İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • phiP

    Türkiye'de hürriyet ve özgürlük kavramları, tarih boyunca toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşümlerle şekillenmiştir. Bu kavramlar, genellikle bireylerin hak ve özgürlüklerini tanımlamak için kullanılsa da, farklı dönemlerde farklı anlamlar ve uygulamalar kazanmıştır.

    1. Hürriyet ve Özgürlük Kavramlarının Anlamları
    Hürriyet, genellikle Osmanlı döneminde daha sık kullanılan bir terimdir ve bireyin başkalarının tahakkümünden, kısıtlamalarından kurtulmuş olması anlamına gelir. Eski Türkçe’de "serbestlik" ya da "özgür irade" vurgusu taşır.
    Özgürlük, daha modern bir terimdir ve genellikle bireyin haklarının anayasal veya toplumsal düzende tanınması ve korunması anlamına gelir. Demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğü gibi kavramlarla daha yakından ilişkilidir.

    2. Osmanlı Dönemi
    Osmanlı İmparatorluğu’nda hürriyet kavramı, özellikle Tanzimat Dönemi (1839-1876) ile ön plana çıkmıştır. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı, bireylerin haklarını güvence altına almaya yönelik ilk adımlar olarak görülmüştür. II. Meşrutiyet Dönemi (1908) ise hürriyet söylemlerinin yaygınlaştığı ve anayasal düzenin yeniden tesis edildiği bir dönemdir. Bu dönemde basın ve ifade özgürlüğü gibi kavramlar da tartışılmaya başlanmıştır.

    3. Cumhuriyet Dönemi
    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte özgürlük kavramı, modern hukukun ve laikliğin temel bir unsuru olarak ele alınmıştır:

    Atatürk İlke ve İnkılapları, bireylerin özgürlüklerini koruma amacıyla hukuk sisteminin yeniden yapılandırılmasını sağlamıştır. Örneğin, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi, eğitimde eşitlik ve ifade özgürlüğü gibi konular öne çıkmıştır.
    Ancak bu dönemde, özellikle tek parti rejimi (1923-1946) sırasında, özgürlükler sınırlı bir şekilde uygulanmıştır.

    4. Demokrasiye Geçiş ve Özgürlüklerin Genişlemesi
    1946’da çok partili hayata geçiş, özgürlüklerin genişlemesi için önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak, Türkiye'nin siyasi tarihinde askeri darbeler (1960, 1971, 1980, 1997), bu özgürlüklerin zaman zaman sınırlandığını göstermiştir. Örneğin:

    1980 Darbesi sonrası bireysel özgürlükler ciddi kısıtlamalara uğramıştır.
    1982 Anayasası, özgürlüklerin kısıtlanabileceği alanları tanımlasa da, özgürlüklerin korunmasını da anayasal güvence altına almıştır.

    5. Günümüz Türkiye’sinde Özgürlük
    Bugün Türkiye’de özgürlükler, hem yasal düzenlemeler hem de toplumsal pratikler açısından tartışmalı bir konudur.

    İfade Özgürlüğü: Sosyal medya düzenlemeleri ve basın üzerindeki kısıtlamalar sıkça gündeme gelmektedir.
    Toplanma ve Gösteri Hakkı: Protesto ve gösteri özgürlükleri zaman zaman engellerle karşılaşabilmektedir.
    Din ve İnanç Özgürlüğü: Farklı inanç gruplarının hak talepleri gündemde yer almaktadır.

    6. Uluslararası Perspektif
    Türkiye, özgürlükler açısından uluslararası platformlarda da değerlendirilir. Freedom House gibi kuruluşlar, Türkiye'yi "kısmen özgür" kategorisinde sınıflandırmaktadır. Bu durum, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi alanlardaki eksikliklere dikkat çekmektedir.

    Sonuç
    Türkiye’de hürriyet ve özgürlük kavramları, tarihsel olarak önemli bir evrim geçirmiştir. Her ne kadar anayasal ve yasal düzeyde birçok özgürlük güvence altına alınmış olsa da, uygulamada zorluklar ve sınırlamalar yaşanmaktadır. Özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, Türkiye'nin demokratikleşme süreciyle doğrudan bağlantılıdır.


    Avrupa´da az emekli maaşı alanlar, hayatının geri kalanını yaşamak içın Türkiye´yi seçiyor. Antalya ve Alanya´da bunlardan bir hayli var. O eskiden idi, Türkiye avrupadan pahalı. 1000 avro emekli aylığı alan Türkiye' de avrupa daki konforun çeyreğini bulamaz. Anca o paralarla asya ülkelerinde yaşayabilir. Kendi ülkesinde hiç değilse kira-fatura yardımı alır. Başına bir şey gelip ölmeme olaslığı da cabası.
  • H

    https://en.wikipedia.org/wiki/Javier_Milei

    "devlet bir yalandır, devletin zenginlik ürettiği fikri de öyle. devlet hiçbir şey üretemez, devlet yalnızca zenginliği yok eder ve yaptığı tek şey, başkalarından çalıp bunu dostları arasında dağıtmaktır." Javier Milei Arjantin devlet başkanı


    daha fazla oku →
    @tenten, Saçmalıyorsunuz. Başka başlık açıp bunları orada tartışın lütfen... Pandemi gibi olağanüstü durumlarda ücretli veya ücretsiz hiç bir ülke talebi karşılayacak kaynağa /kapasiteye sahip değildir. Biz burada neden bahsediyoruz. Siz neden bahsediyorsunuz!. Devletin küçülüp en son şalter kapatacağı kurum sağlıktır. Ayrıca sağlık hizmetinin özelleştirilmesi muhtaç ihtiyaç sahibi sigortasızlara yardım edilmeyeceği, hastane hizmeti almayacağı anlamına gelmez...
  • ictenlikI

    Test evrenselliktir.

    Filistinlilerin, Lübnanlıların, Sudanlıların ve Kongoluların çocuklarınız için istediğiniz aynı haklara ve korumalara sahip olduğunu kabul ediyor musunuz?

    Eğer etmiyorsanız, o zaman hepimizin düşmanısınız — çünkü bu idealler evrensel olmalı, yoksa değersizdir.

    Bunları herhangi biri için yok saymak, onları herkes için yok saymak demektir çünkü onların evrenselliğini sorgulamış olursunuz, o noktada herkesten alınabilirler.


    Gürcistan Devlet Başkanı görevinden ayrılmak istemiyor Zelensky'nin seçilmemesi onu fiilen diktatör yapıyor. Güney Kore cumhurbaşkanı az önce sıkıyönetim ilan etti ABD'nin bunak bir başkanı var, oğluna son 10 yılda işlediği suçlardan dolayı tam dokunulmazlık tanıdı. Demokrasi konusunda kime ders vermek istiyorlar? Bu soruyu sormak demokrasiye saldırıdır!
  • ?

    Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
    Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin
    olacak olsam bile düşücelerini açıkca söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
    Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
    Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmeyeceğini anladığım zaman vazgeçtim.
    Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
    Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
    Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgectim.
    Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen oldugun için vazgeçtim.
    Bencil olduğun için vazgeçtim.
    Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladim.
    Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

    Alıntı.


  • phiP

    @pakize bugun nasilsin?


    @Pakize Şahaste ne anlama gelmektedir?
  • K

    Şehitlik kavramı siyasetçiler için biçilmiş kaftan resmen, çünkü her fırsatta mevzuyu sulandırmak için kullanıyorlar. Dünkü terör saldırısında bir taksici üldürüldüğü için taksi şoförünü de şehit ilân ettiler, iyi mi!

    Halbuki daha önemli ve vahim bir nokta var. Bu iki terörist nasıl oluyor da, TUSAŞ gibi önemli bir yere bu kadar kolay girebiliyorlar. Güvenlik görevlilerinin ayakta uyuduğu ve istihbarat zaafının olduğu bal gibi ortada. Bu husus hakkında doğru düzgün hiçbir şey açıklanmadı, ama şehitlere(!) ağıtlar yakılıyor adeta. Vatan, millet, Sakarya edebiyatı almış başını gidiyor. Bunlar laf ebeliğınden başka bir şey değil.

    İşte bu nedenle sorumlu olanlar istifa etmiyor, halbuki bu olayda en azından iç işleri veya savunma bakanı istifa etmeliydi.

    10 puanlık bir soru:
    Bir hırsız bir evde hırsızlık yaparken ev sahibini öldürdüğünde, o kişi şehit mi oluyor yani? 🙂


    @phi , olacak o kadar. Zibil gibi tanrı(lar) var, alayı da düzgün olacak değil ya. Bilhassa sözde kutsal kitap gönderdiğini iddia eden tanrıların akıl sağlığı yerinde değil zaten. 3 yaşındaki çocuklar gibi triplere giriyorlar.
  • ?

    SEVGİLERDE

    Sevgileri yarınlara bıraktınız
    Çekingen, tutuk, saygılı.
    Bütün yakınlarınız
    Sizi yanlış tanıdı.

    Bitmeyen işler yüzünden
    (Siz böyle olsun istemezdiniz)
    Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldı.

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz
    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    Geçeceği aklınıza gelmezdi.

    Gizli bahçenizde
    Açan çiçekler vardı,
    Gecelerde ve yalnız.
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vaktiniz olmadı.

    Behçet Necatigil.


  • ictenlikI

    Rusya Ukrayna Çatışmasını Nasıl Görüyorum ve Ele Alıyorum?

    Öncelikle ben bir silah/savaş karşıtıyım hatta sınırlar, ülkeler, ırklar/milletler olmasının/tanımlarının bile karşıtıyım. Hiç bir insan hiç bir insana şiddet uygulamamalıdır. Şiddetin her türü lanetlenmelidir ve şiddetin hiç bir türü yasal ya da meşru olmamalıydı. Uluslarası bir savaş sınır hukuku bile olmamalıydı. Neyi bölüşemiyoruz?

    Yine de şunları söyleyebiliriz.

    Öncelikle Rusya çatışma öncesi birliklerini Ukrayna sınırına getirdi ve yığdı. Sanırım bu Ukrayna ve batıya verilen bir mesajdı. Hadi gelin müzakere edelim demekti ya da daha sonra duyduk ki; Rusya'nın Ukrayna'nın uymadığını öne sürdüğü bir Minsk anlaşması/protokolü vardı. Yani Rusya bir gece ansızın gelmedi. Savaş önlenebilirdi. BM hukuku ve uluslarası katılım kanalıyla önlenebilirdi. Açık müzakerelerle?

    Neden önlenmemiş gözüküyor?

    Çünkü muhtemelen Rusya Ukrayna'nın batı bölgelerinde kendini Rusya'ya yakın hisseden halkların kendine katılımını önerecekti ve Ukrayna sınırında gerçek demokratik seçimler yapılsaydı ve buranın gerçekten de Rusya'ya katılım talebi olabilirdi. Sonuçta Ukrayna kendi halkının iradesini sınama ve tanıma dışında verili toprak, sınır, bütünlüğünü savunmaya geçti ve korumak istedi. Bugün koruyabiliyor mu? ya da "sarmat"ları olan bir ülkeye karşı toprak bütünlüğünü savunabilir misin?

    İkincisi; 2013-14 te Ukrayna da euro-maidan adlı bir uluslarası darbe olduğunu öğrenecektik. ABD Ukrayna'nın 2014 seçimlerine taraf olmuş ve çok açık müdahale etmiş görünüyor ve orada bir iç isyan başlatmış görünüyor. Daha sonra Ukrayna, Rus yanlısı ayrılıkçı bölgelerine ve kendi halkına füze yağdırılmış görünüyor. Sonuçta Rusya ödeşme ve karşı taarruz için beklemiş ve güç toplamış, yeterince silah, ordu gücü, mühimmat, teknoloji vb.ye sahip olduktan sonra bu savaşa girişmiş gözüküyor yani muhtemelen 2014 te buna hazır olsaydı belki de oracıkta olacaktı. Yani buradan bakınca savaş zaten 2014 te Rusya'ya karşı ABD/NATO eliyle açık başlatılmış, örgütlenmiş ve kışkırtılmış görünüyor.

    Üçüncüsü; Ruslar kendilerine yazılı olsun olmasın müzakereler yoluyla NATO kanalıyla geçmişte Rusya yönüne doğuya daha fazla genişlememe sözü verildiğini ve bu sözün çiğnendiğini öne sürecekti.

    Dördüncüsü; Rus ve Ukraynalılar slavlar ,sovyetlerden bölünmüş aynı kardeş ve bir halklardır. Ukrayna batıcı değerleri yaşamak ya da batı ile kaynaşmak istedi. NATO örgütünden ya da ülkeyi silahlandırmaktan uzak kalsa buna Rusya'nın karışacağını düşünen var mı? Özgür değil mi? diyen İran'la kıyaslasın. İran ABD yaptırımları altında özgür.

    Rusya İran'ın silahlanmasına karışıyor mu?
    Karışmıyor hatta desteklerdi çünkü tehdit değil, barışçıl ve ABD ye karşı savunma gücü toplayan ulus. Saldırı gücü değil.

    Son olarak; hala müzakere, uluslarası katılım ve açık BM hukukuyla -tarafların herhangi biri lehine çarpıtılmadan- savaşın çözümlenmesi ve sonlanmasını umardım. Uluslarası gözlemcilerle ve katılımla Ukrayna'ya sandıklar kurulur halka sorulur daha burada Ukrayna toprak bütünlüğünü mahafaza edemeyiz tersi nükleer savaş demek ya da Ukrayna toprak bütünlüğünü muhafaza edecekse NATO dan uzak duracaktı. .
    Anlaşılmayan ney biliyor musunuz? İsrail'in kurulmasına geçit veren BM hukuk kuralı burada uygulanmadı ya da uygulanmıyor.

    Ukrayna, Rusya'ya katılmadan bile doğu batı Ukrayna, doğucular batıcılar, Rusçular batıcılar olarak bile (fizik ya da zihinsel) ikiye bölünebilirdi hala bölünebilir. Kimse kimsenin iradesine karışmak zorunda değildi.

    Kılıç zaten çekildi, güçler zaten vardı ve savaşlar oradaydı. (Dünyada) Savaşı Rusya başlatmadı. İlk savaşan değil ve savaşın yokluğunda savaş türetmedi. Soğuk savaş adında kendisiyle savaşılıp duruyordu ki güçlenmesin diye. Dibindeki slav/kardeş ulusu ve halkı uzak batıdan biri sana karşı kışkırtsın silahlandırsın ve düşman etsin ister miydin?

    "Kan dökülmeyebilirdi, kan durdurulabilir ve başlatılmayabilirdi ve (baştan müzakereli ya da savaşlı üçüncü dünya savaşı dışında) tam aynı yola ya da sonuca varacak."

    Sonuçta; doğu batıdan ve onun yayılmacılığından korunmaya ya da kendi özgürlüğünü korumaya sağlamaya, dengelemeye çalışandır. Batı heryere kavga, kaos, yıkım, savaş, ayrılık ve bölünme götürendir. Tüm dünyayı ekonomi-politik tek merkezden yönetmeye kalkandır ve bunun karşılığında doğu kendi otonomosi için mücadele verendir. Doğulular savaşçı ya da saldırgan değil. Barışçıllar.

    Kore, Çin, Rusya, İran hepsi batı tehdidi nedeniyle silahlanmış -güçlenmiş- uluslardır. Diğerlerine saldıralım ya da güç elde edelim diye değil. Özgür kalabilmek için silahlandılar. Bunlar kültür, gelişme, uygarlık, ilerleme ve bilime yatırım yapabilirlerdi. Yaparlarsa ne olacağını birileri çok iyi biliyor. Silah, ilaç, bilim, gıda sanayileri, paraları ve sahte yönetme gücü (kontrol ve tekelleri) çökerdi.


    Bugünkü NATO-Rusya çatışmasını anlamak için 2. Dünya Savaşı'na geri dönmek gerekiyor; burada gördüğümüz şey 2. Dünya Savaşı'nın sadece bir devamı çünkü 1945'te kolektif Batı zaten küresel kontrolü hedefliyordu ve SSCB (Rusya) onun ana engeliydi. Anglo-Saksonlar, Temmuz 1945'te Rusya'ya (SSCB) saldırmak istiyorlardı. SSCB'nin Nazi Almanyası'nı mağlup etmesinden sonra, SSCB büyük kayıplar vererek zayıfladı, İngilizler ve ABD, Rusya'nın zayıflığını kullanarak müttefiklerini sırtından bıçaklamak istediler. İşte "Düşünülemez Operasyon" adı verilen Churchill projesinin metni > İngiliz Askeri liderlerinden Başbakan Winston Churchill'e, SSCB'ye sürpriz bir saldırı olan 'Düşünülemez Operasyon'un şansı hakkında rapor, 22 Mayıs 1945 Deşifre metni OPERASYON DÜŞÜNÜLMEZ ORTAK PLANLAMA PERSONELİNİN RAPORU Düşünülemez Operasyonu'nu inceledik. Talimatlarda belirtildiği gibi, incelememizi temel alacak aşağıdaki varsayımları aldık: Bu girişim Britanya İmparatorluğu ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kamuoyunun tam desteğini alıyor ve sonuç olarak İngiliz ve Amerikan birliklerinin morali yüksek olmaya devam ediyor. Büyük Britanya ve ABD, Polonya silahlı kuvvetlerinin tam desteğine sahiptir ve Alman insan gücünün ve Alman sanayi kapasitesinin geri kalanının kullanımına güvenebilirler. Diğer Batılı Güçlerin kuvvetlerinden yardım için herhangi bir kredi alınmaz, ancak kendi topraklarında üsler veya gerekli olabilecek diğer tesisler sağlanır. Rusya Japonya ile ittifak kuruyor. Düşmanlıkların başlama tarihi 1 Temmuz 1945'tir. Yeniden konuşlandırma ve serbest bırakma planları 1 Temmuz'a kadar devam edecek ve sonrasında duracak. Gizliliğe duyulan özel ihtiyaç nedeniyle, Hizmet Bakanlıklarındaki normal personele danışılmamıştır. NESNE Genel veya siyasi amaç, Rusya'ya Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya İmparatorluğu'nun iradesini empoze etmektir. Her ne kadar bu iki ülkenin 'iradesi' Polonya açısından tam bir anlaşmadan başka bir şey değilse de bu, askeri taahhüdü sınırlamaz. Hızlı bir başarı Rusları en azından şimdilik bizim irademize boyun eğmeye sevk edebilir; ama olmayabilir. Buna Ruslar karar verecek. Eğer topyekun savaş istiyorlarsa, bunu yapabilecek konumdalar. Hedefimize kesin ve kalıcı sonuçlarla ulaşabilmemizin tek yolu topyekün savaşta zafer kazanmaktır, ancak yukarıdaki 2. paragrafta söylediklerimizi, hızlı başarı ihtimalini göz önünde bulundurarak, sorunu şu şekilde ele almanın doğru olduğunu düşündük: iki hipotez: - Topyekûn bir savaşın gerekli olduğu ve bu hipotez üzerine başarı şansımızı inceledik. Siyasi takdir, siyasi hedefimize ulaşmak için hızlı bir başarının yeterli olacağı ve devam eden kararlılığın bizi ilgilendirmeyeceği yönündedir. TOPLAM SAVAŞ SSCB'de devrim ihtimali ve hakkında fikir beyan etmeye yetkili olmadığımız mevcut rejimin siyasi çöküşü dışında, Rusya'nın ortadan kaldırılması ancak aşağıdakilerin bir sonucu olarak gerçekleştirilebilir: Rusya'nın metropolünün öyle bölgelerinin işgal edilmesi, ülkenin savaş yapma kapasitesinin daha fazla direnişin imkansız hale geleceği bir noktaya kadar azalmasına neden olacaktı. Rus kuvvetlerinin sahada öyle kesin bir yenilgiye uğraması, SSCB'nin savaşı sürdürmesini imkansız hale getirecek. Rusya'nın Hayati Bölgelerinin İşgali Durum öyle gelişebilir ki, Ruslar kesin bir yenilgiye uğramadan geri çekilmeyi başarabilirler. O zaman muhtemelen Almanlara karşı çok başarılı bir şekilde uyguladıkları ve topraklarının onlara sağladığı uçsuz bucaksız mesafelerden yararlanarak önceki savaşlarda uyguladıkları taktikleri benimseyeceklerdi. 1941'de Almanlar Moskova bölgesine, Volga'ya ve Kafkasya'ya ulaştı, ancak fabrika tahliye tekniği, yeni kaynakların geliştirilmesi ve Müttefiklerin yardımı ile birleştiğinde SSCB'nin savaşmaya devam etmesini sağladı. Müttefiklerin daha fazla direnişi imkansız kılmak için Rusya'ya girmeleri gereken mesafenin neredeyse hiçbir sınırı yoktu. 1942'deki Almanlar kadar ya da aynı hızdadır ve bu nüfuzun kesin bir sonucu yoktur. Rus Kuvvetlerinin Kesin Yenilgisi Rus ve Müttefik kuvvetlerinin mevcut güç ve mevzilerinin ayrıntıları Ek II ve III'te ve resimli A ve B haritalarında verilmektedir. Rusların yaklaşık üçe bir üstünlüğüne sahip olduğu Orta Avrupa'daki mevcut güç dengesi, bunu Mevcut koşullar altında Müttefiklerin bu bölgede tam ve kesin bir zafer elde etmesi pek olası değildir. Müttefiklerin organizasyonu daha iyi, teçhizatı biraz daha iyi ve moralleri daha yüksek olmasına rağmen, Ruslar, Almanların zorlu rakipleri olduklarını kanıtladılar. Yetenekli komutanlara, yeterli donanıma ve bizim standartlarımıza göre muhtemelen daha düşük olsa da, sınava girmeyi başaran bir organizasyona sahipler. Öte yandan, tümenlerinin yalnızca üçte biri yüksek standarttadır, diğerleri oldukça düşüktür ve genel hareket kabiliyeti Müttefiklerinkinden çok daha düşüktür. Rusya'nın topyekûn savaşta kesin bir yenilgiye uğratılması, özellikle mevcut devasa insan gücü kaynaklarına karşı insan gücünün seferber edilmesini gerektirecektir. Bu çok uzun vadeli bir projedir ve şunları içerecektir: - Amerika Birleşik Devletleri'nin geniş kaynaklarının büyük bir kısmının Avrupa'da konuşlandırılması. Alman insan gücünün ve tüm Batılı Müttefiklerin yeniden donatılması ve yeniden örgütlenmesi. Sonuçlar Şu sonuca varıyoruz: - Eğer siyasi hedefimize kesin olarak ve kalıcı sonuçlarla ulaşmak istiyorsak, Rusya'nın topyekun bir savaşta yenilgiye uğratılması gerekli olacaktır. Rusya ile topyekün bir savaşın sonucunu tahmin etmek mümkün değil ama kesin olan şey şu ki, bunu kazanmamız çok uzun zaman alacak. HIZLI BAŞARI Ancak siyasi takdir sonucunda hızlı ve sınırlı bir askeri başarının Rusya'nın şartları kabul etmesi sonucunu doğuracağı düşünülebilir. Düşmanlıkları başlatma kararı alınmadan önce aşağıdakilerin tam olarak dikkate alınması gerekir: - Eğer bu değerlendirme yanlışsa ve kendimize koyduğumuz sınırlı hedef ne olursa olsun, Rusya'nın bizim şartlarımıza uymasına neden olmuyorsa, aslında topyekün bir savaşa girmiş olabiliriz. Düşmanlıkları belirli bir alanla sınırlamak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla ilerlerken dünya çapında bir mücadeleyi öngörmeliyiz. Her şey planladığımız gibi gitse bile askeri açıdan kalıcı bir sonuç elde edemeyiz. Rusya'nın askeri gücü kırılmayacak ve uygun gördüğü anda çatışmayı yeniden başlatma olanağına açık olacaktır. Ancak yukarıda belirtilen tehlikeleri de kabul ederek sınırlı bir askeri harekat riskine karar verildiğini varsayarsak, Ruslara şartlarımızı kabul etmelerini sağlayacak bir darbe indirmek için ne gibi hareketler yapabileceğimizi inceledik. kesin bir yenilgiye uğratılmamış olsalar ve askeri açıdan hâlâ mücadeleyi sürdürebilecek durumda olsalar bile.
  • H

    https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/nasuh-mahruki-tutuklandı/ar-AA1upQz9?ocid=msedgntp&pc=U531&cvid=d950140b8014482b966c95bf423678ad&ei=15

    "Hakkımda savcılık tarafından bir soruşturma başlatılmadan yani birisinin şikayetçi olması veya re’sen yöntemle başlatılmış bir dosya olmadığı halde, usulüne aykırı şekilde, gece vakti evimin önüne sivil araçlarla ve sivil kıyafetlerle gelen, polis olduğu tahmin edilen 6-7 sivil kişiyle götürülmek istenmem ve tesadüfen evde olmadığım halde evimin karşısında sabaha kadar bekletilmeleri hukuka ve genel uygulamalara aykırı bir durumdur. Sivil polislerin giderken de herhangi bir resmi yazı, çağrı kağıdı vs bırakmadığını da eklemek isterim.

    X platformunda sıradan bir düşünce ve yorum paylaşımı yaptığım bir tweet atmamdan dolayı eğer bir soruşturma açılacaksa, yapılması gereken şey polisiye yöntemlerle gecenin köründe çocuklarımı ve eşimi, biricik ailemi korkutup gözdağı vererek ve bugüne dek hiç böyle bir şey görmemiş sakin sokağımızda yaşayan komşularımızı da huzursuz ederek baskın yapmak değildir.

    Benim yerim belli, yurdum belli, doğma büyüme bu adresteyim. Cumhuriyet’in ilk bankacılarından ve ilk İnşaat mühendislerinden olan büyükbabamın bizzat kurduğu mahallede, bizzat inşa ettiği evde tam 62 yıldır yaşıyoruz.

    Bu konu normal şartlarda Basın Savcılığının yürüttüğü sıradan bir soruşturma olacakken, cinayet işlemiş veya kaçmış bir suçluymuşum gibi garip ve rahatsız edici polisiye yöntemlerle evime baskın yapılması ve hakkımda böyle bir kural dışı sürecin yürütülmesi hiçbir resmi ve yasal uygulamayla bağdaşmıyor. Bu gayrı ciddi ve kişisel uygulamayı protesto ediyorum.

    Burada olması gereken yöntem, devletin resmi kurallarını işleterek, ilgili kişiyi yazılı davet usulüyle ifadeye çağırmaktır. Oysa sanki olağanüstü bir suç işlemişim gibi apar topar, polis olduğu bile belli olmayan sivil kişilerle gece vakti baskınla adam yakalatmaya kalkmak ne kadar hukuka ve toplumsal barışımıza uygun bir durumdur, bunu da kamuoyunun takdirine bırakıyorum."


    https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-pehlivan/mahruki-yine-yandi-2271341 Bi osmanlı kaptanı dedesi eksikti. Süper alaka. Suçun şahsiliğinden gelinen noktaya bak. Kadir İnanır' ın da dediği gibi "benim böyle bir ecdaadım(evladının başını kesen) olamaz" Varın siz o emperyalist/dinci ecdadınızla övünün, mahkemelerde soyunuz gereği kayırma isteyin durun. Sözüm ona birde ülkenin aydın, okumuşu bunlar. Dedesi ünlü ve varlıklı ise farklı muamele görmeliymişler. Hee sizin canınız can milletiki patlıcan... Bu ülke zaten siz sözde aydın/soylu, siyasi, bürokrat okumuşların eseri değil mi? Eskiden yıkılan binaları görünce, asıl gerçek sorumlusuyu(fail) pek ayırt edemezdim. Şimdi ülkede yıkılan binaların kimin eseri olduğunu, felaketin baş sorumlusunu çok iyi görü(bili)yorum. Yapan mütaite, işciye kızmıyorum bile... Çünkü onlar istesede zelzelede yıkılacak bina(cinayet) yapamamları lazım. Böylesi bir utanç tablosuna, sabıkaya(İHAM ihlalleri) sahip ülkede, bir de yayılmacı soyumla sopumla anılmak istemezdim açıkçası. Hülasa Nasuh bey' e Türkiye gibi devasa kurumları, okulları olan bir ülkede hiç arama kurtarma işi düşmemeliydi. Alman, Fransız devleti halt yemiş sizin kurumsal "huge"şatafatınız yanında. &* Efenim neymiş "oylar çalınmışmış". N.Mahruki Hükümet aklımızla alay ettiği eğlendiği yetmiyor. Bide bunlar daha fazla alay ediyor. Ekemek için Ekelemettin tiyatrosundan ala oy hırsızlığımı olur? Derdiniz gerçekten ülke- vatandaş olsa; bu kadar olumsuzluğu fırsata çevirip 1-3-5 puan farkla yenilgiyi bırak. Doğru aday-kadro ve plan programla en az 20-30 puan fark atardınız. Hükümet ise bir sonraki seçimde ise baraj altı kalarak diğerleri gibi tarih çplüğünde yerini alırdı. Değil mi? %1 bile oy karşılığı olmayan, hatta bugünkü 15 milyon suriyeli sığınmacı sorunun baş aktörü iktidar artığı olan partilere onlarca vekil vermediniz mi? Bundan ala oy hırsızlığı mı olur? Siz neyin oy hırsızlığından bahsediyorsunuz? İddialar doğru olsa bile "%1 oy çlaınsa" ne olur çalınmasa ne olur? En son seçimlerde Mansur Yavaş aday olsa , Erdoğan' a anketlerde 10 puan fark atarken, siz giddiniz 5-10 puan+ dersim(%80-90 sünni ülke) dezavantajlı birini aday ederek zaten oyların alasını çaldınız(mecaz). Çalmadınız mı? E insan haliyle her ne kadar bunun için insan tutuklanırmı derken. Tutuklayana laf edeceğine keşke sözde muhaliflerei manzaranın asıl sahibini hedefine koysaydın da tutuklanmasaydın diyor. Oh olsun demiyorum. Ama kabahatin büyüğü sende be canım kardeşim. Hükümet değil suçlu, suçlu bu iktidara yol veren sözde Atatürkçülerdedir..
  • TENTENT

    @Pakize Eski ders kitaplarında kp veya kgf birimleri yerine neden kg kullanılıyor?


    [image: 1732208503251-resim_2024-11-21_200142428.png] https://de.wikipedia.org/wiki/Technisches_Maßsystem İngilizce vikipedide yok ama almanca vikipedide yazılı. @Pakize o yılları yaşamadığı için bilmiyor. kuvvet birimi bizlere yıllarca kg olarak öğretildi.
  • TENTENT

    Maalesef, insanların evlenmemiş veya küfür etmeyen kişilere eşcinsel veya benzeri etiketler yapıştırması yaygın bir önyargı ve ayrımcılık örneğidir. Bunun birkaç nedeni olabilir:

    Toplumsal baskı ve kalıp yargılar: Evlilik ve aile kurma, toplumumuzda sıklıkla "normal" kabul edilirken, bekâr veya evlenmemiş kişiler bazen "anormal" olarak görülebilir.
    Cinsel yönelim hakkında yanlış varsayımlar: Evlenmemiş veya küfür etmeyen kişilerin eşcinsel olduğu gibi yanlış varsayımlar, insanların cinsel yönelimlerini etiketlemesine neden olabilir.
    Sosyal baskı ve uyum ihtiyacı: Toplumsal normlardan farklı davranan kişilere karşı olumsuz tutumlar sergilenebilir. Bazı insanlar, kendilerini "normal" kabul ettirmek için bu tür etiketlemeye başvurabilir.
    Bilgi eksikliği ve önyargılar: Kişilerin farklı yaşam tarzlarını yeterince anlamama veya kabul etmeme durumu da etiketlemeye yol açabilir.
    Bu tür ayrımcı davranışlar, kişilerin özgür ve mutlu bir şekilde yaşamalarını engelleyebilir. Daha kapsayıcı ve anlayışlı bir toplum için, empati, hoşgörü ve bilgi paylaşımı önemlidir.
    claude haiku https://duck.ai


    Bu durum, toplumsal normlar, önyargılar ve cinsiyet rolleri ile yakından ilişkilidir. Eşcinsellik, bazı toplumlarda ve bireylerde hala tabularla kuşatılmış bir konu olup, heteronormatif bir bakış açısı egemendir. Bu bakış açısına göre, evlilik ve geleneksel cinsiyet rolleri, toplumsal yaşamın belirleyici unsurlarıdır. Evlenmeyen ya da geleneksel kurallara uymayan bireyler, bazen bu normlara uymadıkları için toplum tarafından etiketlenebilirler. Bu durum, bireylerin yaşam tarzlarının veya seçimlerinin, belirli bir şekilde anlaşılmadığında, dışarıdan yargılanmasına yol açabilir. Bu tür etiketler genellikle önyargı, bilgisizlik ya da korkulardan kaynaklanır. Ayrıca, eşcinsellik ve cinsiyet kimliği gibi konular genel olarak daha geniş sosyal kabul ve anlayış gerektirir. Bazı bireyler, bu çeşitliliği anlamakta zorlandıkları için farklılıkları yargılama eğilimine girebilir. Sonuç olarak, evlenmeyen veya belirli sosyal normlara uymayan bireyler, haksız yere etiketlenebilir ve bu da sosyal dışlanma ve ayrımcılığa neden olabilir. Bu konuların daha iyi anlaşılması ve toplumsal kabulün artması için eğitim ve farkındalık çalışmaları son derece önemlidir. Her bireyin kendi yaşam tarzını seçme hakkı vardır ve bu hak, saygı gösterilmesi gereken bir durumdur.
  • TENTENT

    Askerde ve okulda şiddet uygulanmasının çeşitli nedenleri olabilir:

    Disiplin anlayışı: Bazı kurumlarda, disiplini sağlamak için aşırı güç kullanımı veya cezalandırma yöntemleri tercih edilebilir. Bu, şiddet uygulamanın temel nedeni olabilir.
    Otorite ve güç istismarı: Bazı yöneticiler veya eğitimciler, konumlarını kötüye kullanarak öğrencilere veya astlara şiddet uygulayabilir.
    Eğitim eksikliği: Personelin şiddet içermeyen disiplin yöntemleri konusunda yeterli eğitim almaması, şiddete başvurulmasına neden olabilir.
    Stres ve baskı: Kurumların yoğun çalışma temposu, personelin stres ve baskı altında kalmasına yol açabilir. Bu da şiddet eğilimlerini artırabilir.
    Kültürel kabul: Bazı toplumlarda, şiddet içeren disiplin yöntemleri geleneksel olarak kabul edilebilir. Bu durum, şiddetin devam etmesine neden olabilir.
    Akran baskısı: Kurumlarda, şiddet uygulayan kişilerin diğerleri tarafından onaylanması veya desteklenmesi, şiddetin yaygınlaşmasına katkıda bulunabilir.
    Bu sorunların çözümü için, kurumların insan haklarına saygılı, şiddetsiz disiplin politikaları oluşturması, personelin eğitimi ve psikolojik destek sağlanması önemlidir. Ayrıca, toplumsal bilinç ve kültürel değişim de gereklidir.
    claude 3 haiku


    Okullarda şiddet uygulanmasının birçok nedeni olabilir. Bu nedenler genellikle karmaşık ve birbirini etkileyen faktörlerden oluşur. İşte bazı olası sebepler: Ailevi Faktörler: Öğrencilerin aile içinde şiddet, istismar veya duygusal ihmal gibi olumsuz deneyimler yaşamaları, okulda şiddet içeren davranışlara yönelmelerine neden olabilir. Medya ve Popüler Kültür: Şiddet içeren medya içerikleri, çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz bir etki yaratabilir ve şiddeti normalleşmiş bir davranış olarak görmelerine yol açabilir. Sosyal İzolasyon ve Ayrımcılık: Bazı öğrencilerin sosyal olarak dışlanması veya ayrımcılığa uğraması, hiddet ve saldırganlık gibi tepkilere yol açabilir. Akademik Baskılar: Öğrencilerin akademik başarı, sınav stresleri ve gelecek kaygısı gibi baskılar altında kalması, bazen çatışmalara ve şiddet davranışlarına yol açabilir. İletişim Eksiklikleri: Sorunların etkili bir şekilde iletişim yoluyla çözülmemesi, öğrenciler arasında anlayışsızlığa ve dolayısıyla şiddet içeren çatışmalara neden olabilir. Rol Modelleri: Öğretmenler veya diğer otoriteler tarafından sergilenen olumsuz davranışlar, öğrencilerin de benzer davranışları benimsemesine yol açabilir. Hormonal ve Psikolojik Gelişim: Özellikle ergenlik dönemindeki gençler, duygusal değişimlerle başa çıkmakta zorlanabilirler ve bu durumlarında agresif davranışlar sergileyebilirler. Okul İklimi: Okulun genel atmosferi, güvenliği ve sosyal dinamikleri de şiddet davranışlarını etkileyebilir. Olumsuz bir okul iklimi, bu tür davranışların artmasına yol açabilir. Bu sorunların çözümü, öğrencilerin duygusal ve sosyal gelişimlerine yönelik programlar, ailelerle işbirliği, medya okuryazarlığı eğitimi ve etkili iletişim becerileri geliştirmek gibi çeşitli stratejilerin uygulanmasını gerektirir.
  • TENTENT

    Neden insanlar küfür ve hakaret ederler?

    İnsanların küfür ve hakaret etmesinin çeşitli nedenleri olabilir:

    Öfke ve duygusal kontrol eksikliği: Kişiler, yaşadıkları öfke, stres veya hayal kırıklığını kontrol edemeyip küfür ve hakarete başvurabilirler.

    İletişim becerilerindeki yetersizlik: Bazı insanlar, duygu ve düşüncelerini uygun şekilde ifade etmeyi öğrenememiş olabilir.

    Kültürel ve sosyal normlar: Bazı toplumlarda, küfür ve hakaret etmek normal karşılanabilir veya "güçlü" olmanın bir göstergesi olarak algılanabilir.

    Güç ve baskı kurma isteği: Bazı insanlar, küfür ve hakaretlerle karşısındakini sindirmeye, kontrol altına almaya çalışabilir.

    Empati eksikliği: Karşısındakinin duygularını anlayamayan kişiler, daha kolay küfür ve hakaret edebilir.

    Eğitim ve rol model eksikliği: Çocukluk döneminde yeterli eğitim ve olumlu rol model alamamış kişiler, bu tür davranışları benimseyebilir.

    Psikolojik sorunlar: Bazı ruhsal hastalıklar veya kişilik bozuklukları, küfür ve hakaret etme eğilimini artırabilir.

    Küfür ve hakaretin azaltılması için, insanların empati, iletişim becerileri ve öfke kontrolü konusunda eğitilmesi, toplumsal normların değiştirilmesi ve psikolojik destek sağlanması önemlidir.

    Claude 3 Haiku


    İnsanların küfür ve hakaret etme nedenleri çeşitli psikolojik, sosyal ve kültürel faktörlere bağlıdır. İşte bu davranışların bazı olası nedenleri: Duygusal Tepkiler: İnsanlar, öfke, hayal kırıklığı, stres gibi güçlü duygular yaşadıklarında, bu duyguları ifade etmek için küfür veya hakaret edebilirler. Bu tür ifadeler bazen bir rahatlama yolu olarak görülebilir. İletişim Aracı: Bazı insanlar için küfür ve hakaret, duygularını daha güçlü bir şekilde ifade etmenin bir yoludur. Bu tür dil kullanımı, olayın ciddiyetini vurgulamak veya karşı tarafın dikkatini çekmek için kullanılabilir. Toplumsal Normlar: Bazı sosyal gruplarda veya topluluklarda küfür etmek neredeyse normalleşmiş bir davranış olabilir. Bu durum, kişilerin sosyal kimliklerini ve aidiyetlerini güçlendirmelerine yardımcı olabilir. Güç ve Kontrol: Bazı insanlar, başkalarına karşı üstünlük sağlamak veya güç gösterisi yapmak için hakaret edebilir. Bu, kendilerini daha güçlü veya daha önemli hissetmelerine neden olabilir. Alay ve Mizah: Bazı insanlar için küfür, mizahi bir bağlamda kullanıldığında eğlenceli bir hale gelebilir. Bu tür bir kullanım, arkadaş çevresinde kabul görüyor olabilir. Kültürel Etkiler: Kültürel arka plan, insanların dil ve ifade biçimlerini şekillendirir. Bazı kültürlerde küfür ve argo dilin kullanımı daha yaygın ve kabul edilebilir olabilir. Eğitim ve Terbiye: Aile yapısı ve eğitim seviyesi, bireylerin bu tür ifadeleri kullanma biçimlerini etkileyebilir. Küfür ve hakaret, bazı ailelerde hoş karşılanmazken bazılarında daha sık kullanılabilir. Sonuç olarak, insanlar çeşitli sebeplerle küfür ve hakaret edebilirler. Bu davranışların altında yatan motivasyonları anlamak, bireyler arası iletişimi ve çatışmaları yönetmek açısından önemlidir.
  • H

    https://www.cumhuriyet.com.tr/saglik/chpli-kilic-izmirdeki-bazi-hastanelerde-uc-hastaya-hiv-bulastigi-2269210

    Sahi "kindar ve dindar nesil yetiştireceğiz" dedikleri projenin sonuçları bu mu?

    Çocukların yanarak ölmese, Aids' den öldüğü bir cumhuriyetakparti devleti. He uçuyonuz, kaçıyonuz, batı sizi kıskaniyyee...


    Önce cinsel açlık ve sonra da ekonomik açlık giderilmeden, bu memleketin insanlarından bir cacık olmaz. Yani yetişkin bireylerin cinselliklerini özgürce yaşamasına olanak sağlanmadan ve refah seviyesi yükselmeden kimi kime şikayet edelim? İlk sorumlular elbette hükümet, bakanlar ve siyasetçiler ancak bunlar da bu halkın içinden çıkmışlar. Tepkisiz halkın hükümeti, bakanı ve siyasetçisi de umursamaz olur. Seçimden seçime bir türlü yerine getirilmeyen vaatler havada uçuşur.
  • H

    https://www.sozcu.com.tr/sepeti-kaybeden-sepetlenmeli-p105976

    Kimi kimin mahkemesine veriyorsunuz? Tiyatro cumhurşyeti!.

    Kutsal vatanda; Hakimler bağımsız ve tarafsızmış(!).
    Yani kuvvetler ayrılığı varmış yerseniz.

    Paranızı birileri(fakir, güçsüz)çalsa hırsızlık, hatta gasp, suç olmuyor mu?. Oluyor. Cebinizden hükümet ve kutsal kurum çalışanları çalınca mübarek oluyorlar. Öyle mi?


  • H

    https://www.sozcu.com.tr/zeybekci-den-ilginc-cikis-ataturk-akp-li-olurdu-p105130

    Nasıl ironi ama?

    ATA ve siz(dindar ve kindar nesi) geriden süper alaka.

    Efenim neymiş, ATA yaşasymış;

    "Bizim devlet idaresindeki ana programımız cumhurşyetakpartisi programıdır(kindar ve dindar neslin gökten inen muhonun kitap prograamı)...... "


    @phi , buna benzer akla ziyan lafları söylemelerinin tek bir sebebi var. Temsil ettikleri halkın zır cahil olduğunu ve kendileri olmazsa doğru yolu bulamayacaklarını düşünüyorlar. Yani bu yapılanlar, vatandaşı aptal yerine koymaktan başka bir şey değil.
  • H

    https://www.sozcu.com.tr/8-bin-lira-veriyorlardi-onu-da-yariya-indirdiler-p104286

    Rızkı veren gerçekten çok bonkör(!) değil mi?

    Bu çocukların rızkını ver(mey)en(çocuk katili) ve sadece arapça konuşan bir tanrı olabilir mi? Ben demiyorum kendisi defaatla papağan gibi iddia(ben varım, rızkı ben veriyorum) ediyor.

    Ayrıca, 1 anne 5 çocuğa alın bu 4000 lirayı bununla 1 ay karnınızı doyurun diyene(müsliman) ne demeli?


    1,2,3,4,5 Rakamlar size ne çağrıştıryor bilmem ama, İnsanın yazarken bile nutku tutuluyor... İzmir’in Selçuk ilçesinde anne Melisa Akcan’ın evde olmadığı sırada sobanın devrilmesi sonucu çıkan yangında, Aras Bulut (1), Masal Işık (2), Aslan Miraç (3), Funda Peri (4) ve Fadime Nefes (5) yaşamını yitirdi. İfadesi alındıktan sonra serbest bırakılan anne babaevine yerleşirken amca Hüseyin Akcan, devletin çocuklara sahip çıkmadığını söyledi. ‘İKİSİ DE BAĞIMLI’ Birçok kez şikayette bulunduklarını aktaran amca Akcan, “Bundan 25 gün önce de orası yanmıştı. Ama devlet çocuklara sahip çıkamadı. Zaten bize vermiyorlardı çocukları, defalarca istedik. Anne, baba, ikisi de madde bağımlısı. Polis oraya 18 sefer gitmiş. 18 sefer bir yere gidiliyorsa, orada bir şey var demektir. Burada hiç kimse sorumluluk almak istemiyor, herkes birbirine atıyor topu” diye konuştu. Amca Hüseyin Akcan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çocuklar ne yiyor, ne içiyor kimse sormadı. Devlet bu çocukları korumadı. Yeri geldi mi sosyal devlet diyorlar. Sözün bittiği yerdeyiz” dedi. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/izmirdeki-yanginda-yasamini-yitiren-bes-cocugun-amcasi-cumhuriyete-2268802 Görüldüğü üzere bu çocukların ölmesinin baş sorumlusu kesinlikle anne olamaz(rızıksız bırakanı bir kenera bırakırsak). İdare eylem ve işlemlerinde kusursuz sorumludur." Bu T.C. 'nin anayasal ve idari normu ve uluslararası insan hakları sözleşmesince su götürmez bir gerçektir. İhmal var mı yok mu araştırmayacaksın! Bakanlık İhmali, suç şu amca beyanında açıkça görülüyor zaten. Suçlu anneymişmiş peeh, sen onu benim külahıma anlat... https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/izmirdeki-yanginda-5-cocuk-can-vermisti-annenin-ifadesi-ortaya-2268847 Elektirik yardımı yaptın, doğru dürüst yangın çıkarmayacak soba vermedin/tesisatı kontrol etmedin! Bu durumda iyilik mi yaptın kötülük mü? Bir işi ya adam gibi liyakatınca yapın, ya hiç yapmayın. İnsanlık hali kadın 7/24 bu çocukların başında bulunamayacağı aşikar. Etraf güvenlimi değilmi bunu denetlemek, güvenli hale getirmek gene kamunun görevi. Çünkü bu kadın size uymasa, güvenmese(RTE: 3-5 çocuk isterim), cahil olmasa, zaten 5 çocuk yapmazdı değil mi? İnsan olan bunun sorumluluğunu alır. Japonya' da bu gibi durumlarda insan onuru ve sorumluluğu gereği harekiri yapılıyor. Asıl ahlak saçını örtmek değildir. Asıl ahlak sorumluluğun altındaki insanların ölmemesi, refahı için çalışmaktır... Böyle bir ülke ve devlette kendimizi yarıaçık hava ceza evinde hissettiğimiz yetmezmiş gibi bir de utanç içinde bırakılıyoruz.
  • H

    "Gerçek islam bu değel" Bu ülkenin bunlardan daha büyük sorunu laik dincilerdir. Bunlar islamın gerçek yüzünü sergilerken. Laik dinciler ise, insan haklarına aykırı bu inancı millete dayama/kakalama peşinde. Neyi soruşturacak savcı? Bunlar bilinen islami normlar/ fetvalar yani. Bu insan haklarına aykırı konusu%100 suç din yasal ülkede. "..itaat etmiyorsa karınızı dövün" diye ayet var mı? Var. Darp ve övgüsü suç mu? Suç. Hapis yatmayacaklarını bilseler dinsizi' de öldürürler, namaz kılmayanı da. Çünkü Muhamed böyle emrediyor. Bu laik dinciler şaka gibiler. Hem laik, hem müslim olunmaz. Kim demişse doğru demiş(her ne kadar fikriyatta uyuşmasakta). Mülüsman inancında laikliğe yer mer yoktur. Müslüman' ın laik hukuku devleti mevleti olmaz. Ya müslümansındır, ya kafir. Bunun ortası olmaz. Atatürk'ün 10 sene daha ömrü olsa zaten diyaneti kaldırırdı. Laik devlette kurumsal bir din otoritesinin yeri yoktur. Batı' da diyanet işleri diye resmi devlet kurumu yoktur. Olsa' da sorun olmaz çünkü Hristiyanların dini laiklikle ters düşmez. Laikislam devleti(!) olursa işte böyle ucubemsi manzaralar ortaya çıkar.