• James Webb uzay teleskopuna mikro meteor çarpıp nazar değse de bu teknoloji harikasından ilham alıp bir tasarıma giriştim.

    Teleskopun güneş kalkanı modelinde bir pancur sistemi tasarlamaya giriştim. Tabii ben -270 dereceye soğutmayacağım için onun gibi beş katmanlı olmasına gerek yok. Tek katmanlı fakat onun gibi parlak yansıtıcılı bir açılır kapanır güneş kalkanı düşünüyorum.

    Tabii bu bir icat değil. Panjur sistemleri var. Fakat ben hafif, etkili ve kendi tasarımım bir sistem istiyorum. Pencerenin önüne açıldığı zaman tam bir ayna oluşturacak ve güneşi tamamen yansıtacak fakat esnek bir yapı düşünüyorum, aynen Webb teleskopundaki gibi. Tabii folyo kullanacağım. Buruşmadan kat kat kapanıp açılıp gerilecek.

    Bunun motorlu olması ve güneş ışığı ile harekete geçen otomatik yapıda olması güzel olur. Fakat bunları bir anda yapamam. Olanaklarım kısıtlı ve sipariş yetiştirmediğim için acelem yok. Ama yaz ortasında biterse iyi olur. Kullanma açısından. İlk etapta elle hareket ettirilir şekilde yaparım sanıyorum.

    Folyo kullanmamın nedeni bir uzay teknolojisine öykünmem, iki hafif bir sistem ile mutlak gölge elde edebilmek.


  • Tabii uzayda rüzgar esmemesi fakat yeryüzünde şiddetli rüzgar çıkabilmesi önemli bir sorun. Rüzgar sensörü ekleyip otomatik kapatma da olması lazım. Yoksa şiddetli rüzgar çıkarsa alır götürür. Rüzgar sensörü algılama yapınca sistemi çok küçük bir hacme kapatacak. İnce olduğu için folyo çok küçük hacme sığar. Elverir ki düzgün buruşturmadan katlayan bir sistem yapabileyim. Yaparım ya. Kafamda sistem canlanıyor.

    Aslında sorun masrafa girmeden elimdeki olanaklarla başarmak istemem. Para harcadıktan sonra ne anladım çağırır ustayı yaptırırım. Maksat hobi olsun tabii.


  • Beklenmedik sorunlar çıktı. Masraf etmeden elimdeki mevcut malzeme yeterli gelmedi. Masrafa gireceksem ne anladım panjur yaptırırım.

    Bu işi basit ve ucuz halledebilmem lazım ki bir iş başarmış olayım. Sorun şu ki çok göz önünde bir şey tabii bu ve uyduruk bir şey yapsam olmaz. Bunu yani herkes görecek, amma uydurmuş bu ne böyle dedirtmem olmaz. Sorun bu. Millet laf sokma meraklısı zaten, "paran yoksa ben vereyim komşu panjurcu çağıralım!" İşin yoksa anlat meselenin o olmadığını. Orijinal bir icat yapmak istiyorum desen eski köye yeni icat çıkarma derler.


  • Hayalimde canlanıyor parlak metalik folyolar kat kat dürülüp katlanıyor kapanıyor ve tekrar kat kat açılıyor geriliyor dümdüz ayna gibi oluyor ama...

    Çok düzgün olması lazım. Çok iyi mekanizma lazım. Hiç kırışma olmaması lazım ve iyi bir mekanizma için çok emek ve malzeme lazım.

    Yani hassas işçilik ancak kaliteli malzeme ile mümkün olur. Şuraya şunu uydurayım buraya bunu ile olmaz.


  • Belki bir girişimci tasarımcı bunu yapar. Deneme olarak geçen yaz camlara folyo yapıştırdım ve klima çalışıyor gibi serin oldu. Yani panjur tamam ışığı kesiyor ama güneşin enerjili ışınlarını tamamen geri yansıtmak farklı bir olay. Bunu panjurları alüminyum yapmakla filan sağlayamazsın. Ayna gibi tamamen geri yansıtması gerekiyor.


  • En iyi yansıtıcı da metalik folyo. Tabii en iyisi ayna aslında ama ayna ağır olur. O yüzden uzay araçlarında folyo kullanılıyor. Hatta bu folyo kaplamalardan bir parça atmosfere girmiş ve Dart Vader'in pelerinine benzetilerek sansasyon yaratmıştı.

    Tesla aracını taşıyan roketin canlı yayında parçalanan folyo kaplaması uzaya dağılırken e işte uzayda hava yoktu hani denmiş yine komplo teorisyenlerinin ağzı torba olsa da büzsen durumu ortaya çıkmıştı.

    Tabii ki roket uzaya gaz saçıyor ve rüzgar oluşturuyor. Gaz geriye doğru püskürse de vakum ortamı yüzünden her yöne yayılıyor. Tabii asıl gaz kütlesini arkasında bırakıyor roket ama ortam vakum. Zaten folyo kaplama da birdenbire parçalanmadı. Küçük parçalar koptu.

    Bu parçalara fareler diyen, sahte uzay ortamı gösterilen hangarda fareler cirit atıyor diyecek kadar salaklaşan komplocular çıktı. Zeka enjektörle verilebilse ne vardı!

    James Webb'in folyo katmanları tabii çok başka bir şey. Bunlar otomasyon harikası. Beş katman son derece düzgün açıldı ve güneş ışınlarını tamamen kesti.

    Uzayda egzoz püskürmesi atmosferde olduğu gibi muhteşem görünmüyor. Püsküren gaz çabucak vakum ortamı tarafından emildiği için bu mu yani koskoca roket bu egzozla mı gidiyor gibi bir hayal kırıklığı oluşuyor. Halbuki yerden kalkışta tabii kıyamet kopuyor ortalık göz gözü görmüyor. Hatta kalkış sonrası yağmur yağabiliyor aşırı buhar emisyonundan dolayı.


  • Aslında prototip olarak bir kaç parçayı ürettim. Parça uyumlarını denedim. Yapabilecek gibiyim ama devam edip masraflara girmeyi göze alsam mı emin değilim. Her şey çok pahalı. Otomasyonlu kendiliğinden açılıp kapanır olmazsa ne anladık orijinalliği olmayacak. Ama otomasyona girdiğimde masraf!

    Hayali güzel, güneşi görünce vınnnn kapanıyor güneş yan tarafa dönünce vınnnn açılıyor otomatik ama... Tuzluya gelecek bu otomasyon. Rüzgara karşı koruma da derken bayağı tuzluya gelir... Rüzgar yamultuverirse ben ne yapayım tüm emeğimi! Hadi evde yoksun şiddetli rüzgar çıktı! Akıllı sistem olacak!

    Parça uyumlarına göre yaptığım hesaba göre iki metrelik uzunluğu şu anki tasarımıma göre 40 santime katlayabiliyorum. Daha iyi bir tasarımla bunu 20 santime düşürebilirim. 10 hatta beş santime düşürmek mümkün mü evet çünkü katmanlar folyo ama bu tasarım beni aşar. Bu kadarını yapamam. O parçalar için 3 D yazıcı lazım, elde üretemem. Beş santimlik muhafazayı fırtına çıksa koparmaz. Ama işte 3 D baskı olmadan yapamam.

    Her zaman olduğu gibi olanaklar kısıtlıyor.


  • Parça çizimlerini otokette hazırlayıp 3D yazıcısı olan bir yere bastırtmak da bir çözüm ama o da masraf. Olmadı parçada şöyle bir değişiklik yapalıma girersem bir sürü para gider.

    Ben aslında bir çok kişiden duyduğum üzere gelecekte yaşıyorum ve aslında bir hayal dünyasında yaşıyorum. Çok hayallerim var, ama gerçek olmaları hep paraya bağlı. O ise bende yok.

    Felek ne bottan bir şeysin sen be! Allağın odununa babadan dünya miras kalır, hiç bir bot yemez har vurur harman savurur, bizde baba "o dünyada malın varsa sat baba" demiş oğlan babasının arkasından zihniyeti ile hareket eder.

    Ha insan şu çocuğa da bir şeyler bırakayım diye uğraşır be! Bıraktı bırakmaya bir şeyler ama işte pek dişe dokunur şeyler değil. Neyse borç bırakan reddi miras davası açmak zorunda bırakan babalar var! Haline şükret dostum yıllardır mutluluğun... Neyse arabeske bağlamayalım.


  • Boşuna Demokritos'a özenmiyorum. Adamın baba zengin, kalan mirası çatır çatır yiyor mu Demokritos, her yeri göreceğim diye. Tüm serveti dünyayı gezerek tüketiyor. En son parası kalmayınca İskenderiye'ye giden bir askeri gemiye biniyor. Dönüşte mahkemeye veriliyor. Devletin gemisini kişisel çıkarı için kullandı diye. Babasının malını gezme tozma uğruna yedi, beş parasız kalınca devletin sırtına bindi diye suçlanıyor.

    Suçlama ağır, görünüm kötü. İleri gelen aristokrat ve üst düzey yönetici babanın mirasını gezme tozma uğruna tüketen bir serseri mirasyedi olarak aşağılanıyor. Durum kritik. Fakat Demokritos o mahkemeden bir kahraman olarak çıktı! Tüm Atina onu kucakladı. Ne adammışsın be Demokritos! Lafla peynir gemisi yürümez sözünü boşa çıkaran muhteşem hitabet ustası!

    Sokrates bile onca diyalektik yeteneği ile idama mahkum edildi o Atina mahkemesinde. O mahkemeden halkın sevgi gösterileri ile çıkmak göz kamaştırıcı.

    Demokritos'un o mahkemedeki konuşmasını tam metin Bilim ve Teknik dergisinde okumuştum. Tabii o zaman bilim ele geçirilmemişti, kaleler sarılıp düşürülmemişti fareler tarafından, dergi bir efsane idi.

    O savunmayı okuduktan sonra Demokritos hayranı oldum. Gerçekten müthişti. Arşivi tararttırsam çıkar ama Bilim ve Teknik dergisi benim için bir hüzün, bir nostalji ve bir acı. Elime almak beni yaralar. Alamıyorum. Ömrümü verdiğim Bilim Teknik dergimi almamaya karar verdiğim o acı günü hatırlamak istemiyorum.


  • Demokritos'un konuşması aynen tarihe geçti mi kuşkulu. Onun Hippokrat ile görüşmesi ve diyalogu hakkında da belgeler var ve bu diyalolara göre de Demokratos'un diyalektik yeteneği olağanüstü.

    Bu konuşmalar birebir aynen böyle miydi bilemeyiz. Olmadıkları kesin. Böyle konuşmaların birebir tarih boyunca aynen gelmesi olanaksız. Gerçek her zaman olduğu gibi örtülü. Gerçek hiç bir zaman tam olarak bilinemez zaten.

    O yüzden ucundan kıyısından gerçeğin izini yakalamak bir coşkuya neden oluyor. Bu tasavvufta da çok işlenmiştir. Buna tasavvufta istiğrak, cezbe filan denir. Biz buna aydınlanma diyoruz, kafada bir ışık yanması ile karikatürize edilen olay.


  • @DemoKratos ve @bilgisezgi önyargılı olma huyundan bir türlü vazgeçemediniz.

    A , AK vb haber değil . 🙂


  • @TENTEN, içinde söyledi: James Webb'den ilham aldım

    önyargılı olma huyundan bir türlü vazgeçemediniz.

    Tuvalet suyunun arıtımı normal su olarak her şeyde kullanılıyor, herşeyde kullanılan bir su sadece bira ile ilişkilendirilirse elbette bunda art niyet ararım.

    Arıtılan tuvalet suyunu araplar yarım asırdır içiyor, yemeklerde, çayda kullanıyor. Dünyanın bir çok bölgesinde kola, gazoz gibi sanayi imalatında kullanılıyor.
    Yüzlerce kullanım alanı olan bir su sadece bira ile ilişkilendirilirse elbette bunda art niyet ararım.
    Hani "arıtılan tuvalet suyu artık her alanda hayatımıza girdi" denseydi, sorun olmayacaktı.
    Bunun ön yargı ile alakası yok, bilerek veya bilmeyerek dincileri okşayan bir propaganda aracı yapılmış.


  • Algıda seçicilik diye de bir olay var. İçmesini bilmeyen maganda tipler yüzünden alkol karşıtlığı her yerde vardır. Tüm dünyada alkole bağlı kazalar, şiddet olayları meydana geliyor.

    "Bu terlik tam benlik" diye bir reklam vardı. Onun gibi. Bu haber tam benlik diye benimsenme olayından bahsediyoruz. Bu tür haberlerde haber kaynağı çoğu kez yabancı ajanslardır zaten.


  • Türkiye'de arıtma tesislerinin suyu tarımsal sulamaya veriliyor. Ürettiği suyu geri normal su şebekesine aktaran bir tesis duymadım varsa da.

    Tam bir arıtma için nano teknoloji membran filtre şart. Türkiye'de bazı deniz kenarı otelleri deniz suyunu arıtıyor bu filtrelerle.


Benzer Konular

  • 28
  • 1
  • 5
  • 2
  • 2