• Kurucu

    Kant rasyonel psikolojiyi Kartezyen bir çizgide ilerleyen ve “düşünüyorum”dan yola çıkarak, kendisiyle zaman içinde özdeş kalma anlamında kalıcı olan basit bir töz şeklinde ruha ulaşan bir disiplin olarak düşünür. Gerçekten de rasyonel psikolojinin ampirik bir bilim olmadığı için a priori bir tarzda ilerlemesi gerekir. Söz konusu psikoloji türü bu nedenle deneyimin a priori koşulundan yola çıkar.

    Kant, burada “düşünüyorum”un insanın tüm temsillerine eşlik etmesinin deneyimin imkânının zorunlu bir koşulu olmakla birlikte, deneyimin zorunlu koşulu olan benliğin insana deneyimde verilmediğini söyler; başka bir deyişle o, ampirik değil de transandantal benlik olmak durumundadır. Bundan dolayı, ego ya da benliği birlikli bir töz olarak düşünmek mantıksal olarak mümkün olsa bile, burada töz ve birlik gibi kategorileri kullanarak bilgiye ulaşmak mümkün olamaz. Zira insan zihninin bilgisel fonksiyonu, söz konusu kategorilerin numenlere değil, fakat fenomenlere uygulanmasına bağlıdır. Bu yüzden mantıksal bir özne olarak transandantal benliğin, nesnelerin ben bilincinin birliğine bağlanmadıkları takdirde nesne olamamaları, algılanamamaları ve dolayısıyla deneyimin anlaşılamaz olması anlamında deneyimin zorunlu bir koşulu olduğu, haklı olarak öne sürülebilir. Fakat buradan yola çıkılarak, transandantal benlik ya da ruhun bir töz olarak varoluşu kanıtlanamaz. Zira böyle bir kanıtlama varoluş, töz ve birlik gibi kategorilerin hatalı ve gayrimeşru bir kullanımını gündeme getirir. Bilimsel bilginin fenomenler dünyasının bilgisi olduğunu, oysa ransandantal benliğin fenomenler dünyasına ait olmadığını söyleyen Kant, konusu benlik olan rasyonel psikolojinin, algılayan veya bilen özneden hareketle, söz konusu benliğin kendinden-kaim, basit, kendi kendisiyle bir ve aynı kalan ruh veya tözsel bir gerçeklik olduğu sonucuna ulaştığını; benlik, özne ve ruhu farklı anlamlarda kullanmak suretiyle, öncüllerden mantıksal olarak hiçbir zaman çıkmayan bir sonuç çıkarttığını ve kendisinin paralojizm adını verdiği, üç terimden oluşması gereken tasımda “dört terim kullanma hatası” olarak bilinen, bir mantık hatasına düştüğünü öne sürer.

    Kant’ın sözünü ettiği mantık hatası esas itibariyle, özne ve töz terimlerinin anlamlarını açıklığa kavuşturan analitik yargılardan meydana gelen öncüllerden sentetik bir yargıdan oluşan sonuca geçilmesinden kaynaklanır. Çünkü analitik yargılardan sentetik bir yargı türetilemez. Böyle bir şey mümkün olsaydı eğer; sadece terimlerimizin anlamlarını açıkça tanımlamak suretiyle olguları, terimlere karşılık gelen nesneleri kolaylıkla vücuda getirebilirdik. Rasyonel psikolojinin benlik ya da ruhun bir töz olduğu ana tezi metafiziğin bir yanılsaması olarak karşımıza çıkıyorsa eğer; bu, hiç kuşku yok ki

    (i) ruhun basit töz olduğu;

    (ii) ruhun zaman içinde kendi kendisiyle aynı kalan bir töz olduğu; onun mekân içindeki nesnelerle, özellikle de kendi bedeniyle belli bir ilişki içinde bulunduğu tezleri için de geçerli olmak durumundadır.


Benzer Konular