• Kurucu

    Ahlak duyusu öğretisi, İngiltere’de Hobbes’un egoist etiğine bir tepki olarak doğmuş olmakla birlikte, onu esas geliştirenler İskoç filozoflar, özellikle de Francis Hutcheson (1596-1644) olmuştur. Thomas Hobbes, iyi ve kötünün doğal olarak her bir insanın kişisel istek ya da iştihasına bağlı bulunması ve insan doğasının da özü itibariyle egoist olması nedeniyle ahlakın ancak beşeri uzlaşımlarda temellendirilebileceğini öne sürmüştü. Doğal koşulların insanı, başkalarını gözeten duygulanım ve eylem tarzlarını tamamen bir tarafa bırakarak, salt kendi çıkarını gözetmeye yönelttiğini savunan Hobbes, insanın toplum içinde ahlakın emirlerine itaat etmesinin öncelikle ve temelde özçıkarı gözeten motiflerden kaynaklandığını iddia etmekteydi. Ahlak duyusu öğretisi, İngiltere’de Shaftesbury tarafından Hobbes’un söz konusu egoizmine bir karşılık olarak ortaya konmuştu. Hutcheson etiğini, hocası Shaftesbury’dan miras almış olduğu ahlak duyusu kavramı üzerine inşa etti. Fakat öğreti, Bentham’ın ünlü yarar ilkesini tek bir sözcük farklılığıyla “çok sayıda insan için en büyük mutluluk” diye ifade ettiği için “yararcılığın babası” olarak kabul edilen Hutcheson’da önemli bir aşama kaydetmiş olarak karşımıza çıkar. Buna göre, ortalama insanın bir ahlak eğitimi almadan erdem ve erdemsizlik arasında bir ayırım yapabilmeye yetili olduğunu öne süren ve dolayısıyla, “18. yüzyıl İngiltere’sinin mülkiyetçi bireylerinin kendi aralarında ahlaki ve toplumsal ilişkiler tesis edip geliştirebilecekleri ve çatışmaya düşerlerse, bunu uygun bir şekilde çözebilecekleri insani bir yeti arayan” Hutcheson’un temel amacı, insan varlığındaki bütün birbirleriyle bağdaşmaz eğilimlerin, istek ve arzuların içerisinde bağdaştırılabileceği kendine özgü bir şey bulmak için çabalamak olmuştur.

    Hutcheson’un işte bu çerçeve içinde bulduğu ve onun etiğinin özünü ya da temelini oluşturan ahlak duyusu, onda her şeyden önce, ahlakı ve ahlaki bilgiyi temellendirmeye yarar. Nitekim İngiliz ampirisizminin Locke’la başlayan yolundan giden filozof, ahlaki bilginin insanın belli bir insani yeti yoluyla kazandığı bir bilgi türü olduğunu söylemiştir. Ahlak duyusu, dolayısıyla ikinci olarak, ahlak ve ahlaki bilginin Tanrıya ve ilahi vahye dayandırılamayacağını gösteren Hutcheson’da ahlakı bağımsızlaştırmaya ve onun kendi ayakları üzerine oturtmaya yarar. O, üçüncü olarak, Hume’a giden yolda, etiğin odak noktasının bir önceki yüzyılın yazarlarının entelektüalizminden uzaklaşıp duygulara ve tutkulara yönelik yeni bir araştırma tarzına taşınması gerektiğini ortaya koyar. Gerçekten de Hobbes ile Hume arasında bir köprü oluşturan Hutcheson, üçüncü olarak insan varlıklarının başka insanların mutluluğunu, türdeşlerinin iyiliğini, sadece kendi iyilik ya da mutlulukları için bir araç olarak değil, fakat kendi içinde bir amaç olarak istediklerini, ahlak duyusunun dolayımsız objesinin iyilik ya da hayırseverlik olduğunu öne sürdüğü için ondaki ahlak duyusu anlayışı Hobbes’un etik egoizmini yumuşatıp, İngiliz bireyci etiğinin son çözümlemede bir toplumsal yarar etiğine dönüşmesi sürecine önemli bir katkıda bulunur.


Benzer Konular

  • 4
  • 4
  • 2
  • 1
  • 1