İçeriğe atla
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar
Daralt
Marka Logo

efelsefe

Forum Kuralları
nejdet evrenN

nejdet evren

@nejdet evren
Takip etme Takip Et
Hakkında
İleti
759
Konu
48
Shares
0
Gruplar
1
Takipçiler
2
Takip Edilenler
2

İleti

Güncel En İyi Tartışmalı

  • Çerçevenin Çerçevesi
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü yasa. hukuk hak özgürlük eşitlik

    ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-4

    IV. Sonuç Olarak;

    Çerçeve Yasa olarak tanımlanan yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 467 Evet oyu ile kabul edilmiş bulunmaktadır. Ve 7595 Sayılı Yasa olarak 18.08.2026 gün ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir çoğunlukla kabul edilmesi hem anlamlı hem de çok değerlidir. Zira temsili demokrasilerde parlamenterler seçmenlerini/yurttaşları temsil ederler. Bu düzeydeki kabul oyu aslında yurttaşların büyük bir çoğunluğunun iradesinin parlamentoya yansıması olarak okunabilir. Gencecik insanların ölümünü durduran her girişim, geride gözü-yaşlı yakınlarını bırakmayan her hayatta kalış ve bunun ekonomik boyutu düşünüldüğünde demokrasinin inşası için cesurca atılmış önemli bir adım olarak görmek gerekir.

    Klasik Yunanca’da “demos/halk” ve “kratos/otorite” sözcüklerinin birleşimi ile ve haklın kendi kendisini yönetmesini ifade eden demokrasi Yunan Şehir-Devletlerinde doğrudan demokrasiye yakın bir şekilde uygulanmaya başlanmış – ki, Atina Demokrasisi olarak adlandırılmaktadır – dah sonralarda Fransız İhtilali ile birlikte güçler ayrılığına dayalı temsili demokrasilere evrilmiştir. Demokrasinin sadece seçimlere bağlı yönetme, yönetilme biçimi olarak daraltılması içinin boşaltılmasından başka bir anlam ifade etmeyecektir. Yurttaşları eşit olmayan, hak ve özgürlüklerden yoksun bir topluluk, ülke her neyse demokrasi ile yönetilebilinir mi? Uzunca yıllar içinde 1215 tarihli kralın yetkilerini kısıtlayan Magna Carta, 1789 Fransız İhtilali’nde eşitlik, kardeşlik ve özgürlük şiarları ile biçimlenen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, 1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1950 yılında imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tüm bunlar Cumhuriyet ve Demokrasinin ayrılmaz unsurları olarak hak ve özgülükten, eşit yurttaşlıktan bağsız bir cumhuriyet ve demokrasi olamayacağını gösteren evrensel normlar olarak yerli yerinde durmaktadırlar. Bu nedenledir ki demokratik toplumlarda seçilmişler her-zaman inisiyatif alan kişiler durumundadırlar.

    7595 Sayılı Kanun ” Takip, Koordinasyon ve Uygulama” başlığını taşıyan 7. Maddesinde yasanın takip, koordinasyon ve uygulanmasını yine aynı maddede tanımladığı Kurul’u görevlendirerek yetkili kılmıştır. Kurul’un yapısı incelendiğinde seçilmişler değil hepsinin atanmış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Kurul’un görevlendireceği ve kuracağı alt komisyonlar da doğal olarak atanmış kişilerden oluşacak demektir. Yasa 7. Maddesinde ayrıca “..Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu ...” kurulmasına karar vermiş ve Meclis İzleme Komisyonunu sadece izleme ile tavsiyede bulunma yetkisi ile donatmıştır. .Hal böyle olunca yukarıda açıklanan demokratik bir yöntem izlenmediği, yasanın demokratik sayılmayan bir yöntemle yasanın uygulanmasını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Süreç içerisinde Kurul’daki atanmışların her an değiştirilmesi de mümkün olabilecektir.

    Yasa 10/2 Maddesinde “ Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.” hükmüne yer vermiştir. Giriş bölümünde açıklandığı üzere normatif düzenlemeler emredici hükümler içerirler; yap ya da yapma derler...Yasanın yap dediğini yapmak ya da yapma dediğini yapmamak suç sayılmaz; tam tersine yap dediğini yapmamak ya da yapma dediğini yapmak suç sayılır ve bunun da bir yaptırımı vardır. Dolayısı ile yasanın açık hükümle emredici normlarının uygulanması sırasında uygulayıcıları sorumsuz tutması yasanın amacına, özüne ve ruhuna aykırıdır; mesela koşulları oluştuğu halde erteleme kararı vermeyen yargıç bu yasa kapsamında hüküm tesis ettiğinden dolayı yasaya açıkça aykırı karar vermiş olsa bile sorumlu olmayacaktır; bu durum karşılıklı güven ortamını zedelemektedir.

    Tüm bunlar ve önceki yazılarda açıklananlar ışığında yasanın içinde var olan açıkları, Anayasa ile olan uyumsuzlukları, iç çelişkileri dikkate alındığında aceleyle kaleme alındığı, sözcüklerin özenle seçilmedikleri ve evrensel kabul gören hukuk ilkelerini göz-ardı ettiğini göstermektedir. Oysa ki çerçeve yasanın hazırlanmasında daha çok özen gösterilmesi gerekirdi.

    Ayrıca;

    I. Anayasa’nın 90/5 Maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. “ hükmüne yer vermiştir. Yukarıda sayılan çok uluslu sözleşmeler usulüne uygun kabul edilmiş ve iç hukukta yasa düzeyinde hüküm ifade ederlerken AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması;

    II. İHD gözlem raporlarına göre 1989-1998 yıllarında 1754, 1999-2010 yıllarında 1964 ve toplamda 3718 faili meçhul siyasi cinayetin, kimi kaynaklara göre ise 17.000 faili meçhul cinayetin çok-çok uzun yıllar geçmiş olmasına karşın aydınlatılmamış olması, yine İHD raporlarında belirtilen azımsanmayacak sayıda işkence, kötü muamele, Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yapılan haksız müdahaleler ve Cumartesi Anneleri olarak bilinen çocuklarının akıbetlerinin ortaya çıkarılmasına dair insancıl taleplerine karşın 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten haklarında davalar açılması;

    III. 2016 yılında “Bu suça ortak olmayacağım” diye barış sürecinin işletilmesinden yana imza atan ve Barış Akademisyenleri olarak bilinen 2212 akademisyenin meslekten KHK ile ihracı ve 2019 yılında AYM’nin bu sözleri ifade özgürlüğü olarak değerlendirip suç sayılamayacağına dair hükmüne rağmen barış akademisyenlerin göreve iade edilmemeleri ve çeşitli soruşturma ve kovuşturma altında bulunmaları;

    IV. Bianet’in verilerine göre 2024 yılında 756, 2025 yılında 598, 2026 yılında 170 toplamda 1524 kadın cinayetinin bir şekilde önlenememesi;

    V. TÜİK verilerine göre 2023 yılı gelir dağılımında ilk %20 lik dilimin % 1.8 oranında artış ile ülkesel gelirin % 49,8 ini, son % 20 lik dilimin % 0,1 gerileyerek % 5,9 nu aldığı ve kesimler arasındaki ekonomik farkın uçurumsal boyutlarda olduğu;

    VI. Ekolojik kırım, gübre ve yakıt fiyatlarındaki artışla köylünün toprağına yabancılaşarak proleterleşmesi, enflasyondaki artış ile orta gelirli ve küçük esnafın durumu, üniversite öğrencilerinin karşı karşıya oldukları sorunlar, istihdam/işsizlik, emeklilerin içler acısı durumu, ilkokul çocuklarının yaşadığı yetersiz beslenme;

    bunların hepsi yasanın başlığında yer alan “ dayanışma” ve “ Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kapsamında olan olgular ve realitedirler. Dolayısı ile çerçeve yasasının bunları da içine alacak çerçevenin çerçevesi olması gerekmez miydi?

    Demokratik bir yöntem izlenecek ise; çerçeve yasasının çerçevenin çerçevesi derinliğini oluşturup Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulacak adı ne olursa olsun bir çok komisyon aracılığını, yetkisini tanımlayıp, yapacağı çalışmaların usul ve şeklini, süresini belirleyerek komisyonlarca yapılacak önerilerin Meclis gündemine ivedilikle alınıp yasalaştırılması yöntemi seçilmeliydi.

    Tüm müphemliğine, noksanlıklarına, çelişkilerine rağmen yasanın demokratik toplumun inşasında ilk adım olması umudunu saklı-sıcak tutmak gerekir.

    Ağustos 2026/Akarca


  • Çerçevenin Çerçevesi
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü yasa. hukuk hak özgürlük eşitlik

    ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-3/B

    /B
    . Yasa 4. Maddesinde;
    “(1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.

    (2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.” hükmüne yer vermiştir.

    Ancak “koşulların” ne olduğuna hiç değinilmemiştir. Yasa tutuklama tedbirini de belirtmiş olduğuna göre karar verecek mercii koşulları bulunmadığı gerekçesi ile tutuk halinin devamına karar verebilecektir. Peki böyle bir karar verdiğinde erteleme kararı verebilecek midir? Bu mantıklı görünmemektedir. Erteleme kararı verip soruşturma ya da kovuşturmayı ertelemek kendi içinde bir çelişki olmayacak mıdır? Ertelemenin amacı yasada belirtilen 5 ve 10 yıllık deneme sürelerinde aynı tür suçun işlenmemesini sağlayarak, kişiyi topluma kazandırmak olduğuna göre tutuk halinin devamına karar verilen kişi için erteleme kararı verilemeyeceği söylenebilir.

    Ayrıca maddenin 2. Fıkrasında İstinaf ve Temyiz aşamasındaki dosyalar hakkında “bozma kararı verilir” amir hükmünü koymuştur. Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay ilgili ceza dairelerinin bu konuda bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bozma kararı ile dosyalar ilk derece mahkemesine gönderilecektir. Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay’da bulunan dosyalar açısından buraya kadar bir sorun bulunmamaktadır. Fakat 1. Maddede tedbirler ile ilgili kararın Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay ilgili ceza dairesince değerlendirileceğine hükmedilmiş olduğuna göre erteleme kararı verecek merci ile tedbirin koşulları bulunduğunda kaldırılmasına karar verecek merciin farklı olmasının anlamı nedir? Yukarıda açıklandığı üzere tedbirin devamına -tutuklu dosyalar açısından – karar verilip ilk derece mahkemesine gönderildiğinde ilk derece mahkemesi bu devam kararını kaldırabilecek midir? Ya da erteleme kararı verebilecek midir?

    Her iki durumun bir de yasanın 3 ve 6 Maddelerindeki düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde yasada belirtilen istisnalar dışında yasa kapsamında bulunan kişiler hakkındaki soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesi kararı verilmesi yasanın amir hükmü gereğince zorunludur; böyle olunca “...koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir....” hükmü neyi ifade etmektedir?

    . “MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli istihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir,..” hükmünü içermektedir.

    İlkin; Kurul tamamen atanmışlardan oluşmaktadır.
    İkinci Olarak; çalışma şekil, şart ve süreler yasada tanımlanmamıştır.
    Üçüncü Olarak; “Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi;...” görevini yürütürken yargı birimlerini de “takip” edip “değerlendi..”recek midir? “Mahkemelerin bağımsızlığı” nı düzenleyen Anayasa’nın 138 Maddesi göz-önünde bulundurulacak mıdır?
    Dördüncü Olarak; Kurul alt komisyon kurabilecek ve görevlendirme yapabilecektir; alt komisyonların çalışma biçimini, görevlerini, görev süresini kim belirleyecektir?

    . Yasanın 1. Maddesinde ön görülen ön-koşul gerçekleştiğinde erteleme kararları alınabilecektir. Bu da örgütün tasfiyesi ve diğer şartların “teyit” ve “tesbiti”ni gerektirmektedir. Ancak 7/1-3 Bendinden “...örgütün tamamen tasviyesi”...ibaresini anlamak mümkün değildir. 1. Madeye göre zaten tamamen tasfiye olduğu kararı nedeniyle işlem yapılacağına göre bu aşamaya gelindikten sonra halen tamamen tavsiyeden söz etmek anlaşılır değildir.

    . Yasa kapsamındaki işleri izleme konusunda TBMM de bir komisyon kurulacağı hükmedilmiştir ve ancak bu komisyonun görevi izlemek olarak sınırlı tutulmuş ve ayrıca sadece tavsiyede bulunabileceğine hükmedilmiştir. Atanmış Kurul “... gerekli görmesi hâlinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulur....” . yetkisini haiz olduğu halde meclis komisyonunun bu yetkiye dahi sahip olmaması erkler ayrımı ilkesine aykırıdır.

    . Yasa 10/2 Maddesinde “Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya ceza, sorumluluğu doğmaz.” hükmüne yer vermiştir. Serinin ilk makalesinde belirtildiği gibi normatif düzenlemeler emredicidirler; yapılması ve yapılmamasını emrederler ve yapılması ve yapılmamasınını değil yapılmaması ya da yapılmasını yaptırım altına alırlar; böyle olmasalardı normatif olamazlardı zaten... Bu hüküm normatif doku ile örtüşmez; örneğin yasanın ön-gördüğü şartları taşıyan bir kişi hakkında bir mahkeme erteleme kararı yerine mahkumiyet kararı verse – yasaya aykırı bir karar – bu kararında dolayı sorumlu tutulamaz.!?

    . Yasa Kurul’a memnu hakların iadesini – hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını - talep etme yetkisini 7. Maddede tanımlamıştır. 5 yıl süreyle ertelenen suçla ilgili olarak karardan 2 yıl, 10 yıl süreyle ertelenen suçlar için karardan 3 yıl geçmiş olması gerekir. Başka bir anlatımla erteleme kararına göre erteleme süresi henüz dolmadan hak yoksunluğuna dair tüm sonuçlar ortadan kaldırılabilecektir. Mesela 10 yıl süre ile ertelenen kişi hakkında karardan 3 yıl geçtikten sonra hak yoksunluğuna dair tüm sonuçlar ortadan kaldırıldığında o kişi parlamenter seçilebilecek ve dokunulmazlıktan yararlanacaktır. Böyle olunca geri kalan 7 yılın bir anlamı olacak mıdır?

    ./..


  • Çerçevenin Çerçevesi
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü yasa. hukuk hak özgürlük eşitlik

    ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ-3/A

    III. Değerlendirme Notları Olarak;

    /A
    . Yasa “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi...” başlığını taşımaktadır. “Milli Dayanışma”, “ Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kavramları zıt olguları çağrıştırdığında, dayanışmanın ve toplumsal bütünlüğün her ne sebeple olursa olsun azaldığı ve bozulduğunun kabulü ile bu sorunları çözmeye yöneldiği sonucuna varılabilir. Yasanın 1. Maddesinde tanımlanan amaç ve kapsam ile birlikte düşünüldüğünde ise bunun tek bir nedene dayandığının benimsendiği anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla yasanın tanımı ile “...PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını...” ( Md. 1 ) takip edecek işlemler ile dayanışma ve bütünleşmenin gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Toplumsal yarılmalara neden olan, bütünleşmeyi bozan ve dayanışmayı zayıflatan diğer tüm ekonomik-politik nedenler empas edilmiş demektir.

    . Amaç ve Kapsam başlığını taşıyan 1. Maddenin 1. Fıkrasının son cümlesinde “...yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi...” den söz edilmiştir. “Diğer işlemler”in ne olduğu belirtilmemiş ve gerekçe de de açıklanmamıştır. Yasa 1. Maddesinde amaç ve kapsamı belirlediğine göre “diğer işlemler”den kastedilenin iş bu yasa yapılırken “erteleme işlemleri” ile ilgili ön-görülmeyen aksaklıklar söz konusu olduğunda bir refleks geliştirmek olarak okunmalıdır; zira bu tanımdan yasa yapılır sonucuna varılamaz, yasalar bir işlem değildir. Yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir tasarrufu, iradesidir.

    . Yasanın 3 ve 6. Maddelerinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar hariç olmak üzere 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası dışında kalan soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetler ile bu tarihten sonraki suçlar nedeniyle başlatılan soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet hükümlerinin kapsam içinde olduğu açıklanmıştır. Yasa öz itibariyle eylemi suç olmaktan çıkaran ya da cezayı tümden ortadan kaldıran suç ve ceza bağlamında bir genel ya da özel af niteliğinde değildir. Yasa ile ön-koşul gerçekleştiğinde sözü edilen soruşturma, kovuşturma ve cezaların bir süreliğine ertelenmesi hüküm altına alınmıştır. Aynı eylemden dolayı aynı şartlar altına olan kişilerin geçmişe doğru kapsam dışında bırakılmaları Anayasa’nın 10. Maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca neredeyse on-bin yıllık ceza hukuku evrensel kabulüne göre lehe yasanın geçmişe yürütülmesi benimsenen bir ilke olup bu ilke ile de uyuşmamaktadır. Aynı eylem ve cezalardan 01.06.2005 öncesinde gerçekleşenler daha mı vahim ya da başka bir nedeni mi var, bu husus yasa metninden ve gerekçeden anlaşılamamaktadır.

    . Anayasa 35. Maddesi ile mülkiyet hakkını güvence altına almıştır. Mal-varlığı özel ve tüzel kişilerin mülkiyet hakları kapsamında bulunan değerlerdir. Eşya ve kazancın müsaderesini düzenleyen TCK.’nun 54 ve 55 Maddelerinde “..kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın..” ve “..Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. ..” hükümlerini içermektedirler. Ayrıca Anayasa’nın 38/4 Maddesinde masumiyet karinesi tanımlanmış ve “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” denmiştir. Çerçeve Yasanın 3/1 Maddesinde “...malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir.” hükmüne yer verilmiştir. Haklarında mahkumiyet kararı verilmiş ve kesinleşmiş olan kişilerin suç kapsamında kaldıkları tespit edilen eşya ve kazançları müsadere edilmiş ve Hazineye irat kaydedilmişlerdir. Dolayısı ile buradaki malvarlığının Hazineye irat kaydedilmesine dair hüküm soruşturma ve kovuşturması süren kişilere ait malvarlıkları olduğu anlaşılmaktadır. Eylemin ağırlığına göre soruşturma ve kovuşturmaları 5 ve 10 yıl ertelenen kişilerden birinin bu süre içinde yeni terör suçlarından birini işlemesi halinde soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı da Çerçeve Yasa’nın 3. Maddesinde hüküm altına alınmıştır. Yeni suç nedeniyle ertelenen suçtan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada suçsuz olduğu sabit olan kişinin Hazineye irat kaydedilen malvarlığına ne olacaktır? Bu hüküm Anayasa’nın 38/4 Maddesinde tanımlanan masumiyet karinesine aykırıdır.

    . Örgüt yönetme ve üye olma suçları temadi eden suçlardandır. Bu nedenle suç tarihi yönetici ya da üyenin yakalandığı ya da teslim olduğu tarihe göre belirlenir. Yasanın 3/3 Maddesinde iş bu yasanın yürürlüğü girmesinden sonra ve Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’deki ilanına kadar olan süre içinde kapsam içindeki işlenen suçlardan dolayı soruşturma başlatılmasını Kurul’un iznine tabi kılmıştır. Peki Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’deki ilanından sonra ülkeye giriş yapan örgüt yöneticisi ya da üyesi olan kişi hakkında önceden açılmış soruşturma ve kovuşturma bulunmuyorsa ne gibi işlem yapılacak? Eylem tanımı değişmediğine ve bu kişi kapsam içinde kalmadığına göre hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılabilecektir ki bu durum yukarıda açıklanan evrensel ceza hukuku ilkeleri ile örtüşmemektedir.

    ./..


  • Çerçevenin Çerçevesi
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü yasa. hukuk hak özgürlük eşitlik

    ÇERÇEVENİN ÇERÇEVESİ/2

    II. NORMATİF OLARAK:

    .Yasa başlığını “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi...” olarak tanımlamıştır.

    .Amacını “...PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi...”,

    .Ve kapsamını da “ Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları...” olarak belirlemek suretiyle çerçeveyi kapatarak tamamlamıştır.( Md.1/1-2 )

    .Takip, Koordinasyon ve uygulamanın “ Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından...” yapılacağı hüküm altına alınmıştır. ( Md. 7/1 )

    .Uygulanma süresini “Bu Kanun hükümleri, 1'inci maddede belirtilen Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır...” olarak sınırlandırmıştır. ( Md. 9 )

    .Yararlanmanın ön-koşulu olarak “ Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmış olması...” olarak belirtilmiştir. ( Md. 3/1, 6/1 )

    .Yasadan yararlanmayacaklar ise “... örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere...” ( Md. 3/1 ) ve “...örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzer...” ( Md. 6/1 ) olarak belirlenmiştir.

    .Yararlanmanın ne şekilde olacağına dair de “...1'inci madde kapsamına giren ve üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ise on yıl süreyle ertelenir.” ( Md. 3/1 ) ve “...1 inci madde kapsamına giren suçlardan;
    Toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,
    Toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle, infaz hakiminin kararıyla ertelenir....” ( Md. 6/1,2,3 ) şeklinde belirlenmiştir.


  • Çerçevenin Çerçevesi
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü yasa. hukuk hak özgürlük eşitlik

    Sosyal Darwinizm doğal seçilimden bildiğiniz gibi farklıdır; be nedenle doğal seçilim konusunda insanın ya da başka canlının bundan tamamen azade olması söz-konusu olamaz. Ancak insanlık kültürel devrimini gerçekleştirmiş, bilim ve teknolojide bir hayli yol almıştır; bu nedenle biyolojik evrim sürecine etki edebilecek duruma geldiği de söylenebilir. Her hal ve şartta bu süreçten kopamaz.

    Sanayii devriminden sonra emeğin değeri azalmamıştır; verimliliği artmış ve bu ölçeklerde sömürülmesi de katmerleşmiştir. Değer yaratan tek güç insan emeğidir. “toplumsal emek, yoğunlaşmış emek” olmadan robotların değer yaratmaları söz konusu bile olamaz.

    İnsan “ürün”ü yaratırken ona emeğini katmıştır; “yabancılaşması” ise yarattığı ürüne hem karar verememesi hem de egemen olamamasıdır. Dolayısı ile “ürün olarak görünmesi” söz-konusu değildir.

    Neo-liberalimz ile toplumsal bilinç törpülenmiş görünse de hiçbir zaman yok olmaz.


  • Çerçevenin Çerçevesi
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü yasa. hukuk hak özgürlük eşitlik

    Çerçevenin Çerçevesi/1-Nejdet Evren

    I. GENEL OLARAK:

    Çerçeve biçimi ne olursa olsun sınırlandırılmış özel bir alanı ifade eder; ya da o alanı gösterir. İçini dolduracak şeyi/olguyu görsel kılan bir biçimlendirendir. Çerçevenin derinlik boyutu varsa daha kapsayıcı, yok iki boyutlu ise daha dar alanı kapsadığı söylenebilir.

    Norm/yasa bir emir kipidir; bağlayıcıdır, kendini biçimlendiren ögeyi de bağlar. Doğal olarak normatif dilin günlük konuşma dilinden farklı olması gerek ve kaçınılmazdır. Normlar da çerçeve gibi genel olarak kişiye özel değil kapsayıcı ve geneldir. Tüm bunlardan dolayı normatif dilin önemi çok büyüktür. Bütün normlar bir hedef, bir amaca yöneliktir. Dilin sadeliği ve seçiciliği bu hedefe ulaşılmasını sağlayan en önemli unsurdur; zira normatif dil “soyut”tur, “somut”laştırılabilmesi net bir şekilde anlaşılmasına, tereddüde yer vermeyecek açıklıkta olmasına bağlıdır.

    Çerçeve ve norm/yasa yan yana geldiklerinde ise bir çıkış, bir yol haritası, bir yön-gösteren rolünü üstlenmişler demektir. Bu birliktelik içine sığdırılacak diğer normatif düzenlemelerin şeklini, içeriğini, hedefini belirleyecek bir gücü ifade eder. Bu nedenle ayrıntılı düşünülmeden yan yan getirilmeleri ileride istenmeyen sonuçlar doğmasına neden olabilir. Normatif bir düzenlemeye gerek duyulduğunda iyi niyet, kişisel güvence, sol/sağ-duyu anlamsız kalır. Güvenceyi normun kendisi sağlamak durumundadır; zira her norm bir muhataplığı gerekli kılar ve muhataplar her kimseler ise düzenlemenin içinde/içkin olarak güvenilir olmasına ihtiyaç duyar.

    Tüm zıtlar birlikte varlık kazanırlar; gece-gündüz, soğuk-sıcak gibi...Ancak fizik dünyada var olan zıtlıklar ile sosyal dünyada var edilen zıtlıklar bir diğerine asla benzemezler. Mesela iyi-kötü, hak-haksızlık, savaş-barış gibi...Sosyolojik zıtlıklar maddi temellerin içinden fenomen olarak insan tarafından üretilmişlerdir. Dolayısı ile yer ve zamana göre farklılaşabilecekleri ve böylece kiminin barış dediğine bir diğerinin savaş demesi, kiminin hak dediği olguya bir diğerinin haksızlık demesi mümkün olacaktır. Böyle olunca norm ve çerçeveyi yan-yana getirmek zor bir göreve işaret eder. Başarılamaz mı? Elbette başarılabilinir; insan yazıyı icad edip, öküzü sabana koşmuş, buharı makineye uyarlayarak bir ışık günü uzağa el değebilmişse neden başarılmasın ki? Tam bu noktada samimi ve kararlı bir irade kaçınılmazdır.

    Doğal seçilim/evrim süreci en kısa yoldan ve en ekonomik şekilde çözümler üreterek ilerler. Bu olgu toplumsal olgular ile asla örtüşmez. Mesela savaşın maliyeti, maddi, manevi kayıplar ne kadar fazla ise savaşlardan nemalanan küçük bir azınlığın yararı da o kadar çok olmaktadır; bu nedenle savaş ve barış olguları yan-yana konumlandıklarında kimin/ hangisinin yek-diğerine galebe çalacağı, hangisinin ipi göğüsleyeceğini bu karmaşık ve antagonist çelişkiler yumağına göre biçimlenecek, evrilip sonuçlanacaktır.

    “Güç istenci” insan doğasının sosyo-fizyolojik olarak yenmekte zorlandığı en büyük açmazıdır. Zeus’u yaratır ve daha sonra ona tanrıların tanrısı diye rol biçer, Enkidu yarı insan-tanrı olarak belirir; hepsinde gücün, iktidar olmanın, hakimiyet kurarak yönetme istencinin /“güç istenci” nin şifreleri gizlenmiştir.

    Kültürlerin iç-içe geçip birlikte yaşadıkları coğrafyalarda kültürel çeşitlilik, zenginlik boy-vermiş, gelişip büyümüşlerdir. Bir kültürün yek-diğerini baskılayıp, tarih sahnesinden silmeye yönelik girişimleri kimi zaman sonuç vermiş ise de -kızıl derililer gibi – bir çok kez sonuçsuz kalmıştır. Tarih misyonerlerin yerleşik kültürün bir ögesine dönüştüklerinin örnekleriyle doludur.

    Suç ve ceza madalyonun iki-yüzü gibidir; biri olmadan diğeri olmaz. -suç sayılan eylemlere dair normatif yargılar ayrı bir tartışmanın konusu olsa gerek – Genel hatlarıyla “Toplumsal Sözleşme” olarak tanımlanan Anayasa ile yetkilendirilen organlar aldıkları kararlar ile suç sayılan eylemler ile karşılığında uygulanmasını ön-gördükleri ceza tanımı yaparlar. – Her toplumda yaşanan çatışmalar sosyal-ekonomik-politik-tarihsel öze sahiptir ve çatışmaların sonlandırılmasına yönelik irade de tüm bunları bir arada çözüme kavuşturmaya dair bir açıklama/niyet olarak okunmalıdır ve çok değerlidir. – Suç tanımında herhangi bir değişiklik olmadan madalyonun öteki yüzündeki ceza tanımını askıya almak çatışmanın özüne dair çelişkileri çözmeye tek başına yeterli olacak mıdır? Bunun yeterli olmayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok...

    ./..


  • Uyuz Oldum
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tarih & Edebiyat uyuz ekzema kurdeşen mantar

    Bilime, teknolojiye her zaman ilgi duymuş, yapabildiğince, ulaşabildiğince bu yöndeki araştırma, inceleme, gelişmeleri takip etmeye çalışmıştı. Kaotik evrende tartışmaya yer vermeyecek boyutlardaki kesinlikler, gözlem ve deneye dayalı elde edilen bulgular ve bunların ışığında kat edilen mesafeler her daim hayranlıkla izlediği olgulardan biri olmuştu. Geceyi noktasal ışıklarıyla süsleyen yıldızlar çok uzaklarda olsalar da gözün gördüğü mesafede yanıp sönmekteydiler. Işık yıllarına göre hesap edildiklerinde bir kısmı belki de yerinde değildiler. Nihayet ismi öne çıkan doktorlardan birinde karar kılmış ve randevu alarak muayeneye gitmişti. Çocukluğunda kablolu telefonla tanışmış ve yıllar sonra tuşlu ve daha sonra akıllı ve telefonları hayatına dahil etmişti. Neredeyse yarım yüz yıllık zaman diliminde teknolojinin kat ettiği mesafe öyle böyle bir mesafe sayılmazı. Dermatoloji uzmanı elinde cep telefonu ve telefonun kamerasına takılı bir cihazla kaşıntılı yerlerinin üzerinde gezdirmiş, ultrason gibi film çekmişti. Daha önce internet üzerinden görsellerini gördüğü uyuz asalağını ilk kez bu cihaz sayesinde teninin altında resmedildiğine tanıklık yapmıştı; şaşkınlıkla ve bilimsel yaklaşıma umutla, hayranlıkla bakakalmıştı. Teknolojinin geldiği, kat ettiği aşama itibariyle belki de uyuz asalağını bu kadar süre taşıyan ve dünya rekorlar kitabına girmesi gereken bir isimsiz kişi olduğunu dahi bu şaşkınlıkla fark edememişti. Ekzema, kurdeşen, mantar acaba nereye saklanmışlardı? Tedavi olarak on gün ara ile üçer gün tüm vücuda kükürt karışımı vazelin sürülecek ve bu süre zarfında önerilen hijyen kurallarına uyulmasıydı önerilen...Bu kez uyuz asalağını bizzat görmüş ondan kurtulmak için kolları yeniden sıvamıştı. Ne ki on günlük ara ile üçer günlük tedavi sürecine kendince bir ekleme yaparak ikinci on gün sonra üç günlük bir ilave yapmıştı; uyuzun kökünü kazımakta artık kararlıyı; uyuz olmuştu bir kere ve artık bitmeliydi...
    Geçen süre zarfında aile hekimini değiştirmişti.
    On bin yıllık bilinen yazılı tarihin geldiği aşama itibariyle “insan” değerli bir varlık olarak tanımlanmış evrensel bir takım hakların öznesi olduğuna işaret edilmişti. Yaşamak hakkı ve beden bütünlüğünü korumak hakkı en kutsal hakların başında gelmekteydi. Bildiriler, belgeler, çok uluslu sözleşmeler bu hakları normatif olarak kayıt altına almışlardı. Tüm bu aşamalara, kayıt altına alınmalarına rağmen savaşlar, yıkımlar, katliamlar, beden bütünlüğüne yönelik saldırılar azalmamış sanki uygarlaşma hızına paralel bir hızla yükselmişlerdi. İnsan adeta kendi yaratısı metanın metasına dönüşmüş gibiydi; ilkel topluluklarda var olan “paylaşım yasası”nın esamesi okunmamaktaydı. Bilimsel birikim öyle bir mesafe kat etmişti ki bir ışık günü uzağa insan eli uzanabilmiş ve fakat aynı hızda insan değersizleşmişti..Vazgeçilmez olduğu kayıt altına alınan hak ve özgürlükler hangi kuytularda kalmıştı?
    Yaklaşık bir ay süren tedavisi bitmişti. Kabarıklıklar yoktu ancak kaşıntı hala devam etmekteydi. Kortizonlu ilaçlar, losyonlar ne bulursa sürmeye başlamıştı. Derisinin tüm yüzeyleri pul pul ( saçtaki kepek gibi ) dökülmeye başlamıştı; bir yandan kaşıntı ve eklenen döküntülerle karşı karşıya kalmıştı. Yeniden en son göründüğü dermatoloji uzmanına gitti; kesin olarak uyuz bitmiş ve fakat kükürt nedeniyle ciltte hassasiyet oluşmuş olduğu sonucuna varılmıştı. Buna dair tedaviyi de uygulamıştı. Yine çözüm olmayınca tüm gücü, tüm umudu tükenmişti; çaresizce yeni aile hekimine giderek bir çözüm bulmak dışında yapabileceği fazla bir şey kalmamıştı. Öyle de yaptı. Muayene edildiğinde kükürtün yan etkisi olabileceği söylenmiş ve ismi öne çıkan diğer dermatoloji uzmanına yönlendirilmişti; öyle de yapmıştı. Sonunda daha uzun süreceği öngörülen tedavi verilen ilaçlarla iki ayda sonuç vermeye başlamıştı. Uyuz, kaşıntı ve döküntüler son bulmuştu. Lakin ekzema, kurdeşen ve mantar hala yerli yerlerinde durmaktaydılar; uyuz oldum/...M…

    Nejdet Evren,
    Mayıs-Temmuz 2026, Akarca,
    Ülke, İnsan ve Manzarada Kimi Zamanlar…


  • Uyuz Oldum
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tarih & Edebiyat uyuz ekzema kurdeşen mantar

    İlaçlar, losyon ve hijyen üçlüsü bir süre sonra etkisini göstermiş ve kaşıntılar azalmaya başlamıştı. Kaşıntı ve şişkinlikler tümden geçmedikleri için izolasyon sürecini devam ettirmişti. Havaların ısınmasıyla şikayetleri ciddi ölçeklerde azalmış ve normal yaşantısına dönmeye başlamıştı. Birkaç ay geçmeden kaşıntılar yeniden artmış ve tüm vücudunu sarmaya başlamıştı. Cilt uzmanı bir dermatoloji uzmanına görünmesi gerektiğine karar vermişti. Teşhisi ilk koyan doktorunun da görüşünü almış ve “aynı doktorda ısrarcı olmak iyidir” sözünü kulak arkasına saklamıştı. Yaklaşık 8-10 ay geçmişti ve tüm zamanlarda uyuz losyonunu ihmal etmeden kullanmayı sürdürmüştü. Randevu günü geldiğinde dermatoloji uzmanı .....’nın odasına girmiş ve şikayetini özetleyerek anlatmıştı. Gözle muayene edilmiş ve mavi ışık tutulmuştu. Kan tahlilinden sonra ekzema tanımı konulmuştu. İnsan ekzema olduğunu hiç sevinir mi? O sevinmişti; uyuz değildi artık ve kimseye bulaştırma riskini artık taşımıyordu; sevinci buna dairdi...Babasının aynı hastalıktan çektiği acılar gözünde canlanmış ve dermatoloji uzmanının dediği gibi kalıtsal bir hastalığı taşıyor olmanın gururuyla ilaçlarını alıp tedaviye başlamıştı. Babasından biliyordu, ilaçlarla bu hastalık bir süreliğine sönümlenir ve daha sonra nüksederdi; varsın olsun, razıydı...Yaklaşık üç ay bu ilaçları kullanmış çok az gerileme olsa da kaşıntı ve şişkinlikler bir türlü geçmemişti. Aynı doktorda ısrarcı olma kararındaydı ve yine randevu alarak muayeneye gitmişti. Bu kez yine gözle yapılan muayene sonunda kurdeşen tanımı konularak ilaç yazılmıştı. Doğal olarak bu süreler içerisinde internet üzerinden bir çok araştırma yapmış ve kafası oldukça karışmıştı. Her yerde tanımlanmayan bir kirlilik akıyordu. Kaşıntılarla bir yıl geride kalmış ve bu kez kurdeşen ilaçlarıyla çare aramaya koyulmuştu. Birkaç ayı bu ilaçları kullanmış ve fakat yine sonuç alamayınca aynı doktorda ısrarcı olmak düşüncesiyle yine aynı doktora görünmüştü. Bu kez mantar tanımı konulacaktı. Uyuzla başlayıp ekzema ile devam eden ve kurdeşenden mantara uzanan bir deri hastalıkları silsilesinden geçip durmaktaydı. Çaresiz ve hiç umut beslemeden bu kez mantar ilaçlarını almış ve tedaviye kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı. Aradan bir buçuk yıl geçmiş ve tanı, tedavi süreçlerinden olumlu bir sonuç alamamıştı. Mantar ilaçlarını da düzenli olarak kullanmış ve bir ay sonra aynı şikayetlerle aynı doktora gitmişti. Bu kez ekzema ve mantarın birlikte olduğu tanısı konulmuş ve yine ilaç yazılmıştı. İlaçları bu kez almadı. Uyuz olmuştu gerçekten, yaşatılan bu sürece deyimin tam anlamıyla uyuz olmuştu. Umutsuz ve karamsar bir şekilde evine gelmiş ve kara kara düşünmeye başlamıştı. Sosyal paylaşımlardan birkaç dermatoloji uzmanının isimlerinin öne çıktığından haberdardı. Alerji nedir bilmediği halde alerji testine de girmeyi kafasına koymuştu. Ancak önce ismi öne çıkan dermatoloji uzmanlarından birine görünmek ve daha sonra alerji testine gitmek konusunda bir karara varmıştı. Hastalığın başladığı zaman üzerinden neredeyse iki yıla yakın bir zaman geride kalmıştı.


  • 20. yüzyılda devrimler neden oldu?
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tartışma 20. yüzyıl devrimleri işçi-sınıfının duruşu kapitalizmin duruşu

    Marx, Feuerbach eleştirisinde önemli bir noktaya temas etmektedir; şöyle ki, filozofa bir görev yüklemekte ve onun dünyayı sadece anlamaya çalışan biri olarak değil ayrıca değiştirmekle görevli olduğuna temas eder. İnsanın kültürel varlığı dünyayı zaten sürekli değiştirmekten ibaret değil midir? Kast ettiğinin bu olmadığı açıktır; o, insanlığın yaşam biçiminin değiştirilebileceğinden söz etmektedir. Tarihi sınıfsal olarak yorumlayıp geleceği yine sınıfların konumlandırılması ve direnişine göre biçimlendirmesi de bu şekilde anlaşılmalıdır. Klasik teori son yüz yıldaki hiç bir devrim ile örtüşmez.. (Paris Komünü pre kapitalist bir ortamda ortaya çıkmış bir durum olarak değerlendirilmelidir.) Buna rağmen dünya üzerindeki tesirleri bakımından uygarlık tarihinde eşi görülmemiş bir etkiye sahip olduklarını kimse inkar edemez. Marksizmin bilimsel felsefesi durağanlaştırıldığında kendi içine çöken bir sisteme dönüşmesi, reel sosyalizm denilen sapmaya uğraması kaçınılmazdır. Hal böyle olunca diyalektik tarihi materyalizmi ezberden öte yeni olgulara uyarlayarak ileriyi görmek, çözümleyip toplumları dönüştürmek gereklmektedir.


  • Uyuz Oldum
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tarih & Edebiyat uyuz ekzema kurdeşen mantar

    Yarım yüz yılı aşkın hayatında bir çok hastalık duymuş, bir kısmını geçirmişti ve fakat uyuz denilen hastalığı sadece “uyuz oldum” şeklindeki bir söz ile biliyordu. Demek ki en azından yarım yüz yıldır uyuz denilen güncel bir hastalık kol gezmiyormuş...Bir sabah alnında nokta şeklinde bir kabarıklık ve kaşıntı olduğunu fark etmişti. Kaşıntılı bir şişkinlik olarak izlemeye başlamıştı. Sonra boynunda, omuzlarında ve daha sonra kollar ve bacaklarında benzer kaşıntı ve şişkinlikleri fark etmişti. Günlerce izlemiş ve geçmediklerini görünce doktora gitmesi gerektiğine karar vermişti. Öyle de yapmıştı. Yaklaşık on yıl önce aile hakimliği denilen bir sağlık sistemi uygulanmaktaydı. ( Neden bireysel hekimlik değil de aile hekimliği hiç tartışılmamış, sanki aile olmadan tek başına yaşayanın hekimi olmazmış gibi anlam yüklenmiş bir sağlık sistemi...Bu arada artık yazmasa ve uygulanmasa da bir zamanlar lokantalar, çay bahçelerinde “aileye mahsustur” gibi ayrılmış alanlar olurdu; sanki bu alanlar güvenli ve diğer alanlar şiddetin alası yaşanabilir tarzı bir imaj vardı ve sanki aile içi şiddet denilen bir mefhum hiç yoktu ve adeta varsa da böyle bir şiddet kimseyi ilgilendirmezmiş tarzında bir anlayış...F. Engels yüz küsur yıl önce ne demişti; “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökenleri”...Çekirdek ve hücre...) Aile hekimine gitmişti. Aldığı yanıt “uyuz oldum” şeklindeki duyduğu eleştirel sözün ta kendisiydi; uyuz...Sağlık merkezinden çıkıp dışarıdaki banka oturmuş ve bir cigara yakarak teknolojinin olanaklarından yararlanarak akıllı sayılan/smart cep telefonundan araştırmaya başlamıştı; artık uyuz gerçeği ile iç-içeydi; deride konaklayan, bulaşıcı bir canlı türü olduğunu, hızla çoğaldığını okumuş, tüyleri diken diken olmuştu...Tedbir almalı ve bu mikro-organizma ile savaşmaya başlamalıydı. Onu vücudundan, evinden ve kutsal ailesinden bir an önce uzaklaştırmalıydı....Önerilen ilaçları alıp evine geldiğinde ilk iş ortak kullandığı eşyaları, koltuktan yatağa, kanepeden halıya kadar herşeyi olabildiğince dezenfekte etmekle başladı işe...Kendine ayırdığı sandalye dışında hiçbir yere oturmamaya karar verdi. Pandemi sonrası yeniden bir izolasyon sürecine girmişti...( Pandemi izolasyonu toplumsaldı ve fakat bu izolasyon ise tamamen bireyseldi; ancak bunun pandemi ile bir ilgisi var mıydı? Başka bir anlatımla covid-2 yi denetim altına almak için uygulanan aşılarla ilgisi var mıydı? Hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceği bir soruyu sormuştu bir kez...Haksız da sayılmazdı, zira gün geçtikçe ve araştırıp konuştukça uyuz denilen hastalığın, asalağın tavan yaptığını, neredeyse bulaşmadık kimse kalmadığını geç olmadan öğrenecek ve bunu sorgulayacaktı; neden? Yemek için kesilen tüm hayvanlar işlenmek üzere bacaklarından asılırlar; “her koyun kendi bacağından asılır” tanımı da buradan geliyor olmalı...Bacaklarından asılmış bir koyun gibiydi, işlenmeye hazır, tedavinin her şekline hazır...


  • Uyuz Oldum
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tarih & Edebiyat uyuz ekzema kurdeşen mantar

    Haber kaynaklarına ufak ufak düşmeye başlayan ölümcül bir salgından söz edilir olmuştu. Çin’in Guangdong Eyaletine bağlı Foshan Şehrinde görüldüğü bildiriliyordu. Uzak bir diyar ve nasıl olsa denetim altına alınması mümkün diye düşünülüyordu; lakin Foshan Şehrinin o zamanalar resmi rakamlarına göre 9 milyondan fazla insanı barındıran sanayii ve ticaret merkezlerinden biri olduğu göz ardı ediliyordu. Teknolojinin ilerlemesi insan yaşamını kolaylaştırdığı gibi mikro-organizmaların da daha hızlı yayılmalarını sağlıyordu. Ulaşım teknolojisinin geldiği aşama itibariyle yerinde duramayan insan için muhteşem olanak sağlamış ve insanlar oradan oraya gidip gelip, sürekli yer değiştirmeye başlamışlardı. Denetim altında olduğu söylenen ve daha sonra DSÖ tarafından SARS/Covid-2 olarak tanımlanan virüs bu ulaşım temposuna ayak uydurmakta geri kalmamış ve kısa bir sürede neredeyse tüm gezegene yayılmıştı. Değişik bölgelerden gelen iç-karartıcı haberler ve ardından önlem amaçlı sokağa çıkma yasakları neredeyse tüm dünyayı pandemi denilen karantina yasaları kapsamında ev-hapsine mahkum etmişti. Hijyen sağlayan maddelerin satışı rekorlar peşinde koşuyordu. Temel hak ve özgürlüklerin elde edilebilmeleri için on bin yıllık mücadele adeta çöpe gitmiş, idari tasarruflarla bu ev-hapsi herkesçe benimsenmişti. “Liberal Virüs” ün gezegenin neredeyse tümüne egemen olduğu bir zaman diliminde onlarca yıl aşındırdığı zeminlerin sorumluları ortalıkta görülmezlerken, kendi yarattıkları ve önüne geçemedikleri Covid-2 mikrobunu ortak düşman ilan etmiş ve ona karşı savaş açtıklarını açıklamışlardı. Virüsün yayılma hızı ve etkileri arttıkça gezegene panik havası egemen olmuş, panzehirini bulabilmek için bilim-insanları kolları sıvamışlardı. Çok uluslu ilaç şirketlerinin başı çekmesi zaten yaşanan bir gerçekti. “Liberal Virüs”ün egemen olduğu ekonomik-politik sistemlerde ülkenin gelişmişlik durumunu ifade eden GSMH/GSYİH/Ulusal Gelişmişlik Durumu/Gayri safi milli hasıla/Gayri Safi Yurt İçi Hasıla denilen ölçek üretim üzerinden değil de tüketim üzerinden yapılan bir endekse göre biçimlendirilmişti; ülke içindeki bir köyde pazara endeksli olmayan ne kadar üretim olursa olsun bu GSMH kapsamında değerlendirilmez va fakat ne kadar trafik kazası olur, bunun için ne kadar harcama yapılır, temiz su ne kadar sanayii artığı ile kirletilir ve bunun temizlenmesi için ne kadar para harcanır vs ne kadar tuvalat kağıdı kullanılırsa GSMH içinde değerlendirilerek kalkınma düzeyi buna göre belirlenir ölçeği kabul edilmekteydi. Kısacası ne ürettiğin değil ne tükettiğine göre kurulan bir ölçek; çarpık, zira üretmediğini nasıl tüketirsin? Bu ölçeklere göre pandemi sürecinde sağlık giderleri için ayrılan pay, tüketime harcanan değer artmış ve bu aynı zamanda ülkelerin kalkınma düzeyini de arttırmış oluyordu?!…Üretim artmamış olsa bile…Çok uluslu şirketler derhal kolları sıvamış pandemi sürecini kendi lehlerine çevirmenin yollarını aramakta gecikmemişlerdi…Teknoloji bir ışık günü kadar uzağa taşınacak kadar ilerlemiş olduğu bu zaman diliminde bu covid-2 denilen mikro organizmaya karşı birşeyler yapmalı, güven tazelemeliydi; aşı serumu çalışmalarına başlandığı haberlerde işitiliyor olmuştu. BioNTech, Sinovac aşılarının geliştirildiği söyleniyordu. Tıp dünyasında bir aşının test edilmesi süresi, kobaydan insana geçilme süreci oldukça uzun zamanları gerektiren süreçler olmasına rağmen covid-2 virüsü karşısında bilim dünyası zamana sıkıştırılmış, adeta çaresiz kalmıştı…Aşıların uygulanabilirlik süreçleri empas ediler doğrudan insan bedeni üzerinde uygulamaya konulması gerekmekteydi. Fareler kobay olmaktan belki uygarlaşma tarihinde ilke kez bu süreçten azade oluyorlardı ve onlar bunun farkında bile değillerdi…Hiç bir kişinin bu sürece itiraz edecek ne bir gücü ne de bir karşı donanımı bulunmamaktaydı; aşılar insanlar üzerinde test edilmeye başlandı…Yan etkileri ileride gözetlenecek ve buna dair yaşanılacak olumsuzluklar olursa ona dair yeni çözümler geliştirilecekti…”Liberal Virüs” kana bir kez karıştıktan sonra onu kandan arındırmak için belki de binlerce yıl geçmesi gerektiğini insan hala bilmiyor gibiydi. “Liberal Virüs” kana karışmış, kendini yenilemiş ve daha çok saldırgan olmuştu…Uygulanan aşılar ve alınan tedbirler sonucunda virüsün denetim altına alındığı bildirilerek normal hayata dönülmesi uygun görülmüştü; kara kış geride kalmış olmasına karşın artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacağını göstermekteydi…


  • Uyuz Oldum
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tarih & Edebiyat uyuz ekzema kurdeşen mantar

    UYUZ OLDUM/...M.../Nejdet Evren

    Çok öncelerde değil çağdaş bir zaman diliminde insan yarattığı teknoloji sayesinde bir ışık günü uzağa dokunmayı, görmeyi ve duymayı başarmıştı. Samanyolu Galaksisi adını verdiği uzay/zamanında sıkışıp kalmanın sancısını yaşıyordu; Galaksi ötesinde olup biteni merak ediyor, etrafında fır döndüğü Güneş adını verdiği yıldızın beyaz cüceye dönüşmesi durumunda bir kaçış arayışını sürdürmekten gerdi durmuyordu. Bu gün aslında önceki gündü ve döngü halkalaşarak ileri doğru akıyordu. Uzay zamanında, evrenin ucu bucağı ölçümlenmemiş genişliğinde madde günsüz, aysız ve yılsız olarak vardı ve bunların hiçbirine gereksinim duymazdı. Güneşin ışınlarıyla hayat bulmuş ve etrafında döndükçe farklı mevsimleri, geceyi gündüzü ayırt etmiş olan insan bunu gözlemlemiş, değerlendirmiş ve sonuçlar çıkararak ölçülebilir birimler yaratmıştı. Güneş etrafındaki döngü günlere, haftalara, aylar ve yıllara bölünerek yaratılan bütünlüklü zaman dilimlerinden yararlanmak yine insanın kavrayışlarından sadece biriydi. Bu durumu mistik bir iteatizm/teslimiyet olarak görmek te mümkün. Önce makro dünyaların keşfine başlamış ve bunda bir hayli yol almıştı. Ne ki, mikro dünyaların keşfine çok sonraları başlayabilmiş ancak çok fazla mesafe kat edememişti. Mikro dünyalar da aslında makro dünyalardan taşınarak gezegene ulaşmış canlının hayat kaynağı olmuştu. Basınç, nem,ısı gibi bir çok etkenle tepkimeye girerek moleküler yapıya evrilen mikro dünyalar canlının biyo-kimyasal yapı-taşları olarak işlev görmüş ve adeta mucizevi canlı yapılara dönüşmüşlerdir. Ancak mikro dünyalar kendilerine özel ayırdıkları yeri hep korumuş ve bir kısmı canlı için yararlı sonuçlar doğururken bir kısmı da yıkıcı, yok edici özelliğini korumuştur. Tifüs, veba, sarıhumma, kolera, hiv, deli dana, sars ( covid-19 ) gibi şekillere bürünerek insan yaşamını alt-üst etmeyi başarmışlardır. İnsan makro dünyada bir ışık günü uzaklığa ulaştığı için ne kadar başarılı ise mikro dünyalara yenik düştüğü kadar da başarısız sayılmalıdır. Belki de en büyük açmaz mikro dünyanın makro dünya ile örtüşmeyecek kararsızlık içermesi sayılabilir. Kuantum fiziği ile bu çelişki kısmen aşılmış olsa da aradaki fark kapanmamış, bilinen evrenin bilinen maddenin ölçeksel değeri yüzde onları geçememiştir. Bilinmeyenin oransal büyüklüğü araştırma arzusunu körüklemeyi sürdürmektedir.

    “Uyuz oldum” diye bir tabir vardır halk arasında dillendirilen; bunu yaşamadan gerçekte ne olduğunu anlamak zor olan bir söylem...Sarcoptes scabiei olarak tanımlanan uyuz paraziti asırlar öncesinden var olan ve halen de varlığını sürdüren bir mikro-organizma...Doğrusu bu mikro-organizmanın varlığını sürdürmek için gösterdiği çaba alkışlamayı hak eder cinsten bir çaba sayılmalıdır; zira bilinçli bir türün kendisine karşı açtığı yok-etme savaşımına karşı hala varlığını sürdürüyor olması bu alkışı hak-ettiğini göstermektedir.


  • Faşizm Halktan Beslenir
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü faşizm ile mücadele faşist devlet iş ilanları satılık arsa

    Diyalektik tarihi materyalizm sınıflar arası çelişkiler üzerine inşa edilmiştir. -materyalizm bilimsel felsefenin temelidir- Kapitalizmin şafağında faşizm henüz boy göstermediğinden buna dair/faşizme dair tanım yapmaktan uzaktadır. Faşizm, kapitalizmin son yüz-yılda emperyalist güçlerin başvurdukları şiddetin yenilenmiş biçimidir. Kapitalist merkezde en belirgin şekilde ortaya çıkmasının nedeni de içsel çelişkisinden kaynaklanmasıdır. Kapitalist emperyalist yayılmacılık faşizm olmadan gerçekleşemez. Faşizmi salt devlet/güç/iktidar ile sınırlı görmemek gerekir; faşizm, çıkarlar uğruna tüm gerçekliğin reddi ve sindirilmesi için gerekli tüm enerjinin harcanmasını ifade eder; karşısında hiç bir güç tanımaz. Temelde insan iradesini egemenliği altına alma, kimliksizleştirip insanı tabi kılmaya ve böylece egemen sınıf lehine çevirmeye yönelir. Faşizm bir ideoloji değildir; zira faşizm ile insan, hak ve adaletin yan yana geldiği hiç görülmüş müdür? Demek ki faşizmin olduğu yerde hak, hukuk, adalet olamaz. İdeolojisi olmayan bir sapmanın toplumsal ve demokratik dönüşümlere lokomotif olmasını beklemek ise acizliktir; kısacası faşizan yöntemler ile demokratik çözümler üretilemez...


  • İçsel Sesiniz Var Mı?
    nejdet evrenN nejdet evren
    Soru & Cevap bilim

    İçsel ses olarak tanımlanan sürecin genel geçer açıklaması kişinin kendi ile yaptığı sessiz konuşma ve düşünme sürecidir. Konuşan, düşünen tüm bireylerde belki de sesli konuşmadan daha çok gerçekleştirdikleri bir aktivite olup bunun yitimine dair örnekler bildirilmiş ise de hiç olmadığı vakası pek olası görünmemektedir


  • Zigot/e-dergi ön-hazırlık
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tartışma zigot felsefe e-dergi

    https://www.insanokur.org/multeci-nejdet-evren/


  • Gecem
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tarih & Edebiyat

    Ve dün gibi
    umudum saklı, sıcak
    lakin,
    endişeliyim
    gün gibi görünür gözüme
    herşey tepe-takla
    yoksa kırılan ben miyim?


  • Zigot/e-dergi ön-hazırlık
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tartışma zigot felsefe e-dergi

    @kunfeyekunkizi ,
    çok teşekkür ediyorum kunfeyekunkizi; varlığınız umudumu canlı tutan olgulardandı; bu bile yeter aslında...
    ../.
    makalemi" insanokur.org" da yayımlamayı düşünüyorum.


  • Zigot/e-dergi ön-hazırlık
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tartışma zigot felsefe e-dergi

    bütün yazılanları okuyamadığım için aranızdaki çekişmenin nedenlerini, içeriklerini bilmiyorum; bunu bir mazeret olarak da söylemiyorum. ne ki, felsefe formunda tartışmaların düzeyini birikim belirlemektedir. söz ve düşüncelerin algılanma biçimi de hakeza bu durum ile yakından ilgilidir; eleştiriyi hakaret olarak algılamayı doğru bulmuyorum ve lakin açık küçük düşürmeye yönelik söylemleri de eleştiri olarak göremiyorum.
    ../.
    çekirgenin sıçrayışı tamamlanmış oluyor ve e-dergi hayali burada bitiyor...her ne olursa olsun emeği geçen her arkadaşıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum...


  • Zigot/e-dergi ön-hazırlık
    nejdet evrenN nejdet evren
    Tartışma zigot felsefe e-dergi

    @kereste , ne oldu bilmiyorum, ancak hakaret ve kişilik haklarına saldırı kabul edilemez. katkıların çok değerliydi, üzüldüm. sitenin uyulması gereken kuralları belli ve uymayan gider, sen değil...


  • Her insan eşit bir şekilde var olma hakkı olabilir mi? Sizce nasıl?
    nejdet evrenN nejdet evren
    Serbest Kürsü eşit eşitlik hak hukuk

    @Efruhte ,
    “Mesala yalan söylememek, zina yapmamak, sadakatli olmak, hırsızlık yapmamak, rüşvet alıp vermemek “
    diye evrensel olduğunu iddia ettiğiniz etik olgulardan söz etmişsiniz; lakin bunların eşitliği nasıl temin edeceklerini açıklamamışsınız; ancak bunlar hakkında da birkaç söz söylemek icap edebilir; şöyle ki; “doğru söyleyeni 9.köyden kovmuşlar” şeklinde bir ana/ata sözü vardır, aca bu söz yalan söylemeyi mi öğütlüyor!? On-bin-yıllık ceza yargısında sanığın yalan söyleme hakkı kabul edilmiştir; masumiyet karinesinin bir gereğidir. Üstelik kendine yalan söyleyen tek canlı türü de insandır. Zina yapmamak, sadakatli olmak aslında aynı şeylerdir ve eşlerin ya da yoldaşların samimiyetini ifade eder, lakin her ikisinin de örnekleri sayılamayacak kadar çok ve yaptırımı da vicdanla sınırlandırılamaz. Hırsızlık acaba nedir, düşünür diyor ki “hiç bir şey yoktan var olmaz” ve “ her zenginlik bir yoksullaşmanın karşılığında oluşur” acaba sömürüye dayalı mülkiyet bir hırsızlık olmasın mı? Rüşvet, sistemin yönetişimsel hastalığıdır çözümü de etik değil rüşvete gerek bırakmayacak düzenleme/yönetim şeklini yaratmakla mümkündür.

  • Giriş

  • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

  • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
  • İlk ileti
    Son ileti
0
  • Anasayfa
  • Güncel
  • Popüler
  • Dünya
  • Kategoriler
    • All Categories
    • Individual Categories
  • Gruplar
  • Kullanıcılar