İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • Yapma KafaY

    Şehir Işıkları = City Lights 🎬

    1931 yapımı, Charlie Chaplin'in yazıp yönetip başrolünü oynadığı efsanevi sessiz film.

    Kemal Sunalın oynadığı En Büyük Şaban adlı film City Lights filminin bire bir kopyasıdır.

    Temel bilgiler

    • Yönetmen / Senarist / Yapımcı / Besteci: Charles Chaplin

    • Başroller: Charlie Chaplin, Virginia Cherrill, Florence Lee, Harry Myers

    • Süre: 87 dakika

    • Renk: Siyah-beyaz

    • Tür: Romantik komedi-drama

    Konusu - spoiler var

    Chaplin'in ikonik "Serseri" karakteri bu sefer bir kör çiçekçi kıza aşık oluyor. Kız onu zengin biri sanıyor. Serseri de kızın göz ameliyatı için para toplamak ve ona yardım etmek için elinden geleni yapıyor.

    Bu sırada sarhoşken çok cömert, ayıkken onu tanımayan alkolik bir milyonerle de tuhaf bir dostluk kuruyor.

    Film, sinema tarihinin en dokunaklı final sahnelerinden biriyle bitiyor: Kız ameliyat olup görmeye başladıktan sonra Serseri ile karşılaşıyor.

    Neden bu kadar önemli?

    1. Sesli filme inat: 1928'de sesli filmler çıkmaya başlamıştı ama Chaplin ısrarla diyalogsuz çekti. Sadece senkronize müzik ve efektler kullandı. Filmin müziklerini de Chaplin'in kendisi besteledi.

    2. Kült statü: 1991'de ABD Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçildi. Hala tüm zamanların en iyi filmleri listelerinde üst sıralarda

    3. Temalar: Yoksulluk, sınıf farkı, özveri ve sevgi. Büyük Buhran dönemine de göndermeler yapıyor.

    İzleyiciler özellikle boks maçı sahnesi ve finaldeki duygusal sonu çok övüyor. IMDb'de 8.5 puanı var.

    CITY LIGHTS


  • A

    Gilbert Yasası, Bir işi üstlendiğinizde, o işi en iyi şekilde tamamlamanın yolunu bulmak da sizin sorumluluğunuzdadır düşüncesine dayanır. Bu yaklaşıma göre bir görev verildiğinde yalnızca ne yapılacağının ayrıntılı biçimde söylenmesini beklemek yerine, gerekli bilgiyi araştırmak, doğru yöntemi belirlemek, karşılaşılan sorunlara çözüm üretmek ve işi sonuca ulaştırmak kişinin sorumluluğunun bir parçasıdır. Gilbert Yasası özellikle iş hayatında sorumluluk alma, inisiyatif kullanma, bağımsız hareket etme ve problem çözme anlayışını öne çıkarır. Temel mesajı, başarılı olmak için her adımda birilerinden yönlendirme beklemek yerine Bu işi nasıl başarabilirim? sorusunun cevabını kişinin kendisinin araması gerektiğidir. Ancak Kidlin Yasası gibi Gilbert Yasası da bilimsel anlamda kanıtlanmış bir yasa değil, daha çok iş ve kişisel gelişim alanında kullanılan popüler bir düşünce ilkesidir.


  • A

    Kidlin Yasası, Bir problemi açık ve net bir şekilde yazabiliyorsanız, o problemi yarı yarıya çözmüşsünüz demektir düşüncesine dayanır. Bu yaklaşıma göre bir sorun yalnızca zihnimizde kaldığında olduğundan daha karmaşık, büyük ve belirsiz görünebilir; ancak onu yazıya döktüğümüzde neyin gerçekten sorun olduğunu, neden kaynaklandığını ve hangi kısmının bizim kontrolümüzde olduğunu daha kolay fark ederiz. Böylece düşüncelerimiz netleşir, gereksiz ayrıntılar elenir ve çözüm seçenekleri daha görünür hale gelir. Kidlin Yasası özellikle karar verme, sorun çözme, kaygı yaratan durumları anlamlandırma ve hedef belirleme süreçlerinde kullanılabilir. Buradaki “yarı yarıya çözmek” gerçek bir matematiksel oran değildir; asıl anlatılmak istenen, bir sorunu çözmenin en önemli adımlarından birinin onu doğru ve açık biçimde tanımlamak olduğudur.


  • B

    Bu başlığı açmayı dün planlamıştım bugüne kaldı.

    Burada yazacaklarım bir tahmin veya iddia değil, bizzat bu ülkenin gerçekleri.
    Bu ülkenin yüzde ellibiri kendi ülkesini kaybettiğinden haberi yok.
    Üretemeyen, dışa bağımlı, milyonlarca yabancının içinde dışlandığının, artık Türkiye Cumhuriyeti yerli vatandaş statüsünden çıktığının, sembolik varlıktan öteye gitmediğinin farkında bile değil.
    Ekmek, yağ kuyruğunda bile kendilerini cennetin kapısında zanediyorlar.
    Açlıktan nefesi kokarken uzay çağını yaşadıklarını düşünüyorlar.
    Bergen filmini izlemişsen eğer o halde dünyanın en iyi ekonomisine sahipsin haleti ruhiyesi içindeler.
    Örneğin yumurtanın içine sucuk alacak paran varsa bu ülkenin ekonomisi şahlanmış demek oluyor.
    Ülkesini kaybetmiş, vatandaşlığı formaliteye düşmüş, ekonomisi çökmüş, yabancıların sözde kıskanmasıyla övünen bir halk.
    Din için Türklüğünden vazgeçen, binlerce yıllık değerlerini hiçe sayan, kurtuluş savaşı kazanımlarını sözde Osmanlı sarayına yeğleyen ve artık adı bile belirsiz olan bir kalabalık.

    Ergenekondan çıkıp binlerce yıl yapılan uzun yolculuk bunun içinmiydi, ülkesini kaybettiğinden ve asimile olduğundan haberi olmayan bir halk...

    Ergenekon dedim de yıllar önce içimden gelmiş bir şiir yazmıştım, burada paylaşayım.

    Ergenekon yolculuğu

    Ergenekon vadisi dar,
    Altay dağları sarp.
    Dedi ana.
    Şimdi nereye? dedim.
    Anadolu yapmaya!
    Ne kadar sürer? dedim.
    Beşyüzkırk yıl dedi.
    On altı devlet yüklü kızaklar,
    Yüklü kadınların omzundalar,
    Demirci taşıyor Anadolu'ya,
    Usta yüklü kadınlar.
    Toprak şerbetsiz yoğrulmaz,
    Kemiksiz yapı dik durmaz.
    Dedi ana.
    Şimdi nereye? dedim.
    Mavi gözlü, sarı saçlı yapmaya!
    Ne kadar sürer? dedim.
    beşyüzseksenbir yıl dedi.
    Demir yüklü kağnılar,
    Yüklü kadınların omzundalar,
    Gazi taşıyor Anadolu'ya,
    Kınalı Kuzu yüklü kadınlar.
    Gafiller gelse ikrara,
    Aşk yok ki, yürek yana.
    Dedi ana.
    Şimdi nereye? dedim.
    İstiklal yapmaya!
    Ne kadar sürer? dedim.
    Bugün olmazsa yarın!
    İstiklal yüklü çılgınlar,
    Yüklü kadınların omzundalar,
    Kurtuluş taşıyor Anadolu'ya,
    devrim yüklü kadınlar.


    Herşey ama herşey AKP nin gözleri önünde oldu. Ta İstanbul belediye başkanlığından günümüze kadar yapılan yolsuzluklar , satılan fabrikalar yollar köprüler arsalar, yapılan operasyonlar , cinayetler...hepsi akp nin gözleri önünde ve onayı ile gerçekleşti. Şimdi ise eski yol arkadaşlarını bile satışa çıkarıp "ben sorumlu değilim" demeye getiriyor. Hesap vermeme derdine düştü. Bir günah keçisi bulup olayları üzerine yıkmaya çalışıyor. Halk ise müstehakını görüyor.
  • Yapma KafaY

    2027 deki olası seçime doğru AKP ve Erdoğana ilk destek İsrailden gedi

    İsrail medyası türkiyeyi övmeye başlamış. Ve bu haberi CNN türk gururla köpürtüyor.

    Çünkü erdoğanın yönetimde kalmasını istiyorlar. Bu bilindik taktik daha önce almanya şeysi Merkel tarafından sıkça kullanılmaktaydı. Seçimin kazanılmasının ardından alman otomobil filoları baştan sona yenileniyordu bir teşekkür niyetine.

    İsrail medyasının erdoğanı övdüğü kenar köşe haberleri daha önceki seçim çalışmalarında da akp medyası tarafından köpürtülüp kullanılmıştı.

    İsrailden sonra amerikadan da bir övgü haberleri bekliyoruz.

    Yada "erdoğan varken işimiz zor" diyen çok gizli konuşmalar da ortaya çıkabilir.

    Ne de olsa seçim bu.. herşey serbest.

    Köprünün üstünde israile lanet ederken köprünün altından da israile giden tankerleri geçirmek siyasetin yeni şekli oldu.


  • Yapma KafaY

    Para zaafı konusunda her fırsatta Yahudileri eleştiren siyasal islamcıların kendileri daha betermiş. Hatta Yahudiler onların yanında mütavazi kalıyor.

    Uydu aracılığı ile izlediğim tüm devlet kanallarının hiçbiri reklam yayınlamıyor ve diğer yayınlarına sponsor almıyorken TRT özel televizyon gibi reklam ve sponsor markalar ile dolup taşıyor.

    Devlet televizyonu neden reklam almaz?

    1- Çünkü halkın vergileriyle finanse ediliyor zaten. Reklam almasına gerek yok.
    2- Devlet televizyonu hiçbir işletmenin ticari baskısı altında kalmamalı. Tarafsız yayın yapabilmeli.
    3- Devlet televizyonu halka karşı sorumludur.

    Zaten 3.maddedeki halk sözcüğü bitiriyor herşeyi. Bizdeki halk izin veriyor bunlara.

    TRT sadece reklam almakla kalmıyor. Yaptığı yayınlar ile sanki gıda lobisinin etkisi altında kalmış bir izlenim veriyor.

    Yemek belgeselleri yanı sıra yayınladığı tüm dizilerde sofra sahneleri inanılmaz boyutta.

    Heleki başrol oyuncularının ağız şaplatarak konuşması gıda lobisi şüphesini iyice artırıyor.

    Yemekte ağız şaplatmak evrensel bir ayıptır. Sadece türk kültürü içinde değil tüm dünyada ayıp sayılır.

    Bunu özel tv ler yapsa anlarım bir yere kadar. Ama trt yapıyor bir devlet kurumu olarak.

    Ne için? Tabiki para için.


  • Yapma KafaY

    Kaynaklara göre dünya petrolünün yüzde 18 -22 civarı iran yada ortadoğu kızıldeniz civarındaymış.

    Geri kalan yüzde 80 i diğer bölgelerde. Yakın zamanda bildiğimiz Venezüella petrolü dünyanın en kalitelisi ve en büyük rezervi yüzde 28 ile birinci sırada.

    Öyle ise sadece kızıldenizden gemi geçemiyor diye petrol krizi çıkması ne kadar anlamlı.

    Yüzde 80 diğer bölgelerdeki petrol ne güne duruyor.


    Güncel şartlarda petrol fiyatlarının düşmesi gerekir çünkü elektrikli ve hibrit araçlar akaryakıt tüketimini azaltmıştır. Aynı zamanda güneş ve rüzgar enerjisi de petrole olan bağlılığı azaltıyor. Bu savaş bahanesi ile petrol fiyatları arttıkça başta ABD ve rusya iyi para kazanıyor. Dünyanın sadece yüzde 18 lik petrol rezervini barındıran iran üzerinden kopan yaygara ile manipülasyon yapılıyor.
  • Yapma KafaY

    Toplumun ikiyüzlülüğüdür. Bazı toplumlarda neredeyse yüzde 90 üzerindedir.

    Örneğin böyle toplumlarda insanlar sadece 2 şekilde haklının yanındaymış gibi görünürler.

    1.durum;

    Arkalarında öyle davranmalarını emreden bir güç olduğunda hak savunucusu gibi görünürler. Örneğin filistin , örneğin zencilere eşit haklar konusu gibi..

    2.Durum

    Herhangi bir çıkar kaybı yaşamayacağı durumlarda hak savunucusu gibi görünürler.
    Örneğin sokaktaki işportacıyı yada köylüyü savunur gibi yaparlar.

    Ama asla köylü gibi olmak istemez. Hatta onları hakaret sözcüğü olarak kullanır.

    Asla işyerinde patronuna karşı doğruyu savunmaz. Çünkü orada çıkar kaybı yaşayacağını bilir.

    Asla devlet dairesinde amirine karşı yada işi düştüğü birine karşı doğru olanı savunmaz.

    Örneğin fakir birini sapık tecavüzcü diye yaftalayabilir ama asla zenginlerin yaptıklarına ses çıkarmaz tam tersine "helal olsun" denir.

    Gerçek bir sınavla karşılaştıklarında sürekli olarak analık babalık maskesi altına saklanırlar. Yada borcu vardır yada birden sorumlu oldukları şeyleri hatırlayıverirler.

    Trafikte hiçbir kurala uymazlar. Ama ne kadar dürüst olduklarını söylerler. Kuralcı değil kıralcıdırlar.

    Ödediği verginin hesabını soramaz ama esnaftan 2 tl pahalı ürün için homur homur yapar.

    Sürekli olarak yüzünüze karşı allah sabır versin allah iyi insanlarla karşılaştırsın derler ama kendi işi için arka kapıdan torpil rüşvet döndürmeye devam eder.

    Kendi çıkarlarına dokunulduğu zaman delikanlı gibi "cinsiyetçilik yapma ulan yüzüne tükürürüm seni parçalarım" gibi abuk subuk laflar ederler ama kendiler cinsiyetçiliğin dik alasını yaparlar ve bunu hak olarak görürler.

    Sokakta "sapık , ne idüğü belirsiz, it kopuk" muamelesi yaparlar. ama askerde yada zor işler zamanında "kahraman, yaparsın aslanım" derler.

    İşte böyle çok da ayrıntıya girmeye gerek yok yaşadığınız toplumun hipokrasi düzeyine siz karar verin.


    Din ve inanç baskısının olduğu yerde ikiyüzlülüğün kök salması kaçınılmazdır.
  • S

    Aktif ve pasif kelime hazinesi arasındaki fark, dili anlamak ile kullanmak arasındaki farktır.

    • Pasif Kelime Hazinesi: Okuduğunuzda veya duyduğunuzda anladığınız ama konuşurken kendiliğinden aklınıza gelmeyen kelimelerdir. Havuzu her zaman çok daha büyüktür.
    • Aktif Kelime Hazinesi: Konuşurken veya yazarken kendi kendinize hatırlayıp doğruca kullanabildiğiniz kelimelerdir.

    Kısacası; dizide duyup anladığınız kelime pasif, günlük hayatta konuşurken ağzınızdan dökülen kelime ise aktiftir.


    Dağarcıkta ne kadar çok sözcük, o kadar zengin kültür birikimi...
  • Yapma KafaY

    Ne zaman kadın konusu gündeme gelse geçmişin isimlerinden fazlası konuşulmuyor. Kurtuluş savaşından bildiğimiz kadınları sayıp duruyorlar. İşte bizde bunu soruyoruz şimdiki kadınlar öyle değil Nerede o eski kadınlar?

    Görünür olma ve beğenilmek uğruna kapitalist sermayenin elinde oyuncak olmayı özgürlük diye bize anlatıyorlar.

    Orman yanıyor erkekler üzerini ıslatıp ateşe atlıyor. Kadınlar ellerinde telefon story atma ve beğeni toplama peşinde.

    Tek derdiniz bu muydu?

    Günümüzdeki kadının cefakar anne modellemesi ise trajikomik.

    Bulaşık çamaşır yemek ütü market hepsi hazır.

    Nerede o eski erkekler diye bir konu açmak isterdim ama yazacak birşey bulamadım. Erkekler eskisi gibi yaşamın en ağır yüklerini şikayet etmeden taşımaya devam ediyorlar. Peki ya kadınlar neyin zorluğundan şikayetçiler.

    Sırf kapitalizmin çarklarında para ediyor diye herşeylerini hiç düşünmeden tezgaha çıkarabiliyorlar. Sonra patronlarına kızmak yerine sorunu bütün erkeklere mal ediyorlar.

    Hiçbir zaman sebep oldukları şeyin sorumluluğunu alamıyorlar.

    Sizin düşinceleriniz nedir?


    Cinsiyet, ırk, statü, inanç, milliyet ayrımı söz konusu olmaksızın tüm insanlık kalite sorunu ile yüz yüze. Kalite neden düşer? Enflasyon nedeniyle. Yani paranın değerininin çok olması yüzünden düşmesi gibidir. Bu kadar insan bu yeryüzüne fazla. Diğer hiçbir türe yaşam alanı bırakmayacak derecede aşırı yayıldık. Balta girmemiş orman artık bir efsane, motorlu testere girmemiş orman bırakmadık. Bu insan türünün doğadan esaslı bir sille yemesinin zamanı yaklaşıyor. Bu şekilde gitmez. Gezegenin alarm sirenleri çalıyor.
  • Yapma KafaY

    2027 seçimleri görünüşe göre oldukça kritik geçecek cumhur ittifakı cephesinden. Çünkü oyları düşüyor ve seçmen chp nin yönetimine de güvenmiyor. Elindeki belediyeyi savunmayan bir chp iktidar olursa ülkeyi nasıl savunacak?

    Bu durumdan istifade küçük pazarlık partileri türemeye başladı. Kararsız seçmenin yüzde 2 oyunun bile alsalar yetiyor.

    İttifaklarla masaya oturup demokrasi pazarlığı yapacaklar. Al takke ver külah ne koparırlarsa.

    Halkın çıkarına iş yapan yok zaten. İşleri güçleri zorda kalanı pazarlığa oturtup pay koparmak.

    Bu ülkede ne kadar çok pazarlık yapılıyor yahu. Heryer çarşamba pazarı gibi olunca kim kime yeterse.

    Yeni zübükler hayırlı olsun.


  • ?

    Temel ihtiyaç maddeleri boykot edilmez. Lüks harcamalar boykot edilir.

    Örneğin gösteriş budalası olmuş bir toplumda boykot edilecek şeyler en başta ;

    Düğünler
    Araba
    Alkol sigara
    Yaz tatili
    Pahalı mekanlarda alışveriş
    Cep telefonu
    Tablet
    Kumar
    Mobilya
    Emlakçı komisyonu ve emlak alımı
    Avukatlar

    Bunları boykot ederseniz ülkede ses getirir. Sen kalkmış ekmek arası tavuğu boykot ediyorsun. Anladık ne olduğunuzu dünya biliyor da bu kadar belli etmek zorunda mısınız. Boykotonuz bile gösteriş , nümayiş ve laf olsun diye yapılıyor.


    Ben ürünleri boykot ederken ırkına dinine bakmıyorum. Tek odaklandığım şey aşırı reklam yapan markaları almamak. Çünkü aşırı reklam ürünlerin maliyetini 2 ye katlıyor neredeyse. 50 tl ye satılması gereken bir ürün reklamlar sayesinde 100 tl ye mal oluyor. Aldığınız ürünün çoğusu reklam parası olunca daha iyi kaliteli hizmet almış olmuyorsunuz. Reklamlar haksız rekabete neden olup fiyatları yükseltiyor. Buna gerek yok. Madem reklama ayıracak o kadar çok paraları var bunu indirim olarak ürüne yansıtsınlar. Zaten reklamlara bakıyorum üç beş tane holdingin ürünleri arka arkaya gösterime giriyor.
  • Yapma KafaY

    Bu konu altına yazacak pek birşey bulamadım. Şu soruları sormak istedim.

    Sırf başkaları öyle yaptı diye yaşanır mı?

    Özenti insanı mutlu eder mi?

    Gösteriş yaparak kendi küçük dünyalarında ne kadar büyük olduğunu mu zannediyorlar.

    Kendi seçimlerini üstünlük zannetmek gerizekalılık olabilir mi?

    Sürekli ilgi ve övgü almak zorunda hissediyorsanız zihin sağlığınız yerinde değildir.

    Zeka parayla mı orantılıdır?

    Sen yaptın diye herkes yapmak zorundaysa batıksın demektir.

    Seni beğenmeyen ölsün mü?

    Sağlıklı insanlarla özürlü diye dalga geçip sonra kendi özürlü çocuğu rencide olmaması için "o sözcüğü kullanmıyoruz" diye kibarlık taslamak neyin kafası?

    Nedir bu hipergami sevdası?

    Herşeyin en iyisi sizde olmak zorunda mı?

    Toplumsal narsist mi olduk acaba?

    Zengine yaranmak neyin işareti olabilir?


    Kendini ağırdan satan bir tv kanalının ana haberinde şu sözler kullanıldı; "Üzerinde şu işaretler olan okul ürünlerini almayın sakın" Hangi salak işveren silginin üzerine zehirli işareti koyar acaba? Hangi okul çantasının üzerinde kanserojen amblemi olabilir ki? İnsanları aptal yerine mi koyuyorsunuz yoksa siz mi aptalsınız? Bu tür ürünleri yerinde denetimini yapacak olan belediyeler ve bakanlıktır. Yani boya kalemine "yüksek toksik" işareti koyup satılabileceğini mi ima ediyorsunuz? Hangi patron yapar bunu. Eğer yaparsa üzerine işaret koymadan yapar. Onu da denetlemek vatandaşın değil yetkililerin görevidir. Zeka 100 ile ölçülüyorsa bunlardaki 30 falan eder.
  • Yapma KafaY

    Signal mesajlaşma hizmetini kullanan var mı? Watsappa göre nasıl?

    Çok yaygın değil ama alternatif olarak görülebilir mi

    Bilgisi olan paylaşsın.


    Konuyla ilgili net bilgi vereyim. Watsap gibi kayıt için bir kere tel no istiyor. Sonra kullanıcı adı belirleyip iletişime geçebiliyorsunız. Kullanıcı adını sınırsız değiştirme hakkınız var. Rehbere kayıtlı olmayan biriyle görüşmek istiyorsanız ve tel no gizli kalsın istiyorsanız o zaman kullanıcı kodu oluşturup link yolluyorsunuz. O link ile sizinle iletişim sağlanabiliyor tel no gizli kalıyor ama kullanıcı adı görünüyor. İstersrniz her görüşmeden sonra kullanıcı adı değiştirebilirsiniz. Vatsaptan farkı ne? Yaptığınız görüşmeler kayıtlı değil. Signal serverları hiçbir bilgiyi tutmuyor. Sadece şu numara ile şu numara mesajlaştı bilgisi çıkıyor içerik yok. Arama çubuğundan rehbere kayıtlı olmayan birine bile ulaşamıyorsunuz. Kimse sizi rahatsız edemez. Kayıtlı olmayan biriyle link yada karekod gönderilmeden iletişim sağlanamıyor. Telegramdan daha güvenli gibi.
  • Yapma KafaY

    Parayı bulunca erkek düşmanlığı yapmaya başlamak. Eekeği kendine rakip görmek.

    Kadın kadına eğlenmek, kadın kadına gezmek. Erkeği kocasını bile evde istememek...

    Evliliği bile para şartıyla yapmak.

    Ne bileyim bütün bunlar türk kadınlarının potansiyel bir eşcinsel olabileceğini gösteriyor.

    Yani bir Rus bir Fransız bir İngiliz kadınlarla da tanışıp arkadaş olmuşluğum var. Ama kadın olduklarını hissettiriyorlardı. İllaki onların içinde de karşı cins düşmanları vardır ama bu kadar fazlasını görmedim.

    Türkiyede arkadaş olmana bile gerek yok sokaktaki dış kapının mandalı olamayacak bir kadın bile tuhaf havalara giriyor.

    Böyle olmayan bir çok toplum var dünyada. Türk kadınları neden böyle gerçekten erkek sevmiyorlar mı?

    Nötr cinsiyet mi yoksa homoseksüeller mi?


  • Yapma KafaY

    Avrupadaki yahudi düşmanlığı bitmiş değil. 2 bin yıldır var olan bir çekişmenin 50 yılda bitmesini beklemek aptallık olur.

    Avrupa , içindeki yahudi düşmanlığını müslümanlar üzerinden yansıtıyor. İki dinin de ortak noktası yahudi düşmanlığıdır.

    Bütün islam temsilcilerinin ilk fırsatta soluğu avrupada almalarının sebebi budur. Avrupa resmiyette bunu dile getiremiyor ama elindeki islam kozu ile cemaat ve tarikatları sürekli yahudi düşmanlığı ile motive ediyor.

    Ayrıca islam dernekleri ve cemaatler avrupanın misyoner faaliyetleri için güçlü bir gelir kapısı olabilir.

    Ne alaka diyebilirsiniz.

    Bakınız şöyle ki bütün yardım dermekleri avrupanın sömürge ülkelerine yardım taşıyorlar. Yani avrupa sermayesi oraları sömürüp aç bırakıyor. Sonra sağlık ve beslenme hizmetlerini müslümanlara "yardım" adı altında yaptırıyor. Güzel yöntem.

    Diğer taraftan iran ve iranın desteklediği terör örgütleri nasıl fonlanıyor?

    Neyse bunlar zaten sorudan ibaret. Delil yok belki ben yanlış düşinüyorumdur. Sadece ucuz yorum yaptım inanmak zorunda değilsiniz.

    İsrail müttefiklerini iyi seçmeli ve ekonomisini güçlü tutmalıdır. Yetenekli insanlarla çalışmalıdır.

    Avrupa şuan iki yoldan gitmeye çalışıyor. Bir yandan islam sermayesi ile sömürgelerini besletiyor diğer yandan israil düşmanlığı ile onları maşa haline getiriyor. Gönüllü asker bedava fedai gibi görüyor.

    Biryandan da israil sermayesini ülkesinde tutarak kendini rusyaya karşı korumaya çalışıyor.


  • Yapma KafaY

    Devletin 30 yıllık bir yaşam döngüsü var. Siz değişim zannedersiniz ama Her 30 yılda bir aynı şeyler olur. Halkın gözüne şirin görünmek için , bakın iyi şeyler de oluyor demek için kaset her 30 yılda bir başa sarılır.

    Aynı göstermelik adalet operasyonları 30 yıl önce de olmuştu. Devlet 25 yıl boyunca halkın soyulmasına göz yumar , hırsızların ceplerini doldurmasına izin verir.

    Sonra bir operasyon dalgası ile tarihi geçmiş üç beş gözden çıkarılan hırsızı feda ederek kamu karşısında hesap veriyormuş gibi arınıyormuş gibi tövbe eder rol yapar.

    Devlete affetme ve ceza verme yetkisini kim veriyor? Bu yetki neden keyfi ve çifte standart?

    Gecikmiş adalet , adalet değildir diye birsöz var. İşte tam bu nokta önemli.

    Bu sözde adalet operasyonları da adalet olmuyor bu bağlamda.

    Bir kaç hırsızın halktan çaldığı paraların hazineye geri konması halkın kaybolan 25 yılını geri getirmez. Sadece hırsızın 25 yıl güzel bir yaşam sürmesini sağlar. Yediği içtiği yanına kar kalır.

    Peki devlet neden böyle yapıyor?

    Birilerinin haksız kazanç ile zenginleşmesi aslında işine geliyor. Çünkü onları sivil para kasası ve aklama makinası olarak görüyor. Yani yedek akçe.

    Birisi seni soyuyor devlet göz yumuyor. Sonra bir operasyonla paralara el konuluyor. Halkın gözünde kahraman oluyor. Ne oldu şimdi? Para benim cebime girmediği gibi onlarca yıllık hak kayıpları da geri gelmedi. Öyleyse bu dolaylı yoldan soygun yapmaktır. Yani taşeron kullanarak hırsızlık yapmak.

    Başka bir örnek vereyim. Birileri kumar oynuyor devlet göz yumuyor. Ardından toplanan paralara haksız kazanç denerek operasyon yapılıp hooop hazineye aktarılıyor. Yani kumarda kaybedenlere geri verilmiyor.

    Kim kazandı? Bu durumda kumarhane sahibi dolaylı yoldan devlete çalışmış olmuyor mu?

    Diğer bir örnek;

    Bir vatandaş diğerine karşı suç işliyor ceza alıyor. Bir süre sonra devlet affediyor. Hangi hakla?

    İşte bu benzer tablo her alanda aktif olarak uygulanıyor.

    Birisi seni soyuyor sonra devlet operasyon yapıp parayı kendi kasasına aktarıyor.

    Sonra hırsızı devlet affediyor

    Mağdur olan yine vatandaş oluyor. Bu durumda devlet suç işlemek için taşeron kullanmış olmuyor mu?

    Bunun neresi adalet?

    İyi polis kötü polis oynuyorlar. Bankayı ben batırırsam itibarım sıfır olur öyleyse sen batır parayı bana getir. Zaten ben de affederim iş kapanır.

    Demek gibi birşey.


  • Yapma KafaY

    Sembolü Th ve periyodik tabloda 90.sırada gümüşümsü beyaz renkte. Adını thor tanrısından esinlenerek vermişler.

    İlk olarak 1828 de isviçreli kimyager jöns jacob berzelius tarafından keşfedildi.

    Uranyuma göre 3 kat fazla enerji veriyor ve atıkları 1000 yıl sonra tamamen zararsız hale geliyordu. Uranyumun atıklarının zararsız hale gelmesi enaz 10 bin yıl sürmektedir.

    Ayrıca toryum nükleer santralin çalışması daha güvenli oluyor.

    Abd 1940 yılında ilk kez toryum reaktörü kurarak test etti. Ardından 1950 yılında ilk kez gerçek ölçekte toryum reaktörü kurarak 4 yıl boyunca işletti.

    Ancak reaktörün devamı gelmedi. Çünkü toryum ile nükleer silah yapılamıyordu. Sebebi ise yüksek gama ışıması nedeniyle nükleer çalışmalar uydudan bile izlenebiliyordu. Yani gizli çalışmaya uygun değildi. Dolayısı ile sovyetler ile rekabet döneminde silah yapımına uygun olmadığı için kullanılmadı.

    Kullanılmamasının diğer bir nedeni ise çıkarım maliyetinin hala daha tartışmalı olmasıdır. Dünyada en büyük rezerv Hindistan Türkiye Abd Brezilya ilk dörtte bulunmakta. Ancak belirtilen rezervin çoğu işletmeye uygun değil. Yani çıkarılıp işletilmesi uranyumdan daha pahalıya geliyor.

    Bu durumda şirketler yatırım yapmayı riskli buluyorlar. Şuan dünyada bir çok ülkede çalışmalar deneme aşamasındadır.

    Dünyada ucuz uranyum bitmek üzere. Yani çıkarılması kolay olan uranyum bitecek. Yerine pahalı uranyum gelecek yani çıkarılma maliyeti çok yüksek olan uranyum var sırada.

    İşte bu aşamada toryum daha ucuz kalıyor. Ancak dünya bu hızla giderse 500 yıl kadar ucuz toryum kullanabiliyor . Eğer enerji tüketimi daha artarsa 200 yılda da bitebilir.

    Ondan sonra yine pahalı toryum devreye giriyor. Normal şartlarda da bütün toryum rezervleri 10000 yıllık enerji sağlayabiliyor.

    Peki sınırsız mı?

    Bu kısım biraz şaibeli. Dünyada 5 milyar ton uranyum ve 2 milyar ton toryum var. Bu hesaba göre ikisi de sınırsız enerji kaynağı gibi görünüyor ama gerçek öyle değil.

    Çünkü elementin yüzde 99 u deniz suyunda ve granit kayaların içinde bulunuyor. 1 kg çıkarmak 2 bin dolar. Diyelim ki para sorununu hallettik çevre sorunu var en önemlisi bu.

    Bütün denizleri ve dağları filtreden geçirip elemek gerekir. Bu da zaten yaşam amacını bozar. Yaşanacak bir çevre bırakmaz.

    Yani gerçek sınır matematik değil. Fiziki ve çevresel etkiler var ve aşılması pratikte daha büyük sorunları beraberinde getiriyor.


  • Yapma KafaY

    Nerde kötü birşey görsek insanlık mavalları okuyoruz. Peki insan olmak iyi birşey mi?

    Başka hiçbir canlı insan kadar tahribat yapmıyor ama. Ayrıca insan yıkabiliyor ve yıktığını onaramıyor. Yaşadığımız çevreyi yok ediyoruz ama geri dönüşü olmayacak şekilde.

    Onarmak dediğimiz ise safsata. Aslında onaran doğanın kendisidir. Biz sadece onarmak adına tahribatı azaltıyoruz ve doğanın yenilenmesini bekliyoruz. Ama bu süreci idare edecek kadar ömrümüz yok dolayısı ile tamir etmek gibi bir niyetimiz de yok

    Yada oluşturduğumuz negatif koşullara alışmayı öğreniyoruz. Buna da zorlukların üstesinden gelmek diyoruz. Tam tersi bu güçlenmek olmuyor. Zayıf olarak yaşamayı öğrenmek oluyor

    "Zorlukların üstesinden gelmek" dediğimiz şeyin çoğu aslında "yeni normale alışmak".

    40 derece artık normal. Maske takmak normal. Her yaz yangın haberi normal. Suda arsenik var ama arıtma cihazı aldık, oldu bitti.

    Güçlenmedik. Eşiği aşağı çektik.
    Bir kurbağayı kaynar suya atsan zıplar çıkar. Ama suyu yavaş yavaş ısıtırsan haşlanarak ölür. Biz de tam onu yapıyoruz. Yavaş yavaş ısınıyoruz ve buna "dayanıklılık" diyoruz.

    Güçlenmek başka bir şey olurdu. Nehirleri kirletmemeyi öğrenmek güçlenmek. Türleri yok etmemek güçlenmek. Bizim yaptığımız ise: nehir kirlenince şişe su satın almayı öğrenmek. Bu çözüm değil, hasara alışmak.

    Ve en kötüsü, zayıf yaşamayı öğrenince gurur duyuyoruz. "Bak ne kadar zor şartlara rağmen ayaktayız" diyoruz. Oysa ayakta kalmak için sebep olan şartları biz kurduk.

    Güçlenmek ihtiyaçları azaltmak ile olur. En güçlü canlı doğada yalın haliyle uzun süre hayatta kalabilendir. Yemek seçmeyen üşümeyen hasta olmayan açlığa dayanan veya yapay zevklere bağımlı kalmayandır. Sinirlendiğinde ortalığı dağıtmayan intikam almayan kin tutmayan canlı en güçlüdür.

    Biz "güçlü" derken kas, para, teknoloji anlıyoruz. Oysa doğanın tanımı çok daha sade: ne kadar az şeye muhtaçsan o kadar güçlüsün.

    Çölde yaşayan bir kaktüs düşün. Suya, gübreye, budamaya ihtiyacı yok. 10 yıl yağmur yağmasa da yaşar. O güçlü.

    Bizim "güçlü" dediğimiz insan ise: sabah kahvesi olmazsa ayılamıyor, internet kesilince panikliyor, 22 dereceden 1 derece oynayınca hasta oluyor, 3 öğün yemek yemezse bitiyor.

    İhtiyaçlar çoğaldıkça kırılganlık da çoğalıyor.

    Telefon -> şarj -> internet -> uygulama -> güncelleme.

    Zincirden bir halka kopsa sistem çöküyor. Buna ilerleme dedik.

    Yemek seçmemek, üşümemek, sıkılmaya tahammül etmek, açlığa dayanmak... Bunların hepsi bağımsızlık. Bağımlılık ise tam tersi. Ne kadar çok yapay zevke bağlanırsak, doğa bize bir tokat attığında o kadar yere düşüyoruz.

    Paradoks burada: İnsan beyniyle her şeyi kolaylaştırdık. Ama kolaylık bizi zayıf yaptı. Sobayı icat ettik üşümeyelim diye, şimdi sobasız uyuyamıyoruz. Buzdolabını icat ettik aç kalmayalım diye, şimdi 1 gün yiyecek yoksa panik oluyoruz.

    Yani güçlenmek geri gitmek değil ihtiyaçları budamaktır.
    "Ben buna mecbur değilim" diyebilmek.