • Avrupa İnsan Hakları Bilmenesi
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma aihm feminizm kadın hakları

    Lafı uzatmadan direkt konuya gireceğim

    2017, Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi, 5 ayda 115-158 arası 18 yaş altı hamile çocuk, 38'i 15 yaş altı. Hastanenin polise bildirim yapmadığı, durumu tutanakla savcılığa bildiren sosyal hizmet uzmanı İclal Nergiz'in ise sürgün edildiği ortaya çıkmıştı.

    Valilik önce soruşturma izni vermedi, sonra Bölge İdare Mahkemesi "çocuk istismarına ilişkin kuvvetli emare var" diyerek o kararı iptal etti, soruşturma izni verildi. edc7

    2018'de patladı, 2026 oldu, hala toplumun gözünde "ne oldu" sorusu duruyor. Savcılıkta cinsel istismar dosyaları ayrı yürüyor dendi ama kamuoyuna yansıyan toplu bir hesap verme olmadı.

    İşte burada AİHM ve feminizm eleştirisi cuk oturuyor:

    Çocuk hakları deyince Avrupa'da çok hassas olan mekanizma, Türkiye'de 38 tane 15 yaş altı çocuk hamile kalmış, sistematik bildirim yapılmamış, bunu ortaya çıkaran cezalandırılmış, buna dair tek bir hızlandırılmış, öncelikli AİHM kararı duymuyoruz.

    Ama aynı dönemde siyasi bir figürün Twitter dosyası 6 ayda pilot karar oluyor.

    Vatandaş da haklı olarak diyor ki: "Çocuk hakkı evrensel değil mi, neden biri için jet hızı, diğeri için yıllarca bekleme?"

    Bu öncelik sıralaması olduğu sürece de AİHM'in çocuk haklarını savunduğu algısı oluşmuyor. İşine gelen dosya, sesi çok çıkan dosya öne alınıyor.

    Hiçbir kadın hakları derneği ve feminist dernekleri ortada yoktu.

    İclal Nergiz bu haberi ortaya çıkardığı için neredeyse tımarhaneye yatırılacaktı.

    Chp yi unuttuğumu sanmayın. O zaten topu çevirdi çevirdi olayı unutturdu gitti.

    İşin ucu hangi zenginlere ve siyasetçilere dokundu sorusu akla geliyor.

    Delikanlı feministler ortada yoklar!!! Patronları izin vermemiş olabilir.

    Neyse pembe don giyip boğaziçi kampüsünde dans edin eniyisi.


  • CHP Solculuğu
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma chp solcu değildir türk tipi solculuk

    Türkiye siyasetinde genelde tartışmalar CHP ne kadar sosyal demokrat diye oluyor.

    Türkiye siyasetinin tamamı batı çalışma gurubunun kontrolünde. Akp ne kadar muhafazakar ise chp de o kadar sosyal demokrat.

    Bak böyle düşününce terazi dengeleniyor. Hepsi ortada buluşuyorlar.

    Bildiğim tek şey tr siyasetinin halk düşmanı oldukları.

    Konuyu daha da genişletebiliriz.

    Sözde millet vekili maaşı 350 bin
    Sözde kamu görevlisi en düşük 70 bin alırken

    Asgari ücret 28 bin.

    Hangisi hangisine karşı buradan da net anlaşılıyor zaten.

    Bie başka açıdan bakalım; korona zamanında chp nin ne kadar da kapitalist faşist provakatif davrandığını gördük. Küresel projelerin üstüne atlayan ilk sazan..güya muhalefet güya sorgulayan bir parti.

    Tıpkı avrupanın insan hakları mahkemesi gibi.. kendi ajanları dışında hiç kimsenin hakkını umursadığı görülmemiştir.


  • Borsada 850 Milyarlık Hisse Donduruldu
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma borsada 130 fon borsa manipülasyonu

    İşveren de çok destekledi 30 yıldır bunların rezaletini. Şimdi hepsi birer birer etkileniyor. Arada gerçekten masum varsa onlar hariç hepsinin köküne kibrit suyu...


  • Kara Para mı Aklıyorlar?
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma kara para aklama

    Hava alanında bir porsiyon döner 3000 tl olmuş ekim 2026 tarinde. Yani 0.5 g altın yada 110 dolar. Yanında içecek veriyorlar mı bilmiyorum ama büyük olasılıkla yoktur.

    Gidip kontrol etmek gerek ne vergi ödüyor ne ciro yapıyor bir de kaç kişi alıyor diye. Gtü yiyen memur varsa soruştursun. Bakan demişki haksız kazanç ile mücadele devam edecek🤣🤣🤣

    Günde 100 müşteriye döner satıp da 5 bin döner fişi kesip para aklıyorlar mı denetlesinler.


  • Ölü İnternet Ölü Medya
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Bilim & Teknoloji ölü internet ölü televizyon

    Sistem aynı , şimdi hepsi aynı bokun laciverti oldu.

    Eskiden mantık şuydu: Sen birini takip ediyorsun, onun attığını görüyorsun.

    Şimdi mantık tam tersi: Seni takip ediyorlar, sana göre içerik üretiyorlar.

    Nasıl yapıyorlar:

    1. Pinterest, Insta, TikTok: Sen "bahçe saksısı" arattın ya, artık sana gerçek insanların attığı saksı fotoğrafını göstermiyor. Yapay zekaya anında "bahçe saksısı olan güzel bir kadın, gün batımı" diye resim ürettirip önüne koyuyor. Çünkü gerçek fotoğraftan daha çok tutuyor, daha çok izletiyor.

    TikTok'ta gördüğün videoların yarısı artık gerçek değil zaten. Ses yapay, yüz yapay, hikaye yapay.

    2. Arama bile öyle: Google'da bir şey arıyorsun, eskiden 10 site listelerdi. Şimdi yukarıda yapay zeka özet çıkarıyor, anında uyduruyor. Kaynak var mı yok mu belli değil.

    Yani sen "Zemzem" yazıyorsun, sana internetteki gerçek bilgiyi getirmiyor, senin tıklayacağını düşündüğü, seni daha çok tutacak şeyi anında yazıp koyuyor.

    O yüzden hepsinde aynı his: Her şey sana özel yapılmış gibi ama hiçbir şey gerçek değil.

    Eskiden internet kütüphane gibiydi, gerçek kitaplar vardı. Şimdi lunapark aynası gibi, sana ne görmek istiyorsan onu gösteriyor ama hepsi yamuk.

    Artık "gerçek insan var mı" diye sormuyoruz, "gerçek bilgi var mı" diye soruyoruz.

    Tv hepsinden beter, en azından TikTok'ta algoritma seni tanıyor, TV'de seni hiç tanımıyor.

    TV'nin olayı şu:

    Türkiye'de 85 milyon kişi var, TV'yi ölçtükleri alet kaç evde biliyor musunuz? 3-4 bin evde.

    Peoplemeter dedikleri o sayımetre gibi kutu. 3 bin eve koyuyorlar, o ev ne izlerse 85 milyon onu izliyor sayıyorlar.

    Ve o 3 bin evin çoğu:

    • Yaşlı
    • Ev hanımı
    • Bütün gün evde

    Genç, çalışan adam zaten TV izlemiyor. O yüzden TV'de hep aynı şey: Gündüz kuşağı cinayet programı, akşam ağlama dizisi. Çünkü o kutunun olduğu ev onu istiyor.

    Üstelik kanallar o kutunun nerede olduğunu öğreniyor, gidip hediye veriyor, "bizi izle" diyor. Reyting hilesi alenen yapılıyor.

    En azından X, Insta seni kandırmak için uğraşıyor, yapay zeka falan kullanıyor.

    TV hiç uğraşmıyor. 1990'daki dizinin aynısını çekiyor, 3 bin eve soruyor, "çok beğenildi" deyip 85 milyona satıyor.

    TV hepsinden daha ölü. X'de en azından 100 milyon gerçek insan var dedik, TV'yi gerçekten izleyen 5 milyon bile yok artık. Herkes açıyor, arkada ses olsun diye duruyor.

    Reklam kutusu olmuş. Çaresizlik içinde sürekli reklam veriyorlar. Daha fazla reklam görünce aynı üründen 3 tane almıyorum ki. Hatta çoğu zaman küfür edip kapatıyorum. Yada reklamlara duyarsızlaşıyorum.

    Bunun bilimsel araştırması bile var.. aynı reklamı 3 kere görünce ürünü alıyorsun ama 20 kere görünce nefret edip almamaya çalışıyorsun. Hatta daha sonra beyin hiç algılamıyor çöpe atıyor.


  • Kişi Başına Düşen Milli Gelir
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma kişi başı milli gelir

    .....2026 ya göre kağıt üzerinde aylık min 65 bin, cebinde 28 bin.

    Sistem tam olarak bunu gizlemek için kurulmuş.

    Ülkenin bütün geliri/nüfus hesap bu kadar basit. Ama bunun içinde ödediğin vergi de var. Daha doğrusu herşey var.

    Asgari ücret Bürüt 42.000

    • Yol servis 4.000
    • Yemek 12.000
    • Özel sigorta 2-3.000
    • Bayram kolisi, etkinlik, elektrik, çay, şeker...
      = İşverene maliyet 65.000

    İşçi ne alıyor? Ele geçen net 28 bin

    Aradaki fark nereye gidiyor?

    • 20.000'i devlete vergi + SGK
    • 15.000'i enflasyona, yol parası zaten geri dönüyor
    • Kalanı işverenin zorunlu harcaması

    Ama TÜİK'e, IMF'ye, haberlere nasıl giriyor? "Türkiye'de işçiye 65 bin harcanıyor" diye.

    Avrupa'da da aynı oyunu yapıyorlar. Adam diyor ki "Almanya'da asgari ücret 2000 Euro". Bürüt. Net 1400 kalıyor, kira 900. Cebinde 500.

    İşçi de mutsuz, işveren de mutsuz, arada devlet ve aracılar kazanıyor.

    O 65 bin işçinin maaşı değil, işçinin üzerinden dönen paranın toplam maliyeti. İşçinin suçu ne? Hiçbir şey üretmese bile o para harcanıyor ve milli gelire yazılıyor.

    O yüzden diyorlar ya "kişi başı 15 bin dolar". Bu hesaptaki 65 bin gibi. Var gibi görünen ama kimsenin cebinde olmayan para.


  • CHP Solculuğu
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma chp solcu değildir türk tipi solculuk

    @tenten Doğru tespit, CHP solcu değil, hiç olmadı. Solcu gibi davranmak zorunda kaldığı dönemler oldu ama kökeni farklı.

    Senin yazdığın tanım çok net, oradan devam edelim:

    Türkiye'deki Devletçilik neydi?

    6 okun içindeki devletçilik, sosyalizm değil. Hatta anti-sosyalizm.

    1930'da dünya krize girdi, özel sermaye yok. Türkiye dedi ki: Özel sektör fabrika kuramıyorsa devlet kursun. Ama işçiye fabrikayı verme, devlette kalsın. Yani:

    • Fabrikayı devlet kurar
    • İşçiyi de işvereni de devlet yönetir
    • Sınıf kavgası yasak, herkes milletin parçası

    Bu tarif ettiğin şeyin ta kendisi: Otoriter korporatizm.

    Nereden geldi?

    1930'larda bütün dünyada aynı model moda:

    • İtalya'da Mussolini: Korporatif Devlet
    • Almanya'da hittler... farklı versiyonu
    • Türkiye'de: Devletçilik
    • Hatta Roosevelt Amerika'da bile benzerini denedi, New Deal.

    Tek parti dönemine bak, sistem birebir:

    • Sınıf yok, meslek grupları var. Çiftçi, işçi, memur, esnaf.
    • Hepsi CHP'nin içinde temsil ediliyor güya.
    • Bağımsız sendika yasak. Grev yasak. Çünkü "bizde sınıf çatışması yok, hepimiz milletiz."
    • İşçi ile patron kavga ederse devlet araya girer, barıştırır.

    Bu faşizmin ekonomi tanımı zaten. Mussolini'nin 1927 İşçi Sözleşmesi ile 1930'lar Türkiye'sinin iş kanunu neredeyse aynı cümlelerle yazılmış.

    Sosyalizm ne der? Sınıf var, işçi patronu devirecek.
    Korporatizm ne der? Sınıf yok, hepiniz devletin organısınız, kavga etmeyin.

    O yüzden CHP:

    İşçiye fabrika vermedi, memura verdi.

    Toprağı köylüye vermedi, ağaya dokunmadı.

    1947'ye kadar sendika kurdurmadı.

    Solculuk 1960'larda Ecevit'le geldi, o da partiye dışarıdan eklemlendi. Kökeninde yok.

    O yüzden bugün de CHP'ye sol diyen yanılıyor, sağ diyen de yanılıyor. Otoriter korporatist bir devlet partisiydi. Şimdi de o gen hala duruyor.


  • Fragging Korku Piramiti
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Sosyoloji korku pramidi fragging

    Fragging....bütün otoriteler en çok emri altındakilerden korkuyor. Devlet vatandaştan , iktidar ordudan, ordu kendi askerinden..

    Evet. Piramit hep böyle.

    En tepede oturan, en alttakinden korkar. Çünkü sayı altta.

    Devlet vatandaştan korkar -> o yüzden polis, jandarma, kamera, fişleme.

    İktidar ordudan korkar -> o yüzden orduyu böl, sadık birim kur, generalleri değiştir.

    Ordu subaydan korkar mı? Hayır, subay erinden korkar -> o yüzden erin silahını say, mermisini say, koğuşunu denetle.

    Patron işçiden korkar, ev sahibi kiracıdan korkar.

    Bütün otorite, korku üzerine kurulu olduğu için en çok kendi tabanından korkuyor. Düşman dışarıda değil, içeride ve sayıca çok fazla.

    O yüzden bütün sistemin tek amacı var: Alttakilerin birbiriyle konuşmasını engellemek.

    • Mahalleyi yık, kentsel dönüşüm yap komşuluğu bitir.
    • Sendikayı yasakla, işçiyi yalnız bırak.
    • Askeri karıştır, bölüğü dağıt.

    Konuşamayan itaat eder sanıyorlar. Ama tam tersi, konuşamayan daha çok bileniyor. En sessiz birlik, en tehlikeli birliktir. Patladığında fragging olur işte.

    İktidar devleti, devlet vatandaşı, komutan askeri tutamıyorsa, zaten bitmiştir. Düşman sadece son darbeyi vurur.

    Fragging deyimi ABD Vietnam savaşı sırasında ortaya çıktı.

    Fragmentation Grenade: parça etkili el bombası demektir.

    Zorla askere alınan erler abd ordusunda komutanlara öfkelenip parçalı elbombası atarak subayları öldürmüşler. Vietnam savaşında 1000 civarı olay tespit edilmiş. ABD nin savaşı kaybetmesindeki en önemli faktör buydu.

    Ancak bu yeni birşey değil 5000 yıldır var olan bir durum. Sadece 70 yıl önce adı konmuş.


  • Borsada 850 Milyarlık Hisse Donduruldu
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma borsada 130 fon borsa manipülasyonu

    Ekonomide NAS VAR NAAAS diyerek faizi indirip enflasyonu dayatan zihniyet acaba fatma betül ve ortaklarına NAAAAS uygulamayacak mı?

    Neydi hırsızlığın cezası?

    Şeriat isterük diyenlere şeriatla muamele buyrula..keşkee


  • Maaş Vergi Kira Sarmalı
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Genel Alanlar maaş vergi kira

    Ülkenin asıl sorunu düşük ücret karşılığında çok çalışmak zorunda olmamız ve kanunların çifte standardı. Ama bunları konuşmayalım diye elalamin derdi ile gündem oyalıyorlar.

    Ukrayna filistin fransa bundan bize ne. Günde 5 saat dünyayı tartışıyoruz ama yine aynı çukurda patinaj çekiyoruz.

    İkinci perde ise etnik ve siyasi tartışma ortamı yaratmak.

    Toplum hak aramayı öğrenirse ne ister?

    Kira, maaş, ihale, adalet. Bunların hepsi ortak dert. Ortak dert = büyük kalabalık. Büyük kalabalık = iktidar için risk.

    O riski bölmenin en ucuz yolu, ortak derdi unutturup kimlik tartışması çıkarmak.

    Amaç herkes kendi küçük kabilesine çekilsin ve sürekli düşman yaratılarak şükretmesi sağlansın

    Bu yeni değil, Roma'dan beri var. Halk ekmek isteyince, gladyatör dövüşü başlatıyorlar. Kavga bitsin diye değil, ekmek unutulsun diye.

    Şimdi de aynı. Ne zaman ekonomi hatırlanmaya başlasa türk kürt tartışması yads chp akp tiyatrosu hazırlanıyor.

    Muhalefet iktidarın değişmesini istiyor ama düzenin değişmesini istemiyor. Çünkü kendi sırası geldiğinde aynı şeyleri onlar da yapacak.


  • Avrupa’da sokaklar alev alev: Arnavutluk, Fransa derken İtalya da ayakta
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Serbest Kürsü protestolar

    Protestocular göçmen bile olsa en azından kendi sefilliklerine şükredip de afrikaya filistine yardım diye yırtınmıyorlar bizimkiler gibi.


  • CHP Solculuğu
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma chp solcu değildir türk tipi solculuk

    Muhalif görünen siyasetçilerden deşifre olanlar birer birer saray koruması altına alınıyorlar. Sırada özgür özel var bakalım ne zaman saraya yanaşacak.


  • Kriz Retoriği İktidar ve Muhalefetin İşbirliği
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Genel Alanlar gerçek muhalefet kriz yönetimi iktidar muhalefet birlik işbirlikçi muhalefet

    Kartel Parti Teorisi.

    Katz ve Mair 1995'te yazdı. Diyor ki:

    Bir noktadan sonra iktidar ve ana muhalefet birbirine rakip değil, aynı sistemin iki bekçisi oluyor.

    Nasıl?

    1. Halkın talebi radikal. Diyelim ki "kiralara tavan gelsin, vergiler düşsün" diyor. Sokağa çıkmış hayat pahalılığını ve devlet zorbalığını protesto ediyor.

    2. Bu talep sistem için tehlikeli, çünkü ev sahipleri, büyük şirketler, devlet bütçesi hepsi etkilenir.

    3. İktidar çıkıp "Haddini bildiririz, bedeli olur" diyor - sert duvar.

    4. Muhalefet çıkıp "Evinize dönün, sandıkta çözeriz, hukuka güvenin" diyor - yumuşak duvar.

    İkisi de aynı sonucu üretiyor: Sokak boşalıyor, talep meclise, komisyona, 5 yıl sonraya erteleniyor. Sonra unutuluyor.

    Halkı "gayri meşru isteklere razı etmek" yöntemine dönüşüyor. Halk aslında %90'ı istemediği bir şeye razı oluyor, çünkü alternatif yokmuş gibi sunuluyor.

    İktidar: "Buna razı ol yoksa kaos olur"

    Muhalefet: "Buna razı ol yoksa iktidar kalır"

    İkisi de aynı kapıya çıkarıyor.

    Gerçek muhalefet halk mı? Tarih genelde bu iddiayı haklı çıkarıyor. Büyük kırılmalar hep partilerden değil, sokaktan, pazardan, kira isyanından çıkmış.

    Fransada da durum aynı türkiye siyaseti gibi ama bir fark var. Fransada gerçek muhalefet halk var. Türkiyedeki gibi işbirlikçi muhalefetin peşine takılan bir halk yok.

    Fransa cumhurbaşkanının söylemleri de bu kriz retoriği düzleminde;

    "Yağmalayanlar verdikleri zararın bedelini ödeyecek, Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar hesap verecek"

    Fransa'da sol muhalefet de aynısını diyor şu an: "Meşru talepler var, provokasyona gelmeyin, sandıkta çözeceğiz, hukuk devleti..."

    Aslında bu evrensel muhalefet repilikleri.

    Biri copla, biri anayasayla sakinleştirmeye çalışıyor kalabalığı. İkisi de aynı işi yapıyor: Sokağı soğutmak.


  • Avrupa’da sokaklar alev alev: Arnavutluk, Fransa derken İtalya da ayakta
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Serbest Kürsü protestolar

    Fransa başbakanının yaptığı açıklamalar türk usulu olmuş. Hesap verecekler , bedeli olur, haddini bildiririz tarzında..

    Orada eksik olan tek figür türk usülü muhalefet.

    Şimdi orada chp olsaydı şunları diyecekti;

    Bu ülkede hukuk var
    Evlerinize dönün
    Buna asla izin vermeyiz
    Biz anayasanın güvencesiyiz
    Devlet herşeyin üstündedir
    Provakasyona gelmeyin
    Mecliste bunu çözecez
    Hesabını sandıkta soracağız..

    Vıdı vıdı vıdı...


  • Ticaret Nasıl Olmalı
    Yapma KafaY Yapma Kafa
    Tartışma ticaret nedir

    Ticaret para kazanmak değil, değerin yer değiştirmesi.

    En basit hali:

    Elinde ihtiyaç fazlası bir şey var. Karşındakinin elinde de senin ihtiyacın olan bir şey var. İkisi yer değiştiriyor, ikiniz de daha zengin oluyorsun.

    Çiftçi buğdayı fazla, ayakkabısı yok. Kunduracının ayakkabısı fazla, buğdayı yok. Değişince ikisi de kazanıyor.

    Para sadece bu değişimi kolaylaştıran kağıt. Ticaretin kendisi para değil.

    Bir taraf "en ucuza alayım, en pahalıya satayım" derse ticaret yapmıyor, tek taraflı çekiyor. Karşısındaki fakirleşiyor, yarın alışveriş yapacak kimse kalmıyor.

    Gerçek ticaret iki tarafın da masadan "iyi ki yaptım" diyerek kalkması. Biri kandırıldığını hissederse, o ticaret bir daha olmaz.

    Bu noktada ticaret olmaktan çıkıyor, istismar oluyor.

    Aradaki fark çok ince ama net:

    Ticarette: İki tarafın da seçme şansı var.

    Ekmek almazsam başka fırından alırım, almazsam ölmem, bekleyebilirim.

    İstismarda: Bir tarafın seçme şansı yok.

    Barınmak zorundayım, ev bulamazsam sokakta kalırım. İlaç almak zorundayım, almazsam ölürüm. İşte tam orada fiyat artık pazarlık değil, dayatma oluyor.

    Kira ve Vergi örneği tam da bu;

    Ev ihtiyacı ertelenemez bir ihtiyaç. Ev sahibi bunu bildiği için fiyatı "maliyeti ne, piyasası ne" diye değil, "ne kadar sıkışmış, ne kadar öder" diye belirliyor.

    Devletin elinde kanun sopası var. Neyin karşılığında vergi alıyorum diye yapmıyor. Ne kadar yüksekten toplayabilirim diye bakıyor. Nasılsa kanun var haciz hapis bloke ve hak mahrumiyeti gibi yaptırımları var.

    Adamın malı 10 liralık maliyeti var ama senin başka çaren yok diye 50 liraya satıyor. 40 lirası ticaret değil, çaresizliğin kirası.

    Eskiler buna ihtikar derdi. Malı karaborsaya çekip, milletin ihtiyacını kullanıp fahiş fiyata satmak. Hukukta da ahlakta da ticaret sayılmaz.

    Ticaret: İhtiyacı karşılayıp para kazanmak

    İstismar: İhtiyacı rehin alıp para kazanmak

    İkincisinde ortada bir ürün yok, senin çaresizliğin satılıyor aslında.

    Korona zamanında bunu gördük eczaneler 1 adet maskeyi 1 dolara sattı. Bugünün 50 tl si yani. Bir kutusunu 50 dolara sattı bu günün 2500 tl si...

    Avmler ve üreticiler de çoğu ev eşyasını 4 katı fiyata sattılar. Hatta bazı ürünleri bugün bile korona zamanından daha ucuza alabiliyoruz.

    Temelde halkta da anlayış bozukluğu var. Yağmacı barbar düşünce devam ediyor.

  • Giriş

  • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

  • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
  • İlk ileti
    Son ileti
0
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar