• Kurucu

    Kindî’nin metafiziğini ya da ilk felsefesini temel eseri olan Kitâb fi’l-felsefeti’l-ûlâ’da buluruz. Eserde Aristoteles etkisi açıkça görülür. Bununla birlikte, bu etki bir yere kadar, dünyanın menşei ya da kökeni meselesine kadar devam eder ve Kindî dünyanın ezeliliğini öne süren Aristoteles’ten, dünyanın el-bâri (Yaratıcı) tarafından yoktan var edildiğini öne sürmek suretiyle ayrılır. Gerçekten de o, Aristoteles’ten ya da İlkçağdan gelen klasik bilimler sınıflamasında, felsefeyi önce pratik ve kuramsal felsefe olarak ikiye ayırır ve kuramsal felsefeyi meydana getiren fizik, matematik ve metafiziği, Ortaçağ felsefesinin genel yaklaşımına ve temele alınan yaratan-yaratılan ilişkisine uygun olarak ikiye, eşdeyişle “ilm el-mahlûkat” olarak fizik ve “ilm el-ilahî” olarak metafiziğe indirger. O, öte yandan, Aristoteles’in ontoloji olarak metafiziğinin kapsamını, yine aynı genel yaklaşıma uygun olarak epeyce daraltır ve ayrı, aşkın, değişmez ve ezeli-ebedi varlığa dair bir araştırma tarzında, teoloji olarak metafiziğe dönüştürür. Nitekim onun metafizik ya da ilk felsefe tanımı “felsefenin her gerçeğin sebebi olan ‘ilk Gerçek’in bilgisi olduğu’ şeklindedir. Kindî’nin deyişiyle metafizik “cisimlere gerek duymayan ve hiçbir şekilde cisimle ilişkisi bulunmayan şeyleri”, “şanı yüce Allahın birliğini, O’nun en güzel isimlerini” konu alır, her şeyin etkin ve gâye sebebinin O olduğunu, sağlam tedbiri ve tam hikmetiyle tüm Varlığı O’nun yönettiğini” bildirir.

    Metafizik ya da ilk felsefenin (ilm el ilahî’nin) konusu olarak Tanrının varoluşunu öne süren Kindî, daha sonra O’nun varoluşu için birtakım argümanlar öne sürmeye başlar. Onun kullandığı kanıtlar, biri Gaye veya Nizam Delili ya da Düzen ve Amaç Kanıtı, diğeri ise Kozmolojik delilin İslam felsefesindeki versiyonu olan Hudus delili olmak üzere iki tanedir. Bunlardan mantıksal bir tasım tarzında tanımlanmış olan birincisinde Kindî, “Kâinat birbirine uygun bir sebepler ve gayeler sistemi arz eder; böyle bir sistem ancak âlim ve akil bir yaratıcının eseridir ki bu da Allahü Teâlâ’dır” düşüncesine uygun olarak, doğanın kuruluş ve işleyişini incelemek suretiyle tespit edilebilecek olan olağanüstü ve hassas dengelerin önceden belirlenen bir amaca yönelik olduğunu, plan ve amacın bulunduğu yerde, bir planlayıcı ve hedef belirleyicinin de zorunlu olarak bulunması gerektiğini bildirir. Kindî’nin Tanrıyla ilgili argümanlarından ikincisi, yani evrenin zaman içinde başlamasıyla ilgili olan delil, onun, kendilerinden ne kadar etkilenmiş olursa olsun, kesinlikle bir Platoncu veya Aristotelesçi olmadığını, ezeli madde ya da evren görüşüne, İslam akaidine uygun olarak şiddetle karşı çıktığını gösteren kanıt, birincisinden daha büyük önem taşır. Onun, MS 6. yüzyılda, özellikle Aristoteles ve Proklos tarafından geliştirilmiş bulunan ezeli evren görüşüne karşı çıkan Yeni-Platoncu Hıristiyan filozofu John Philoponus’un kullandığı argümana dayandırılan bu kanıtı, evrenin zorunlu olarak muhdes (meydana gelmiş, yaratılmış) olduğunu söyler. Fakat argümana göre, her muhdesin bir muhdisi (meydana getiricisi, yaratıcısı) olmak gerekir, zira muhdes ve muhdis birbirinin lâzımıdır. Delilini, buradan da anlaşılacağı üzere, yaratan-yaratılan, sonsuz-sonlu, birlik-çokluk karşıtlığı ve uyumu üzerine inşa eden Kindî, kendisinden muhtemelen birtakım tercümeler yapmış olduğu Euklides’den de yararlanarak, fiilen var olan ve evreni oluşturan cisimlerin, dolayısıyla evrenin sonsuz olamayacağını, sonsuz olmayan bir şey için de yaratılmamışlığın söz konusu edilemeyeceğini göstermeye çalışmıştır. O buradan, evrenin bir bütün olarak meydana gelmiş ya da meydana getiricisi Tanrı tarafından yaratılmış olduğu sonucuna varır.


Benzer Konular