• Kurucu

    Ortaçağ felsefesinin bir diğer önemli ve özgün felsefe geleneği İslam felsefesidir. İslam felsefesi, Batı’nın Patristik felsefenin ardından ağır bir “Karanlık Çağ”a girdiği sırada, kültür tarihinde özellikle bilginin sadece korunmasına değil fakat yeni katkılarla zenginleşmesine önemli katkılarda bulunmuş; bu anlamda, antik felsefe ile 12. yüzyıl sonrası Skolastik Hıristiyan felsefesi arasında köprü görevi yerine getirmiş bir felsefe geleneği olarak ortaya çıkmıştır. İslam felsefesine Müslümanlar dışında da katkıda bulunanlar olduğu ve İslam felsefesi sadece Arap dilinde ifade edilmediği için İslam felsefesi çok genel bir biçimde, bir bütün olarak İslam kültüründen doğmuş olan felsefe geleneği diye tanımlanabilir.

    İslam felsefesi, elbette, değişmez bir gündemi ve belli amaçları olan standart ve yekpare bir felsefe geleneğini ifade etmez. Söz konusu felsefe içinde çok çeşitli felsefe akımları, alternatif felsefe tasavvurları bulunur. Sözgelimi, Meşşai felsefe Yunan tarzı felsefeyi önemli ölçüde takip eder, buna mukabil tasavvufi felsefe, kendisine belirleyici ilke veya harekete geçirici düşünce olarak, mistik bilgi ilkesini alır. Sadece bu iki ayrı felsefe akımı ya da tarzı bile, Ortaçağ İslam felsefesi’nde, farklı felsefe kavrayış ya da tasavvurlarının serpilmiş olduğunu göstermeye fazlasıyla yeter. Buna göre, 9. Yüzyıldan Yüzyıldan yüzyıla kadar yaklaşık üç yüzyıl boyunca temsil edilen Meşşai felsefe, İslam dünyasında Grekçe Grekçe philosophianın karşılığı olan felasifeyi ifade eder. Başka bir deyişle, Antik Yunan’a özgü felsefe tarzının veya akılyürütme biçiminin geleneksel İslami metodolojilerinden olan farklılığına işaret edilmek üzere, onda Batılı anlamda rasyonel felsefeye karşılık gelecek şekilde, felasife deyimi kullanılmıştır. Tasavvufi ya da İşraki felsefe tarafından temsil edilen alternatif felsefe tasavvuru ise hikmet olarak tanımlanmış veya sınıflanmıştır.

    Buna göre, felasife ya da felsefenin varolanların bilgisini ifade ettiği yerde, çok daha geniş bir anlamda kullanılan hikmet, gerçeklikle ilgili ruhu dönüştürmeye yarayan araştırmayı ifade eder. Gerek Kuran’ı ve gerekse evreni ilahi vahyin, yorumlanmaya muhtaç veçheleri ya da temel unsurları olarak gören söz konusu hikmet olarak felsefe anlayışı, doğallıkla İslam felsefesini, vahyin sonucu olan kutsal metin üzerine hermeneutik bir araştırmaya dayanan bir “peygamber felsefesi” haline getirir. Bu felsefe türü, dolayısıyla daha geniş bir konular yelpazesini, sözgelimi insan varlıklarını, Bir Olan’ı ya da Saf Varlığı, evrensel varlık hiyerarşisinin derecelerini, evrenin bir bütün olarak kendisini ve nihayet, Tanrıya dönüşü ele alır. Söz konusu felsefenin amacı, evrendeki tözlerin ve arazların kuramsal bilgisi yanında, bütün bu varlıkların mevcudiyetini, ruha evrenin sınırlarından kurtulma imkânı verecek şekilde deneyimlemek olarak ortaya çıkar. Bu çok daha genel felsefe tasavvurunda, evren bireye dışsal ve yabancı bir şey olarak değil fakat ruhun yaptığı seyahatte geçtiği evrelerin bir dizisi olarak değerlendirilir; bu yüzden, o evreni rasyonel bir biçimde anlamaya çalışmak yerine, insanın evrendeki ilahi gizemi temaşa ederken, yaşadığı derin şaşkınlık ve aczi analiz etmeye çalışır.


  • İslam felsefesi deyince Farabi bir güneş gibidir.

    Ama bu güneş Gazali yobazlığı tarafından karartılmış ve İslam üzerine akıl güneşi doğamamıştır.

    Gazali dünyada en büyük klasik deterministler arasındadır. Bu kadar büyük bir deterministin İslam coğrafyasında yer alması çok büyük bir şanstı. Ama Gazali bu şansı harcamış ve bu coğrafyayı cehalet karanlıklarına gömmüştür.

    Gazali Farabi'yi kafir ilan eden karanlık bir yobazdır. Bu hareketi ile İslam coğrafyasının bir daha doğrultamayacak şekilde belini bükmüştür. Eğer Farabi görüşlerini yaymış olsaydı şu an bu karanlığı yaşamıyor olacaktık.


  • Gazali'nin Farabi'yi kafir ilan etmesinin nedeni determinist olması.

    Determinist kafiri dememiştir ama esbabperest kafir demiştir. Perest tapan, esbab sebepler, yani nedenler demek. Buna göre esbabperest nedenselci yani determinist oluyor.

    Determinizm daima klasik yöntemle yola çıkar. Başlangıcı budur. Sonra modern yani maddesel determinizm ile gelişimini tamamlar.

    Tabii Gazali bunu görmüştür. Bu klasik determinizmin ilerde materyalist esbabcılığa çıkacağını bilmiştir. Din elden gider saikiyle hareket etmiştir.

    Determinizm ile din elden elbette gider, haklıdır da zaten dinin elden gitmesi gerekiyor! Şart! Bunu elde tutmamak, hemen elden çıkarmak lazım bu köhne külüstürü! Bunu elde tuttuğun her gün ayrı kayıp!


Benzer Konular