İçeriğe atla

World

Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.

A world of content at your fingertips…

Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.

While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.

Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.

Kayıt Ol Giriş
  • Yapma KafaY

    Tancukuş ve Semrük ikisi de Türk mitolojisinin en efsanevi kuşları. Biri iyilik, biri güç sembolü.

    1. Semrük / Simurg / Zümrüdüanka
    Bu kuşu duymuşsundur. Birçok Türk boyunda adı var.

    • Görünüş: Dev gibi, kanatları gökyüzünü kaplar. Tüyleri zümrüt yeşili, altın sarısı. Başında taç gibi ibik var. Yaşı binlerce yıl.

    • Yaşadığı yer: Dünyanın ortasındaki Hayat Ağacı'nın tepesinde. Kimi anlatıya göre Kaf Dağı'nda.

    • Gücü: Her şeyi bilir. Ateşte yanıp küllerinden yeniden doğar. Şifa verir. Yaralıları iyileştirir.

    • Karakteri: Bilge, koruyucu. İyi insanlara yardım eder. Adil hükümdarlara yol gösterir.

    • Anlamı: Ölümsüzlük, yeniden doğuş, bilgelik. Devletin ve hakkaniyetin sembolü.

    Hikaye: Bir kahraman çaresiz kalınca Semrük gelir, kanadıyla gölge yapar, gagasıyla ilaç getirir.

    2. Tancukuş / Tanrık kuşu
    Bu daha az bilinen ama çok önemli bir kuş.

    • Görünüş: Bembeyaz, ışıldayan bir kuş. Gündüz güneşte parlar, gece yıldız gibi.

    • Yaşadığı yer: Göğün en üst katı. Ülgen’in elçisi. Tanrı ile insan arası haber taşır.

    • Gücü: Uğur ve müjde getirir. Savaşta Türk ordusunun üstünde uçar, zafer habercisidir.

    • Karakteri: Saf, temiz. Yalan söylemez. Kötülüğün olduğu yere konmaz.

    • Anlamı: Tanrı buyruğu, ilahi mesaj, kut. Hakanlık alameti.

    Hikaye: Bir hana "hakan olacaksın" diye Tancukuş konarmış başına. O yüzden bayraklarda, sancaklarda kuş figürü olurdu.

    • Sıkışınca Semrük gelir, derman olur.
    • Karar verirken Tancukuş gelir, yol gösterir.

    Bazı anlatılarda Tancukuş, Semrük’ün yavrusu ya da habercisi sayılır. Semrük ağaçta bekler, Tancukuş uçar haber getirir.

    Kısaca:
    Semrük = Bilge Şifacı
    Tancukuş = İlahi Postacı


  • Yapma KafaY

    Yel Ana = Rüzgarın Anası. Yel Obur'un tam zıttı 🙂

    Eğer Yel Obur yıkım getiren kasırgaysa, Yel Ana hayat veren meltemdir.

    Yel Ana kimdir?

    • Görünüş: Uzun beyaz saçlı, etekleri rüzgarda uçuşan yaşlı bir kadın. Bazen genç bir kız gibi de görünür. Elinde yelpaze veya tüy tutar.

    • Yaşadığı yer: Göğün 4. katında, dağ başlarında. 4 yöne rüzgar gönderen yer orasıdır.

    • Karakter: Merhametli, anaç, koruyucu. Göçerlerin, yolcuların, çobanların dostu.

    Görevleri neler?

    1. Rüzgarı göndermek: İlkbaharda ılık rüzgarı, yazın serin meltemi, sonbaharda tohumları savuran rüzgarı o yollar.

    2. Yolculara yardım: Çölde, bozkırda kaybolanlara serin rüzgarla yol gösterir. "Yel Ana es, yolumu bulayım" diye dua edilirdi.

    3. Temizlemek: Havayı, evleri, insanı kötü kokulardan ve hastalıklardan arındırır. Rüzgarla kötülüğü süpürdüğüne inanılır.

    4. Tohum ve bereket: Ekinlerin tozlaşmasını, ağaçların meyve vermesini sağlar. Ülgen ile birlikte çalışır.

    Nasıl memnun edilir?
    Eskiden göçebe Türkler Yel Ana'ya saygı gösterirdi:

    • Islık çalmamak: Islık çalmak Yel Ana'yı çağırmak demekti. Yanlış zamanda çalarsan fırtına getirir.

    • Ateşe üflememek: Ateşe üflemek rüzgarı kirletmek sayılırdı.

    • Bez bağlamak: Dağ tepesindeki ağaçlara, kayalara bez bağlayıp "Es bize Yel Ana" denirdi.

    • Adak: İlk esen rüzgarda süte ekmek ufalayıp havaya savurmak.

    Ailesi ve ilişkileri

    • Eşi: Yel Bey. O da rüzgarın erkek tarafı.

    • Çocukları: 4 yöne esen rüzgarlar. Kuzey rüzgarı, Güney rüzgarı vs.

    • Düşmanı: Yel Obur. İkisi sürekli mücadele eder. Yel Ana sakinlik, Yel Obur fırtına ister.

    Ne anlama geliyor?

    Yel Ana doğanın "nefes" tarafı. Nefes = can = hayat. Bu yüzden şifacıdır da. Hastaya iyi gelen rüzgar Yel Ana'nın öpücüğüdür derler.

    Kısaca:
    Yel Obur = Rüzgarın öfkesi, yıkımı
    Yel Ana = Rüzgarın şefkati, hayatı

    İkisi birlikte rüzgarın dengesini tutar.


    Yel Ana'nın 4 oğlu var. Her biri bir yöne eser ve her birinin ayrı huyu, görevi var. Eski Türkler yöne göre rüzgarı bu 4 kardeşten bilirlerdi. Yel Ana'nın 4 Rüzgar Oğlu 1. Kuzey Rüzgarı - Bora / Karayel Huyu: Sert, soğuk, dik kafalı. En güçlü oğlan odur. Ne getirir: Kışı, karı, ayazı. Dağlardan inip her şeyi dondurur. İyi yanı: Havayı temizler, sinek-sivrisinek kovar, ekindeki zararlıyı öldür. Kötü yanı: Çok eserse kuraklık ve don getirir. Sembolü: Beyaz kurt *2. Güney Rüzgarı - Lodos Huyu: Sıcakkanlı, cömert, biraz tembel. Ne getirir: Ilıklığı, baharı, yağmuru. Çöllerden nemli hava taşır. İyi yanı: Tohumları uyandırır, ağaçları çiçeklendirir. Yel Ana'nın en sevdiği oğlu. Kötü yanı: Çok eserse bunaltır, hastalık yayar. Sembolü: Turna kuşu 3. Doğu Rüzgarı - Gün Doğusu / Poyraz Huyu: Genç, hareketli, haberci. Güneşle birlikte uyanır. Ne getirir: Sabahı, gün doğumunu, yeni başlangıçları. Umut rüzgarı denir. İyi yanı: Yolculara yol gösterir, gemicilere iyi gelir. Bereket getirir. Kötü yanı: Sabit esmez, bir eser bir durur. Kararsızdır. Sembolü: Kartal 4. Batı Rüzgarı - Gün Batısı / Batılı Huyu: Bilge, yaşlı, hüzünlü. Günün sonunda eser. Ne getirir: Akşamı, yağmuru, bulutları. Hasat rüzgarı. İyi yanı: Ekinleri olgunlaştırır, denize yağmur taşır. Kötü yanı: Çok eserse fırtına ve sel yapar. Yel Obur’la en çok o kavga eder. Sembolü: At 4 Kardeşin Hikayesi Derler ki Yel Ana 4 oğlunu dünyanın 4 köşesine bekçi diye koymuş. Her gün toplanıp "bugün nereye eseceğiz" diye konuşurlarmış. Bazen kavga ederlermiş. Kuzey ile Güney anlaşamaz, Doğu ile Batı araya girermiş. Onlar kavga edince yeryüzünde fırtına, kasırga çıkar. Anlaşırlarsa meltem eser, bahar gelir. Halk arasında da vardı: "Kuzey eserse sık giyin, Güney eserse yağmur bekle, Doğu eserse yola çık, Batı eserse evde kal" Kısaca 4 rüzgar = Yel Ana'nın dünyayı döndürme sistemi.
  • Yapma KafaY

    Yel Obur = "Rüzgarı yiyen, rüzgarla beslenen" demek. Adı üstünde bayağı ürkütücü bir yaratık 🙂

    Yel Obur kimdir?

    • Görünüş: Dev gibi, tüylü, gözleri ateş gibi. Ağzı kocaman. Bazen kasırga şeklinde göründüğü de söylenir.

    • Yaşadığı yer: Dağ başları, bozkır, fırtınalı yerler. Rüzgarın estiği her yerde olabilir.

    • Özelliği: Normal obur gibi et yemez. Rüzgarı, fırtınayı, kasırgayı yer. Ne kadar çok eserse o kadar güçlenir.

    Ne yapar?

    1. Fırtına çıkartır: Açıkınca etrafı kasırgaya boğar. Ağaçları kökünden söker.

    2. Can alır: Yoldan geçenleri, çadırları, sürüleri rüzgarla savur. "Yel obur aldı götürdü" diye anlatılır.

    3. Rüzgarı hapseder: Bazı anlatılarda mağaralarda rüzgarı hapsedip sonra salıverir. O yüzden ani fırtınalar onun işi sayılırdı.

    Neden tehlikeli?

    Göçebe Türkler için rüzgar hem hayat hem ölüm demekti. Yel Obur da bu ikili yapının kötü tarafı. Kuraklık, toz fırtınası, çadırı yıkan boran hep onun yüzünden olurdu.

    Nasıl korunulur / kovulur?

    • Ateş yakmak: Yel Obur dumandan ve ateşten hoşlanmaz.

    • Büyü ve dua: Kamlar rüzgarı kesmesi için Ülgen'e yalvarırdı.

    • Sessiz kalmak: Fırtına anında bağırmak, ıslık çalmak onu daha çok çekerdi derler.

    Normal Obur'dan farkı ne?

    • Obur: Yiyecek oburu. Karnı için yaşar.

    • Yel Obur: Rüzgar oburu. Doğal afetleri temsil eder. Daha soyut, daha güçlü.

    Kısaca Yel Obur = Türk mitolojisindeki "kasırga canavarı". Doğanın öfkeli, kontrol edilemeyen yüzü.

    Kara Obur normal Obur’un daha tehlikeli, daha karanlık versiyonu.

    Kara Obur kimdir?

    • Görünüş: Zifiri siyah, kıllı, dağ gibi bir dev. Gözleri kömür gibi, ağzından siyah duman çıkar. Normal oburdan çok daha büyük ve çirkin.

    • Yaşadığı yer: Yeraltına yakın mağaralar, zifiri karanlık ormanlar, savaş alanları. Geceleri çıkar.

    • Beslenmesi: Sadece etle doymaz. Kara Obur insan ruhunu da yer. Korkuyu, ölümü, kıtlığı yiyerek beslenir.

    Ne yapar?

    1. Köyleri yok eder: Tek seferde bütün sürüyü ve insanları yutar. Geriye kemik bile bırakmaz.

    2. Hastalık ve kıtlık getirir: Geçtiği yerlerde ekinler kurur, su çekilir.

    3. Ruh çalar: Savaşta ölenlerin ruhlarını kapıp yeraltına götürür. Erlik’e hediye ettiği bile söylenir.

    4. Büyücülerle işbirliği: Kara büyü yapan cadılar onu çağırıp musallat ettir.

    Nasıl yenilir?

    Kara Obur’u normal yöntemlerle yenemezsin. Masallarda hep şöyle biter:

    • Kutsal ateş: 40 günlük ateşle yakılır.

    • Demir silah: Gümüş veya demir kılıç dışında hiçbir şey işlemiyor.

    • Bilge kişi: Kam veya Dede Korkut gibi biri duasıyla zayıflatır.

    • Adını söyleyip kovmak: "Kara Obur defol" deyip tuz atmak gibi halk çareleri var.

    Ne anlama geliyor?

    Kara Obur kıtlık, veba, savaş gibi toplu felaketlerin sembolü. "Kara gün" deyiminin kaynağı bile olabilir. İnsanların başına gelen en kötü şeylerin kişileşmiş hali.

    Kısaca: Obur açsa, Kara Obur öfkeli. Obur doyunca gider, Kara Obur doymaz.


  • Yapma KafaY

    Obur

    Türk mitolojisinde ve halk hikayelerinde adı üstünde: yiyip içmeyi hiç bırakmayan dev, canavar.

    Obur kimdir?

    • Görünüş: Kocaman, hantal, kıllı bir dev. Karnı davul gibi şiş. Ağzı kulaklarına kadar. Tek derdi yemek.

    • Karakter: Açgözlü, kurnaz ama genelde aptal. Güçlüdür ama kahramanlar onu zekasıyla alt eder.

    • Yaşadığı yer: Dağ başları, mağaralar, ıssız ormanlar. Sürülerin peşinden gider.

    Ne yapar?

    Tek bir işi var: yemek.

    1. Köyleri basar: Bir oturuşta 40 koyunu yer, sonra üstüne ekmek ister.

    2. İnsan da yer: Yakaladığını çiğ çiğ yutar. Bu yüzden masallarda hep "Obur geliyor" diye çocukları korkuturlar.

    3. Büyücülükle bağlantılı: Bazı anlatılarda cadılarla, devlerle iş birliği yapar. Ama genelde tek başına takılır.

    Nasıl alt edilir?

    Obur'u güçle yenmek zor çünkü çok büyük ve güçlü. Masallardaki formül genelde şu:

    • Karnını patlatmak: İçine kızgın taş, kaynar su doldururlar.

    • Kandırmak: "Daha çok yemek şu mağarada" deyip uçurumdan attırırlar.

    • Ateş: Obur ateşi sevmez, ondan kaçar.

    Sembolü ne?

    Obur aslında "kontrolsüz iştah ve açgözlülük"ün sembolü. Kıtlık zamanlarında, savaş sonrası yiyecek bulunamayan dönemlerde ortaya çıkan bir korku figürü. "Az yemezsen Obur gibi olursun" diye terbiye aracı olarak da anlatılmış.

    Benzerleri

    • Gulyabani: Mezarlıkta gezen, ölü yiyen versiyonu

    • Devekuşu gibi dev kuşlar: Bazı anlatılarda Obur'un bindiği hayvan

    • Rus mitolojisindeki Baba Yaga'nın yardımcıları ile benzerlik gösterir

    Kısaca Obur = "doyumsuzluk" canavarı. Masallarda hep kahraman çocuk veya kurnaz çoban tarafından yenilir. Sonu kötü biter.


  • Yapma KafaY

    Al Karısı

    Türk halk inançlarında ve mitolojisinde en çok korkulan kadın ruhlardan biri.

    Adı "al" renginden geliyor. Yani "kırmızı kadın" demek.

    Nasıl biri?

    • Görünüş: Uzun boylu, sıska, kırmızı elbiseli, uzun saçlı, tir tir titreyen bir kadın. Bazen yüzü yok gibi anlatılır, bazen de çok güzel.

    • En sevdiği yerler: Suya yakın yerler, hamam, lohusa kadınların bulunduğu odalar, yeni doğum yapmış evler.

    • Koku: Yanına yaklaştığında yanık et veya kan kokusu gelir derler.

    Ne yapar?

    Ana hedefi lohusa kadınlar ve yeni doğan bebekler.

    1. Al basması: Gece lohusanın göğsüne oturur, nefesini keser. Kabus görmenin sebebi budur.

    2. Bebeğin ciğerini/karaciğerini yer: Bebeği hasta eder, sarılık yapar. Bu yüzden eski zamanlarda bebeklerin yanına kırmızı kurdele, bıçak, Kur'an konurdu.

    3. Annenin sütünü kurutur: Kadının aklını alır, delirtir.

    4. Erkeklere de musallat olur: Yalnız yolda giden erkekleri ayartıp yorar.

    Neden böyle?

    Eski inanca göre Al Karısı aslında doğumda ölmüş bir kadının ruhu. Kendi çocuğunu emziremediği için hıncını başkalarından çıkarıyor. Bir de "al" kan demek. Doğum kanıyla bağlantılı olduğu düşünülür.

    Korunma yolları

    Eskiden anneler çok ciddi önlem alırdı:

    • Kırmızı ip/kurdele: Bebeğin bileğine, beşiğine bağlanır. Al rengi onu kovar.

    • Bıçak, makas, ayna: Beşiğin altına konur. Kendini görünce kaçar.

    • Tuz ve ekmek: Kapının eşiğine konur.

    • 40 gün yalnız bırakmama: Lohusa kadın 40 gün tek başına bırakılmazdı.

    • Ezan okuma: Al Karısı ezan sesinden korkar.( islamdan sonra eklenmiş orjinalinde böyle birşey yok)

    Diğer adları

    Bölgeden bölgeye değişir: Albastı, Al Basmış, Al Ana.

    Orta Asya'da da benzer ruhlar var.

    Kısaca Al Karısı = doğum ve lohusalıkla ilgili korkuların, bilgisizliğin kişileşmiş hali.

    Eskiden bebek ölüm oranı yüksek olduğu için insanlar buna bir açıklama bulmuş.


  • Yapma KafaY

    Ülgen Türk mitolojisinde en önemli iyilik tanrılarından biri.

    Ülgen kimdir?

    • Gökyüzünün 7. katında yaşar. Gök Tanrı Tengri'den sonra en güçlü iyilik gücü odur.

    • Adı "ül-" kökünden gelir. "Yaratmak, çoğaltmak, paylaştırmak" demek. Yani hem yaratıcı hem de rızık dağıtan tanrı.

    • Ak sakallı, ak giyimli, nur yüzlü bir ihtiyar olarak tasvir edilir. Erlik'in tam zıttıdır.

    Görevleri neler?

    1. Yaratıcılık: İnsanları, hayvanları, bitkileri o yaratır. Tengri'den aldığı emirle dünyayı düzenler.

    2. Rızık ve Bereket: Yağmuru, mahsulü, hayvanların çoğalmasını Ülgen sağlar. Ona dua edenlerin dileğini kabul eder.

    3. Ruhları koruma: Ölen iyi insanların ruhlarını alıp göğe çıkarır. Çocukları ve temiz ruhları korur.

    4. Şamanlara yardım: Kamlar transa geçip göğe çıkarken Ülgen'in katına kadar çıkar. Ondan şifa, kehanet ve yardım isterler.

    Nasıl tapınılırdı?

    Ülgen'e kurban sunulurken beyaz at, beyaz koyun gibi "ak" renkli hayvanlar seçilirdi. Çünkü ak renk = temizlik = Ülgen.

    Ateş yakıp dumanla göğe mesaj gönderme, ağaçlara bez bağlama gibi ritüeller de onun için yapılırdı. Altay Türkleri arasında adı en çok anılan tanrılardan.

    Erlik ile ilişkisi

    İkili yapı çok net:

    • Ülgen: Gökte, aydınlık, yaratma, iyilik
    • Erlik: Yeraltında, karanlık, bozma, kötülük

    Bazı anlatılarda ikisi kardeş. Tengri dünyayı yaratmak için Ülgen'i görevlendirmiş, ama Erlik kıskanıp işleri bozunca yeraltına sürülmüş.

    Diğer adları
    Bölgeye göre Kuday, Bay Ülgen, Yime gibi isimlerle de anılır. Moğollarda "Burkhan", bazı Sibirya topluluklarında "Kurbustan" benzeri isimlerle geçiyor.

    Kısaca Ülgen = Türk mitolojisinin "iyilik, düzen ve bereket" tarafı.


  • Yapma KafaY

    "Bilimi kullanarak kandıranlar"a en net laf: bilim sömürüsü yapıyorlar.

    Bilim ciddi bir iş. Formül, test, veri ister. Ama bazı markalar "bilimsel geliyor kulağa" diye kelimeleri alıp reklam malzemesi yapıyor. Buna da halk arasında sahte bilim pazarlaması deniyor.

    Akıllı molekül olur mu?
    Kısa cevap: molekülün aklı olmaz.
    Molekül dediğin şey atomların belirli bağlarla birleşmiş hali. Kiri çözer, kokuyu bağlar, enzimi aktive eder. Hepsi kimya ve fizik kuralı. "Akıllı" olan şey onu laboratuvarda tasarlayan kimyager ve onu nereye koyacağına karar veren insan.

    "Akıllı molekül" genelde şu 3 şeyden birini süslü anlatmak için kullanılır:

    1. Enzim: Lekeyi görünce çalışan biyolojik katalizör

    2. Kapsüllenmiş koku/aktif: Sıkınca değil, kuruyunca salınan yapı

    3. Yüzeye yapışan polimer: Kumaşı kaplayıp sonraki kirlenmeyi zorlaştıran madde

    Yani iş yapıyor olabilir ama akıllı değil, programlı.

    son yıllarda deterjan reklamlarında "akıllı molekül teknolojisi" gibi ifadeler kullanıldı. Mantık şu: deterjana koydukları özel polimerler ve enzimler kuruduktan sonra da kokuyu taze tutuyor, kirin tekrar yapışmasını zorlaştırıyor.

    Kötü ürün mü? Değil. Temizlik yapıyor. Sadece "akıllı molekül" kısmı bilimsel bir terim değil, pazarlama dili. Tıpkı "kuantum şampuan" "nano çamaşır suyu" gibi.

    Bilimi ciddiye almayanlara "kaynağını göster" de. Makale var mı, test var mı, bağımsız kurum onaylamış mı? Yoksa o "akıllı molekül" sadece reklam yazarının akıllılığıdır.

    Kısa cevap: Yasal olarak aldatmaca değil, pazarlama abartısı.

    Arada ince bir çizgi var:

    1. Aldatmaca / Dolandırıcılık ne olurdu
      Ürün hiç temizlemiyorsa, içinde yazan madde yoksa, "hastalıkları iyileştirir" diye yalan söylüyorsa o direkt aldatmaca. Tüketici Hakem Heyeti ve Reklam Kurulu buna ceza keser.

    2. "Akıllı molekül" ne oluyor
      deterjanı gerçekten temizliyor. İçinde enzim, yüzey aktif madde, koku kapsülü var. Yani ürün çalışıyor.

    "Akıllı" kelimesi ise kanıtlanabilir bir teknik terim değil. Tıpta "akıllı ilaç" diye bir şey var, o hedefe giden ilaç için kullanılıyor. Deterjanda karşılığı yok. Bu yüzden buna "bilim kulağı okşayan reklam dili" deniyor.

    Hukukta buna "puffery" yani "abartılı övünme" diyorlar. "Dünyanın en iyi kahvesi" demek gibi. Kimse gidip "ispatla" diyemiyor çünkü ölçülebilir değil.

    Peki kandırma mı?

    Kısmen evet. Bilerek "aa bu molekül düşünüyor galiba" dedirtmek için seçilmiş bir kelime. Bilimden anlamayan biri "vay teknolojiye bak" diye daha pahalıya alabilir. Bu etik mi? Tartışılır.

    Ama yasak mı? Şu an Türkiye'de "yanıltıcı reklam" sınıfına girmez, çünkü ürün vaadini yerine getiriyor: kir çıkarıyor.

    Nasıl korunursun:

    • Fiyat/performans karşılaştır: Aynı işi yapan daha ucuz deterjan var mı?

    Yasal dolandırıcılık değil ama zeki pazarlama evet. Bilimi süs diye kullanıyorlar.

    Sorun şu aslında

    "Abartılı övünme + daha fazla para" = marka primi

    Eskisi ile karşılaştırdığında ücreti kadar kalitesi de farkediyor mu

    Her şampuan 50 yıldır aynı sözler ile pazarlanıyor.

    Neden fazla para istiyorlar?

    1. Ar-Ge masalı satıyorlar: "Laboratuvarda 10 bilim insanı 3 yıl çalıştı" imajı pahalı durur. Halbuki o molekül/polymer zaten 20 yıldır deterjan sektöründe var.

    2. Farklılaşma: Bütün deterjanlar %90 aynı. Biri "leke çıkarır" derse diğeri "AKILLI molekülle leke çıkarır" demek zorunda kalıyor. Yoksa rafta kaybolur.

    3. Senin psikolojin: "Akıllı" kelimesi duyunca beyin "bu daha gelişmiş olmalı" diye kodluyor. Ve gelişmiş = pahalı olmalı diye düşünüyoruz. Markalar da bunu biliyor.

    Yani ürün 5 lira daha iyi temizlemiyor ama 15 lira daha pahalı olabiliyor.

    Bu yasal mı?
    Türkiye'de evet. Reklam Kurulu'nun kuralı şu: "Ürün vaat ettiği temel işi yapıyorsa" ceza yemez.
    Temizliyor mu? Evet.
    O zaman "akıllı" dedi diye ceza gelmiyor. "Mucizevi" "garantili" demediği sürece.

    Peki ne yapmalı?

    Kendine 3 soru sor:

    • Aynı içerik var mı? Arkasını çevir. "5 enzim + optik beyazlatıcı + koku kapsülü" yazıyorsa, diğer markada da aynıları varsa fark yok demektir.

    • Gerçekten ihtiyacın var mı? Çocuklu ev, alerji, hassas cilt için özel formüller bazen fark eder. Normal ev için genelde "akıllı"ya gerek yok.

    Özet: Aldatmaca değil ama "akıllı pazarlama" kesinlikle. Cebinden çıkan o ekstra para moleküle değil, kelimeye gidiyor.


    @yapma-kafa duzelttim.
  • Yapma KafaY

    Türk mitolojisi alt başlığı açılmasını öneriyorum.

    Ev iyeleri, Türk mitolojisinde evi ve ocağı koruyan ruhlar/iyi varlıklar.

    Türklerin eski inancında her şeyin bir "iyesi" olduğuna inanılırdı. Dağın iyesi, suyun iyesi, ağacın iyesi gibi. Ev iyesi de bunun ev versiyonu.

    Temel özellikleri

    • Koruyucu ruh: Evin, aile bireylerinin, malın, hayvanların bekçisidir. Zarar gelmesini engeller.

    • Ocakla bağlantılı: Genellikle ocağın, eşiğin, evin köşelerinin yakınında yaşadığına inanılır. Ateş söndürülmezdi çünkü iye üşür diye düşünülürdü.

    • Kızgınlığı kötü sonuç doğurur: Ev iyesini kızdırırsan; eşyalar kaybolur, süt kesilir, çocuklar huzursuzlanır, evde uğursuzluk olur derlerdi.

    • Memnun etme: Onu memnun tutmak için ocağa ilk yemek lokması bırakılır, dökülen yemeğin bir kısmı yere serpilirdi. Yeni eve taşınınca "ev sahibi" diye adak yapılırdı.

    Farklı isimleri

    Bölgeye göre isim değişiyor:

    • Ev iyesi / Ev sahibi: En yaygın ad

    • Bacaanası: Özellikle Altay-Sibirya Türklerinde

    • Eşik iyesi: Eşiği koruduğuna inanıldığı için

    Bazen yaşlı bir dede, bazen küçük boylu bir varlık olarak tasavvur edilir. Görünmezdir ama evde biri varmış gibi sesler duyulabilir.

    İslam sonrası

    İslam ile birlikte bu inanç tam silinmedi. "Ev cinleri", "ev sahibi" gibi kavramlara dönüştü. Hala Anadolu'da "evde bir şey var, huzursuz" deyip ocağa tuz atma, eşiğe dua etme gibi pratiklerin kökeninde bu inanç var.

    Kısaca: Ev iyeleri eski Türklerde evi bir canlı gibi gören, onu koruyan ve karşılığında saygı isteyen ruhlardı.


    Actim @yapma-kafa
  • phiP

    ben severek izledim, sizin de izlemenizi rica ederim.


    Antik uzaylı sözüne pek itibar etmiyorum çünkü bir kere gelmişlerse hep geliyorlardır. Benim bakış açım uzaylıdan yana değil. Antik bilgi kaybolmuş yada gizlenmiş veya yokedilmiş. Her çağ değişiminde kasıtlı olarak bilgi yoketme eylemi yapılmış ve hakim güç kendi kurallarını dayatmak için öncekileri tamamen ortadan kaldırmaya çalışmış. 100 yıl önce de aynısı yapılmış. Eski kitaplar toplatılıp imha edilmiş yada saklanmış. Hala daha günümüzde antik dillerin yazıtları kitapları net açıklanmıyor. Çünkü günümüz kapitalist sisteminin işine gelmiyor. 1500 yıl önce de benzer şeyler yapılmış. Şimdi de yapay zeka ve dijitalleşme ile benzer şeyler yapılıyor. Hakim güç kendi düzenini pekiştirmek için eski bilgiyi silip yerine kendi kurallarını dayatıyor. İşte antik uzaylılar sandığımız kişiler de bunlardan biri. O günün bilgileri yok ediliyor yada gizleniyor. Biz de uzaydan birileri geldi sanıyoruz. Bugün bile konuşulan great reset dedikleri olay bundan ibaret. Bu yüzden yetenekli insanlara sesleniyorum bilginizi kendinize saklayın . Bulduğunuz şeyleri ilan etmeyin. Çünkü her durumda sizin aleyhinize kullanacaklar. Bu yüzden google tekelleşmesine karşıyım çünkü bilgiyi manipüle edecekler. Zaten ufak ufak sansürlüyorlar. Bu yüzden kapitalist sermayenin tv de hergün yalan reklamlarına karşıyım. Çünkü bu yalanlar zamanla gençlerin algılarını negatif etkiliyor. Akıllı enzim var sanıyor , kolayı içince mutlu olacağını düşünüyor falan..işin en berbatı da üç kurışa taklacı prpfesörler bunlara alet oluyorlar.
  • Yapma KafaY

    Düşük frekanslı ses

    Genelde 20 Hz'in altındaki sesler. Kulağımız duymaz ama vücudumuz hisseder. Buna infrasound da deniyor.

    1. Fiziksel etkiler

    • Titreşim hissi: 1-20 Hz arası göğüs kafesinde, iç organlarda titreşim yapar. Konserlerde subwoofer'ın göğsünü titrettiği o his bu.

    • Baş ağrısı ve basınç: Uzun süre maruz kalınca kulakta doluluk, baş basıncı yapabilir.

    • Görme bulanıklığı: 10-20 Hz civarı göz küresini titretebildiği için görüşte dalgalanma hissi rapor edilmiş.

    • Mide bulantısı: Özellikle 7 Hz civarı iç organ rezonans frekansına yakın olduğu için bazı insanlarda bulantı hissi oluşturur.

    2. Psikolojik / algısal etkiler

    Bunlar biraz kişiden kişiye değişiyor çünkü bilinçli duymuyoruz.

    • Kaygı ve huzursuzluk:
      Nedenini bilmediğin bir "tedirginlik" hissi. Korku filmlerinde ve gerilim müziklerinde kasıtlı kullanılır. Bazı hayvanların depremi önceden hissetmesi de bununla bağlantılı.

    • Uyku bozukluğu: 10-30 Hz arası düşük gürültü uyku kalitesini düşürebilir.

    • Konsantrasyon kaybı: Ofislerde HVAC, jeneratör gibi kaynaklardan gelen sürekli düşük frekans dikkat dağınıklığı yapar.

    3. Nereden gelir?

    • Doğal: Deprem, fırtına, şimşek, okyanus dalgaları, volkan

    • Yapay: Rüzgar türbinleri, büyük motorlar, jeneratörler, metro, bas-heavy müzik, klima santralleri

    4. Tehlikeli mi?

    Kısa süreli ve orta şiddette: genelde sorun yok. Vücut tolere eder.

    Uzun süreli ve yüksek şiddette 90 dB üzeri: yorgunluk, baş ağrısı, stres hormonu artışı görülebilir. İş güvenliği standartları bu yüzden düşük frekans gürültüyü de ölçer.

    Kısaca: Duymuyoruz ama hissediyoruz. Vücut "bir şeyler oluyor" diye alarm veriyor.
    Evet, kullanılıyor. Hatta bunun için bilerek infrasound kullanan yerler var.

    Nedeni basit: düşük frekanslı sesi duymuyorsun ama beynin ve vücudun "bir şey ters" diye algılıyor.

    KANDIRMACA OLARAK NASIL KULLANILIYOR

    1. Paranormal / "perili yer" hikayeleri

    • 7-19 Hz bandı Bu aralıkta uzun süre maruz kalınca insanlarda kaygı, ürperti, boğulma hissi, hatta ağlama isteği çıkabiliyor. Gözde titreşim yapıp "kenardan gölge geçiyormuş" gibi halüsinasyon benzeri etki de rapor edilmiş.

    • Bazı araştırmacılar eski kiliseler, mahzenler, mağaralarda doğal rezonansın bu frekanslara denk geldiğini buldu. Sonra insanlar "burada ruh var" dedi. Rüzgarın borulardan geçmesi, su tesisatı, büyük fanlar da aynı etkiyi yapar.

    2. Dini ritüeller ve törenler

    • Davul, boru, org, büyük çan: Tibet budist tapınaklarındaki dev davullar, katedral orglarındaki 16 Hz'lik "diapason" boruları kasıtlı olarak göğsü titretecek şekilde tasarlandı. Amaç mistik bir "ağırlık" ve "haşmet" hissi vermek.

    • Toplu trans / huşu: 20 Hz altı ritmik ses beyin dalgalarını etkileyip trans benzeri duruma sokabilir. Bazı tarikat ve şamanik ayinlerde büyük davul 4-7 Hz ritmi kullanır. Bu kandırmaca değil, bilinçli araç.

    • Kandırma kısmı: 1900'lerin ortasından sonra bazı sahte medyumlar ve "cin çıkarma" seanslarında gizli subwoofer koyup odada 18 Hz ses verildiği belgelenmiş. İnsanlar titremeye, ağlamaya başlayınca "ruh girdi" denmiş.

    Günümüzedeki tarikatlar ve paranormal örgütler içinde de kullanılıyor. Amaç gelen müşteriyi etki altında tutup kullanmak yada parasını almak

    Özet mekanizma

    Düşük frekans = kontrol edemediğin bir korku. Kaynağını göremediğin için beynin hemen "tehlike, varlık" diye yorumluyor. Binlerce yıldır bunu biliyoruz ve törenlerde de kullanıyoruz.

    Fark şu:

    • Ritüel amaçlıysa: İnsanları topluca aynı duyguya sokmak için. Haşmet, korku, teslimiyet.

    • Kandırmacaysa: "Burada doğaüstü bir şey var" dedirtmek için kaynağı gizleyip kullanmak.


    @TENTEN bazı seslerin kısa süreliğine metabolizmaya etkisi var. Doğru olabilir. O frekansta beyin aktivitesini hızlandırdığı için doping etkisi yapıyor olabilir. Düşük frekansı duymuyorsun zaten hissediyorsun. 20 hz altı sesler bunlar. Kulağın sağır olsa da bedenin hissediyor.
  • Yapma KafaY

    Firefox zaten artık diğer tarayıcılardan pek farkı kalmadı. Reklam engelleyicisi dışında.

    Ama torr browser da son bir yıldır yeterli gizliliği sağlayamıyor.

    Daha dün bir tane film izlemek için yutuba girdim karşıma "yükleyici bu yayını ülkenizde desteklemiyor" yazısı çıktı.

    Torr'a bağlandım yine aynı yazı çıktı sadece ABD için izleme hakkı tanımış.

    Orbot çıkışını ABD yaptım, ayarları abd ingilizcesine ayarladım, çıkışı meek me azure yaptım. Yine aynı yazı çıktı. Üstelik yazı bulunduğum ülkenin diliyle çıkıyor. Yani çıkış noktası falan hepsi hikaye kaldı.

    En sonunda yutubda başka bir yükleyici buldum oradan izledim.

    Bu ne biçim iştir arkadaş. Torr browser sadece acemi işine dönüşmüş galiba.

    Ha iyi yönleri de var. Porno sansürü konusunda 10 numara yani google dan yamdex den 100 kat daha iyi.

    Google gibi ticari düşinmüyor şimdilik. Asla aramalarda çıkmıyor. Sadece adresi yazarsanız bulursunuz. Yani google gibi kumar fuhuş reklam yönlendirmesi çıkmadı karşıma.


    @TENTEN yok kanka gps ayarlarına erişim yok. Google maps bile konumu oradan alıyor. Torr yada orbot oraya erişemiyor. Sadece DNS ve Mac adresini şaşırtabiliyor. Şimdilik böyle tabi sonra değişirse bilmem ama telefon konum aç kapa ile ilgisi yok direkt sinyal ile bağlantılı.
  • Yapma KafaY

    Hekate, Yunan mitolojisinin en gizemli ve en güçlü tanrıçalarından biri.

    Türk mitolojisinde ise Yol İyeleri ile benzerlik taşır.

    Özellikle İstanbulun koruyuculuğu görevi Zeus tarafından kendisine verilmiş.

    Günümüzde Selena dizisi Hekate ye gönderme yapmak için çekilmiştir. Hala bu mitoloji gizli de olsa yaşatılmaktadır.

    Belgrad ormanlarındaki cadılık ritüelleri bu kültün bir parçasıdır.

    Kısa özet

    Hekate kavşakların, gece, büyü, cadılık, hayaletler ve kapıların tanrıçası. 3 başlı ya da 3 bedenli tasvir edilir, elinde meşale ve yılanlarla gezer. Hem korkulan hem de korunan bir figür.

    Mitolojideki yeri

    1. Kökeni
    Titan soyundan. Anne ve babası Titanlar Perses ve Asteria. Zeus’un Titanlara karşı savaşında tarafsız kalmayıp Olimposluların yanında yer aldığı için Zeus ona büyük ayrıcalıklar verdi. Gökyüzü, deniz ve yeraltı üzerinde pay sahibi olan nadir tanrılardan biri oldu.

    2. Güç alanı

    • Kavşaklar ve eşikler: 3
      yolun birleştiği yerler ona adanırdı. Bu yüzden yolculara rehberlik eder, aynı zamanda kaybolan ruhlara da.

    • Gece ve ay: Artemis ve Selene ile bağlantılı. Gece ayinlerinin, ayın karanlık yüzünün tanrıçası.

    • Büyü ve bitki bilgisi: Cadılık, zehirler, şifalı bitkiler, kehanet. Homeros’tan sonra büyücüler hep ondan güç ister

    • Ölüler ve hayaletler: Yeraltı ile bağı var. Ölenlerin ruhlarını yönlendirdiğine inanılırdı. Köpekler ona kutsaldı.

    3. En bilinen hikayesi

    Demeter ve Persephone efsanesi. Persephone yeraltına kaçırıldığında herkes ararken onu duyan tek kişi Hekate’ydi. Meşalesiyle gece boyu Demeter’e eşlik etti ve sonra Persephone’nin yılda 4 ay yeraltında kalmasına aracılık etti. Bu yüzden Demeter’in en yakın yoldaşı oldu.

    4. Neden 3’lü?
    Çoğu heykelinde 3 yüzü ya da 3 bedeni sırt sırta durur. Sebebi: geçmiş-şimdi-gelecek, doğum-yaşam-ölüm, gök-yer-yeraltı gibi tüm eşikleri aynı anda görebilmesi. Ayrıca kavşakları kontrol ettiği için "3 yolun bekçisi" olarak görülür.

    Kültü ve sembolleri

    • Semboller: Meşale, anahtar, hançer, köpek, baykuş, yılan, çark

    • Renk: Siyah ve koyu kırmızı

    • Sunular: Kavşaklara bırakılan yiyecekler "Hekate’nin akşam yemeği". Fakirlere dağıtılırdı, kötü ruhları evden uzak tutsun diye.

    • Tapınaklar: Çok büyük tapınağı yoktu. Daha çok evlerin kapısına, şehir kapılarına ve kavşaklara küçük sunaklar dikilirdi.

    Roma ve sonraki dönem
    Romalılar ona Trivia dediler. Orta Çağ’da cadılıkla özdeşleşince imajı biraz karardı. Ama aslında o sadece "karanlık" değil, koruyucu bir tanrıçaydı. Büyücülere güç veren, kaybolanlara yol gösteren, kadınların doğumuna yardım eden biri.

    Kısaca: Hekate ne iyi ne kötü. O eşikte duran tanrıça. Ne gündüz ne gece, ne yaşam ne ölüm. Aradaki her şeyi bilen ve yöneten güç.


  • Yapma KafaY

    Askerlik yapanlar hep yemeklerden şikayet ederler. Benim zamanımda da böyleydi.

    Ama şuan nasıl bilmiyorum. Dünya standartlarında eğitimdeki bir askerin günlük kalori ihtiyacı 4000 Cal dir. Bunun içinde enaz 200 gr protein olmak zorundadır.

    Aksi halde vücüt 1 ay sonra çökmeye başlar çünkü karbonhidrat hızlı enerji verir ama eğitimle yıpranan vücudu tamir etmez.

    Kısaca: Kaloriyi karbon hidrat ile doldurursan aç kalmazsın ama askerlik boyunca performansın ve toparlanman çöker.

    Askerde işin %70’i kas yıpranması ve uyku eksikliği. Protein olmayınca vücut tamir edemiyor.

    1. Ne olur? Vücutta sırayla bunlar başlar

    1-2 hafta Enerji var ama sürekli açlık. Karb hızlı yakılır, 2 saat sonra bitkinlik. Antrenmandan sonra kas ağrısı 3-4 gün geçmez

    3-4 hafta Kas kaybı başlar. Aynı kiloyu taşırken daha çok yorulursun. Yaralanma riski artar: sakatlık, burkulma, stres kırığı

    1-2 ay Bağışıklık düşer. Koğuşta 1 kişi grip olunca herkes olur. Yara iyileşmesi yavaşlar. Saç dökülmesi, tırnak kırılması

    Uzun dönem Güç kaybı, motivasyon düşüşü, konsantrasyon bozukluğu. Vücut kası yakıp enerjiye çevirmeye başlar. "Asker halsizliği" dediğimiz şey

    1. Neden sadece karbonhidrat yetmiyor?

    TSK menüsünde hedef %15 protein, %57 karb. Hidrat %28 yağ.

    Karbonhidrat = yakıt. Koşu, tatbikat için anlık enerji verir.

    Protein = tamir ve yapı. Kas, tendon, hormon, bağışıklık sistemi proteinden yapılır.

    Eğer 4000 kaloriyi hep ekmek, pilav, makarna ile tamamlarsan:

    1. Kas yapamazsın: Acemi eğitiminde kas yıkılıyor. Protein yoksa vücut kendi kasını parçalar. Sonuç: zayıf ama yorgun asker.

    2. Toparlanma yok: Bugün 20km yürüdün. Proteinle yarın toparlarsın. Karb.Hid. ile toparlanamazsın. 3. gün bacaklar bitik.

    3. Bağışıklık çöker: Antikorların %90’ı protein. Kapalı koğuş + stres + az protein = hastalık.

    4. Yağ oranı artar: Fazla karb depolanır. Zayıflamak yerine yağlanırsın ama güçsüz olursun.

    5. TSK’da minimum ne lazım?
      Sporcu asker için genel kural: kg başına 1.6 - 2.2g protein/gün

    70kg bir asker için: 110 - 150g protein/gün ≈ 440-600 kcal

    TSK’nın 4000 kcal menüsünde %15 protein = 150g protein yapar. Tam hedef bu.

    Protein kaynakları: et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt, kuru baklagil, peynir.

    Eğer sadece ekmek + pilav + makarna yersen günde 60-70g proteinde kalırsın. Yarısı eksik.

    Savaşan operasyonel asker için bu ihtiyaç 6000 Kal/güne kadar çıkıyor.

    Kalori = Arabanın benzini. Protein = Motorun yağı ve yedek parçası.

    Benzini fulleyip yağ koymazsan motor 1 hafta sonra kitler.

    Acemide 1-2 hafta idare edersin ama 1 ay sonunda aynı eğitimi yapan protein alan arkadaşından çok daha çabuk yorulur ve sakatlanırsın.

    Kağıt üstünde herşey mükemmel gösteriliyor ama gerçekte bu şartlar sağlanıyor mu.

    Gelen erzak iç edilip askere 2500 Kal ile idare ey mi deniliyor.

    Benim zamanımda çılan yemekler çok da iç açıcı değildi
    Şimdiki durum ne bilmiyorum.

    Günlük 4000 Cal için ideal menü ne olabilir;

    4000 kcal / ∼150g protein hedefli 1 günlük örnek asker menüsü

    1. TSK Tarzı - 3 Ana + 2 Ara Öğün = ∼4000 kcal

    Kahvaltı 07:00 4 dilim ekmek, 2 yumurta, 100g beyaz peynir, 10 zeytin, 1 bardak süt, 1 tatlı kaşığı pekmez, çay 900 kcal 45g protein

    Ara Öğün 10:30 1 muz + 1 elma + 1 avuç fıstık 40g + 1 ayran 400 kcal 12g protein

    Öğle 12:30 2 kepçe pilav, 1 kepçe kuru fasulye, 120g tavuk/tas kebap, salata, 1 dilim ekmek, 1 bardak yoğurt, su 1200 kcal 55g protein

    Ara Öğün 16:00 2 dilim kek veya 1 enerji bar + 1 bardak süt + 1 portakal 350 kcal 10g protein

    Akşam 18:30 2 kepçe makarna + kıymalı sos, 1 tabak mercimek çorbası, 2 dilim ekmek, salata, 1 kase yoğurt 1000 kcal 35g protein

    Gece 21:00 1 bardak süt + 3-4 ceviz 150 kcal 6g protein

    TOPLAM ~4000 kcal ~163g protein

    Bu menüdeki mantık: Her öğünde protein + karb birlikte. Böylece kas yıkılmıyor.

    2. Örnek

    Kahvaltı 5 yumurta omlet, 4 dilim tam buğday ekmek, 100g lor peynir, zeytin, domates, 1 bardak süt 950 kcal 55g protein

    Ara Öğün 1 ölçek whey protein + 1 muz + 30g badem 350 kcal 30g ptotein

    Öğle 200g tavuk göğüs ızgara, 300g haşlama pilav, 1 tabak bulgur pilavı, yoğurt, salata 1150 kcal 65g protein

    Antrenman Sonrası 1 ölçek whey + 2 dilim ekmek + bal 300 kcal 25g protein

    Akşam 200g kıyma 10% yağlı, 250g makarna, 1 tabak kuru baklagil, salata 1100 kcal 55g protein

    Gece 1 kase yoğurt + 1 yemek kaşığı bal + 20g ceviz 200 kcal 8g protein

    TOPLAM ~4050 kcal ~238g protein

    4000 kcal'a ulaşmanın 4 kilit kuralı

    1. Karb. Hidratu bol tut: Her öğünde 2 kepçe pilav/makarna/bulgur. 1 kepçe = 200 kcal

    2. Proteini her öğüne yay: Kahvaltıda yumurta-peynir, öğlede et-baklagil, akşamda et-yoğurt

    3. Sağlıklı yağ ekle: Zeytinyağı, ceviz, badem, fıstık. 1 avuç = 200 kcal

    4. Sıvı kaloriyi unutma: Süt, ayran, meyve suyu. 1 bardak süt = 120 kcal

    pratik tüyolar

    1. Tabakta sıra: Önce proteinli şeyi ye - et, yumurta, kuru fasulye. Sonra pilav-ekmek

    2. Yoğurt ve süt altın değerinde: Hem protein hem sıvı. Günde 2-3 bardak hedefle

    3. Ekmek düşmanı olma: 1 dilim = 70 kcal. Enerji için lazım ama sadece ekmekle doldurma

    4. Su + elektrolit: 4000 kcal yersen 4-5L su içmen lazım

    Bu gibi bir menüyle hem enerji depolu gezersin hem de erimezsin, aksine güçlenirsin.

    Ama fabrikada bile işçi menüleri bu kaliteye ulaşamıyor. Yemeğe karıştırılmış 40gr et ile günü geçiştiriyorlar.

    Sonra üstün performan bekliyorlar. Yemin ediyorum ev kedisi kadar beslenemiyoruz.


    @Yapma-Kafa said: Askerlik yapanlar hep yemeklerden şikayet ederler. Benim zamanımda da böyleydi. Ama şuan nasıl bilmiyorum. Dünya standartlarında eğitimdeki bir askerin günlük kalori ihtiyacı 4000 Cal dir. Bunun içinde enaz 200 gr protein olmak zorundadır. Aksi halde vücüt 1 ay sonra çökmeye başlar çünkü karbonhidrat hızlı enerji verir ama eğitimle yıpranan vücudu tamir etmez. Kısaca: Kaloriyi karbon hidrat ile doldurursan aç kalmazsın ama askerlik boyunca performansın ve toparlanman çöker. Askerde işin %70’i kas yıpranması ve uyku eksikliği. Protein olmayınca vücut tamir edemiyor. Ne olur? Vücutta sırayla bunlar başlar 1-2 hafta Enerji var ama sürekli açlık. Karb hızlı yakılır, 2 saat sonra bitkinlik. Antrenmandan sonra kas ağrısı 3-4 gün geçmez 3-4 hafta Kas kaybı başlar. Aynı kiloyu taşırken daha çok yorulursun. Yaralanma riski artar: sakatlık, burkulma, stres kırığı 1-2 ay Bağışıklık düşer. Koğuşta 1 kişi grip olunca herkes olur. Yara iyileşmesi yavaşlar. Saç dökülmesi, tırnak kırılması Uzun dönem Güç kaybı, motivasyon düşüşü, konsantrasyon bozukluğu. Vücut kası yakıp enerjiye çevirmeye başlar. "Asker halsizliği" dediğimiz şey Neden sadece karbonhidrat yetmiyor? TSK menüsünde hedef %15 protein, %57 karb. Hidrat %28 yağ. Karbonhidrat = yakıt. Koşu, tatbikat için anlık enerji verir. Protein = tamir ve yapı. Kas, tendon, hormon, bağışıklık sistemi proteinden yapılır. Eğer 4000 kaloriyi hep ekmek, pilav, makarna ile tamamlarsan: Kas yapamazsın: Acemi eğitiminde kas yıkılıyor. Protein yoksa vücut kendi kasını parçalar. Sonuç: zayıf ama yorgun asker. Toparlanma yok: Bugün 20km yürüdün. Proteinle yarın toparlarsın. Karb.Hid. ile toparlanamazsın. 3. gün bacaklar bitik. Bağışıklık çöker: Antikorların %90’ı protein. Kapalı koğuş + stres + az protein = hastalık. Yağ oranı artar: Fazla karb depolanır. Zayıflamak yerine yağlanırsın ama güçsüz olursun. TSK’da minimum ne lazım? Sporcu asker için genel kural: kg başına 1.6 - 2.2g protein/gün 70kg bir asker için: 110 - 150g protein/gün ≈ 440-600 kcal TSK’nın 4000 kcal menüsünde %15 protein = 150g protein yapar. Tam hedef bu. Protein kaynakları: et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt, kuru baklagil, peynir. Eğer sadece ekmek + pilav + makarna yersen günde 60-70g proteinde kalırsın. Yarısı eksik. Savaşan operasyonel asker için bu ihtiyaç 6000 Kal/güne kadar çıkıyor. Kalori = Arabanın benzini. Protein = Motorun yağı ve yedek parçası. Benzini fulleyip yağ koymazsan motor 1 hafta sonra kitler. Acemide 1-2 hafta idare edersin ama 1 ay sonunda aynı eğitimi yapan protein alan arkadaşından çok daha çabuk yorulur ve sakatlanırsın. Kağıt üstünde herşey mükemmel gösteriliyor ama gerçekte bu şartlar sağlanıyor mu. Gelen erzak iç edilip askere 2500 Kal ile idare ey mi deniliyor. Benim zamanımda çılan yemekler çok da iç açıcı değildi Şimdiki durum ne bilmiyorum. Günlük 4000 Cal için ideal menü ne olabilir; 4000 kcal / ∼150g protein hedefli 1 günlük örnek asker menüsü 1. TSK Tarzı - 3 Ana + 2 Ara Öğün = ∼4000 kcal Kahvaltı 07:00 4 dilim ekmek, 2 yumurta, 100g beyaz peynir, 10 zeytin, 1 bardak süt, 1 tatlı kaşığı pekmez, çay 900 kcal 45g protein Ara Öğün 10:30 1 muz + 1 elma + 1 avuç fıstık 40g + 1 ayran 400 kcal 12g protein Öğle 12:30 2 kepçe pilav, 1 kepçe kuru fasulye, 120g tavuk/tas kebap, salata, 1 dilim ekmek, 1 bardak yoğurt, su 1200 kcal 55g protein Ara Öğün 16:00 2 dilim kek veya 1 enerji bar + 1 bardak süt + 1 portakal 350 kcal 10g protein Akşam 18:30 2 kepçe makarna + kıymalı sos, 1 tabak mercimek çorbası, 2 dilim ekmek, salata, 1 kase yoğurt 1000 kcal 35g protein Gece 21:00 1 bardak süt + 3-4 ceviz 150 kcal 6g protein TOPLAM ~4000 kcal ~163g protein Bu menüdeki mantık: Her öğünde protein + karb birlikte. Böylece kas yıkılmıyor. 2. Örnek Kahvaltı 5 yumurta omlet, 4 dilim tam buğday ekmek, 100g lor peynir, zeytin, domates, 1 bardak süt 950 kcal 55g protein Ara Öğün 1 ölçek whey protein + 1 muz + 30g badem 350 kcal 30g ptotein Öğle 200g tavuk göğüs ızgara, 300g haşlama pilav, 1 tabak bulgur pilavı, yoğurt, salata 1150 kcal 65g protein Antrenman Sonrası 1 ölçek whey + 2 dilim ekmek + bal 300 kcal 25g protein Akşam 200g kıyma 10% yağlı, 250g makarna, 1 tabak kuru baklagil, salata 1100 kcal 55g protein Gece 1 kase yoğurt + 1 yemek kaşığı bal + 20g ceviz 200 kcal 8g protein TOPLAM ~4050 kcal ~238g protein 4000 kcal'a ulaşmanın 4 kilit kuralı Karb. Hidratu bol tut: Her öğünde 2 kepçe pilav/makarna/bulgur. 1 kepçe = 200 kcal Proteini her öğüne yay: Kahvaltıda yumurta-peynir, öğlede et-baklagil, akşamda et-yoğurt Sağlıklı yağ ekle: Zeytinyağı, ceviz, badem, fıstık. 1 avuç = 200 kcal Sıvı kaloriyi unutma: Süt, ayran, meyve suyu. 1 bardak süt = 120 kcal pratik tüyolar Tabakta sıra: Önce proteinli şeyi ye - et, yumurta, kuru fasulye. Sonra pilav-ekmek Yoğurt ve süt altın değerinde: Hem protein hem sıvı. Günde 2-3 bardak hedefle Ekmek düşmanı olma: 1 dilim = 70 kcal. Enerji için lazım ama sadece ekmekle doldurma Su + elektrolit: 4000 kcal yersen 4-5L su içmen lazım Bu gibi bir menüyle hem enerji depolu gezersin hem de erimezsin, aksine güçlenirsin. Ama fabrikada bile işçi menüleri bu kaliteye ulaşamıyor. Yemeğe karıştırılmış 40gr et ile günü geçiştiriyorlar. Sonra üstün performan bekliyorlar. Yemin ediyorum ev kedisi kadar beslenemiyoruz. Bodybuilding yapanlar mesela aynı kas grubunu her gün çalıştırmıyorlar. En az bir gün ara vermek zorundalar. Askerde aynı sporu her gün yaptırıyorlar.
  • Yapma KafaY

    Yıllardır aynı rüyayı görüyorum. Daha önce hiç gitmediğim belki de yeryüzünde olmayan bir yer.

    Sizin de oluyor mu.


    Skydiving rüyam vardı artık görmüyorum.
  • S

    En İyi Yapay Zeka Modeli Hangisi?

    Ben Çin modellerini denemedim. Onlar çok başarılıymış.
    Gemini ise kişinin kendini geliştirmesi için güzel araçlara sahip.
    Mesela 40-50 soruluk testler oluşturabiliyor. Bu özellik sadece Gemini da var.

    Yalnız Gemini diğer konularda biraz zayıf. Bu yüzden eleştiriliyor.


  • TENTENT

    1'den 12 ye kadar her tamsayıya kalansız bölünebilen en küçük pozitif tam sayı kaçtır?
    🙂


    @Sputnik karpuzu kesip vermişse hiç kalmaz. Tek tek satıp eşitlediyse o zaman karpuz elde kalır kavun biter.
  • Yapma KafaY

    Artık marketten alışveriş yaparken en ucuzunu seçiyorum çünkü artık hepsinde katkı maddesi kullanılıyor. Dolayısı ile ucuz üründe daha az katkı oluyor pahalı üründe daha fazla katkı bulunuyor. Böylece daha az katkı yemek için ucuzunu alıyorum paramla rezil olmak istemem.

    Best İmitasyon Marketler zincirinden alış veriş yapıyorum. Çünkü eskiden diğerlerinde kalite bulunurken artık hepsi aynı malın çakmasını satıyor.

    Gerçek bir sucuk gerçek bir kaşar peynir yediğimizde onların içinde bulunan gerçek fermente ve ızgara tadları beynimizde uyarıcı görevi görür. Böylece beynimiz bedenin diğer bölümlerini harekete geçirir. "Dikkat sucuk geliyor" diyerek barsak bakterilerini enzimlerini ve safra sularını hazırlar.

    Ancak yediğimiz ürün sahte olduğu için bütün bu hazırlık boşa gider. Aslında boşa gitmez. Bedenimiz yaptığı bu sert hazırlığı midedeki yumuşak ürünlere harcamak zorunda kalır.

    Olay tekrar ede ede en sonunda beden yanlış sinyallerle yaşamayı öğrenir. Ama beraberinde hastalıkları da getirir. Çünkü zayıf besinlerle beslenmekte olduğunu bilmektedir.

    Bir haberde okumuştum bakanlık gıdaya uygun olmayan boya içeren ürünleri toplattı diyordu.

    Aklıma ilk çay geldi. Yani çayın içine gıda boyası koymak serbest mi?

    Gıdaya uygun olmayan boya demek ne demek?

    Herşeye gıda boyası konabilir demek mi?

    Bence öyle. Salça çay sucuk mucuk kaşar peynir yumurta ... aklınıza ne gelirse gıda boyası serbest olabilir.


  • Yapma KafaY

    Telefonun 2.el piyasası yüksek. Bu nedenle satmadan önce bilgileri silmeniz gerekiyor.

    Ama aslında bilgiler silinmiyor. Hafızada kalmaya devam ediyor. Ne yaparsanız yapın telefonu yakıp paramparca etmediğiniz sürece bilgiler hafızada kalıyor.

    Öyleyse neden siliyoruz?

    Silme işlemi sadece bilgilere olan erişim uzantısını resetliyor. Ama ince ayrıntılar var

    Sadece fabrika ayarlarına sıfırlamak silmek değil. Bu şekilde silinen bilgiler geri getirilebilir.

    Şu adımları takip edin;

    1-Önce işinize yarayacak tüm bilgileri buluta yada flaşa yedrkleyin

    2- Sonra telefonun ekran kilidini desen değil şifre yapın. Zaten şifreniz varsa o zaman da şifreyi değiştirin. 12 haneli abuk subuk bir şifre ile değiştirin.

    3- sonra cihaz ayarlarından google hesaplarına ulaşın ve google hesap bağlantısını silin.

    Eğer ayfon kullanıyprsanız ayfon hesap bağlantısını silin.

    4- Sonra telefonu resetleyin fabrika ayarlarına geri döndürün.

    Bu şekilde telefonunuzu satabilirsiniz. Böylece hiçbir telefoncu eski bilgilerinize ulaşamaz.


    Eğer paranoyaksanız şunları da yapabilirsiniz. Olasılık; Telefonunuzda izleme virüsü vardır yani hedefli olarak yüklenmiştir. Bu durumda siz şifrenizi değiştirirken bile ekran adımlarını takip ettiği için yeni şifreniz de bir yerlere yedeklenmiştir. Appleda bu olasılık sıfır diyorlar ama ABD NSA ile anlaşıp anlaşmadığı ne nalum? Olasılık bütün telefonlarda fabrika çıkışlı gömülü olarak bir izleme virüsü zaten varsa? Tüm devletler istihabarat amaçlı bu izleme uygulamasını standart olarak ekliyorlarsa? Öyleyse telefonu temiz tutmak için şunu yapın ; Önemli bilgileri asla telefonda bırakmayın. Telefonu da yedeklemeyin. Çünkü virüs telefondaki bütün öğelere ekleniyor. Siz geri yüklediğinizde virüs de yükleniyor. Silme temizleme aşaması; 1- Önce fabrika ayarlarına sıfırlayın 2- sonra şifrenizi 12 haneli yapın hesap bağlantınızı telefondan silip + yeniden fabrika ayarlarına sıfırlayın Bu işlemi 2 kez yapın. Eğer telefonu siz kullanmaya devam edeceksrniz Sonra yeni bir hesap ile yeniden telefonu kurun. Yada uzun ve daha güvenli yolda var. Telefon yada bilgisayarınızın üzerine yazma programları var. 64 kez yazıp siliyor. Bu durumda telefonda yada bilgisayarda hiçrşey kalmıyor. Ancak çok zaman alıyor 3-4 güne kadar yazma silme işlemi sürebilir.
  • Yapma KafaY

    Bu işlerden pek anlamam ama yapay zekaya sordum mümkün değil dedi.

    Başkasının telefonunu şifre kırma işlemi ile çöp haline getirirsin veriler silinir birşey değişmez dedi.

    Ayrıca ekran kilidini açsan bile dosya kilidi ve FRP diye birşey var onları açamazsın dedi.

    Telefon seninse eğer bilgilerini buluta kaydettiysen yedek hesabını biliyorsan buluttan alabilirsin aksi halde yine bilgiler çöp olur dedi.

    Öyleyse neden kriminal olaylarda cep telefonundan şu bilgi şu belge çıktı diye suçlama yapıyorlar anlamadım.

    Anımsadığım kadarıyla Rasim Ozan hapse girmeden önce cep telefonuna el konmuştu. Ama rasim ozan telefon şifresini vermedi diye haberlerde okumuştum.

    Telefon şifresini verirse içine erişim sağlıyorlar ama bu sefer polis kendisi de sahte delil yükleyip telefonundan şuç uydurabiliyor demişti tv sunucusu.


    @phi yapay zekaya sordum android için de 6.versiyondan sonrası için imkansız dedi. Ama silme işlemini düzgün yapmalısın dedi. Bunun için bir konu açtım ne kadar doğru bilmiyorum tartışılsın diye şu konuyu açtım; https://efelsefe.com/topic/2531/telefonunuzu-satmadan-önce-yapmanız-gerekenler
  • TENTENT

    https://www.milligazete.com.tr/mekke-anlasmasi-irana-karsi-natonun-bolgesel-taseronlari-mi-hazirlaniyor

    Ben de bu milli gazete gibi düşünüyorum.

    Ortadoğudaki diğer ülkeler üye değil.

    İran kendisine karşı bu ülkelerde bulunan ABD üslerinden saldırı olursa karşılık verecek.

    Bu durumda bu üç ülke birleşip İran'a sözleşme gereği saldırmak durumunda kalacak.

    ABD ve İsrail kendi çıkarları için çalışan beleş kara gücünü elde etmiş olacak.


    @Yapma-Kafa said: Yahudi kurnazlığı işte. Düşmanını kapıya bekçi yapar. Nazi tarikatllarını da yine düşmanlarına temizletiyor. Siyaseti iyi biliyorlar. Ustanın ustası olmuşlar Nazi tarikatları mı var?