İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • P

    Evet Allah'ın kanunu ve düzenini bozmak çok büyük bir kötülük ve büyük bir cezası var, evet Allah'ın isimlerinden biri Kahhar'dır, ama ben dünya görüşü olarak Allah'ı hep merhameti bağışlaması ile hayal ettim, elbette ceza olsun ama şunları da unutmayalım:

    Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez...Bakara Suresi 286. Ayet

    Allah mahlukatı yarattığı zaman yanında bulunan, Arş`ın gerisindeki bir kitaba şunu yazdı: "Muhakkak ki rahmetim gazabımı geçti. (Buhari, Müslüm, Tirmizi / Ebu Hureyre'den)

    Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez....Yûsuf Suresi 87. Ayet

    Not: Lütfen dine ve inananlara hakaret mahiyetinde olacak yorumlar yapmayalım, düşüncelerimizi sakinlikle yazalım.


    Allah merhametli filan değil. Dürüst olun biraz. Merhametli birisi başkalarına işkence etmek ister mi?
  • H

    https://haber.mynet.com/bpp-lideri-destici-den-mabel-matiz-e-sert-sozler-son-sarkisi-kirli-propagandanin-bir-araci-haline-getirilmistir-110107237379

    BBP lideri Destici'den Mabel Matiz'e sert sözler! "Son şarkısı kirli propagandanın bir aracı haline getirilmiştir"
    BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, düzenlediği basın toplantısında sert açıklamalar yaptı. LGBT propagandasıyla gençlerin zehirlenmeye çalışıldığını söyleyen Destici, "Matiz denen bir soytarısının son şarkısı kirli propagandanın bir aracı haline getirilmiştir. Sanat kisvesi altında LGBT propagandası yapan her türlü içerik derhal engellenmeli ve bunlara aracılık eden şarkıcı, sanatçı bilmem ne hangi soytarısıyla bu soytarılar tutuklanmalı ve ahlak teröristi olarak cezalandırılmalıdır" dedi.
    BBP lideri Destici'den Mabel Matiz'e sert sözler! "Son şarkısı kirli propagandanın bir aracı haline getirilmiştir"
    17.09.2025 18:15
    1
    Yorum Yap30
    Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    KIZILCIK ŞERBETİ'NE TEPKİ
    Televizyonlarda yayınlanan bazı dizilerin Türk aile yapısına ve milli-manevi değerlere zarar verdiğini de söyleyerek Kızılcık Şerbeti dizisini de eleştirdi. Senaryonun ahlaksızlığı normalleştirmeye çalıştığını savunan Destici, RTÜK ve TMSF'ye çağrı yaparak dizinin derhal yayından kaldırılmasını istedi. Destici, "Evli insanların gayrimeşru ilişkiler içerisinde resmedilmesi Türk aile yapısına indirilmiş en büyük darbedir. Bu rezaletin adı sanat olamaz, bu açıkça bir operasyondur" ifadelerini kullandı.

    Play Video
    BBP lideri Destici den Mabel Matiz e sert sözler! "Son şarkısı kirli propagandanın bir aracı haline getirilmiştir" 1

    "BU SOYTARILAR TUTUKLANMALI"
    LGBT dayatmalarının milletin bekasını da tehdit ettiğini söyleyen Destici konuşmasında şu ifadeleri de kullandı:
    "LGBT propagandasıyla gençlerimizi zehirlemeye çalışıyorlar. Aklınıza ne kadar kötülük gayri meşru gelirse bunların hepsi gençlerimize enjekte edilmeye çalışılmaktadır. Matiz denen bir soytarısının son şarkısı kirli propagandanın bir aracı haline getirilmiştir. Bu tür içerikler sanat manat değil ahlaksızlıktır. Sapkın ideolojinin reklamıdır. Türk gençlerine bu sapkın anlayışı dayatmak ahlaki saldırı ve bir milli güvenlik sorunudur. LGBT dayatmalarının milletimizin bekasını da tehdit ettiğini biliyoruz. Buradan tüm yetkililere çağrıda bulunuyorum, sanat kisvesi altında LGBT propagandası yapan her türlü içerik derhal engellenmeli ve bunlara aracılık eden şarkıcı, sanatçı bilmem ne hangi soytarısıyla bu soytarılar tutuklanmalı ve ahlak teröristi olarak yüce Türk adaletine, Müslüman Türk milletine hesap vermeli, en ağır şekilde cezalandırılmalıdırlar."


    . Türk gençlerine bu sapkın anlayışı dayatmak ahlaki saldırı ve bir milli güvenlik sorunudur. LGBT dayatmalarının milletimizin bekasını da tehdit ettiğini biliyoruz. Müslüman Türk milletine hesap vermeli, en ağır şekilde cezalandırılmalıdırlar." He milleti fakirleştiren, ülkeyi dünyanın en pahalı yerine çeviren doğmamış çocukları borçlandıranlar değilde; bu "ibneler" bekamızı tehdit ediyorlar. Öyle mi? Hadi oradan... Sadece sarayın şatafat bütçesi 20 küsür milyar olan bu ülkede Millet çöpten yiyecek topluyor ulan bu ülkede. Bundan ala ahlaksızlık mı olur? Ben bu ülkede dinden başka dayatılan bir şey olmadığından adım gibi eminim. Bana bu ülkede hiç bir zararı olmayan dayatma yapmayan insanları say desem inançsızlar, lglbt'liler , siyasi görüşü bağımsız olanlardan dan başka insan çıkmaz. Hadi ordan asıl ahlaksız, yoz olan ve bunu millete dayayan ve yasaklanması gerekeler asıl sizlersiniz. Bu ülkeye ve ,nsanlığa zarardan başka ne verdiniz? İbnelik dayatıyorlarmışmış. İzleme olum zorla mı? Ben bile izlemiyorken senin işin gücün yok mu sözde muhazafakar halinle bunları takiptesin??
  • phiP

    sözlerinden anladığım hz zeynep için yazılmış, kısacık ama çok beğenerek dinliyorum
  • ?

    The Growing Demand for Quality Assurance Software in Multi-Site Environments

    Global manufacturers across industries such as life sciences, automotive, aerospace, and high-tech face the challenge of ensuring consistency in quality across multiple sites. With complex supply chains, distributed production facilities, and regulatory requirements spanning geographies, relying on fragmented tools for quality assurance is no longer sustainable. Quality Assurance Software provides a centralized digital ecosystem where organizations can standardize processes, monitor performance, and drive compliance across all locations. For leaders managing multi-site operations, a cloud-based approach is becoming indispensable to achieve consistency and efficiency at scale.

    Why Multi-Site Manufacturing Requires Advanced Quality Assurance

    When companies expand across borders, managing quality assurance becomes increasingly complex. Each facility may have its own interpretation of standards, distinct operating procedures, and unique local compliance obligations. Without harmonization, these differences lead to inefficiencies, inconsistent quality, and heightened compliance risks. Quality assurance software bridges this gap by creating a single source of truth across the enterprise. It aligns processes across facilities, enforces standardized workflows, and ensures real-time visibility into quality management, making it possible for executives and quality directors to maintain oversight and control regardless of location.

    Centralizing Quality Control with Cloud-Enabled Platforms

    Quality control is often compromised in distributed manufacturing when data resides in silos, making it difficult to detect deviations early. Cloud-based quality assurance software centralizes critical quality data, allowing real-time monitoring of inspections, audits, and production processes across sites. This level of transparency empowers decision-makers to identify risks proactively and address them before they escalate into larger issues. By embedding consistent quality control measures within the platform, manufacturers not only improve product reliability but also streamline regulatory reporting and customer satisfaction across global markets.

    Enabling Agility in Multi-Site Quality Management Operations

    Manufacturers are under constant pressure to meet accelerated timelines, regulatory demands, and customer expectations. Cloud-based quality assurance software equips organizations with the agility needed to respond quickly to nonconformances, supplier issues, and process changes across multiple sites. By integrating quality management with production and supply chain operations, businesses gain the ability to initiate corrective actions, implement preventive measures, and coordinate approvals across different geographies without delay. This agility reduces risks while ensuring adherence to compliance standards in highly regulated industries.

    Integrating Quality Assurance with Enterprise-Wide Processes

    For multi-site operations, quality assurance cannot function in isolation. It must integrate with enterprise systems such as ERP, MES, PLM, and CRM to deliver maximum value. Quality assurance software achieves this by connecting quality management workflows with production planning, design processes, and supplier management systems. This integration ensures that quality assurance data informs business-critical decisions across functions, driving collaboration between teams. For example, when a nonconformance is detected, the system can automatically trigger corrective actions and update design documentation, ensuring seamless collaboration across facilities and functions.

    Driving Consistency in Training and Compliance Across Sites

    Ensuring that employees across different sites adhere to the same standards of quality assurance is one of the biggest challenges for global manufacturers. Quality assurance software supports multi-site training management, linking employee certifications, training records, and role-based responsibilities with compliance requirements. By maintaining visibility into workforce readiness, organizations can ensure that all employees, whether in Europe, North America, or Asia-Pacific, are aligned with quality and safety standards. This consistency reduces the likelihood of errors and strengthens organizational compliance with regulatory bodies.

    Enhancing Supplier Quality Management in Multi-Site Manufacturing

    Suppliers play a crucial role in the quality outcomes of medical devices, automotive parts, or aerospace components. Managing supplier quality across global networks requires a unified approach. Cloud-based quality assurance software enables enterprises to monitor supplier performance, evaluate risks, and enforce compliance requirements consistently across all facilities. By linking supplier data with internal quality control processes, organizations can mitigate risks early in the value chain, ensuring that nonconformances do not disrupt operations across multiple sites. This proactive supplier oversight is critical for achieving global quality assurance objectives.

    Leveraging Analytics to Strengthen Multi-Site Quality Assurance

    Data-driven insights are essential for continuous improvement in quality management. Cloud-based quality assurance software aggregates data across sites, providing advanced analytics and dashboards for leaders to track performance indicators, identify patterns, and predict potential risks. Analytics-driven quality assurance enables organizations to compare facility performance, benchmark processes, and prioritize improvement initiatives. For executives and quality directors, this intelligence transforms raw quality control data into actionable strategies, ensuring that each site not only meets but exceeds compliance and performance expectations.

    Overcoming Challenges in Multi-Site Quality Assurance Implementation

    Transitioning from disparate tools and legacy systems to cloud-based quality assurance software can present adoption challenges. Concerns about data migration, system validation, and user adoption often deter organizations from modernizing their quality management practices. However, modern platforms are designed with robust migration tools, compliance-ready configurations, and intuitive interfaces that reduce complexity. By approaching implementation with a clear roadmap, organizations can ensure seamless integration and quick value realization. The result is a resilient quality assurance framework that strengthens compliance and operational performance across all facilities.

    Future of Cloud-Based Quality Assurance for Multi-Site Manufacturing

    The future of quality assurance lies in intelligent, cloud-native platforms that leverage AI, machine learning, and predictive analytics. These innovations will enable organizations to anticipate risks, automate decision-making, and achieve higher levels of consistency across multiple sites. As global manufacturing continues to expand, quality assurance software will evolve from being a compliance tool to becoming a strategic driver of business transformation. Companies that invest in modern quality management solutions today will be better positioned to navigate regulatory complexity, market demands, and operational risks in the future.

    Conclusion: Why ComplianceQuest is Essential for Business in 2025

    The shift toward cloud-based quality assurance software is no longer optional for multi-site manufacturers—it is a necessity. From harmonizing quality control to integrating enterprise systems and driving predictive analytics, these platforms form the backbone of modern compliance and operational excellence. In 2025, ComplianceQuest stands out as the essential partner for organizations seeking to modernize their quality assurance strategies. With its AI-enabled, cloud-native quality management platform, ComplianceQuest empowers businesses to standardize operations, reduce risks, and achieve resilience across global facilities. By embracing ComplianceQuest, organizations can ensure that quality assurance becomes not just a compliance requirement, but a competitive advantage in the rapidly evolving manufacturing landscape.


  • ?

    In the fast-paced world of enterprise digital transformation, SEO is often treated as a separate function—added late in the product lifecycle or considered only during website launches. However, with search being one of the primary drivers of digital visibility, enterprises can no longer afford to relegate SEO to the sidelines. Integrating SEO into digital product roadmaps ensures that optimization is embedded into the very foundation of digital initiatives, driving discoverability, usability, and long-term growth.

    The cost of treating SEO as an afterthought

    For many enterprises, SEO enters the conversation only after a product, feature, or platform is built. This reactive approach creates multiple challenges:

    1. Technical debt: Retroactively fixing crawlability, site structure, and metadata often consumes more resources than upfront planning.

    2. Delayed visibility: Products take longer to rank, losing valuable time-to-market advantage.

    3. Fragmented experiences: SEO misalignmentent across platforms creates inconsistent user journeys.

    4. Missed opportunities: Without SEO insights, product decisions may overlook high-demand search behavior.

    By embedding SEO into the digital product roadmap, enterprises avoid these pitfalls and align optimization with business growth.

    Why SEO belongs in product roadmaps

    1. Search is where customers start

    Whether exploring new products, comparing solutions, or seeking reviews, most digital journeys begin with a search query. Embedding SEO services into product planning ensures enterprises are visible at these critical moments of intent.

    1. Data-driven product decisions

    SEO insights—keyword demand, search trends, and competitor analysis—provide valuable input for product prioritization. Integrating this data into the roadmap aligns development with market demand.

    1. Scalable growth

    When SEO is baked into product frameworks, every new feature or content rollout contributes to long-term visibility. This scalability is essential for enterprises managing massive digital ecosystems.

    1. Reduced cost and technical debt

    Designing platforms with crawlability, structured data, and performance optimization upfront is significantly more cost-effective than post-launch fixes.

    1. Stronger cross-team alignment

    Embedding SEO fosters collaboration between product, marketing, and development teams, ensuring that visibility and user experience move hand in hand.

    How enterprises can integrate SEO into digital product roadmaps

    1. Align product discovery with keyword research

    SEO data should inform product discovery sessions. Identifying search demand for features, use cases, and categories helps prioritize product investments aligned with user interest.

    1. Embed SEO in design and development

    From semantic HTML to mobile-first design and accessibility, SEO best practices should guide UX and technical development. An Enterprise SEO agency can play a vital role in bridging this gap between marketing and engineering teams.

    1. Create scalable frameworks

    Rather than treating SEO as one-off tasks, enterprises should design scalable frameworks for metadata governance, schema implementation, and internal linking. These frameworks can be reused across product lines.

    1. Integrate SEO into performance KPIs

    Product success metrics should go beyond adoption and revenue to include organic visibility, keyword rankings, and engagement driven by search.

    1. Leverage cross-channel synergies

    SEO must work in tandem with broader digital marketing services—such as paid media, social, and content marketing—to ensure consistent messaging and maximum reach.

    The role of an Enterprise SEO agency

    Managing SEO at scale requires more than in-house resources. A specialized Enterprise SEO agency provides the technical expertise, tools, and governance models necessary to embed SEO into product roadmaps effectively. Such agencies can:

    • Conduct SEO audits during the product design phase.

    • Align product features with high-value keyword opportunities.

    • Implement scalable, enterprise-level SEO frameworks.

    • Ensure SEO integration across global product launches.

    By collaborating with an agency, enterprises ensure their digital products are not just functional but also discoverable.

    Why consider the best SEO agency in India

    India has become a hub for advanced SEO expertise, offering global enterprises cost-effective, scalable solutions. The best SEO agency in India will offer:

    • Experience with enterprise-scale platforms and roadmaps.

    • Proven ability to integrate SEO with product development lifecycles.

    • Alignment of SEO with broader digital marketing services.

    • A track record of delivering measurable results across international markets.

    Such agencies help enterprises future-proof their products for search visibility while ensuring global scalability.

    A note on Briskon

    For enterprises evaluating partners to align SEO with digital product strategies, agencies like Briskon are worth considering. While not the only option, Briskon’s blend of technical expertise and enterprise-focused execution makes it a strong suggestion for organizations aiming to embed SEO into their product roadmaps from the ground up.

    Final thoughts

    As digital competition intensifies, enterprises can no longer treat SEO as an add-on to product launches. By integrating SEO into digital product roadmaps, organizations ensure that optimization is not a patchwork fix but a foundational driver of visibility, engagement, and growth.

    Aligning SEO services with product development, supported by a skilled Enterprise SEO agency, allows enterprises to reduce technical debt, improve scalability, and stay aligned with customer demand. Partnering with the best SEO agency in India ensures both cost efficiency and world-class expertise. And for organizations seeking strong, enterprise-ready execution, agencies such as Briskon are valuable partners worth exploring.

    Integrating SEO into product roadmaps isn’t just about better rankings—it’s about building discoverability into the DNA of enterprise digital transformation.


    Türkçe' ye çevir de öyle sat/pazarla be kadın/adam/yapay robot artık her kimsen? Biraz Türkçe' ye saygılı ol.
  • H

    Oktay Saral’dan Manifest’e Ağır Sözler: 'Zebani Kılıklı Yaratıklar!'

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, konserleri iptal edilen ve haklarında soruşturma açılan kadın müzik grubu Manifest’i sosyal medyadan hedef alarak sert sözlerle eleştirdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral, geçtiğimiz günlerde konserleri iptal edilen ve haklarında soruşturma başlatılan kadın müzik grubu Manifest’i sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla hedef aldı. Saral, grup üyelerinin fotoğraflarını sansürleyerek yayımladığı mesajında, Manifest için ağır ifadeler kullandı. "Ahlâksız, edepsiz, hayasız zebani kılıklı yaratıklar" sözleriyle gruba yüklenen Saral, "Bir daha bu teşhirciliği yapamayacak şekilde haklarında işlem yapılmalıdır" dedi.

    SORUŞTURMA BAŞLATILDI

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyunda tartışmalara neden olan konser görüntülerine ilişkin "hayasızca hareketler" ve "teşhircilik" suçlamalarıyla resen soruşturma başlattı. Bu adım, sanat özgürlüğü ve ifade hürriyeti konusunda yeni tartışmalar doğurdu.
    https://abcgazetesi.com.tr/oktay-saraldan-manifeste-agir-sozler-zebani-kilikli-yaratiklar-838618

    1. Teşhircilik Suretiyle Hayasızca Hareketler Suçu ve Cezası (TCK 225)

    Teşhircilik suçu, bir kimsenin cinsel organını veya vücudun diğer cinsel bölgelerini belirli bir kişiye yönelik olmaksızın teşhir etmesi (göstermesi) ile oluşur. Teşhircilik yapma, kanunun madde gerekçesine göre ahlak temizliğine aykırı bir hareket olduğu için cezalandırılmaktadır.

    Failin belirli bir kişiye karşı cinsel organını veya vücudun cinsel bölgelerini göstermesi teşhircilik suretiyle hayasızca hareketler suçu olarak değil, cinsel taciz suçu olarak nitelenir. Teşhircilik suçu, fiilin belirsiz sayıdaki kişiye karşı işlenmesi halinde söz konusu olur. Örneğin, cinsel organını camdan göstermek, çıplak bir şekilde sokakta gezmek, parkta cinsel organını teşhir etmek.

    Cinsel taciz suçu ile teşhircilik suretiyle hayasızca hareketler suçunun birlikte işlenmesi ihtimali de vardır. Bu durumda TCK m.44’teki fikri içtima kuralları gereği fail, cezası en ağır suçtan dolayı cezalandırılmalıdır. Örneğin, sokakta cinsel organını bir kimseye gösteren kişi hem cinsel taciz suçunu hem de teşhircilik suretiyle hayasızca hareketler suçunu işlemiş olur. Ancak, cinsel taciz suçunun üst sınırının cezası daha ağır olduğu için fail cinsel taciz suçu ile cezalandırılır. Vurgulamak gerekir ki, cinsel taciz suçunun ceza alt sınırı 3 ay, hayasızca hareketler suçunun ceza alt sınırı ise 6 aydır. Bu durumda faile cinsel taciz suçu nedeniyle ceza verilirken hayasızca hareketler suçunun alt sınırı olan 6 aydan daha az bir ceza verilemez. Üst sınır açısından ise cinsel taciz suçunun üst sınırı uygulanır.

    Özellikle belirtelim ki; arabada öpüşmek veya sokakta sarılmak gibi fiiller teşhircilik suretiyle hayasızca hareketler suçu olarak değerlendirilemez.

    Teşhircilik suretiyle hayasızca hareketler suçunun cezası; 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıdır (TCK m.225).
    https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/hayasizca-hareketler-sucu-teshircilik-ve-arabada-alenen-cinsel-iliskinin-cezasi-tck.html

    Görüldüğü üzere ortada suç muç yok!
    Aksine, Birileri yargıya talimat veriyor. Yani Suçun katmerlisini kendisini devlet sananlar işliyor. Anayasayı resmen ayaklar altına alıyor. Harbiden bu ülkenin cılgı çıktı.

    Bence Oktay Saral gidip arabistan' da suç duyurusu yapsın. Gerçi oradada dünyaca ünlü kadın starlar rahat rahat teşhir edebiliyor.

    bknz; https://www.ensonhaber.com/gundem/dunyaca-unlu-sarkici-jennifer-lopez-suudi-arabistanda-konser-verdi


    https://www.mynet.com/magazin/manifest-turkiye-turnesini-iptal-etmisti-grubun-kurucusu-tolga-akis-tan-ilk-aciklama-geldi-130100544957 En büyük sorun ne biliyormusun? Oktay Saral! Bu 'Zebani Kılıklı Yaratıklar!' ın(hakaret) faturasını(dolaylı vergi %70) bana ve tüm vatandaşlara ödeteceksin. İşte 80 milyon vatandaşa en büyük hakarette budur. Nasıl yani? Babanızın çiftliği ya burası(T.C.). Kafanıza göre onun bunun ticari kazançlarına ket vuruyor, hatta özgürlüklerine, insan haklarına zarar veriyorsunuz!. Evet bu kişiler uğradıkları maddi-manevi zararları(konser iptal gelirleri, seyahat ögürlüğünün ihlali) bizden talep etmeyecek mi? Edecek. Buradaki mahkemelere talimat verip lehinize karar alınca olay kapanıyor mu? Kapanmıyor!. Anayasa m.90 ; uluslarası sözleşme normları hem bağlayıcı, hemde bizim buradaki kararların üstünde. Dolayısı ile bu hukukdışı muamele elbette uzun vadede daha önceki Türkiye aleyhibe çıkan bir sürü tazminat kararı gibi sana bana fatura edilecek. Ne ala memleket. Sözde zarara yol açan ilgilsine rücu edilir diye bir yasa/kural var. He var sözde. Bugüne kadar hangi kamu görevlisinin yol açtığı zarar veya mahkeme/yargıç/savcı v.s. verdiği yanlış kararların faturasını kendisi ödemiş? Ödememiş. AİHM' de sanırım Rusya' dan sonra en çok mahkumiyeti olan ülkeyiz!. Bu rezalet ötesi bir durumdur.
  • H

    Parlamento Binası Ateşe Verildi, Bakanlar Dövüldü: Nepal'de Sosyal Medya Yasağının Ardından Yaşananlar
    Dilara Bağcı

    09.09.2025 - 15:21

    Nepal'da Facebook, Instagram, WhatsApp, YouTube, X, Reddit ve LinkedIn platformları Nepal İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığına kayıt için başvurulmadığı gerekçesiyle kapatıldı. Sosyal medya uygulamalarının erişime kapatılmasının ardından çoğunluğu gençlerden oluşan halk, sokaklara döküldü. Binlerce kişi gösterilere devam ederken son olarak bir bakanın kalabalık tarafından kovalandığı, parlamento binasının ateşe verildiği ortaya çıktı.

    https://onedio.com/haber/parlamento-binasi-atese-verildi-bakanlar-dovuldu-nepal-de-sosyal-medya-yasaginin-ardindan-yasananlar-1312978

    Nepal'de başbakanı istifaya zorlayan 'Z Kuşağı protestoları'
    8 Eylül'de okul üniformasıyla protesto eylemlerine katılan ve Nepal bayrağı taşıyan bir genç kadın.

    Kaynak, Getty Images
    Haber bilgisi

        Yazan, BBC News Nepalce
        Unvan, 
        Yazan, Iftikhar Khan
        Unvan, Güney Asya Muhabiri 
    6 saat önce
    

    Nepal'de hükümetin sosyal medya platformlarını engellemesi ve yolsuzluk iddialarının ardından gençlerin önderliğindeki protestolar sonucu Başbakan KP Sharma Oli istifa etti.

    Kendilerini Z Kuşağı diye tanımlayan binlerce eylemci, pankartlarla sokağa çıkıp, başkent Katmandu'da yürüdü. Protestolar hızla şiddet olaylarına ve ölümlere sahne oldu.

    Polisle çatışmalar sonucu en az 22 kişi öldü, 100'den fazla kişi de yaralandı.

    Nepal Genelkurmay Başkanı ise olayların devam etmesi haline "ordu da dahil tüm güvenlik kurumlarının kontrolü ele geçirmeye kararlı olduğu" uyarısında bulundu.
    Protestolar sırasında hükümet ve parlamento binaları da ateşe verildi. Singha Durbar Sarayı da yakılan yerler arasında.

    Kaynak, Narendra Shrestha/EPA/Shutterstock
    Fotoğraf altı yazısı, Protestolar sırasında hükümet ve parlamento binaları da ateşe verildi. Singha Durbar Sarayı da yakılan yerler arasında.

    İnsan hakları kuruluşu Uluslararası Af Örgütü ölümlerle ilgili "kapsamlı, bağımsız ve tarafsız soruşturma" çağrısında bulundu.

    https://www.bbc.com/turkce/articles/cvg0rnrygzlo


  • H

    Fransa karıştı: "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı
    Siyasi belirsizliğin devam ettiği ve son bir yılda üçüncü kez başbakan değiştiren Fransa'da halk sokağa indi. "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı, eylemciler ile polis arasında arbede yaşandı.
    Haber Merkezi
    10 Eylül 2025 09:17

    Son Güncelleme: 10 Eylül 2025 09:20

    Fransa karıştı: "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı
    Fransa'da siyasi belirsizlik ve ekonomik kriz ile başlayan kaos giderek büyüyor.

    Bugün eylemciler ülke genelinde sokağa dökülerek "Her şeyi durdurun" eylemlerini başlattı.

    Mayıs ayında sosyal medya üzerinden sağcı gruplar, araştırmacılar ve yetkililer tarafından gündeme gelen eylemlere o zamandan beri sol ve aşırı solcular da dahil olmuştu.

    Fransa karıştı: "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı - Resim : 1

    Görünür herhangi bir liderinin olmaması ve sosyal medya ve Telegram üzerinden organize olmaları sebebiyle Fransız yetkililer zor duruma düşerken hükümet bugün 80 bin polisi sokağa çıkararak protestonun etkisini en aza indirmeye çalışacak.

    Fransa karıştı: "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı - Resim : 2

    Yetkililer havaalanları, tren istasyonları, otoyolların sabote edilebileceğini açıkladı.

    Eylemciler hükümetin bir grup elit tarafından yönetilmesi ve ekonomik kriz sebebiyle sokağa çıkarken Fransa'nın İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, "Hiçbir engellemeye veya şiddete tolere etmeyeceğiz. Öfkeyi anlıyorum fakat öfke sokağa çıkamaz" dedi.

    Fransa karıştı: "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı - Resim : 3

    "SARI YELEK" EYLEMLERİNE BENZİYOR
    İngiliz haber ajansı Reuters bazı eylemcilerle konuşarak taleplerini sıraladı. Eylemciler, anayasal değişim, Fransa'nın Cumhurbaşkanı Emmanuelle Macron'un istifası ve zenginlerden daha çok vergi alınması gibi talepleri sıraladı.

    Fransa karıştı: "Her şeyi durdurun" eylemleri başladı - Resim : 4

    "Her şeyi durdurun" eylemlerinin 2018'de başlayan "Sarı Yelekliler" eylemlerine benzediği belirtilirken o dönemde de dizel benzine getirilen vergiler üzerine halk sokağa çıkmış ve eylem bir anda yüksek yaşam maliyetleri ve eşitsizlik temelinde şekillenmişti.

    İki büyük sendika da eylemlere destek verme kararı alırken, diğer sendikaların da 18 Eylül'de eylem yapması bekleniyor.

    TELEGRAM'IN KURUCUSU: GURUR DUYUYORUM
    Telegram'ın kurucusu Pavel Durov, Telegram'ın, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un politikalarına karşı ülkede düzenlenen protestolarda kullanılmasından gurur duyduğunu söyledi.

    Durov, eski adıyla Twitter olarak bilinen sosyal medya platformu X'te yaptığı paylaşımda, Fransa'da düzenlenen protestolara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Ülkedeki siyasi yönetimin vatandaşları 8 yıldır ihmal ettiğini belirten Durov, "İnsanlar boş halkla ilişkiler ve yapmacık konuşmalardan bıktı ve karşı saldırıya geçtiler. Telegram'ın, Macron'un başarısız politikalarına karşı Fransa'daki protestolarda bir araç olmasından gurur duyuyorum" ifadelerini kullandı.

    Fransa'da Ağustos 2024'te gözaltına alınan Durov, 96 saatlik gözaltı süresinin ardından çıkarıldığı mahkemece 5 milyon euro kefalet ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    Durov, Fransa'da gözaltına alınmasının, Fransız polisinin hatası nedeniyle yaşandığını öne sürmüştü.
    https://www.nefes.com.tr/fransa-karisti-her-seyi-durdurun-eylemleri-basladi-61075


    https://www.birgun.net/haber/ozgur-ozelden-erdogana-sokak-yaniti-sokaga-cagirmak-icap-ettigi-gun-hic-tereddut-etmem-652272 He oldu senin demenle bende sokağa çıkacaktım zaten!. Korkaksınız olum. Nerede sizde o yürek sokağa çıkacaklarmışmış.... Sokağa çıkacak yürek bu ülkede ergenlerdedir!. Gerisi tırışkadan teyyare kolpagillerdir. akapede buna güveniyor zaten!. Rakamlar ortada en az 20 milyon seçmenle bu kadar şeye seyrici kalmanız da zaten bunun kanıtıdır. Halk seçim istiyor. Şu an en az ülkenin %60' ı Erdoğan ı istemiyor. Sandığa hükümeti zorlayamıyorsan. Korkaksınız olum korkak!. Bu çok açık! Dünyada bizde yaşananların binde biri kadar olay yaşansa siz çağırmadan zaten halk kendisi hakrekete geçiyor. Siz kimsiniz olum da beni sokağa çağıracaksınız? Erbakan' ın deyimi ile Hadi ordan be!.. Fransız dan daha ala dünya da milliyetçi mi var? Yok; şekil a! Ülkesini gerçekten seven, gerçek milliyetçi toplumlar, devlette lükse, şatafata, hukuksuzluklara, enflasyona, zenginden alınmayan fakire yüklenen vergilere, soygun talan düzenine tepki verirler!.
  • H

    dcf37395-e8a0-41ad-9e15-a7fdacc6e607-image.png

    5 Eylül gecesi Selanik’teki Türk Konsolosluğu’nun tam yanında bulunan ve aynı bahçeye bakan Atatürk’ün evinde küçük bir bomba patlar. Sadece camların kırılmasına sebep olan bu bombanın Türkiye’deki etkisi büyük olmuştur. Yunan polisinin yaptığı araştırmanın sonucuna göre, bombayı Yunanistan’daki Türk azınlığın mensubu Oktay Engin’in attığı tespit edilir. 21 yaşındaki Oktay Engin Türk Devletinin verdiği burs ile Selanik Üniversitesi, hukuk fakültesinde okumaktadır. Oktay Engin ve konsolosluk bekçisi Hasan Uçar, Yunan makamları tarafından tutuklanırlar ve dava açılır. Diplomatik baskılar sonucunda geçici olarak serbest bırakılan Oktay Engin bir yıl sonra Türkiye’ye kaçar.
    Olaydan beş yıl sonra 1960 yılında Yassıada Mahkemeleri sırasında 6-7 Eylül olayları tekrar gündeme gelir. Yassıada sorgulamalarında dinlenen tanıklar İsmail Tamçelik ve MİT müfettişi İbrahim Oğuz’un ifadelerine göre Oktay Engin aslında Türk istihbaratı adına çalışmaktadır. 1956 yılında Türkiye’ye geldikten sonra dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay’ın yardımı ile Oktay Engin’e belediyede iş bulunmuştur. İstanbul’da eğitimini tamamladıktan sonra İçişleri Bakanlığında çalışmaya başlayan Oktay Engin, sonunda Nevşehir Valiliğinden emekli olur.
    İstanbul Ekspres Gazetesi İkinci Baskı Yapıyor
    Selanik’te Atatürk’ün evine bomba konulduğu haberi Türkiye radyolarının öğlen 13.30 haberlerinde halka duyurulur. O dönemde radyo bir anlamda lüks tüketim malı olduğu için ancak hâli vakti yerinde ailelerin evinde bulunmaktadır. Halk arasında radyo sahibi olanların sayısı azdır.
    DP il yönetiminde bulunan ve Başbakan Menderes’e yakınlığı ile tanınan Mithat Perin’in sahibi olduğu İstanbul Ekspres gazetesi öğleden sonra ikinci baskı yaparak, Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberini halka duyurur. Gazete 16.30’dan itibaren satışa sunulmuştur. İstanbul sokaklarında, ‘Yazıyooor! Atatürk’ün evinin bombalandığını yazıyor’ çığlıkları ile dolaşan gazete satıcıları sayesinde 6 Eylül akşamüstü bütün İstanbul bu haberle çalkalanmaktadır. Atatürk’ün evinin bombalandığının radyoda duyulmasından hemen sonra KTC yönetiminde olan ve istihbarat örgütleri ile ilişkisi bulunan Kamil Önal, İstanbul Ekspres gazetesine şu açıklamayı yapar: ‘Mukaddesata el uzatanlara bunu pahalı ödeteceğiz.’ Bu demeç gazetenin birinci sayfasında büyük puntolarla yayınlanır. Kamil Önal’dan bu demeci alan gazeteci Gökşin Sipahioğlu zaten İstanbul Ekspres gazetesinin o günkü manşetini atan kişidir.
    O yıllarda Türkiye’de ‘yaz saati’ uygulaması yoktur, akşam ezanı 18.40’ta okunmaktadır. Akşam saat 7’den sonra artık hava kararmıştır. Önce sahneye kıştırtıcılar çıkar. Bunlar esas olarak öğrenci dernekleri veya KTC üyesi olup ellerinde Atatürk resimleri, KTC’nin bastırmış olduğu ‘Kıbrıs Türktür’ afişleri ve İstanbul Ekspres gazetesinin ‘Atamızın evi bomba ile hasara uğradı’ başlıklı ikinci baskısı ile Taksim Anıtı etrafında toplanmışlardır. Kılık kıyafetleri düzgün ve hiddetli gençler, kendilerine nutuk atan ve Selanik’te yapılanların Rumların yanında kalmamasının gerektiğini söyleyen liderleri tarafından propaganda yağmuru altındadır.
    Taksim Meydanında İlk Toplanmalar
    Bu arada şehrin değişik semtlerinden toparlanarak KTC, Şoförler Cemiyeti, İşçi Sendikaları ve DP yerel örgütleri tarafından otomobillere bindirilmiş yeni kitleler Taksim’e doğru sloganlar atarak ilerlemektedir. Yavaş yavaş Taksim Meydanı’nda toplanan kalabalık İstiklal Caddesi’ne doğru yürümektedir. Merhum Hakim Amiral Fahri Çoker koleksiyonu içindeki fotoğraflarda bazı şahısların üzeri ‘X’ işareti ile işaretlenmiştir. Bunlar olaylardan sonra kurulan sıkıyönetim mahkemeleri sırasında tutuklanmış ve büyük bir olasılıkla ‘baş tahrikçi’ olarak tanımlanmış kimselerdir.
    İstiklal Caddesi’ne giren kalabalık grup liderleri yönetiminde her tarafa çekilecek bir kıvama gelmiştir. Şoförler Cemiyeti, İşçi Sendikaları ve DP yerel örgütlerinin toparladığı kalabalıklar da eli boş gelmemişlerdir. Bazılarının elinde sopalar vardır. Hiddetli kalabalık İstiklal Caddesi’ne girdikten kısa süre sonra liderler daha önceden listesini çıkartmış oldukları özellikle Rum cemaatine ait dükkanların önünde durarak tahrip sürecini başlatmışlardır.
    Dükkanların önce kepenkleri yırtılmış ve daha sonra içinde ne varsa kırılıp dökülmüştür. Merhum Hakim Tümamiral Fahri Çoker koleksiyonu içindeki fotoğraflardan birinde Beyoğlu’nda bir birahanenin tahrip edilişi gösterilmiştir. Arkadaki saatin 20.20’yi gösteriyor olması olayların ‘tahrik’ aşamasından ‘tahrip’ aşamasına geçişinin 1,5 veya 2 saatlik bir zamana sıkıştığını göstermektedir.
    Taksim’de ilk toplanmalarda, önderlerin ateşleyici nutuklarında, arabaların sürekli Beyoğlu’na adam taşıması sırasında ve yıkım başladığı zaman, emniyet güçleri olayları genellikle seyretmişlerdir. Çoğu kez de tahripçilere sempatik davranmışlardır. Dr. Dilek Güven olayları yaşamış bazı kişilerle sözlü tarih mülakatları yapmıştır. İstanbullu Rum Mihalis Vassiliades’in söyledikleri polisin olaylara yaklaşımını göstermesi bakımından çok ilginçtir:
    Beyoğlu’nda evimizin köşesinde bir fırın vardı. Sahibi aslında Arnavuttu ama Ortodoks olduğu için herkes onu Rum zannederdi. Karşımızda da bir karakol vardı. Fırıncı yaptığı çörekleri hiçbir zaman ertesi güne bırakmazdı … Her akşam arta kalanları karakoldaki polislere verirdi … O gece iki kişi fırının camlarını indirince hemen komisere (şikayete) gitti. Komiser ona şöyle cevap verdi: “Hiçbir şey yapamam. Ben bugün polis değil; Türk’üm!”
    Toplumsal Şiddetin Kökeni ve Ulusal Sembollerin Kullanımı
    6-7 Eylül 1955 Olaylarını yaşayanların, yerli olsun yabancı olsun olayları izlemiş olan kişilerin üzerinde çok durdukları bir meseleyi aydınlatmak gerekiyor. Yüzlerce yıldır Rumlarla yan yana yaşamış olan İstanbullu Müslüman Türk kesim nasıl olup da Rum mallarına karşı bu denli saldırgan bir tavrı sergilemişlerdir?
    Daha önceki bölümlerde İstanbul basının Rum cemaatine karşı örgütlediği tahrik ve hedef gösterme kampanyasından bahsetmiştik. 1955 yılı Ağustos ayı boyunca, İstanbul Rumlarının Yunanistan’da Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığa göre çok rahat yaşadıkları konusunda İstanbul basınında yüzlerce haber çıkmıştır. Halk arasında bu propagandanın etkisinin “Rumların Türklerin aleyhine olarak zenginleştikleri” yönünde bir izlenim yarattığını kabul etmek gerekir. O günlerde “medya” bu havanın egemen olması için elinden geleni yapmıştır.
    Fakat bu havanın şehirde tam anlamıyla egemen olması bile, tek başına birilerinin vitrinleri sopalarla kırması sonucunu ortaya çıkarmaz. 6 Eylül gecesi saldırganlar vitrinlerin önündeki demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları ile kesip kepenkleri açtıktan sonra, dükkânın içindeki alet ve makineleri dışarı çıkartılarak sokağın ortasında paramparça ediyorlardı. Dolayısıyla 6 Eylül gecesi sergilenen bu toplumsal şiddeti açıklamak gerekiyor.
    İşte tam bu noktada 6 Eylül akşamı Taksim Meydanı’nda toplanan tahrikçiler ve onların önderlerine bakmak gerekiyor. Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığının duyulması ile ‘mukaddesata el uzatıldığı’nı düşünen gençler ve bunları yöneten KTC üyeleri Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’un imajının yara aldığını düşünüyorlardı. Hakim Tümamiral Fahri Çoker’den bize kalan fotoğraflara baktığımız zaman tahrik aşamasında Türk bayrağı, Atatürk resimleri ve ‘Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır’ sloganlarının birer ulusal sembol olarak kullanıldığını görüyoruz. Ulusal sembollerin ustaca kullanımına son dönemden bir örnek vermek gerekirse, 2002 seçimlere katılan bir siyasi partinin sadece bu sembolleri ve “dağ başını duman almış” marşını kullanarak ciddi oy topladığını biliyoruz.
    Ulusal sembollerle çok ustaca oynanmış olmasının kitleleri şiddet ve yıkıma doğru yönlendirdiğini görüyoruz. 6-7 Eylül Olayları’nın arkasında ‘tertip ve plan’ aranacak ise bu sembollerin ustaca kullanımında aranmalıdır. Tek tek şahıslar düzeyinde “Kim yaptı?” sorularının cevabı yoktur. 6-7 Eylül Olayları sırasında bütün bu “mukaddes” sayılan ulusal sembolleri kim bu denli ustaca yönlendirdi sorusunu sormak daha doğru olur.
    6-7 Eylül Olayları’na sembollerin kullanımı ve daha sonra kitlelerin harekete geçmesinin sağlanması açısından baktığımız zaman 9 Haziran 1991 tarihli haftalık Tempo dergisinde gazeteci Fatih Güllapoğlu’nun Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ile yaptığı mülakat önem kazanıyor. Özel Harp Dairesinin yakın tarihimizdeki gerçekleştirdiği başarılı işleri anlatan Orgeneral Yirmibeşoğlu ile gazeteci Güllapoğlu arasındaki diyalog şöyle:
    Bak ben sana bir örnek daha vereyim. 1974’teki Kıbrıs Harekâtı. Eger Özel Harp Dairesi olmasaydı, o harekât, yani iki harekât da o kadar başarılı olabilir miydi? Harekât başlamadan önce Özel Harp Dairesi devredeydi. Adaya, bankacı, gazeteci, memur görüntüsü altında Özel Harp Dairesi elemanları gönderildi ve bu arkadaşlarımız, adadaki sivil direnişi örgütlediler, halkı bilinçlendirdiler. Silahları 10 tonluk küçük teknelerle adaya soktular.
    — Sonra 6-7 Eylül Olayları’nı ele al.
    — Pardon Paşam anlamadım. 6-7 Eylül Olayları mı?
    — Tabii. 6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı… (Paşam bunları söylerken benden de soğuk terler boşanıyordu). Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme degil miydi?

    — E, evet Paşam!
    Kaynak: Aktar, Ayhan. (2005, Eylül 5-9). “6-7 Eylül 1955: Cumhuriyet Tarihinin En Karanlık Gecesi”. Sabah Ayhan. (2005, Eylül 5-9). “6-7 Eylül 1955: Cumhuriyet Tarihinin En Karanlık Gecesi”. Sabah.


    Birilieri(sözde cumhuriyetin meclisi/bürokrasisi) bu haltı yedi, birilerinin mallarına(gayrimüslimler) çöktü!.Rum' un, Ermeni'nin, Yahudi'nin Tazminatınıda sana bana kakaladı!. Oh ne ne ala sözde "kutsal" devlet tiyatrosu!.. Aynı şekilde Türkiye dışında yaşayan Türk(müslim) nüfuslarına' da zarar verdi. Öyle ya sen onu yağmalarsan o da gider senin insanını yağmalar. Sonra Kıbrıslıyı(Türkü) kurtardık diye üste bir de kahramanlık portresi sergiler. Vay anasını sayın seyirciler. Türk'ün Türkiyeli' den başka düşmanı yoktur. Kim Türkün Türkten başka dostu yoktur sloganını üfürmüşse oturma organından eksik üfürmüştür. Kendi vatandaşının canına Türkiye' li den başka kıymet vermeyen bir yer var mı dünya da? Yok; Depremler bunun en somut kanıtıdır. 100 senedir aynı sözdedevlet basiretsizliği, denetim acizliği, önlem alma sorumsuzluğu(kusursuz sorumluluk ilkesi) yüzünden onbinlerce insan diri diri beton enkazlara gömülüyor. Esefle kınıyorum.
  • S

    İnsanlar 1901 de böyle giyiniyormuş. Kadınların hepsi kapalı. Yer İngiltere. 🙂 Günümüzde çok daha farklı bir düşünce şekli var.


  • TENTENT

    https://en.wikipedia.org/wiki/Yehan_Numata

    https://www.bdk.or.jp/english/about/numata.html

    Budizm hakkında arama yaparken denk geldi. Rahip ve misyoner olması beni çok şaşırttı.

    Kendi yayınladıkları Türkçe çevirisi Budanın talimatı olan kitapta rahiplerin dilenerek yaşamaları gerektiği yazılıydı. 🙂

    alt metni

    Bizim din adamlarıda pozitif bilim okusalar iyi olur herhalde. Çoğu bilim düşmanı.


    @TENTEN, içinde söyledi: Mitututoyo şirketinin kurucusu Yehan Numata'nın Budist rahibi ve misyoneri olması O Tibetli budistlerin lideri. Tamamdır, karışıklık olmuş. Şimdi çözdük.
  • H

    https://www.korkusuz.com.tr/diyanet-e-gore-kiz-cocuklarini-mirastan-mahrum-etmek-allah-emri-imis-p31283

    Laiks müslim zır cahil atmosferinden zırvalar!...

    Hani diyor ya bir laik müslim sözde Atatürkçü; "tarikat cemaat zır cahil" diye Y.Özdil.

    Zır cahil olmasan hem islamcı, hem atatürkçü, hem laik olunamayacağını bilirdin(iz) değil mi?

    Sahi kimmiş asıl cahil?

    https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nisâ-suresi/504/11-12-ayet-tefsiri
    Kadının miras hakkı kuranda yarım işte. Körmüsünüz?

    Diyanet kadının mirasına göz dikmişmiş. Diyanet dediği sanırım arabın "tanrı"sının kur'an ı!

    E BABA BEĞENMİYORSAN ALMA!.
    Şakamısınız siz?

    Hem müsliman mışlar, hem kutsal metin dedikleri kitabın emirlerini tanımazmışlar.

    Sizden ne Atatürkçü olur, ne de müslim!.

    Atatürk tıpkı hepimizin zorla dine sokulduğu gibi dine sokuldu. Bunu öz velileri yaptı. Ben islamı seçmedim. Babam seçmedi, Dedem seçmedi. Hepsine onun ana babası bunu doğar doğmaz dayadı. Bu iki kere kiki kadar nettir. Bu dinin gerçeklerini görüncede din hakkındaki görüşleri değişti. Tarihi veriler belgeler bize bunu söyler.

    bknz:

    Veri 1937' ye ait. Öncesinde müslüman davranışlar sergilemiş olduğunu varsaysak bile ATA' nın 1937 konuşması ve medeni bilgiler kitabındaki görüşleri son duruşuna delil/kanıttır!. Bu zırva mantığın(laikmüslim-sözdeatatürkçüler) Turan Dursun' a müslimanlık kaftanı biçmekten farkı yoktur. Evet Turan Dursun bir müftüydü. Baktı, gerçeği araştırdı, kandırıldığına kanaat getirdi ve islama reddiyeler yazdığı için kahpece katledildi. İşte gerçek budur. 2*2 kadar durum açıktır.


    https://www.sozcu.com.tr/bunun-adi-kadin-dusmanligidir-p212674 Bin seneden elli yıl eksik yaşındayım böyle kafa görmedim. Bu neyin kafasıdır? Efenim sözde laik devletin sünni diyaneti kur'an ayeti okumuş, bununla kadın düşmanlıüı yapmışmış. He iki kadın şahit anca 1 erkek şahite eşit, he erkeğe kadının 2 kat pay miras hakkı var. Bunlar hep diyanetin kadın düşmalığı(!)... Araplar size boşa "kafir" demiyor olsa gerek!. Sorsan yazara en alasından müsliman mış. Yani kadın düşmanı olan diyanetmiş. Yani "kur'an kadın düşmanı" diyemiyor çakal! Kendince şark kurnazlığı yapıyor. Yerler mi? Hep diyorum ya laik müslim kadar zararlısı yok bu alemde!. 2 numarada ılımlı silamcı gelir. https://www.korkusuz.com.tr/kiz-cocuklarini-mirastan-tamamen-mahrum-birakmak-buyuk-bir-gunahtir-p31309 Prof.' a sormuş. "Ali topu tut" u prof nasıl eğip bükecek de başka anlam manalar verecek? İstediğin ulemayı getir sonuç değişmez. Ali ali dir. top toptur. tut tuttur. Sözde prof. Ali topu tut' u; Top Ali tut mu yapacak? Yerler mi? [image: 1755422622413-bf702f8e-de22-4ac9-a7aa-1e8af4c37c6a-image.png] Ya gerçek müslüman değisliniz, ya Atatürkçü burası çok açık! Bana göre ikisi de değilsiniz!. Benim düşüncem bu yönde!..
  • H

    7e037fb0-0574-471b-80b2-f242dbcfb061-image.png

    Laikdinci sözde muhalifleri bugün ne diyor?

    Eskiden, yani akape’den önce ülkede bağımsız yargı kurumu, bağımsız savcılar ve yargıçlar varmış.

    Peki gerçekten var mıdır? Türkiye de, anayasa var mıdır? Vardır elbet, kağıt üzerinde elbet vardır, lakin pratikte herkese eşitçe tatbiki yoktur. Anayasa’ lar karşılıklı bağlayıcı sözleşmelerdir. Devletin(kurumsal kişilerin) herkesi eşit bağlayıcı normlara uymayıp, da vatandaştan tek taraflı olarak buna uymasını bekleyemez. Suç fiilerden kurumsal kişiler muaf tutulamaz. Kurallar ayrım gözetilmeksizin uygulanmak zorundadır. Tek taraflı bağlayıcılık ancak hukuk dışı düzenlerde, devletlerde olur.

    17 Ağustos ve daha öncesinde yaşadığımız tüm vakalarda devlet organları- kişiler soruşturma-kovuşturma konusu edilmemiştir. Devlet görevlileri layusel miş. Deprem cinayetlerinin üzeri akape’ den önce de örtülüyordu, akape’ den sonra da. 1999’ da ; AİHM yargı karar tutanaklarında devletin kamu görevlilerini soruşturma-kobuşturmaya izin vermediği- engel olduğu açıkça belgelidir. Doğal afet gerekçesi, elektriği, suyu faturalı, oturum ruhsatlı binalarda öne sürülemez. Bu geçersiz mazeret siyasilerin-bürokrasinin “kusursuz sorumluluk ilkesini” ortadan kaldırmaz. Ortada bir doğal afet değil; “olası kast” ile işlenmiş toplu katliamın (cinayet) sorumlular silsilesi vardı. Dolayısı ile, hiçbir kimse bunlardan önce bu ülkede hukuk vardı, kurumlar bağımsızdı diye iddia edemez. Japonya-Şili’ de, Türkiye gibi deprem kuşağı ülkesi. Bu mantıkla(hani doğal afetmiş ya) onlarda da her seferinde bizdekinin 10 katı daha beter ölümler-yaralanmalar yaşanması gerekir. Zemini yapılaşmaya uygun olmadığı halde arazileri imara açıp, binalara oturum ruhsatı verip, fahiş vergisini, harcını alacaklarmış. Fakat insanlar, bu oturma onayı verdikleri yapılarda diri diri gömülünce sıfır sorumluymuşlar. Sorumluluğu doğal afete, mütaite, hayali bir “tanrı” ya yıkıp işin içinden kolayca sıyrılacak larmışlar. Oldu göstersenize bize aynı hukuku kullanıp da sorumluluğu başından atabilen, siyasilerin, bürokrasinin yargıdan kaçılabildiği bir özde hukuk devleti daha! Gösteremezsiniz çünkü öyle bir benzer kurumlara anayasaya sahip layusel devlet şekli yok!. İdare hukukunuzu Fransız hukukundan iktibasla almışsınız. Devlet eylem ve işlerinde “kusursuz sorumludur. Mütait, mühendis, mimar bunlardır bu işin sorumlusu diyip kamu görevlileri bu işten sıyrılamaz.
    Ceza kanunları, anayasa, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ayrım yapmaksızın herkesi bağlar. Demek ki neymiş? Türkiye bağımsız tarafsız eşit bir yargı bundan öncede hiç yokmuş. İşte Türkiye ve kuvvetler ayrılığı gerçeği budur.

    Dip not: Lütfen bunların alayının aynıkumaşın farklı tonu olduğunu unutmayın unutturmayın. Halk olarak farklı görüş düşüncelerinizi artık bir kenara koyup alayını denize dökmek için birleşin. Bunların yaptığını gavur yamaz size-bize!.


  • TENTENT

    Dinlerin sorgulanmamasının çeşitli nedenleri olabilir:

    Geleneksel ve kültürel kabul: Birçok toplumda, dinler uzun yıllardır var olan ve geleneksel olarak kabul edilen kurumlar olarak görülür. Bu nedenle, sorgulanmaları zor olabilir.
    Otoriteye saygı ve itaat: Dinlerin temsilcileri ve liderleri, genellikle yüksek bir otoriteye sahip olarak algılanır. Bu durum, sorgulanmalarını zorlaştırabilir.
    Korku ve baskı: Bazı dinlerde, dinden çıkanlar veya dini sorgulayanlara yönelik cezalar veya baskılar olabilir. Bu da insanların sorgulama yapmalarını engelleyebilir.
    Eğitim ve bilgi eksikliği: Birçok insan, dinler hakkında yeterli bilgi ve eğitime sahip olmayabilir. Bu da sorgulamayı zorlaştırır.
    Duygusal bağlılık: İnsanlar, çocukluktan beri içinde büyüdükleri dine duygusal olarak bağlı olabilir. Bu da sorgulamalarını güçleştirir.
    Toplumsal baskı: Bazı toplumlarda, dini sorgulamak veya eleştirmek, sosyal dışlanma veya damgalanma riski taşıyabilir.
    Siyasi ve ekonomik çıkarlar: Bazı durumlarda, dinler, siyasi veya ekonomik güç elde etmek için kullanılabilir. Bu da sorgulanmalarını engelleyebilir.
    Dinlerin daha açık ve şeffaf bir şekilde sorgulanabilmesi için, eğitim, bilimsel yaklaşım, ifade özgürlüğü ve eleştirel düşünce gibi unsurların güçlendirilmesi önemlidir.
    Claude 3 Haiku


    Sorgulamakla filan alakası yok ki. Dini inançlar beyin hastalığıdır. Bu hastalık beyinde varsa inanırsın. Bir gün gelecek bilim bunu da aydınlatacak. Biz şimdiden yazmış olalım. Dini inançlar beyin hastalığıdır. Psikozdan farkı yoktur.
  • ictenlikI

    Arkadaşlar bu sabah foruma aşağıdaki mesajı bıraktım. Bir yakın formunu da buradan hemen önce turandursun foruma a iletmiştim

    https://efelsefe.com/topic/1733/i̇çinden-geçeni-söyle/253?_=1748784617193

    Bunun üzerine bir açıklama yapmayı gerekli görüyorum.

    Bir tabla yoluyla edinildiği belirtilen, bu oturum transkriptlerini, 15 yılı aşkın süredir takip ediyor ve okuyoruz.

    Bize göre Cevapçı adı verilen (cs, K, Kasyopya anne) bir bilgelik formundaydı. Biz bunu cazibesine kapılarak okumayı sürdürdük ve eminim oturumlar sürerse hala da sürdüreceğiz ancak gizemleri kovalama arayışını da ihmal etmedik. Bunu da eşzamanlı sürdürdük.
    Orada neler dönüyor? u anlama çabasını.

    Öncelikle bu metinler; kanal ve kanallama içeriği adı almaktadır.
    Metnin kendi içinde bunu tarifi şu şekildedir.

    S: (L) Bu ifadeyi daha doğru kılmak için söyleyebileceğiniz herhangi >birşey var mı?
    C ; Bilinçdışı zihin aynı zamanda üst benlikle, diğer benliklerle ve >evrensel zihinle bağlantı kurmak için bir kanaldır.

    10 Ocak 1995

    Yani özünde bu metin bilinçdışı zihin, üst-benlik ve evrensel zihinle temas iddiası taşırdı.

    Metne göre aynı temas, biz farkında olmadan ya da bir tabla olmadan da herhangi birimiz tarafından da her an gerçekleştirilebilirdi.

    Bunlar metnin kendi iç tutarlığında yorumlanabilir. Bu yorumlar açık olarak üretebiliyor.

    cassiopaean.org'a bir üyelik alarak iletişim denemem

    Geçtiğimiz hafta bu grupla bir iletişim çabası sürdürdüm çünkü metnin kendi içinde çelişkiler olduğunu gözlemledim.
    Ayrıca benim daha önce de 2 kez üyelik açarak iletmek istediğim şeyler olmuştu. Dil engeline takıldık ve çeviriler yetersizdi.
    Bu iki düşünceyi birleştirip yeni bir iletişim teması denedim.

    Bana göre çelişkili olduğunu düşündüğüm bir alanı açıklamam, açıkçası çok aşırı tepkiler aldı ve gruptan tepki gördük.

    Bunun dışında yine bir düzen içinde cassiopaean.org anasayfası için bir kaç öneri sunduk. Bunlar orada Arabi yazmasının gözden geçirilmesi, Anadolu ve Fars kültürünün yaygın halk bilgeliğinin açıklanması gibi şeylerdi.

    Buna ek olarak ben viya/ouja tahtası ya da tabla denene kendimce bir açıklama buldum. Bir kaç insanın birleşerek sanallaşmış birleşik motor bir birleşik insan üretmesi ve bunun bizi üst-benliğe daha kolay köprülemesi ve ulaştırması. Bunu da üslü sayı gibi açıkladım.

    Bunların ilgi çekip çekmediğinde emin değilim daha ziyade tepki çekmiş olmalıyım ancak denedim.

    Bunun dışında ne yaptım?

    Gökyüzünde bize düşman olarak açıklanan varlıklar sürüngenler ve timsahlar gibi tasvir ediliyordu. Ben buna bir an geldi ve taktım/takıldım.

    Ben oradaki açıklamaların tamamının alegori olabileceğini düşündüğüm bir noktaya ulaştım.

    Yani bana göre olayın arkasında yine üst-benlik var. (Kasyopya denen) Evrensel şeyleri doğru, açık yanıtlıyor ve diğer şeyleri ise bulmaca, ders, öğrenmece, eğlence, alegori, benzeştirme, eğretileme, yansıtma vb. uzayan formlarda ele alıyor olmalıydı.

    Ben insanların hayvanlara kötü davrandığı, belki de tüm içeriğin bize dönüp bunu yansıttığını fikrini açık ortaya koyamasam da bu yorum yolaçabilecek bir kaç basit yazı yazdım.

    Hatta daha ileri gittim. "En iyi şakalar" adlı bir gönderiye; oturumlarda geçen düşman kertenekelenin KGB'nin İngilizler için kullandığı kod adı olup olmadığını düşündüğümü yazdım. çünkü insanlığı kontrol edip yozlaştırmaya çabalayan odak tam da onu işaretliyor.

    "A bu İnculuzler penu sevmeduler, ne yapcaz a bunlarla"

    Oturumlarda Kullanılan STO/BH Kavramı

    Bu oturumlar insanın bencil ve çıkarcı oluşuna, bireysel özel mülkiyete "kendine hizmet durumu" (İngilizce STS) diyor ve bunun yerine ikinci alternatif yol olarak herkese/diğerlerine hizmet yolu var diyor. Ona da STO diyor.

    STO durumunda sahip olmuyorsun
    STO da Özel mülkiyet yok
    STO da yönetim yok, yöneten yok, yönetici yok
    Bu uzuyor böyle

    Bu iyi, doğru ve ulaşılması gereken hedef durum olarak açıklanır. STO olmak.

    30 yıldır bu kavramın ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Kavramı analiz ettik ve bunun doğal kabile yaşamı, avcı toplayıcılık olacağı sonucuna eriştik. Primitivism denen bir düşünce biçimi var ve temsil eden John Zerzan, Paul Shepard, John Clark Hanna gibi isimler var.

    Şimdi bu analizi kimse beğenmiyor yerine de yetkin bir resim ortaya konmuyor.

    Sonuçta; siz iyi ki varsınız ya.

    Kafam karıştığında bir çıkış yolu bulmamı sağladınız. Yani orada bir forumun aktif katılımcısının yarısının üzerime çullanmasına benzer bir süreçte, buralardaki yazar kimliğimi açıklamak durumunda kaldım.
    Bana güçlü kalem, kalemi güçlü dediğinizi, buradaki yazdıklarım aklıma geldi.

    Sağolun, varolun, eksik olmayın

    Forumdan çekilmek ve eksilmekle hata yapmış olabileceğim bir duyguda bocalıyorum, gözüm kestane'yi felan arıyor.
    ve diğerlerini.. kim varsa...


    En baştan en sona kadar yazının tamamını okudum. Ne anladım? Neredeyse hiçbir şey. Sadece aşağıdaki alıntıdaki kısmı anlayabildim. @ictenlik'in yazılarını anlayamıyorum. Kalemi çok keskinmiş, ondan mıdır acaba? @ictenlik, içinde söyledi: Kasyopya Materyali Okuma Üzerine ana forumla iletişim teması Gökyüzünde bize düşman olarak açıklanan varlıklar sürüngenler ve timsahlar gibi tasvir ediliyordu. Ben buna bir an geldi ve taktım/takıldım. Neden timsah-sürüngen mesela? Neden fare değil?
  • L

    Burası eskisine göre pek aktif değil, hatta hiç değilmiş. Ama daha önce ki yazdıklarım hakkında bir açıklama yapmak istiyorum. Eskiden paylaştığım düşüncelerin hiçbirine artık katılmıyorum. Hepsi koca bir saçmalık. Eğer bir sorun olmazsa da bu ve daha önce ki paylaşımlarım beraber durmaya devam edecek.


    @house, içinde söyledi: Merhaba @Sputnik, içinde söyledi: Merhaba Eski yazdıklarınıza biraz baktım da daha önce neyi savunduğunuzu bile anlayamadım. Zaten sadece 43 tane iletiniz var. Yani ne zırvalıyor, orası muamma? İnsanların düşünceleri değişir, bugün frklı yarın farklı düşünmezse dogmacı olur zaten. Bilimsel düşünce en mantıklı , en doğru yoldur. Fakat bu şahısın kastı nedir ben orasını hiç anlamadım? Neymiş o yanlış bilgileri? Açmalı, altını doldurmalı(nerede m*çmış, sıvamış :))!. Hiç bilmiyorum ama forumlara gelip "eskiden yazdıklarımı unutun" yazanlar bir anlık heyecanla müslüman olma kararı almış kişiler oluyor. Dediğim gibi bir anlık heyecan bu. Din dedikleri dipsiz kuyudur zaten. Her insan bu kuyuya düşmeyi kolay kolay kabullenemez. Yarın öbür gün tekrar eski düşüncelerine döner diye düşünüyorum. Daha önce başka örnekleri yaşandı, oradan biliyorum. Elbette insanların düşüncelerine saygılıyız. Sürekli din değiştiren kişilerin sağlıklı bir zihne sahip olduğuna inanmam yalnız. Çünkü şizofreni belirtisidir.
  • H

    https://www.haberturk.com/son-dakika-sahte-ickide-can-kaybi-37-ye-yukseldi-3756950

    Metil alkol teörü can almaya devam ediyor.

    Sanrım bundan 5-10 sene öncesiydi. O güne kadar market raflarında tarım kökenli saf alkol bulunur ve satılırdı. Diğer alkoller gibi rahatça içilebilir değildi tadı elbet. Ama en azından içilince öldürmezdi. Çünkü sonuçta ETİL alkoldü. Bugün piyasada ucuz olarak satılarak insanların ölümüne sebep olan vakalar metil alkolden kaynaklanmaktadır. Yani sahte alkol can aldı olgusunu yaratan bu saçma sapan yasakçı politikalardır. En dandik bir bira 80TL olur mu? Dövizle kazanan ülkelerde bile bu paraya ürün yok. Asgari ücretli 1 saat çalışıyor 1 bira alamıyor. Alman çalışıyor saatlik ücreti ile 20 -30 tane bira alıyor. Alım gücü yok bir de üstüne ürünün 3-4 katı vergisi var. Sadece bira olarak düşünmeyin, ekmek bile pahalı dövizle kazananın ülkesinden. Sahi bu cinayetleri gerçekten çakma alkol satan mı işledi? Deprem oldu ruhsatlı binalar çöktü, insanlar öldü. Suçlu mütait örneğinden hiçbir farkı yok bunun. Bir bina ruhsatlı ise, elektirik su bağlanmışsa, bu binaların çökmesinin sorumlusu mütaitler olamayacağı gibi, çalışma ruhsatı bulunan herhangi bir işletmeden satın alınan alkolün sorumlusu sadece son satıcı olamaz. Devlet varsa bütün eylem ve işlemlerinden kusursuz sorumludur. Vatandaş %70 dolaylu/fakir) vergiyi can güvenliği için veriyor. Köprüye çıkıp intihar etmek isteyene bırak atlasın diyebiliyor mu devlet? Markette satılan ucuz alkolü yasakladın madem o zaman çakmasının satılmasına da müsaade etmeyeceksin ki insanlar ölmesin. Değil mi? Deprem oldu mütait sorumlui, sel oldu doğa sorumlu v.b. vb. Böyle haksız hukuksuz karşılıksız(can güvenliksiz) vergi düzeni olmaz. Siz mercedeslere binin lüks şatafat içinde yaşayın diye vergi salma düzeni ortaçağ krallık/paidişahlık düzenidir. Meşruluğu tartışmalıdır.

    https://www.sozcu.com.tr/sehit-tazminatini-faiziyle-geri-istediler-p127967

    "Askerde şehit oldun diyip, tazminat ödeyip, parayı faizi ile geri istemişler." Bu da iyiymiş.

    Adalet bu ya fakir çocuğunu askere yollayacak. Ölürse şehit diyip 3-5 krş ya ödeyecekler, ya da ödemeyecekler.
    Bi zamanlar Bülen Ersoy ablamız, "ben cocuğum olsa askere yollamam" diye bir laf etmişti. Bu düşüncesinden ötürü suç diye yargılamışlardı. Akabinde birden 180 derece dönüşle vasiyetinde mirasını sanırım askere falan bırakmıştı... bla, bla, bla...


    https://www.sozcu.com.tr/ibb-de-9-dalga-beyoglu-belediye-baskani-p212109 Tutuklamalar pastanın paylaşımı kavgasından başka bir şey değildir. İstanbul pastası öyle boru değil yani... Evet nerede kalmıştık. Kardeş rant(cehape - akmehadepe) pasta kavgasın da pastayı yanlız ben yiyecem aç gözlülüğüne tam gaz devam. İddiaya göre cehapenin başkanları rüşvetciymiş. Olabilir, mümkündür ben bu yaşıma geldim. Rüşvetsiz bir belediyecilik, bürokrasi çarkı duymadım. Hayır bunları ben iddia etmiyorum. Bunlar birbirlerini (sözde muhalifler) devamlı jurnelliyor zaten. Kendi suçlarını itiraf ediyorlar zaten. Bırak sözde muhalif kavgaları sonucu lağım patlatmalarını, kendi iç bünyelesinde zaman zaman kişisel sürtüşme yaşadığı zaman birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyorlar. Bunun en somut örneği: B. Arnıç'ın , M.Gökçek' in yolsuzluğunu tüm Trükiye' ye duyurmasıdır. Bugüne kadar bu iddianın aksine bir yargı kararı, iftira davası ve B. Arınç aleyhine karar var mı? Yok. Bırak bu iddiayı; Mansur Yavaş, M. Gökçek hakkında yüzlerce yolsuzluk dosyasnı savcılara sunmadı mı? Hani nerede soruşturmalar? Yokoğlu yok. Yani bu ülkede hiç kimse beni tüm suçlu zanlıları eşit muamele görüyora ikna edemez. Suç işlemek, hatta adi suç cinayet işlemek bile ben kendimi bildim bileli bu ülkede birilerine serbesttir. Ayrımcılık bakidir. Simit çalandan başkası hesap vermez bu ülke yargısına!. İtalya' da deprem olur; yargı hesabı ilk sorumlusundan(bilim adamı görevini yapmışmı?) sormaya başlar. Bizde ise; en son sorumlusundan başlar ki, olayı zurnanın son deliğine hesap soruluyormuş-mış gibi (taksir cinayatiymiş(1) ) yapıp kapasın. İtalya' da temiz eller operasyonu olur. En üstünden en altına yıolsuzluğa bulaşmış bütün bürokrasinin canına ot tıkar savcı. Bizde ise soruştrulmadan kapanır dosyalar. Çünkü o yargı koltuklarına onları bütün musluk başlarını tutmuş, bize dayatılmış sözde seçilmiş birileri(bütün çeşme başları tutuludur bu ülkede) atamıştır. Taraflı ve bağımsızlık laftadır. Bu malum ülkede sırtını sözde devlete(anayasa, hukuk herkesi bağlamıyorsa sözleşme, resmi kurumlar niye var?) dayadıysan h*roin ticareti bile yapabilir, devlete hizmet ediyorum ayağına cinayet işleyebilir soruşturmadan muaf tutulabilirsin(susurluk çetesi v.b. v.s.). Vatan millet, atatürk hatta din adına kutsal siyasi/bürokratik şemsiye altında her haltı yiyip, kişisel menfi zenginleşebilirsin. Yani bu ülkede tarafsız ve bağımsız olan ancak açlıktan simit çalandır. Gerisi hikayeden teyyaredir. bla,bla,bla....
  • H

    Bu ülke yönetici ve bürokratları(yerli ve mill(!) ) Türk soykırımı yapıyor. Burası açık ve kesin. Bir imkan olsa başka bir ülkede dava açılabilse çoğu olası kastla cinayet hükümlüsü olurlar. Aksini iddia eden varsa buyursun imkanı sağlasın bağımsız tarafsız mahkemelerde aklansın da görelim Hodri meydan!. Japon mahkemesi olur. Alman mahkemesi olur. Hatta amerika mahkemesi bile olur. Malum amerika' da Trilyoner başkan Trump bile olasanız yargıca hesap veriyorsun. Bürokrasinin, siyasilerin sorumluluklarının bi hesabını vermediği ülkeler Kuzey Kore, Rusya gibi ülkeler olsa gerek. Sahi Türkiye sözde demokratik bir hukuk devleti ise, neden kamu görevlileri "kusursuz sorumluluk ilkesi" gereği olası kastla depremlerde, sellerde, yangınlarda, maden facialarında, tren sözde kazalarında v.b.' lerinde yargılamaya tabi tutuulup hesap vermiyor? 80 senedir bi ülkede önlem alınmıyorsa; bunun adı %1000000000 mücbir sebep olmadığı kesin, olası kastla katil zanlılığıdır! Gelmiş geçmiş bütün bürokrasi, siyasiler bunun(ölümlerin) 1 numaralı sanığıdır.
  • EfruhteE

    Eşitlik nedir?
    Eşit bir şekilde var olma durumu, insanlar için yararlı bir durum mudur?

    Teşekkürler 🙂


    Her işi robotlar yapsaydı eşit veya eşite yakın olabilirdik. Belki bir gün olur, kim bilir.