İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • Yapma KafaY

    Ölümsüzlük herkesin ütopyası olmuş tarihten beri. Ancak olumlu gibi görünse de olumsuz yanları daha çok.

    Ben ölümsüzlüğü bulsam zaten kimseye söylemezdim.

    Bir kere ölümsüzlük sürekli bir mutluluğu getirmez çünkü acılar da o kadar sonsuz olur.

    Sürekli gizlenmen gerekir çünkü hedef olursun.

    Hiçbir yasadan yararlanamazsın. Olsun sorun değil diyebilirsiniz ama 150 yıl sonra büyük bir yanlızlık başlar.

    Hiçbirşeyin anlamı kalmaz. Para, çalışmak , üretmek.. Çünkü ihtiyacın yok.

    Duygularda körelir heyecan sevinç mutluluk kalmaz. Çünkü beyin zaman sınırı hissetmiyor ki. Kaybetme kavuşma kazanma gibi heyecanlar biter.

    Farkında olmadan büyük bir egoizmin esiri olursun. Ortak yaşama duyguları körelir.

    Zaman sorun olmadığı için öğrenmek sorun olmaz.

    Tekil ölümsüzlüğü böyle görüyorum. Hatta çok zenginler ölümsüz olmadan bile bu durumu yaşıyorlar.

    Toplu ölümsüzlük ise; işte o tam bir facia olur. Statüko hiç değişmez. Kaos çıkar.


    @TENTEN said: Doğuştan özürlü biri sonsuz zaman olsa bile öğrenemez. Ölümsüz odun olur sadece. Öğrenme gücünü arttıran bir tedavi bulurlar bence. Ölümsüzlüğü bile bulacaklar.
  • Yapma KafaY

    "Fakirlerin avuntuları: fal, rüya, cennet, kariyer, burç, kumar, evlilik hayalleri"

    Sorun şu ki bu saydıklarımın hepsi de zenginlerin kontrolünde. Yani seni aç bırakıp sana umut satanlar da yine onlar.

    Kaderinizi de başkasına teslim etmeniz için kurulmuş bir sektör.

    Bu cümle çok şey anlatıyor aslında.

    Sosyologlar buna "geciktirilmiş tatmin" ve "sembolik telafi" diyor. Cebin boşken kafanda zengin yaşıyorsun.

    Aç bırakıp sonra "umut paketi" satan bir tezgah kurmuşlar.

    Nasıl oluyor bu?

    1. Fal / Burç / Rüya: Ünlü astrologlar, TV programları, aplikasyonlar. Aylık abonelik, özel seans 2000 TL. Fakir mahalle kahvesinde bakılan fal bedava ama asıl para büyük kanallarda dönüyor.

    2. Kumar / Piyango / Bahis: Devletin kendisi işletiyor çoğunu. "Milli Piyango ile hayalin gerçek olsun" reklamı fakir semtlerde en çok dönüyor. Matematiksel olarak en çok kaybeden yine en çok oynayan.

    3. Kariyer hayali:

    Üniversite sınavı, sertifika kursları, "girişimci ol" seminerleri. 10 bin liralık koçluk paketleri. Umut satılıyor ama iş garantisi yok.

    1. Evlilik hayali:
      Düğün sektörü, gelinlik, salon, altın. "Herkes gibi bir düğünün olsun" diye insanı 5 yıl borca sokuyorlar. Sonra Instagram'da "mutlu aile" reklamı.

    Yani evet: Önce kaynakları daraltıyorlar. Sonra o darlıktan çıkan kaygıyı ürün haline getirip sana geri satıyorlar.

    En acı tarafı ne biliyor musun? Bunların hepsi gerçek ihtiyaçlara dokunuyor. İnsan geleceğini bilmek ister, sevilmek ister, bir işi olsun ister. O ihtiyacı alıp metaya çeviriyorlar.

    Hepside yalan söyler.

    Falcı; sistem böyle sömürü üzerine ben sana hayal satıyorum demez.

    Kariyer koçu; torpilin yoksa boşuna uğraşma. Biz de yolumuzu buluyoruz demez.

    Banka; kumar oynama matematik ortada kazanma şansın şu kadar azken ben sana umut satıyorum demez.

    Siyasetçi; sana ihale işleri var devletin malı deniz nasılsa feda edilecek milyonlarca insan var demez.

    Herşey güzel olacak , hak hukuk adalet var, göklerden gelen bir karar vardır, dünya bizi kıslanıyor...der.


    Cinci hocalarda insanların umutlarıyla oynuyorlar.
  • Yapma KafaY

    Sosyal Darwinizm = Charles Darwin’in evrim ve "doğal seçilim" teorisinin insan toplumlarına uygulanmasıdır.

    Temel fikir
    19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. Darwin biyolojide "uyum sağlayan türler hayatta kalır" demişti. Sosyal Darwinistler bunu alıp şuna çevirdi:
    "Toplumda da güçlüler, zeki olanlar, zenginler başarılı olur. Zayıflar elenir. Bu rekabet toplumu ilerletir."

    Yani devlete düşen görev fakirlere yardım etmek değil, rekabetin önünü açmaktır.

    Özetle
    Sosyal Darwinizm = "Toplum bir ormandır, güçlü yaşar" düşüncesi.
    Ekonomide liberalizm + devletsizlik, siyasette emperyalizm ile birleşince ortaya çıktı.

    Neden "çöktü" deniyor?

    1. Mutlak serbestlik diye bir şey yok

    Klasik Sosyal Darwinizm: "Devlet karışmasın, en güçlü kazansın" diyor.
    Ama modern devletler tam tersini yaptı: İşçi hakları, tüketici hakları, rekabet kurulları, anti-tekel yasaları, asgari ücret...
    Yani "vahşi orman"ı kanunlarla evcilleştirdik. Serbest piyasa bile kural olmadan işlemiyor.

    2. Fırsat eşitliği yok

    Darwin doğada her birey "sıfırdan" başlar. Toplumda öyle değil.
    Biri ailesinden şirket + bağlantı + eğitimle başlıyor. Diğeri borçla ve gecekondu mahallesinden.
    Başlangıç çizgisi eşit değilse "en güçlü kazansın" demek adaletli bir yarış olmaz. Bu yüzden devletler pozitif ayrımcılık, burs, kota gibi şeyler çıkardı.

    3. Eşit rekabet koşulları yok

    Büyük şirketler lobi yapıyor, küçük esnaf vergiyle boğuşuyor.
    Bir ülke teknolojide 100 yıl önde, diğeri yeni sanayileşiyor.
    "Serbest ticaret" adı altında eşitsiz güçler yarışınca zayıf taraf eleniyor. Bu da sosyal patlamalara yol açıyor.

    Peki tamamen bitti mi?
    İdeoloji olarak reddedildi ama mantığı bazı yerlerde hala yaşıyor:

    • Ekonomide: "Başarısız şirket batsın, devlet kurtarmasın" diyenler

    • Uluslararası ilişkilerde: "Güçlü olan kuralları yazar" realpolitik yaklaşımı

    • Spor ve girişimcilikte: "Kazanan her şeyi alır" kültürü

    Fark şu: Artık bunu "doğal yasa" diye değil, "tercih edilen sistem" diye savunuyoruz.

    Özet
    Sosyal Darwinizm çöktü çünkü kendi şartını sağlayamadı: Eşit başlangıç + kuralsız rekabet.
    Kanunlar girince "doğal seçilim" olmaktan çıktı, "düzenlenmiş rekabet"e döndü.


    @Yapma-Kafa said: Sosyal darwinizm dedikleri şey elitlerin kibridir. Biraz alakasız bir ileti bırakacağım. Sosyal darwinizmi savunanlar elitler veya aydınlar değildi. Aydınlar öjeniyi asla savunmaz. Aklı başında olmayan kafası gidik insanlar sosyal darwinizmi -öjeniyi- savunur. Mesela Türkiye de Türkçü-milliyetçiler öjeniyi savunuyorlar. Zaten dünyanın her yerinde öjeniyi savunanlar milliyetçiler ve sağcılardır. Bunlar aynı zamanda kendilerine "liberteryen" olarak tanımlarlar. Serbest piyasayı da savunurlar. Hani "oy kullanma yaşı 12'ye indirilsin" talebi olan bir parti vardı. Bunlar örnek. Yada Almanya da AFD(Almanya İçin Alternatif) partisi var. Bu da örnek. Sonuç olarak hepsi ırkçılıkla bağlantılı. Nazizim, milliyetçilik, serbest piyasa savunuculuğu, ırkçılık, sosyal darwinizm vb. hepsi birbiriyle bağlantılı. https://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya_İçin_Alternatif
  • Yapma KafaY

    Yıllardır birçok tarikatçıya operasyon yapılıyor. İnsanlara mekkeyi kabeyi övenlerin hiçbiri başı sıkışınca kabenin yolunu tutmuyor. Hepsi avrupa amerika yollarına düşüyorlar

    Cüppeli ahmet ekranlarda azla yetinmeyi anlatıyor
    Kızına 27 milyonluk mersedes alıyor.

    Fetöcüler ,sütöcüler,metöcüler halka salya sümük hizmet satışı yapıyor ama arka kapıda okul hastane hizmetlerinin yanına yaklaşılmıyor.


  • Yapma KafaY

    Süleymancı örgütüne yardım ettiği gerekçesi ile ifadeye çağrılıyor ve yargılanması isteniyor.

    Yardım dedikleri konu ne?

    Kendine tahsisli çakarlı araçla şüphelilerin taşınması konusu.

    Bugüne kadar birçok olaya çakarlı araç karıştı ama hiçbirinde adına tahsis edilen kişi yargılanmadı bile.

    Örneğin Sinan Ateş cinayetinde sanıklar çakarlı araçla kaçırıldı. Başka birçok olayda çakarlı araçla yasaklı madde taşınırken yakalandı. Altın kaçırılırken yakalanan var. Hatta kadın ve silah kaçırılırken yakalanan da oldu.

    Daha birçok olaya başkalarının çakarlı araçları karıştı ama onlar hiç yargılanmadı. Kimse onları kullanan bakan yada bürokrata "gel bakalım mahkemeye" demedi. Evi aranmadı.

    İdris Naim Şahin olayında durumun özel olmasını kılan nedir?

    Hatırlarsanız bakanlığı döneminde 12 terörist elebaşı Fransada gebertilmişti. Ve yine sınırda kaçakçılık yapanlar bombalanmıştı.

    Komik olan şu ki bütün chp elbirliği yaparak "onlar çocuk işçi" diye barbar ekranlarda kaçakçı lehine probaganda yapmıştı.

    Bunun rövanşını mı almaya çalışıyorlar.


    Yanlış anlaşılmasın ben kimsenin avukatlığını yapmıyorum. Hiçbir siyasetçi babamın oğlu değil. Sistemdeki çarpıklığı göstermek adına örnekler veriyorum. Yoksa i.naim şahin umurumda bile değil Varken kimle yediyse yokken de onlardan yardım istesin.
  • phiP

    Merhaba arkadaslar,

    Bu baslik altinda sikayet, oneri ve taleplerinizi paylasabilirsiniz.


    @yapma-kafa onlar spam botlar ve google icin olusturulmus birsey degil. bizimde site guvenligi icin gelen iplere ping atiyoruz ve geri donus gec aliyorsa otomatik baglanti kesiyor. hatirlamamasi bu sebeple. yani guvenlikten oturu hafizaya almiyor.
  • Yapma KafaY

    Buyurun siz yorum yapın. Ben gülmekten yazamadım🤣🤣🤣😋🤣🤣🤣😋

    Bir de aydın vardı galiba. İşlettiği pavyonun elemanlarını belediyede işçi gösterip maaşlarını halka ödetmiş.

    Siyasette bu işlere bulaşmayana yer yok galiba. Epstein dosyaları neden açıklanmasın istiyorlar belli.

    Geçmişten beri hiçbir fuhuş skandalının üzerine gidilmedi.

    Yetimhanedeki kızlardan tutun da hamile kalan kız çocukları skandalına kadar hepsi sadece gazete sayfasında kaldı.

    Feministler de gıkını çıkaramıyorlar. Hiç bu işler için eylem yapan kadın derneği gören bilen var mı?

    Neyse bu kafayla akdenizde israile iyi aslan kesilirsiniz.

    Sizi yönetenler uçkuruna sahip çıkamıyor ama. Silaha gerek yok üç beş fahişe salsalar araziye emir komuta çöker valla.

    Vergileriniz nerelere gidiyor anlayın işte.

    Sonra ölmeye geldi mi kahramanlık sırası sizde ama..🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣


    İb.Melih Gökçekin skandalları ortaya çıkınca ardından chp li başkanların skandalları ortaya çıkıverdi galiba. Bu siyaset kökten değişmelidir. Muhtarlardan saraya kadar. Ama halkta da kabahat var. Üç kuruş çıkarları için kendi çocuklarının geleceğini bile harcıyorlar. Halk bozuk halk. En okumuşu da böyle. Eskilerin bir lafı vardır. 5 yaş üstü herkesi kovacaksın ülkeden yeni bir nesil yetiştireceksin sıfırdan. Başka türlü bu ülke zor düzelir. Haklılar galiba. Neyse bakalım hamle sırası chp de. İb.Melihin nelerini ortaya dökecekler? Yoksa anlaşıp pısacaklar mı? Chp li yandaş kanallara bakınca görüyorum ki gündemi konuşmuyorlar. Abd irana saldırır mı onu tartışıyorlar. Eyy Abd sen de olmasan türk siyasetinin hali fena valla. Sayende gündem değişiyor.
  • ?

    Marketlerde satılan Çikolata Benzeri ürünler içerik açısından bol şeker , yağ ve tatlandırıcı içerdikerinden tüketildikleri zaman insülin direncini kırmaktadırlar. Kısa zamanda obezliğe ve beş altı yılda da şeker hastalığına neden oluyorlar.

    Sigara sağlığa zararlıdır diye bar bar bağıranlar margarin ve şeker ürünleri zararlıdır diye kamu spotu yapmıyorlar neden?

    Sigarayı günah keçisi yaptılar.

    Marketlerde satılan bolca bulunan doğal moğal adıyla bile satılan o ürünler şeker hastalığına neden olmaktadır.

    Vücuda aşırı şeker yüklemek ise başta böbrek , karaciğer ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara neden olur.

    Yüksek tansiyon ise kalp krizine , damar sertliğine ve beyin kanamasına neden olur.

    Böbrek yetmezliği ise idrar yolları hastalıklarına neden olur. Kandaki üre ve protein miktarının artmasına neden olur ki bu da damar tıkanıklığına yol açar.

    Bakın gördünüz mü , yağ , şeker ve benzeri ürünleri aşırı tüketmek sigaradan daha fazla zarar neden oluyor.

    Çikolatanın gerçeği bu kadar zararlı değildir. Marketlerde satılan çikolata Benzeri ürünlerdir.

    Gerçek çikolata acıdır.

    Marketlerde çikolata ürünleri genelde yüzde 10 ancak Çikolata oranına sahiptir. Gerisi yağ ve tatlandırıcıdır.

    TÜKETMEYİN ÇOK ZARARLIDIR.

    Eroinden farkı yok.


    Sigara şirketleri özellikle 1980-2000 arasında gıda ve ilaç alanına ciddi girdi, hatta bazıları yıllarca "yarı gıda şirketi" gibi çalıştı. İşte bilinen 3 ana bağlantı: Gıda ortaklıkları - En büyük ve belgelenmiş kısım 1980'lerde Philip Morris ve R.J. Reynolds tütün satışları düşeceği için yeni gelir aradı ve dev gıda şirketlerini satın aldı. Philip Morris: 1985'te General Foods'u, 1988'de Kraft'ı aldı. Kraft General Foods birleşmesiyle Kuzey Amerika'nın en büyük gıda şirketi oldu. Bir dönem satışlarının yaklaşık %50'si tütünden, %50'si gıdadan geliyordu. Lunchables, Nabisco, Del Monte gibi markalar bu dönemde tütün şirketlerinin elindeydi. R.J. Reynolds: Nabisco'nun sahibiydi. Nasıl yaptılar? " Technical Synergies Committee" diye bir ekip kurdular. Sigara için geliştirdikleri aroma mühendisliği, raf ömrü uzatma, paketleme ve bağımlılık/beyin ödülü üzerine davranış bilimini birebir ultra işlenmiş gıdalara uyguladılar. Amaç: daha çok yediren, daha çok satan ürün. 2000-2007 arasında çoğu tütün şirketi gıdadan çekildi ama kurdukları sistem ve markalar bugün hala piyasada. Araştırmacılar buna "tütünün gıdaya playbook taşıması" diyor. İlaç ile doğrudan ortaklık daha az, ama dolaylı bağlar var Tütün şirketlerinin kendilerine ait büyük bir ilaç firması yok. Ama 2 şekilde ilaç dünyasıyla kesişiyorlar: . Araştırmacı havuzu: Gıda şirketleri, GRAS onayı için "güvenli" raporu yazdırırken Big Tobacco ile bağı olan bilim insanlarını kullanıyor. Neden yaptılar? O dönemki şirket içi belgelerde yazan sebep: "İnsan sigarayı bırakabilir, içkiyi bırakabilir ama yemeyi bırakamaz". Yani sürekli gelir. Ayrıca tütün için geliştirdikleri dağıtım, pazarlama ve bağımlılık mekanizmalarını gıdaya kopyalamak çok kolaydı. Özet Gıda: %100 doğru. 20 yıl boyunca dünyanın en büyük gıda şirketleri tütün şirketlerinin elindeydi. Bugün Philip Morris ve BAT ağırlıklı olarak "zararı azaltılmış ürünler" yani nikotin poşu, ısıtmalı tütün ve vape şirketlerine yatırım yapıyor. Gıda işinden çıktılar ama 80'lerde yarattıkları etki hala ultra işlenmiş gıda pazarında görülüyor. Dedi yapay zeka meta
  • Yapma KafaY

    Uydu diye birşey var. Yabancı kanalları da izliyorum. Hiçbirinde konu bağlam kopacak kadar reklam yayınlanmıyor. Üstelik yayın içinde alttan üstten reklam bombardımanı da olmuyor. Efendi gibi yayınlarını yapıyorlar.

    Ama türk tv leri öyle mi? Anlatmaya gerek yok zaten reklam arası yayın izliyoruz.

    Çoğunluk da hep aynı holdinglerin ürünleri arka arkaya reklama giriyor.

    Reklama harcayacak kadar çok kazanıyorlar demek ki.

    Demek ki ürün fiyatlarının yarısı reklam parası. Pahalılığın sebebi de bu aşırı reklamlar. Dakikası milyonlar tutan bu reklamların maliyeti ürünlere yansıyor elbette.

    Bu nedenle türkiyede herşey yurtdışından pahalı.

    Bir de bu reklam işinde karapara aklama dönüyor mu bilmiyorum. Araştırılması gerekir.

    Aşırı reklamı olan ürünleri zaten almıyorum. Çünkü ürünün yarıdan fazla ücreti reklam parası.

    Eskiler bir laf söyler. İyi mal reklama çıkmaz.

    Reklamlı ürüne üç katı ödeyeceğime reklamsız ürüne üçte bir öderim.


  • Yapma KafaY

    Geçen gün üsküdar sahilde polis dronu "alkol alan vatandaşlara" uyarıda bulundu.

    Ülkede alkol yasağı yok. Üstelik polisin yada devletin vatandaşlara bu kadar karışma yetkisi de yok.

    Örneğin bu durumda biz de vatandaşlar olarak devlet bürokratlarının otellerde ne halt karıştırdığını bilmeliyiz. Emniyet müdürlerinin masaj salonlarında ilişkisi var mı diye araştırmak da bizim hakkımız o zaman.

    Oraya gelince yooook yassaaaah diyorlar.

    İşte muz cumhuriyeti..belki de bamya cumhuriyetidir. 🤣🤣


  • Yapma KafaY

    E. Erdoğanın başlattığı geri dönüşüm logolu ürünleri alan cihazlara hiç raslamadım.

    Açıkçası bunun çevreden çok ranta hizmet ettiğini düşünüyorum. Çünkü kurulan network sistemi ve buna bağlı iade makinelerinin hem parasal hem de uzun süre çevreye vereceği zarar astarı yüzünü geçecektir.

    Sırf "biz de birşey yaptık" demek için yapıldığını düşünüyorum. Herhangi bir fizibilite çalışması olmadığı kanaatindeyim.

    Logolarda darphane mürekkebi kullanıyormuş ne gerek vardı?

    Bunun için banka telefon uygulaması için harcanan kaynak sizce gelen boş şişeleri amorti edecek mi?

    Sorun para değil çevre diyeceksiniz belki.. ben de zaten onu söylüyorum. Makinelerin boşaltılması arızası bakımı bilgi işlemi bunu karşılıyor mu?

    Ayrıca çevreyi kirleten sadece plastik şişe değil ki. Madem bu kadar ciddi bir sorun var o zaman eskisi gibi depozitolu ambalaja geri dönelim.

    Kampanya başladığı gün bütün markalar ürünlerine en az 3 er tl zam yaptı. Şişe iadesi 1 tl iken en az zam 3 tl. Bazı markalar 8tl kadar koydular.

    Bu iş aslında çevre koruma işinden çok vergi toplama aracı yada haksız kazanca benziyor.


  • Yapma KafaY

    Bence 2026 nın trend palavrası da bu oldu. 20 bin küsür kişi aşırı sıcaktan ölmüşmüş. Tabi yersen.

    Avrupalılar her yıl aşırı sıcak ülkelere zaten akın akın gidiyorlar. Ölüyorlar mı? Yoo.

    Peki Sıcak ülkelerde yaşayan insanlar ölüyor mu? Yoo

    O zaman avrupalı niye sıcaktan ölüyor?

    Avrupa ilk defa mı güneş görüyor? İspanya güney fransa italya yunanistan ve akdeniz adaları oldukça sıcak bölgeler zaten.

    Bu iklim oyunlarının ardından ne çıkacak göreceğiz bakalım.


  • Yapma KafaY

    Buğday "icad" edilmedi aslında, doğada kendiliğinden vardı 🙂 İnsanlar onu evcilleştirdi.

    Kısaca hikayesi şöyle:

    1. Vahşi atası vardı

    Bugün yediğimiz buğday, yaklaşık 300 bin yıl önce doğada yetişen yabani otlardan geldi. En yakın akrabaları einkorn ve emmer denen yabani buğday türleriydi. Taneleri çok küçüktü ve olgunlaşınca yere dökülüyordu.

    2. İnsanlar toplamaya başladı

    12-13 bin yıl önce Avcı-toplayıcı insanlar bu yabani başakları toplamayı sevdi. Çünkü karbonhidrat ve depolanabiliyordu. Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye, Irak, İsrail'i kapsayan "Bereketli Hilal" bölgesi bunun tam merkeziydi.

    3. Evcilleştirme oldu

    Yaklaşık 10.000 yıl önce Neolitik dönemde insanlar tohumları ekmeyi denedi. Yıllarca en verimli, dökülmeyen, büyük taneli başakları seçip ektiler. Bu doğal seçilimle yabani buğday zamanla bugünkü buğdaya dönüştü.
    Buğdayı ilk evcilleştiren yerlerden biri de Türkiye toprakları. Göbeklitepe ve Karacadağ çevresinde yapılan kazılarda dünyanın en eski evcilleştirilmiş buğday kalıntıları bulundu.

    4. Sonra yayıldı

    Tarım başlayınca buğday da insanlarla birlikte göç etti. Önce Anadolu'dan Avrupa'ya, sonra tüm dünyaya yayıldı. 8-9 bin yıl içinde biz onu seleksiyonla değiştirdik, o da bizi yerleşik hayata geçirdi.

    Yani buğdayı bir laboratuvarda icat etmedik. Binlerce yıl boyunca tohum seçerek, eke eke "şekillendirdik".

    İlginç detay: Genetiği değiştiği için artık doğada kendi başına hayatta kalamaz. İnsan ekmese üreyemez.

    Özetle; sanıldığı gibi bugünkü besinlerimizin hiçbiri gökten inmedi yada bir peygamber tarafından mucize ile bize lütfedilmedi.

    Bugünkü besinleri milyonlarca insan denedi zehirlendi öldü ve hayatta kalanlar iyi olanı günümüze taşıdı.


  • Yapma KafaY

    Too big to fail = "Batmasına izin verilemeyecek kadar büyük" demek.

    Kelime kelime: "Başarısız olmak için çok büyük"

    Ne anlama geliyor?

    Bazı şirketler, bankalar o kadar büyük ki batarsa sadece kendisi batmıyor. Bütün ekonomi ile birlikte çöküyor.

    Devlet de diyor ki: "Bunlar batsa milyonlar işsiz kalır, bankalar patlar, milletin parası gider. O yüzden biz bunları kurtaracağız."

    En meşhur örnek: 2008 Krizi - ABD

    Lehman Brothers battı. Sonra ortalık karıştı.

    Hemen ardından devlet AIG, Citigroup, Bank of America gibi bankalara 700 milyar dolar para pompaladı.
    Neden? "Too big to fail" oldukları için.

    Sorun ne?

    1. Ahlaki tehlike / Moral Hazard: "Nasıl olsa devlet kurtarır" deyip daha çok risk alıyorlar.

    2. Adaletsizlik: Esnaf batınca "piyasa böyle" deniyor. Ama banka batınca milyarlarca dolar kurtarma paketi geliyor.

    3. Doğal seçilim bitti: Sosyal Darwinizm'in dediği "zayıf elensin" kuralı burada işlemiyor. Para + büyüklük = ölümsüzlük zırhı.

    Özetle
    Doğada: Zayıf aslan açlıktan ölür.
    Ekonomide: Zayıf banka devlet tarafından beslenir.
    Türkiye’de "Too big to fail" mantığı ABD’deki gibi banka kurtarma paketi şeklinde değil, daha çok "batarsa ülke sarsılır" mantığıyla işledi.

    Türkiye’de örnekleri

    1. Bankalar - 2001 Krizi

    2001 krizinde 20+ banka battı. Ama Ziraat, Halkbank, Vakıfbank gibi kamu bankaları + İş Bankası, Garanti, Akbank gibi sistemik özel bankalar kurtarıldı.
    Neden? Çünkü 10 milyon insanın maaşı, mevduatı oradaydı. Hepsi birden batarsa sistem kilitlenir.
    Devlet TMSF üzerinden milyarlarca dolar koydu. "Batmasına izin veremeyiz" dendi.

    2. Holdingler ve "Sistemik Şirketler"

    Bazı holdingler o kadar büyük ki; binlerce kişi çalışıyor, tedarik zinciri bütün ülkeye yayılmış.
    Örnek: İnşaat, enerji, medya sektöründe dev gruplar. Borç batağına girince bankalar "bunları batırırsak bizim krediler de gider" deyip yeniden yapılandırma yaptı.
    Yani banka da şirketi kurtarıyor, devlet de vergi erteleme, yapılandırma ile dolaylı destek veriyor.

    3. Kamu Kurumları

    THY, Telekom, BOTAŞ, TCDD... Bunlar zarar etse bile kapatılamaz.
    "Stratejik" oldukları için devlet sürekli sermaye koyar, borç siler. Çünkü batmaları demek ulaşımın, enerjinin durması demek.

    Sorun aynı: Ahlaki Tehlike
    "Zaten devlet bir şekilde kurtarır" algısı oluşuyor.

    Küçük esnaf kredisini ödeyemezse icra geliyor.
    Ama çok büyük bir grup batma noktasına gelince masaya oturup "yapılandırma" konuşuluyor.


    Böylece sistem yeteneksizleri görevde tutmaya devam ediyor yeniden aynı hataları yapıp batsınlar diye. Çünkü nasılsa devlet koruması var diyerek sorumsuzluk başlıyor. "Too big to fail" = "Yeteneksizliği ödüllendirme" sistemi Doğada işleyen mekanizma şuydu: Hata yap → Bedelini öde → Elen → Yerine daha iyisi gelsin "Too big to fail" bunu tersine çevirdi: Negatif seçilim Hata yap → Devlet/Banka kurtarır → Aynı koltukta kal → Aynı hatayı tekrar yap Neden devam ediyor? Sorumluluk yok Batırsan bile kovulmuyorsun. Çünkü "sen gidersen şirket batar" deniyor. Risk alan CEO, zararı topluma, kârı kendine yazıyor. Öğrenme yok Doğada 1 kere düşen hayvan bir daha o uçuruma yaklaşmaz. Burada 2001’de battın, 2008’de battın, 2020’de yine kurtarıldın. Ders alınmıyor. Rekabet donuyor Yenilikçi, yetenekli küçük şirket yukarı çıkamıyor. Çünkü yukarıdaki yerler "zombi" şirketlerle dolu. Devlet ve banka onları fişten çekmiyor. Thy den büyük olmana izin verilmiyor. İşbankası gibi imtiyazlı ilişkiler sana tanınmıyor. Şişecam hiçbir gelişim göstermese de cam sektöründe piyasa belirleyici olarak kalmasına izin veriliyor. Sonuç: Zombi Ekonomi Japonya’da 1990’lardan beri var bu. Batması gereken şirketler krediyle yaşatılıyor. Ne büyüyebiliyorlar ne ölebiliyorlar. Kaynakları tıkıyorlar. Türkiye’de de aynı: Borcunu ödeyemeyen ama "sistemik" diye yaşatılan şirketler. Banka "batırırsam benim kredim de gider" diye sürekli yapılandırıyor. İroni Sosyal Darwinizm "güçlüler kalsın" dedi. Uygulama: "Büyükler kalsın, güçlü olmasalar bile" Yani sistem bilinçli olarak hatayı tekrarlatıyor. Çünkü kısa vadede "şimdi batmasın" demek, uzun vadede "daha büyük batış" demek olduğunu kimse göze alamıyor.
  • TENTENT

    Tai chi, qigong,meditasyon,yoga gibi uygulamalar psikoza yol açıyor.
    Dsm IV de qigong veya kundalini psikozu olarak geçiyor.

    Belirtiler​
    Semptomlar genellikle üç kategoriden biri olarak tanımlanır:
    
    
    - panik, rahatsızlık ve kontrolsüz spontan hareket;
    -görsel veya işitsel halüsinasyon gibi duyusal problemler; ve
    -mantıksız inançlar 
    Somatik belirtiler arasında baş, göğüs ve sırt, karın, uzuvlar veya tüm vücutta duyular ve ağrılar; zihinsel ve duygusal semptomlar nevrasteni , duygulanım bozukluğu , öz bilinç , halüsinasyon ve paranoya içerebilir . 
    
    

    kaynak

    
    Çigong tedavisi ile ilişkili psikofizyolojik reaksiyonlar​
    SH Xu 1
    Bağlantılar genişletmek
    PMID: 8088187
    Soyut​
    Geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak qigong, tümü geleneksel psikoterapi kategorisine dahil edilebilecek batı "meditasyon", Hint "Yoga" veya Japon "Zen" ile benzerdir. Çigong eğitimi sırasında bir dizi fizyolojik ve psikolojik etki meydana gelir, ancak uygunsuz eğitim fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklara yol açabilir. Fizyolojik etkiler EEG, EMG, solunum hareketi, kalp hızı, cilt potansiyeli, cilt sıcaklığı ve parmak ucu hacmi, sempatik sinir fonksiyonu, mide ve bağırsakta, metabolizma, endokrin ve bağışıklık sistemlerindeki değişiklikleri içerir. Psikolojik etkiler motor fenomenler ve algısal değişikliklerdir: hastalar sıcaklık, üşüme, ciltte kaşıntı hissi, uyuşma, ağrı, şişkinlik, gevşeme, gerginlik, yüzme, beden imajının düşmesi, genişlemesi veya daralması, gökyüzüne yükselme hissi, düşme, baş aşağı durma, solunumun ardından salıncakta oynama, içsel Qi'nin dolaşımı, elektrik çarpması, oluşum, Qigong egzersizi sırasında. Bazı hastalar hayal dünyası yanılsamaları, gerçek dışılık ve sahte halüsinasyon yaşadı. Bu fenomenler geçiciydi ve egzersiz sona erdiğinde ortadan kayboldu. Çigong sapma sendromu bir tanı terimi haline geldi ve şu anda Çin'de yaygın olarak kullanılıyor. Bu fenomenler geçiciydi ve egzersiz sona erdiğinde ortadan kayboldu. Çigong sapma sendromu bir tanı terimi haline geldi ve şu anda Çin'de yaygın olarak kullanılıyor. Bu fenomenler geçiciydi ve egzersiz sona erdiğinde ortadan kayboldu. Çigong sapma sendromu bir tanı terimi haline geldi ve şu anda Çin'de yaygın olarak kullanılıyor..
    

    kaynak


    @Sputnik said: Şizofreni, temelde biyolojik faktörlere dayanan kronik bir beyin hastalığıdır Biolojik ve kronik sözleri genetiği çağrıştırdı.
  • Yapma KafaY

    Özetle gökbilimciler çalışmış bulmuş siyasetçiler de üzerine konmuş. Bu yüzden bilimadamlarına söylüyorum bulduklarınızı gizleyin bu sistem sizi harcar.

    Ayların adları

    Ayların adlarını da yine Romalılar belirlemiş. Biz de onların Latincesini Türkçeleştirip kullanıyoruz.

    İşte hikayesi:

    1. İlk 10 ay - Kral Romulus Dönemi MÖ 753

    Roma yılı Mart'ta başlıyordu ve sadece 10 aydı. Adlar hep sayıydı:

    1. Martius = Savaş tanrısı Mars'ın ayı. Mart
    2. Aprilis = "Açmak" demek. Baharda doğanın açılması. Nisan
    3. Maius = Bereket tanrıçası Maia'nın ayı. Mayıs
    4. Junius = Gençlik tanrıçası Juno'nun ayı. Haziran
    5. Quintilis = 5. ay. Beş
    6. Sextilis = 6. ay. Altı
    7. September = 7. ay. Yedi → Eylül
    8. October = 8. ay. Sekiz → Ekim
    9. November = 9. ay. Dokuz → Kasım
    10. December = 10. ay. On → Aralık

    Eylül-Kasım-Aralık'ın adı hala "7-8-9-10" demek. Çünkü takvimde yerleri 7-8-9-10'du.

    2. Numa Pompilius ekledi MÖ 713

    Yıla başa 2 ay ekledi:

    1. Januarius = Kapıların ve başlangıçların tanrısı Janus. Ocak

    2. Februarius = Arınma festivali Februa. Şubat

    3. İmparatorlar kendi adlarını koydu

    1. ve 6. ayların adı değişti:
    • Quintilis → Julius = MÖ 44'te Jül Sezar suikaste uğrayınca, onuruna 5. aya onun adı verildi. Temmuz

    • Sextilis → Augustus = MÖ 8'de İmparator Augustus "benden niye yok" deyip 6. aya kendi adını verdi. Ağustos

    Peki bizdeki Türkçe adlar nereden geldi?

    Biz Osmanlı'dan beri Farsça/Arapça isimler kullanıyorduk: Mart, Nisan, Mayıs zaten aynı. Ama Cumhuriyet'te 1945'te Dil Kurumu bunları daha Türkçe yaptı:

    En komiği: Eylül, Ekim, Kasım, Aralık hala "7, 8, 9, 10" demek ama artık yılın 9, 10, 11, 12. ayları 😂

    Aylardaki gün sayılarına da romalılar karar verdiler.

    Kısaca: Yıne Romalı Krallar 😅

    Aylardaki gün sayılarının bugünkü hali tek bir kişinin "oturdum saydım" demesiyle değil, birkaç yüzyıllık düzenleme ile oluştu.

    Nasıl oldu?

    1. İlk takvim: Romulus Takvimi - MÖ 753

      Romalılar yılı 10 ay ve 304 gün olarak başlatmış. Kış aylarını hiç saymıyorlardı. Aylar 30 ve 31 gün düzensizdi.

    2. Numa Pompilius - MÖ 713
      Yıla Ocak ve Şubat'ı ekledi.

    Roma'da çift sayılar uğursuz sayıldığı için ayları 29 ve 31 gün yaptı. Şubat'ı da 28 gün, artık yılda 29 gün bıraktı. Toplam 355 gün etti. Bu yüzden aylar "31-28-31-30..." gibi yamalı oldu.

    1. Jül Sezar - MÖ 46: Jülyen Takvimi

      Mısırlı astronom Sosigenes ile çalışıp yılı 365.25 güne sabitledi. Artık yıl sistemini getirdi. Ayları da bugüne çok yakın hale getirdi: 31 ve 30 gün. Sadece Şubat 28 kaldı.

      Temmuz ayına kendi adını verdi: Julius. Ondan sonra 31 gün oldu.

    2. Augustus - MÖ 8

      Sezar'dan sonra gelen Augustus da ağustos ayına kendi adını verdi: Augustus. Ve yine 31 gün yaptı. Rivayete göre Temmuz 31 günken Ağustos'un 30 olması ayıp olmasın diye Eylül ve Kasım'dan 1'er gün alıp Ağustos'a ve sonrasındaki aylara ekledi. Bu yüzden şu anki "31-30-31-30" dalgalanması çıktı. 🤣🤣

    3. Papa XIII. Gregory - 1582: Gregoryen Takvimi

      Jülyen takviminde küçük bir kayma vardı. Papa Gregory artık yıl kuralını düzeltti: 400'e bölünmeyen yüzyıllar artık yıl olmayacak. Gün sayıları aynı kaldı, sadece artık yıl hesabı değişti. Bugün kullandığımız takvim bu.

    Özetle kralların keyfine göre belirlenmiş.

    Normalde ilk 7 ay 30 gün son 5 ay 31 gün de olabilirdi.

    Yada aylar 6 tane olup 61 günden hesaplanabilirdi.

    Tamamen kralın keyfine göre.

    Bravo bilim🤩

    Yani günün birinde hıyarın teki gelip de yıl 13 ay olacak diyerek 1 tane de kendi adına ay ekleyebilir. Ayların günleri de 29 / 30 a düşebilir.


  • Yapma KafaY

    Okul kitapları niye her yıl değişiyor. Gramer dilbilgisi kuralları mı değişti? Matematik fizik mi değişti? Tarih mi değişti?

    Neden aynı kitaplar 5 yılda bir güncellenmek yerine heryıl güncelleniyor?

    Hani çevrecilik nerede?

    Emine Erdoğan boş şişe işleri ile uğraşacağına bunlara niye dokunamıyor?

    Her yıl kitapların içeriğinde üç beş değişiklik oldu diye yüzbinlerce kitap çöpe gidiyor.

    Neymiş geri dönüşümmüş..

    Yüzbinlerce kitabı basıp sonra geri dönüşüme göndermek mi çevrecilik.

    Bu işten birileri iyi götürüyor da ondan.

    Eskiden çocuklar bir üst sınıfın kitaplarını alıp okula giderdi. En iyi çevrecilik bu değil mi?

    Ama okul müdürleri öğretmenler bu işten ne kazanacak ki? Basımevleri kimle anlaşıp kitap satacak sonra.

    150 yıl önce kara tahta, tebeşir ve tek kitap vardı. Newton, Edison, Atatürk'ün nesli o kitaplarla çıktı. Renkli görsel yoktu, QR kod yoktu, "etkinlik köşesi" yoktu. Ama düşünme, ezber bozma, problem çözme vardı.

    Şimdi ne oldu?

    1. Kitap kalınlaştı, bilgi sulandı

    Eskiden 100 sayfalık kitapta 100 bilgi vardı. Şimdi 300 sayfalık kitapta 50 bilgi + 250 tane "renklendirme, kes-yapıştır, ailemle tartış" sayfası var. İçerik şişirildi.

    2. Ezberden kopyaya döndük

    Amaç "çocuk öğrensin" değil "veli şikayet etmesin, kitap güzel görünsün" oldu. Her yıl format değişince öğretmen de konuyu yetiştiremiyor, test çözdürüp geçiyor.

    3. Deha tesadüfen çıkıyor artık

    Sistem deha yetiştirmiyor. Sistemin içinden sıyrılıp kendi kendine okuyan, merak eden çocuk deha oluyor. 150 yıl önce sistem zaten "az ama öz" olduğu için meraklı çocuk direkt derinleşebiliyordu.

    Değişen matematik değil, değişen para döngüsü. Kağıt + baskı + ihale + "her sene yeni" demek = sürekli para.

    Görsel boyalı kitap kötü mü? Değil. Amaç öğrenmeyi kolaylaştırmaksa güzel. Ama amaç "her sene yeni baskı satalım" olunca, kitap ders aracı olmaktan çıkıp tüketim ürünü oluyor.

    En acısı da ne biliyor musun? O çöpe giden kitapların parasıyla köy okuluna laboratuvar kurulurdu. Ama yok. Öncelik "güncel kitap" diye yutturuluyor.


  • ?

    Deprem sonrası gündeme gelen mütayitlik konusu buz dağının görünen kısmı. Hani diyorlar ya önüne gelen mütayit oluyor diye.

    İşte önüne gelen sadece mütayit değil herşey olabiliyor. Cumhurbaşkanı bile oluyor.

    Hiçbir teknik bilgisi olmayanlar ilaç şirketi kurabiliyor. Parası olsun yeterki herşeyi yaparsın bu ülkede. Sonra para gelsin de nasıl gelirse gelsin mantığı ile herşey usulsüz yapılıyor.

    Herifin teki eğitimli kadrosuna yol parası vermekten kaçıyor ama çocuğu yaşındaki genç kızı metres olarak işe alıyor ve yüzbinlerce para akıtıyor.

    İşte bu yüzden eğitimli ,yetenekli insanlara sesleniyorum bildiğinizi saklayın söylemeyin. Gizleyin.

    Çünkü siz bulduğunuz şeyle avunurken aslında ezikliğinizi tatmin ediyorsunuz.

    Hatta patronunuza daha pahalı metresler kiralaması için olanak tanımış oluyorsunuz çünkü sizin emeğiniz ve başarınızın karşılığını kendiniz görmüyorsunuz. Patronunuzun metresi görüyor onun ödülünü.

    Yani daha açık ifade ile söyleyeyim , ey beyaz yakalar, ey teknik elemanlar !!!!

    Sizin başarılarınız aslında hiç tanımadığınız fahişelerin cüzdanına nakit olarak giriyor.

    Net mi!!!!

    Kurumsal firmalarda çalışıyorum , devlette çalışıyorum diye övünmeyin. Bu seferde Sizin müdürünüz yapıyor aynısını

    Karar sizin.

    Başardım , buldum , çözdüm diyerek ezikliğinizi mi tatmin etmek istersiniz yoksa hakkınızı aramayı mı?

    Karşılık yoksa çalışmak da yok.


    Haberler alıyorum. Marmaranın çürük zeminleri imara açılıyormuş. Uzmanlar uyarıyor zemin çürük fay hattı yakından geçiyor diye. Ama bunlar sağlam zeminlere 4 kat imar veriyor yada hiç vermiyor. Diğer yandan çürük zeminli arazileri tarla vasfından çıkarıp arsa vasfına geçiriyorlar. İnsan katliamı yaparak ekonomiyi döndürmeye çalışıyorlar. Döngü şöyle; Deprem felaket olsun insanlar ölsün , yeniden doğursun , yeni felaketler ile bir daha toplu yıkım ölümler olsun... Böylece sürekli yıkılsın biz yapalım bir daha yıkılsın göçsün bir daha yapalım. Nasılsa kökü bedava.. Bu şekilde ekonomi dönsün istiyorlar. Aptallar böyle düşünüyorlar galiba. Eh oyları verdiniz laza halkı çevirdi kaza.
  • Yapma KafaY

    Türkiye halkını özetleyen anıt niteliğinde bir başyapıttır. Orjinal adı "Namuslu" olan film bazen "Namussuz Namuslu" olarak da yayınlanıyor.

    Toplumsal pragmatizmi en açık şekilde yansıtmıştır. İnsanların değerleri kendi çıkarına göre kişiye göre nasıl esnettiğini çok çarpıcı ifade etmektedir.

    İşte Namuslu (1984) filminin künyesi:

    • Yıl: 1984

    • Süre: 92-93 dakika

    • Ülke: Türkiye

    • Dil: Türkçe

    • Stüdyo: Uzman Film

    • Yönetmen: Ertem Eğilmez

    • Senarist: Başar Sabuncu

    Başar Sabuncu bu filmle 1985 SİYAD en iyi senaryo ödülünü aldı

    • Yapımcı: Ferit Turgut, Kadir Turgut

    • Müzik: Melih Kibar

    • Görüntü Yönetmeni: Ertunç Şenkay

    Oyuncu Kadrosu

    Başroller:

    • Şener Şen (ali rıza)

    _Bu film Şener Şen'in ilk başrolü

    • Adile Naşit - Kaynana
    • Ayşen Gruda - Naciye
    • Erdal Özyağcılar - Mustafa

    Ali Rıza Öğün dürüst, namuslu bir mutemettir. Bankadan aldığı maaş parasını soygunculara kaptır. Ama kimse ona inanmaz, "parayı cebine indirdi" sanılır. Hor görülen Ali Rıza bir anda herkesin ilgi odağı olur ve itibar görür. En sonunda hırsız damgası yiyince çevresinden intikam almaya karar verir a94e

    Film 80'ler Türkiye'sinde rüşvetçi ve avantacı toplum yapısını mizahi şekilde eleştiriyor

    İşte film


    Aslında bu konuyu pragmatik ateizm nedir adlı diğer bir konuya yanıt olarak da düşündüm. Türkiye toplumu pragmatik ateizme daha yakındır. Hatta yüzde 99 müslüman değil pragmatik ateisttir diyebiliriz. https://efelsefe.com/topic/2308/pragmatik-ateizm-nedir/23
  • Yapma KafaY

    Bu konuda söylenecek çok söz var. Mütayitleri ve hemşehri belediye başkanlarını zengin etmek için Plansız şehirleşmeye göz yumuldu.

    Ücretler avrupaya göre kısmen düşük kalsa bile yaşam koşullaru ve yapı kalitesi oldukça geride.

    Müstakil evlerde avrupadan daha pahalıyız. Buna karşın müstakil diye satılan evlerin çoğunda otopark yok. Çünkü otoğark olarak ayrılması gereken alanlara beş villa daha sıkıştırılıyor. Bu da belediye -mütayit-parti işgüzarlığı yüzünden oluyor.

    Türkiye sadece apartman daireleri konusunda dünyadan ucuz kalıyor. Ama en lüks semtlerde bile sokaklar daracık sağı solu otopark olmuş. Çünkü belediyenin bununla ilgili hiçbir kaygısı yok. Umurlarında bile değil.

    Yeşil alan yok. Otopark yok , plansız ve üstüste. üstelik yapıların sağlamlığı konusunda çokça tartışmalar var.

    Bunlara göre istenen paralar pahalı oluyor.

    Kentsel dönüşüm sadece rant getirisi üzerine ilerliyor.


    Bakın avrupadan rasgele seçilmiş emlak ilanları. Bahçeli otoparklı..Türkiyede böyle yeri anca tatil köylerinde gösterirler. [image: Screenshot_20260828-091419_Firefox.jpg] [image: Screenshot_20260828-092031_Firefox.jpg] [image: Screenshot_20260828-092118_Firefox.jpg] [image: Screenshot_20260828-092225_Firefox.jpg] [image: Screenshot_20260828-092319_Firefox.jpg]