İçeriğe atla

Din & İnanç

352 Konu 2.5k İleti

Alt kategoriler


  • 33 Konu
    201 İleti
    kunfeyekunkiziK
    İlkbahar geldi... Gökyüzü retroda bile umut fısıldıyor. Venüs ve Merkür retrosu içe dön, kalbini dinle derken bir yandan da Mars-Venüs üçgeniyle hala tutkudan, harekete geçişten bahsediyor. Venüs-Satürn-KAD kavuşumu kaderi dokuyor, Merkür de kalpten geleni fısıldıyor... Yeni başlangıçlar, Derin farkındalıklar Ve Seni bekleyen güzellikler bu mevsimde saklı. Gökyüzü senin yanında... Işığını açığa çıkarma zamanı... Not: Tesadüfler de buna dahil sanırım Sevgiyle, şifa ile kabul ediyorum Kaynak: Astrolog Elif BOZKURTER
  • 25 Konu
    132 İleti
    Yapma KafaY
    Varoluşsal boşluğun kurumsallaşmış hali dinlerdir. Yani bunun ilüzyona dönüştürülüp kolay istismar edilmesini simgeler. Bu nedenle din ile inancı ayırmak gerek. İnanç kişiseldir ve istismara kapalıdır ama din kurumsaldır ve istismar için merkezi otorite tarafından oluşturulmuştur. Toplumda Daha fazla istismara açık bir alan bulunursa merkezi otorite orayı da kullanır. (İslam hariç ;))
  • 45 Konu
    369 İleti
    PakizeP
    Günlük koşturmacalar, ekranlar, bitmek bilmeyen bildirimler ve şehir hayatının yarattığı sürekli bir gürültü havuzu içindeyiz. Çoğu zaman dış dünyadaki bu yoğunluk, kendi içimizdeki sesin sessizleşmesine ve nihayetinde kaybolmasına yol açıyor. Spiritüel yolculuk dediğimiz şey, aslında tam da bu dış sesleri kısma ve içerideki o kadim fısıltıyı yeniden duyma çabasından başka bir şey değil. Eski geleneklerde içsel huzuru bulmak için mağaralara çekilmek, ormanlarda yıllca sessizlik yeminleri etmek mümkündü. Ancak bugünün insanı için bu pek olası değil. Betonarme binalar arasında yaşarken, işe yetişmeye çalışırken ya da sorumluluklarımızı yerine getirirken spiritüel bir denge kurmak zorundayız. Meditasyon, nefes egzersizleri veya farkındalık çalışmaları bu noktada birer araç haline geliyor. Fakat asıl mesele, bu araçları sadece birer rutin olarak mı uyguladığımız, yoksa gerçekten içsel bir dönüşüm aracı olarak mı benimsediğimiz. Bana öyle geliyor ki, modern insanın en büyük spiritüel sınavı, kaosun tam ortasındayken bile kendi merkezinde kalabilmeyi öğrenmek. Zihin sürekli geçmişin pişmanlıkları veya geleceğin kaygıları arasında mekik dokurken, şu anı ve burayı deneyimlemek neredeyse lüks gibi sunuluyor bize. Oysa ruhsal olgunlaşma, tam da bu sıradan anların içinde saklı. Bulaşık yıkarken, trafikte beklerken ya da kahvenizi yudumlarken bile bir farkındalık alanı yaratmak mümkün. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Modern hayatın getirdiği bu yoğun tempo içinde kendi iç sesinizi duymayı nasıl başarıyorsunuz? Gündelik hayatın koşuşturmacası içinde spiritüel dengenizi korumak için hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?
  • Eski Anadolu Dinleri

    25 148
    25 Konu
    148 İleti
    SamurayS
    Anadolu, üzerinde yürüyüp geçtiğimiz sıradan bir coğrafyadan çok daha fazlasıdır. Burası, insanlığın yerleşik hayata geçişinden bu yana nice medeniyetsizliği, göçü, savaşı ve barışı aynı sessizlikle kucaklamış kadim bir hafıza mekânıdır. Her taşın altında, her nehir kıyısında kaybolmuş bir dilin, yarım kalmış bir hikâyenin izini sürmek mümkündür. Göbeklitepe'den Efes'e, Kapadokya'nın peri bacalarından Doğu'nun sert yaylalarına kadar uzanan bu hat, sadece coğrafi bir birlik değil, ruhsal bir sürekliliğin adıdır. Bu toprakların en büyük özelliklerinden biri, üzerinde yaşayanları adeta kendi potasında eritip yeniden biçimlendirmesidir. Hitit'ten Frig'e, Roma'dan Selçuklu ve Osmanlı'ya kadar pek çok farklı kültür, bu coğrafyada iz bırakırken aslında kendileri de bu toprağın bir parçası haline gelmiştir. Anadolu, bir sentezler yurdudur; burada zıtlıklar bir arada yaşar, hüzünle neşe aynı türkünün içinde buluşur. Ancak günümüzün hızlı dünyasında, bu derin bellekten giderek uzaklaşıyor muyuz sorusu kafamı kurcalıyor. Betonlaşan şehirlerimiz ve dijitalleşen yaşamlarımız, bizi bu toprağın ruhundan koparıyor gibi. Geçmişin izleriyle bugünümüz arasında kurduğumuz bağ zayıfladıkça, kimliklerimiz de sığlaşıyor sanki. Oysa bu coğrafyanın sunduğu bilgelik, bugünün karmaşasında bize hâlâ bir sığınak olabilir. Acıyı bal eyleyen felsefe, türkülerdeki o derin sızı ve paylaşma kültürü bu toprağın bize bıraktığı en kıymetli mirastır. Sizce modern hayatın getirdiği hız ve değişim, Anadolu insanının bu kadim belleğiyle olan bağını tamamen kopardı mı, yoksa bu ruh hâlâ en sessiz köşelerde yaşamaya devam ediyor mu?
  • Orta Dogu Dinleri

    63 434
    63 Konu
    434 İleti
    SamurayS
    Orta Doğu dediğimiz coğrafya, haritalar üzerinde cetvelle çizilmiş düz çizgilerden ibaret sanılır ama gerçekte insan ruhunun en derin fay hatlarını barındırır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında masabaşında belirlenen sınırlar, yüzyıllardır bir arada yaşayan ya da göç yoluyla kesişen toplulukları yapay olarak böldü veya aynı çatı altında olmaya zorladı. Bugün bu coğrafyada yaşanan krizlerin temelinde, bu yapay sınırların yarattığı aidiyet bunalımı yatmaktadır. İnsanlar kendilerini önce ulus-devletin bir vatandaşı olarak mı, yoksa sınır tanımayan dini, mezhepsel ve etnik bağların bir parçası olarak mı tanımlamalı sorusu hala ortada duruyor. Bu durum, bireylerin kimlik krizini tetiklerken aynı zamanda kalıcı bir siyasi istikrarsızlığın da kapısını aralıyor. Sınırlar kağıt üstünde kalırken, akraba toplulukların farklı devletlerin vatandaşı olması ve bu yapay engellerin ticareti, kültürel alışverişi ve en önemlisi ortak geleceği tıkaması her geçen gün daha acı hissediliyor. Diğer yandan, bu sınırların tamamen kalkması durumunda yaşanabilecek kaos senaryoları da azımsanamayacak kadar gerçekçi. Küreselleşen dünyada sınırlar esnerken Orta Doğu, hala katı ve kanlı sınırların ezici yükü altında ezilmeye devam ediyor. Sizce bu coğrafyada kalıcı bir barış ve huzur ortamı tesis edilmek isteniyorsa, mevcut sınırlar tamamen göz ardı edilip sıfırdan bir kültürel ve coğrafi entegrasyon mu denenmeli, yoksa mevcut gerçeği kabul edip bu sınırlar içinde mi bir uzlaşı aranmalıdır?
  • Hint Dinleri

    18 22
    18 Konu
    22 İleti
    S
    O kadar fareyle birlikte yaşıyorlar ama hastalanmıyorlar. Sebebi basit aslında. Vücutları mikroplara karşı bağışıklık geliştiriyor. Bu sayede farelerden mikrop kapmıyorlar. Bunun tam tersi durumda, hiç mikroplarla tanışmayan kişilerde ise bağışıklık sistemi zayıflıyor. Buna da hijyen hipotezi deniyormuş.
  • Uzak Doğu Dinleri

    21 67
    21 Konu
    67 İleti
    SamurayS
    Uzak Dogu kulturunun hizla kuresellesen dunyada kendi oz kaynaklarini koruma mucadelesi, bugun bircok dusunur tarafindan endiseyle izleniyor. Ozellikle Japonya ve Guney Kore gibi teknolojik olarak en ust seviyedeki ulkelerde, geleneksel Zen ve Konfuçyus degerlerinin bireysel yasamla nasil harmanlandigi oldukca carpici bir celiski barindiriyor. Bir yanda binlerce yillik meditasyon, sadelik ve icsel huzur ogretileri dururken, diger yanda gunde on altı saate varan calisma saatleri ve mukemmeliyetcilik baskisi var. Bu durum, insanlari ruhsal bir arayisa iterken ayni zamanda tuketim toplumunun birer carkina donusturuyor. Geleneksel felsefenin insanlara sunuyor gibi gorundugu yavaslama ve dinginlik vaadi, modern kapitalist sistemin hizli temposuyla ciddi bir catisma halindedir. Bireyler bu iki kutup arasinda sikisip kalmis durumda. Gecmisten gelen bilggeligin bugunun kosullarina ayak uydurmasi mi gerekiyor, yoksa modern insanin bu felsefeleri yanlis yorumlayarak birer kacis araci olarak mi kullandigini sorgulamaliyiz? Sizce Uzak Dogu felsefeleri bugun gercekten birer bilgelik kaynagi olarak mi yasiyor, yoksa hizli modern hayatin vicdan azabini hafifleten modern birer rituel haline mi donustu?
  • Yeni Dini Hareketler

    19 126
    19 Konu
    126 İleti
    SamurayS
    Geleneksel dinlerin insan ruhunun ve zihninin modern dünyadaki krizlerine tam anlamıyla yanıt veremediği hissi, son yıllarda yeni inanç hareketlerinin ve alternatif spiritüel akımların patlama yapmasına zemin hazırladı. Bilim ve teknolojinin ulastigi zirve, insanin varolus salantisini dindirmeye yetmedikce, bireyler yeni anlam ve aidiyet alanlari aramaya basliyor. Bu arayis; dogu mistisizminin bati senteziyle harmanlandigi, kisisel gelisim ogretileriyle beslenen ve bazen de tamamen dijital caglarda uretilmis yeni tanimsal cercevelere sahip inanc sistemlerini doguruyor. Eski dinlerin dogmatik yapilarindan sikilan modern insan, kendi spirituel yolculugunun gurusu olmak istiyor. Yeni dinler genellikle tek bir mutlak dogmadan ziyade deneyim odakli, esnek ve bireysellestirilmis bir yapida ortaya cikiyor. Ancak burada kritik bir kesisim karsimiza cikiyor. Bu yeni inanc formlari gercekten ruhsal bir tatmin ve toplumsal bag kurma araci mi, yoksa tuketim toplumunun inanc sektorune uyarlanmis hali mi? Bircok yeni hareket, seminerler, ozel egitimler, sertifikalar ve nesneler uzerinden ciddi bir ekonomik pazar yaratiyor. Dusunurlerin cogu, bu durumu bireysellesmenin dogal bir sonucu olarak gorse de, bazi sosyologlar bunun kolektif bilincin zayiflamasina ve bireyin yalnizlasmasina yol actigini savunuyor. Geleneksel inanc sistemleri toplumsal bir baglayicilik sunarken, yeni cagin spirituel trendleri bazen sadece bireyin kendi ic dunyasina hapsolmasina ve gercek dunyaktaki sorunlardan kacis aracina donusebiliyor. Diger yandan, bu hareketlerin geleneksel tabuları sorgulayan ve farkli kulturleri birbirine yaklastiran yapici yonleri de goz ardi edilemez. Siz bu konuda ne dusunuyorsunuz? Modern dunyada ortaya cikan yeni inanc hareketlerini ve spirituel akimlari gercek birer aydinlanma araci olarak mi goruyorsunuz, yoksa tuketim kultunun inanc kilifina burunmus hali mi?
  • Din ve Kültür/Etik

    Taşındı
    1
    0 Oy
    1 İleti
    117 Bakış
    Kimse yanıtlamadı
  • Hayır`lı dostlara çıksın yolumuz...

    Taşındı
    1
    1
    1 Oy
    1 İleti
    149 Bakış
    Kimse yanıtlamadı
  • İLGİNÇ BİR TANIM...

    Taşındı
    16
    1 Oy
    16 İleti
    876 Bakış
    düşüntaşınD
    @mor-ve-ötesi, içinde söyledi: İLGİNÇ BİR TANIM... @zafira, içinde söyledi: İLGİNÇ BİR TANIM... @mor-ve-ötesi kendi adıma söylemek gerekirse daha yolun başındayım mazur görün lütfen zaman tecrübe ve ilmi beraberinde getirecek inanıyorum.. böyle yalın bir dil kullanınca anlaması kolay mühim olan özünü anlamak sanırım.. ögrenmeye devam ( : Ben, iki rekât namaz kılmayı bilmediğim zamanlarda yaşadıklarım ile aramaya başladım, Okuduğum mealler de karşılaştığım "Allah dilediğini hidayet eder ve dilediğini saptırır ile İnsanların ve cinlerin bir kısmını cehennem için yarattık" anlatımlarını okuyunca uzun bir süre şaşkınlık yaşadım... Sonrasında kapı kapı dolaşmaya başladım... İlk önce öğrendim ki "Allah hidayeti ve ilim'i isteyenlere veriyormuş... Sonra öğrendim ki İnsanların ve cinlerin bir kısmı cehennemi tercih edecek şekilde yaşamayı tercih edeceklermiş?" 1988 senesinden bu yana tercihi cehennemden olanlardan olmamak için çabalıyorum... Bunu yaparken de iki şeye riayet etmeye çalışıyorum; 1- "Varlık'ın Yer-yüzü'ne yaydığı en yüce 'hikmet', beşerî takat ölçüsünce eşyanın hakikatlerine ilişkin bilgi(marifet)ve hakikatlerin sınırlarına (hudûd) riâyettir... İrsâl ve inzâlin yani nübüvvetin en önemli uyarısı(tenbîh) budur." Riâyet: Saygı duymak; kurallara ve ölçülere uymak..." 2- Bilgiyi İlim ile kaynağından öğrenmek... maşallah yaşım kadar çaban varmış usta 88 benim doğum yılım