"Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa, tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve âlîl bir kimse gibidir. Hatta kasdettiğim mânâyı bu söz de ifadeye kâfi değildir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK.
World
Topics from outside of this forum. Views and opinions represented here may not reflect those of this forum and its members.
-
<p>
️ Admin Note: This is a personal blog community, only the blog author may post in this community.</p>
<p>Random thoughts related to programming</p>
<h1>Credits</h1>
<p>Icon created on <a href="https://www.craiyon.com/" rel="nofollow">Craiyon</a></p>
A world of content at your fingertips…
Think of this as your global discovery feed. It brings together interesting discussions from across the web and other communities, all in one place.
While you can browse what's trending now, the best way to use this feed is to make it your own. By creating an account, you can follow specific creators and topics to filter out the noise and see only what matters to you.
Ready to dive in? Create an account to start following others, get notified when people reply to you, and save your favorite finds.
Kayıt Ol Giriş-
-
Duygudurum bozukluğu, bireyin duygusal durumunu uzun süreli ve belirgin şekilde etkileyen psikiyatrik bir rahatsızlık grubudur. Normalde insanlar gün içinde farklı olaylara bağlı olarak mutluluk, üzüntü, öfke veya kaygı gibi çeşitli duygular hissedebilirler. Ancak, duygudurum bozukluğu yaşayan bireylerde bu duygular aşırı uçlarda yaşanır ve günlük yaşamlarını, işlevselliğini, ilişkilerini ve genel ruh halini ciddi şekilde etkileyebilir. Bu rahatsızlıklar genellikle genetik, biyolojik, çevresel ve psikososyal faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Beyindeki serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzensizliği duygudurum bozukluklarının temel nedenlerinden biri olarak görülmektedir. Ayrıca, stres, travmatik olaylar, çocukluk dönemindeki ihmal veya istismar gibi psikolojik faktörler de hastalığın gelişiminde etkili olabilir.
Duygudurum bozuklukları genellikle iki ana kategoriye ayrılır: depresif bozukluklar ve bipolar bozukluklar. Depresif bozukluklar arasında en yaygın olanı majör depresif bozukluk olup, bireyde uzun süreli umutsuzluk, mutsuzluk, enerji kaybı, ilgi ve zevk kaybı gibi belirtiler görülür. Depresyon sürecinde kişi uyku ve iştah düzensizlikleri, sosyal hayattan çekilme, aşırı yorgunluk ve değersizlik hissi gibi semptomlar yaşayabilir. Bazı hastalar için bu durum hafif düzeyde seyrederken, bazıları için hayatı tehdit edebilecek seviyeye ulaşabilir ve intihar düşünceleri ortaya çıkabilir. Diğer depresif bozukluklardan biri olan distimi (kalıcı depresif bozukluk) ise, depresyonun daha hafif ancak kronik bir versiyonudur ve belirtiler genellikle en az iki yıl boyunca devam eder.
Duygudurum Bozukluğu Çeşitleri Nelerdir?
Duygudurum bozuklukları, bireyin ruh halinin aşırı derecede değişmesi, uzun süreli mutsuzluk veya aşırı coşku gibi uç noktalarda dalgalanması ile karakterize edilen psikiyatrik rahatsızlıklardır. Bu bozukluklar kişinin günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve iş hayatını olumsuz etkileyebilir. Duygudurum bozuklukları, genellikle depresif bozukluklar ve bipolar bozukluklar olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır, ancak bazı alt türler de bulunmaktadır.1. Depresif Bozukluklar: Bu gruptaki rahatsızlıklar, uzun süreli mutsuzluk, enerji düşüklüğü ve ilgi kaybı gibi belirtilerle kendini gösterir.
1.1.Majör Depresif Bozukluk (Klinik Depresyon)
Majör depresif bozukluk, kişinin en az iki hafta boyunca sürekli depresif ruh hali içinde olması, günlük aktivitelerden zevk alamaması ve genel bir çökkünlük hissi yaşaması ile karakterizedir. Uyku bozuklukları, iştah değişiklikleri, odaklanma sorunları, yorgunluk, umutsuzluk hissi ve bazen intihar düşünceleri gibi belirtiler görülür. Tedavi edilmezse kronikleşebilir ve bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir.
1.2. Kalıcı Depresif Bozukluk (Distimi)
Distimi, majör depresyona göre daha hafif, ancak daha uzun süreli bir depresif durumdur. Belirtiler en az iki yıl boyunca devam eder ve kişinin hayatı boyunca sürebilir. Hastalar genellikle enerji eksikliği, özgüven düşüklüğü, ilgi kaybı ve genel mutsuzluk hali yaşarlar.
1.3. Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu (Mevsimsel Depresyon)
Mevsimsel duygudurum bozukluğu, özellikle kış aylarında güneş ışığının azalmasıyla ortaya çıkan bir depresyon türüdür. Bireylerde enerji düşüklüğü, aşırı uyku hali, iştah artışı, kilo alımı ve sosyal geri çekilme gibi belirtiler görülür. Genellikle ilkbahar veya yaz aylarında belirtiler azalır.
1.4. Doğum Sonrası Depresyonu (Postpartum Depresyon)
Doğum yapan kadınlarda, hormonal değişiklikler ve psikolojik faktörlerin etkisiyle doğumdan sonraki birkaç hafta veya ay içinde ortaya çıkan depresyon türüdür. Aşırı üzüntü, endişe, sinirlilik, bebeğe karşı ilgisizlik, yetersizlik hissi ve ağır vakalarda intihar düşünceleri gibi belirtiler görülebilir.
2. Bipolar Bozukluklar (İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu)
Bipolar bozukluk, kişinin aşırı neşeli ve enerjik (mani) dönemler ile çökkün ve mutsuz (depresyon) dönemler arasında gidip geldiği bir hastalıktır.
2.1. Bipolar I Bozukluk
Bipolar I bozukluk, en az bir kez şiddetli mani atağı yaşayan bireylerde teşhis edilir. Manik dönemde kişi aşırı enerjik, hızlı konuşan, az uyuyan, aşırı özgüvenli ve riskli kararlar alan bir ruh haline girer. Bu dönemi depresif ataklar takip edebilir. Bazı durumlarda psikotik belirtiler (gerçeklikten kopma, sanrılar) de görülebilir.
2.2. Bipolar II Bozukluk
Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif seyreden hipomani atakları görülür. Hipomani döneminde kişi kendini enerjik ve üretken hisseder, ancak Bipolar I'deki mani kadar aşırı ve yıkıcı değildir. Bu hastalıkta depresyon atakları daha belirgin ve uzun sürelidir.
2.3. Siklotimik Bozukluk (Siklotimi)
Siklotimik bozukluk, bipolar bozukluğun daha hafif bir formu olarak kabul edilir. Hastada hipomani ve hafif depresyon arasında dalgalanan ruh halleri görülür, ancak belirtiler klasik bipolar bozukluk kadar şiddetli değildir. İki yıl veya daha uzun süre devam eden hafif duygu değişimleriyle kendini gösterir.
3. Diğer Duygudurum Bozuklukları
Bunlar depresif ve bipolar bozukluklardan farklı olarak, belirli sebeplere bağlı gelişen ve genellikle tıbbi veya çevresel etkenlerden kaynaklanan rahatsızlıklardır.
3.1. Tıbbi Duruma Bağlı Duygudurum Bozukluğu
Bazı fiziksel hastalıklar (örneğin hipotiroidi, nörolojik hastalıklar, kronik ağrılar) nedeniyle bireylerde depresyon veya mani belirtileri gelişebilir.
3.2. Madde Kullanımına Bağlı Duygudurum Bozukluğu
Alkol, uyuşturucu veya bazı ilaçların kullanımı veya bırakılması sonucunda ortaya çıkan duygudurum dalgalanmalarıdır. Bu tür bozukluklar, maddenin etkisiyle ortaya çıkabilir veya maddenin uzun süreli kullanımına bağlı olarak beyin kimyasındaki değişikliklerden kaynaklanabilir.
Duygudurum Bozukluklarının Nedenleri ve Risk Faktörleri
Duygudurum bozukluklarının ortaya çıkmasında birçok farklı faktör rol oynar:
Genetik Faktörler: Ailede duygudurum bozukluğu öyküsü varsa, bireyin bu rahatsızlığa yakalanma riski artar.
Beyin Kimyasındaki Dengesizlikler: Serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzensiz çalışması, ruh hali dalgalanmalarına neden olabilir.
Travmatik Yaşam Olayları: Çocukluk döneminde yaşanan istismar, ihmal, travmatik kayıplar veya şiddetli stres, hastalığın gelişiminde önemli bir faktördür.
Tıbbi Hastalıklar ve İlaçlar: Kronik hastalıklar, hormonal bozukluklar veya bazı ilaçların yan etkileri duygudurum bozukluklarını tetikleyebilir.
Madde Kullanımı: Alkol ve uyuşturucu gibi maddeler duygudurum dalgalanmalarına yol açabilir veya var olan belirtileri şiddetlendirebilir.
Duygudurum bozuklukları, bireyin ruh halini aşırı uçlara taşıyan ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen rahatsızlıklardır. Erken teşhis ve tedavi ile bu hastalıklar yönetilebilir ve bireyler sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. Eğer uzun süreli ruh hali değişimleri, depresyon veya aşırı enerjik hissetme gibi belirtiler yaşıyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanına danışmanız önemlidir.
Duygudurum Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?
Duygudurum bozukluğu tedavisi, bireyin yaşadığı belirtilerin türüne, şiddetine ve kişisel sağlık geçmişine bağlı olarak değişiklik gösterir. Tedavi süreci genellikle ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı değişikliklerinin bir kombinasyonunu içerir. İlaç tedavisi, depresyon veya bipolar bozukluk gibi hastalıklarda antidepresanlar, duygudurum dengeleyiciler ve antipsikotik ilaçlar ile kimyasal dengesizlikleri düzenlemeye yardımcı olur. Psikoterapi (konuşma terapisi), bireyin olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmesine, stresle başa çıkmasına ve duygu durumunu yönetmesine destek sağlar. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve destekleyici psikoterapiler, özellikle depresyon ve bipolar bozukluk tedavisinde etkili yöntemlerdir.Yaşam tarzı değişiklikleri, düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, yeterli uyku almak ve stres yönetimi tekniklerini uygulamak gibi faktörleri içerir. Sosyal destek almak, alkol ve madde kullanımından kaçınmak ve düzenli doktor kontrollerine devam etmek de tedavinin başarısını artıran önemli unsurlardır. Şiddetli vakalarda, bireyin güvenliğini sağlamak için hastane yatışı veya elektrokonvülsif terapi (EKT) gibi ileri tedavi yöntemleri de uygulanabilir. Erken teşhis ve düzenli tedavi ile duygudurum bozuklukları kontrol altına alınabilir ve birey sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.
Kaynak: NP İstanbul
-
Otantik Liderlik
Liderliğin ahlaki bileşenini vurgulayan otantik liderlik, yirmi birinci yüzyılın başlarında ortaya çıkan liderlik araştırmaları için nispeten yeni bir konudur (Bhugra
vd. 2013, 57).
Otantik liderlik, kendini bilmenin, tutarlı olmanın, olumlu bir yönelime sahip olmanın ve kendisinin ve diğerlerinin gelişimine dayalı bir yönü takip etme gücüne sahip olmanın bir biçimidir (Bento ve Ribeiro 2013, 121).Luthans ve Arkadaşları (2009), otantik liderlik stilini müspet psikolojik yetilerden ve gelişmiş örgütsel kaynaklardan yararlanan, liderler ve paydaşlar tarafından kişisel farkındalık ve kendisini olumlu düzenleyen müspet davranışlarla sonuçlanan, kişisel gelişimi teşvik eden bir süreç olarak tanımlarken (Avolio vd. 2009, 423), Otantik lider ise, nasıl düşündüğünün ve davrandıklarının bilincinde olan, izleyicileri tarafından kendi ve başkalarının değerlerinin / ahlaki bakış açılarının, bilgilerinin ve güçlü yönlerinin farkında olarak algılanan, kendine güvenen, ümitli, optimist, dayanaklı ve ahlaka uygun davranışlar sergileyen liderler olarak tanımlanır (Avolio ve Gardner 2005, 321).
Walumbwa vd. (2008), otantik liderliği hangi bileşenlerin oluşturduğunu belirlemek ve mevcut bileşenlerden oluşan yapının geçerli bir ölçüsünü yapılandırmak adına kapsamlı bir literatür taraması yapmış, araştırma ve ölçülerinin temelini öz farkındalık, içselleştirilmiş ahlak anlayışı, bilgiyi dengeli ve tarafsız değerlendirme ve ilişkilerde şeffaflık şeklinde dört bileşen üzerine kurmuştur (Northouse 2019, 315).
Öz farkındalık, Liderin bir yandan güçlü noktalarının ve sınırlarının bilincinde
olmasına, diğer liderler tarafından nasıl görüldüğünü bilmesine olanak tanır. Rahman vd. (2010), eylemleri hakkında kendi bilgisine sahip olmanın başkaları tarafından anlaşıldığını, eylemin ve liderin iletişim biçiminin iyileştirilmesine yardımcı olduğunu ve bir ekibin inşasında daha verimli olmasına izin verdiğini ileri sürmüştür (Rahman, 2010, 5). İçselleştirilmiş ahlak anlayışında, ahlaki ve etik otantik liderlerin ortak çıkarları vurgulayan standartları ve ahlaki değerleri vardır. Eylemleri ve kararları ise bu değerlere ve inançlara dayanmaktadır (Yukl 2010, 4). Bilgiyi dengeli ve tarafsız değerlendirme liderin, bir karar vermeden önce
bütün bilgileri büyük bir tarafsızlıkla analiz etmesi anlamını taşır. Bir lider bir karar
aldığında, farklı bakış açılarına erişebilir ancak eldeki bilgilerin analizinde objektif
olmaya çalışır (Bento ve Ribeiro 2013, 122-123). Son olarak ilişkilerde şeffaflık ise,
Gardner vd. (2005), şeffaflığı bir liderin konuşması ile eylemleri arasındaki tutarlılığı
göre değerlendirir. Şeffaflık, açık ve etik kurallara uygun olarak katılımlı kararlar
almakla ifade edilmektedir (Gardner vd. 2005, 347).
-
Yuva
Hangi ağacı gagaladıysa hüsrana uğramıştı, çünkü bir türlü delmeyi becerememişti. Halbuki bir an önce yumurtasını yerleştirecek bir yere ihtiyacı vardı. Ya kendisi beceriksizdi ya da yanlış yerlerde yuva deliği açmaya uğraşıyordu.
Halihazırda delinmiş ve yumurtlamak için uygun boş bir yer de bulamamıştı. Bulduklarının ise hepsinin sahibi vardı ve onlara yaklaştığı vakit kendisine saldırmışlardı.
Umutsuz bir şekilde havada dolanırken gözüne acayip bir şey ilişti. Bir kenarda yerde duruyordu ve yuvarlak biçimdeydi. Etrafında kocaman yaprakları vardı. Meraklandı ve yakından bakmaya karar verdi.
Bu yuvarlak şey, bir bahçenin kenarında ve kocaman yaprakların altında duran bir kabaktı. Bir hayli büyümüştü, çünkü bahçe sahibinin gözünden kaçmıştı. O da bu kabağı kendi haline bırakmıştı.
Kuş yaklaştı...biraz daha yaklaştı. Bir gaga attı, bir daha gagaladı. Gagaladıkça umutlanmaya başladı, çünkü bu acayip şeyi delebiliyordu. Nihayet içine kadar delmeyi başarmıştı. Her ne kadar ağaçlara benzemiyorsa da yumurtasını pekala bunun içine bırakabilirdi.
Mutluydu ve gelecekten umutluydu; nihayet kendine ait bir yuva sahibi olmuştu. Belki bir dahaki sefere ağacın birinde delik açmayı başaracaktı.
Kelimeler: kabak, kuş, ağaç
Tünel Evin kapısını açtı, dışarı çıktıktan sonra kapıyı yavaşça kapatıp kilitledi ve ardından sağ tarafa doğru yöneldi. Biraz yürüdükten sonra yolun karşısına geçti, durdu, başını yukarıya kaldırdı. Akşam güneşi bulutların arasında kâh kayboluyordu kâh yeniden görünüyordu. Görkemliydi; kusursuz bir daire görünümde geceyi alabildiğince aydınlatıyordu. Gökyüzü parçalı bulutluydu ve bir haftadan beri süren şiddetli yağmur dinmişti. Gecenin bu saatinde kasabadaki arabaların ve insanların kulakları tırmalayan sesleri kesilmişti. Mağazalar kapanmış, gün boyu oradan oraya koşuşan insanlar nihayet evlerine çekilmişti. Yeniden yola koyuldu, durmadan yürüyordu. Sokak lambası olmamasına rağmen hava aydınlıktı. Bir süre sonra kasabanın sınırına varmıştı bile. Kasabanın bitiminde çam ve palamut ağaçlarından oluşan ormanlık bir alan başlıyordu. Ana yol ormanın tam ortasından geçiyordu ancak aynı zamanda ormanda yaşayan hayvanlar için büyük bir tehlike arz ediyordu. Hayvanseverler ve kasabanın ahalisi uzun bir süreden beri karşı çıkmasına rağmen belediye, masraflı olmasın diye yolu doğrudan ormanın içinden geçirtmişti. O gündür bu gündür yüzlerce hayvan arabaların altında ezilmişti. Bu meseleyi çözmeye azimliydi. Hayvanların ölmesine seyirci kalmaya niyeti yoktu. Bir şeyler yapmalıydı ki altı aydan beri her gece buraya geliyor ve titizlikle sabaha kadar çalışıyordu. Son bir haftadır yoğun yağışlar nedeniyle gelememişti. Geçen sene belediyeden yardım istemişti, hatta güzel bir proje hazırlamıştı. Belediye projeyi onayladı fakat eleman tahsis edemeyeğini bildirdi. Malzeme yardımı yapılması karşılığında kendisi gönüllü olarak çalışacağını söyledi. Tüm güvenlik önlemlerini almıştı, haftalarca tünelin planını enine boyuna hesaplamıştı. Nede olsa yılların inşaat mühendisiydi. İşinde uzmandı ve iki sene evvel emekliye ayrılmıştı. Yanında getirdiği kazmayı ve küreği biraz temizledi; tünelin bitmesine az kalmıştı. Muhtemelen bir ay içinde yolun karşısına varacaktı ve hayvanlar rahat bir nefes alacaktı. Kelimeler: tünel, orman, kasaba -
Doğum üzerine…
Gündemimiz bu aralar "normal doğum" olunca bir anne olarak bir iki kelam etmek isterim.
Sezaryen ve vajinal yolla olmak üzere iki tür doğum vardır. Bahsi geçen “normal doğum” ise anne ve bebeğin doğum sürecinden sağlıklı olarak çıkması ve sağlıkla evlerine taburcu olması anlamına gelmektedir. Her doğum eylemi annenin ve bebeğin özeli, sağlık durumu göz önünde bulundurularak planlanmaktadır. Buradan hareketle en doğru doğum kadının kendisini en güvende, en güçlü hissettiği doğumdur.
Bu sebeple dikkat çekilmesi gereken noktanın doğum üzerinden değil yaşam üzerinden olması ve konuşulması şüphesiz daha doğru olacaktır.
Mesela kadının seçme hakkı kutsaldır…
Eğitim, sağlık diğer bir deyişle yaşam hakkı kutsaldır…
Çocuğun güvenliği kutsaldır…
Öğretmenin emeği kutsaldır…
Gençlerimizin sesi kutsaldır…
Kadınlarımızın bedeni yerine gelecek üzerine sorumluluk alınmalı, yargı dağıtmak yerine anlayışlı olmak denenmelidir zira biz kadınlar zaten doğuruyoruz…
Peki siz yaşatabiliyor musunuz? Bu sorunun cevabı daha elzem ve gerçekçidir.
-
Corsi Blok Testi (Corsi Block-Tapping Test), görsel-uzaysal kısa süreli çalışma belleğini (visual-spatial working memory) değerlendirmek için kullanılan, nöropsikoloji ve bilişsel psikoloji alanında yaygın bir testtir. 1970'lerde Philip Corsi tarafından geliştirilen bu test, bireyin uzaysal bilgileri geçici olarak saklama ve işleme yeteneğini ölçer. Özellikle dikkat, hafıza ve uzaysal algı gibi bilişsel süreçlerin incelenmesinde kullanılır ve klinik ortamlarda, örneğin beyin hasarı, demans, Alzheimer hastalığı veya diğer nörolojik durumların değerlendirilmesinde önemli bir araçtır.
Testin Yapısı ve Uygulanışı
Corsi Blok Testi, genellikle düz bir yüzey üzerinde yerleştirilmiş 9 adet kareden oluşan bir tahta veya ekran kullanılarak uygulanır. Bu kareler (bloklar), rastgele bir düzende yerleştirilmiştir ve katılımcıdan belirli bir sırayla bu bloklara dokunulmasını taklit etmesi istenir. Test şu şekilde ilerler:
- Gösterim Aşaması: Testi uygulayan kişi, önceden belirlenmiş bir sırayla bloklara dokunur (örneğin, önce 1. blok, sonra 3. blok, sonra 5. blok gibi). Bu sıra, genellikle 2 blokla başlar ve kademeli olarak artar.
- Tekrarlama Aşaması: Katılımcı, uygulayıcının dokunduğu sırayı aynı şekilde tekrar etmeye çalışır. Örneğin, uygulayıcı 3 bloğa dokunduysa, katılımcı da aynı sırayla bu 3 bloğa dokunmalıdır.
- Zorluk Artışı: Her başarılı denemeden sonra sıradaki blok sayısı bir artırılır (örneğin, 3 bloktan 4 bloğa). Katılımcı bir seviyede iki kez hata yaparsa test genellikle sona erer.
- Skorlama: Katılımcının doğru bir şekilde tekrarlayabildiği en uzun blok dizisi, "Corsi Span" olarak adlandırılır. Sağlıklı yetişkinlerde bu skor genellikle 5-6 blok civarındadır, ancak bireysel farklılıklar olabilir.
Testin Çeşitleri
- İleri Corsi Testi: Katılımcı, bloklara dokunma sırasını uygulayıcının gösterdiği şekilde, yani ileri yönde tekrarlar.
- Geri Corsi Testi: Katılımcı, sırayı tersten tekrarlamalıdır (örneğin, uygulayıcı 1-3-5 sırasını gösterirse, katılımcı 5-3-1 sırasını yapar). Bu, çalışma belleğinin daha karmaşık bir yönünü ölçer ve genellikle daha zordur.
- Dijital Versiyonlar: Günümüzde test, bilgisayar veya tablet tabanlı ortamlarda da uygulanabilmektedir. Bu versiyonlar, tepki sürelerini ve hata türlerini daha hassas bir şekilde analiz etme imkanı sunar.
Kullanım Alanları
Corsi Blok Testi, bilişsel yeteneklerin çeşitli yönlerini incelemek için kullanılır:
- Klinik Değerlendirme: Beyin hasarı, travmatik beyin yaralanmaları, nörodejeneratif hastalıklar (örneğin, Alzheimer, Parkinson) veya epilepsi gibi durumlarda görsel-uzaysal belleğin durumunu değerlendirir.
- Gelişimsel Araştırmalar: Çocuklarda ve yaşlılarda uzaysal bellek gelişimini veya yaşa bağlı bilişsel gerilemeyi incelemek için kullanılır.
- Nöropsikolojik Araştırmalar: Bellek, dikkat ve yürütme işlevleri (executive functions) arasındaki ilişkileri anlamak için akademik çalışmalarda sıkça tercih edilir.
- Eğitim ve Rehabilitasyon: Öğrenme güçlüğü çeken bireylerde veya bilişsel rehabilitasyon süreçlerinde uzaysal becerilerin geliştirilmesi için bir ölçüt olarak kullanılabilir.
Testin Avantajları ve Sınırlamaları
Avantajları:
- Dil becerilerinden bağımsız olması, testi farklı kültürlerden ve yaş gruplarından bireylerde kullanılabilir hale getirir.
- Görsel-uzaysal belleği izole bir şekilde ölçmesi, diğer bilişsel testlerden ayrışmasını sağlar.
- Basit ve hızlı bir şekilde uygulanabilir.
Sınırlamaları:
- Test, yalnızca görsel-uzaysal belleği ölçer; diğer bellek türleri (örneğin, sözel bellek) hakkında bilgi vermez.
- Performans, dikkat eksikliği, motor beceriler veya kaygı gibi faktörlerden etkilenebilir.
- Standart bir tahta yerine dijital versiyonlar kullanıldığında, sonuçlar cihazın arayüzüne bağlı olarak biraz farklılık gösterebilir.
Bilimsel Bulgular
Araştırmalar, sağlıklı yetişkinlerde Corsi Span’ın genellikle 5-6 blok olduğunu gösterir. Ancak bu, yaşa, eğitime ve bilişsel kapasiteye bağlı olarak değişebilir. Örneğin:
- Çocuklarda ve yaşlılarda span genellikle daha düşüktür.
- Beyin hasarı olan hastalarda, özellikle sağ hemisfer hasarlarında, performans belirgin şekilde düşebilir, çünkü görsel-uzaysal işleme genellikle sağ beyinle ilişkilidir.
- Test, prefrontal korteks ve parietal korteks gibi beyin bölgelerinin işlevselliğini dolaylı olarak yansıtır.
Sonuç
Corsi Blok Testi, görsel-uzaysal kısa süreli belleği ölçmek için güvenilir ve yaygın bir araçtır. Basit yapısı sayesinde hem klinik hem de araştırma ortamlarında sıkça kullanılır. Test, bireyin uzaysal bilgiyi nasıl işlediğini ve sakladığını anlamak için önemli ipuçları sunar. Ancak, sonuçların yorumlanmasında dikkat, motivasyon ve motor beceriler gibi diğer faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekir. Test, nöropsikolojik değerlendirmelerde genellikle diğer bilişsel testlerle birlikte kullanılarak daha kapsamlı bir tablo elde edilmesine katkı sağlar.
-
Bu mevzuda çok söylenir ve yazılır ancak ben şimdilik buraya iliştirmekle yetiniyorum. 979 haftadan beri süren bir eylem ki çoğumuzun umrunda bile değil muhtemelen.
Güncelleyelim, hatta her Cumartesi güncellenmesi gerek. Çocuğunu, yakınlarını gözaltında kaybeden annelerin feryadı bir türlü dindirilmiyor. Failler bir türlü ortaya çıkarılmıyor, adalet bir türlü sağlanmıyor. Dipnot: Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın 1980-2000 arasındaki rakamlarla oluşturduğu verilere göre Türkiye'de 20 yıl içinde 757 kişi gözaltında kayboldu. Aynı aileden kaybolanların yer aldığı veri tabanına göre ise en fazla kayıp 1994 yılında oldu. -
Düşüncenin de kanıtı istenir. İşte felsefe bu noktada başlar. Aynı kaynaktan çıkan İki düşüncenin birbirini de doğrulaması gerekir. Bunun tersine masal denir.
Masallar da düşünce ürünüdür ancak felsefe ile masalı ayıran şey felsefenin kanıt sunabilmesidir.
Keloğlan felsefesi yoktur ama masal anlatma bir felsefe olabilir. Masalcılık felsefesine göre la Fontaine hayvanları konuşturmıştur. Burada akla "niye" , "niçin" sorusu gelir. Eğer bu soruya bir cevap verilebiliyorsa o zaman felsefenin konusu olmaya adaydır diyebiliriz.
Ancak la Fontaine konuşan tilkisi ile konuşan kargası bir inanç haline dönüştüğünde saçmalık olur. Çünkü tilki ile karga neden konuşur sorusu cevapsız kalır.
Mitoloji de böyle masallarla doludur. Bir süre sonra değişen toplumun gereksinimlerinden uzaklaşan her şey saçmalık olarak mitoloji çöplüğünde yer almaktadır.
Felsefe, istisnasız aklınıza gelen her şey hakkında düşünmektir, yani gri hücreleri çalıştırmaktır; bir bakıma beyin jimnastiği diyebiliriz. Kanıt göstermek/getirmek zorunda değildir, ki tekrarlanabilir, gözlemlenebilir, ölçülebilir ve yanlışlanabilir veriler/kanıtlar sunulduğunda bilimin ilgi alanına girer. Bilimin dışında kalanlar masaldan veya metafizikten öteye gidemez. -
Bilgi güçtür, diye çok yerinde bir özlü söz vardır. İslam hakkında ahkâm kesenler bazı verileri nedense hep hasıraltı etmeye uğraşırlar veya görmezden gelirler. Muhammed´i öve öve bitiremezler. Bu nedenle bunlarla karşılaşırsanız bilinmesi gereken bazı gerçekler var...
İslam ile ilgili bilgilerin temeli Muhammed´in ölümünden en azından 100-150 sene sonra yazılan kaynaklara dayanır. Yani İslam´ın şekillenmesi bir bakıma 9./10. yüzyılda başlar.
Bilmeyenler olabilir: Yine İslam kaynaklarına göre Muhammed, 8 Haziran 632 yılında Medine´de vefat etmiştir.
Biyoĝrafiler:
- Es-Siret'ün-Nebeviyye (Muhammedin hayatı) : Ibn-Hišām (ölüm tarihi: 834), Ibn-Isḥāq´ın yazılarından esinlenir. Ki bu yazıların tümü kayıp.
- Kitāb al-maġāzī (Muhammedin savaşları): Al-Wāqidī ( ölüm tarihi: 822)
- Ṭabaqāt: Ibn-Saʿd (ölüm tarihi: 845)
- Annales, Ta’rīh: Al-Ṭabarī (ölüm tarihi: 922)
İslam dünyasında genel kabul görmüş hadis yazarları:
- Al- Buḫārī, (ölüm tarihi: 870)
- Abū Muslim, (ölüm tarihi: 875)
- Abū Dawūd (al-Siǧistānī), (ölüm tarihi: 888)
- Al-Tirmiḏī, (ölüm tarihi: 892)
- Al-Nasā’i, (ölüm tarihi: 915)
- Ibn Māǧa, (ölüm tarihi: 886)
Hasılı bu veriler bize şunu söylüyor: İslam´ın ilk devri bir hayli karanlıktır, çünkü elimizdeki bilgiler olayların yaşandıĝı iddia edilen tarihlerden çok sonraları kayıt altına alınmıştır. Kayıt altına alanların hiçbiri Muhammed´i görmemiş ve onun zamanında yaşamamıştır. Haliyle bu yazıtlardaki bilgilerin doĝruluk payı bir hayli güvensizlik barındırıyor, çünkü bunları İslam´dan baĝımsız olarak teyit edecek kaynaklar yok denecek kadar az.
Güncelleyelim... Muhammed´in soy ağacı tee Adem´e kadar gidiyormuş. Ben demiyorum, Muhammed´in sözde biyoğrafisini yazan Ibn-Isḥāq iddia ediyor, ki kitabın orijinalı kayıptır. Bu zata göre liste 48 kişiden oluşuyor (sayfa no. 71). İsimlerini de tek tek sıralamışlar. Şimdi bu kişiler, atıyorum adam başı 100 sene ömrü olsa, toplamda 4800 sene eder. Hadi biraz kıyak yapalım, iki katını yazsak bile 10000 sene etmez. Anlayacağınız boş beleş atıp tutmuşlar ve utanmadan milleti enayi yerine koymuşlar. Zaten zaman ayırıp bu siyeri okumak isterseniz, baştan sona masal olduğunu daha ilk başlarda hemen anlarsınız. Olayları o kadar çok detaylı yazmışlar ve o kadar çok abartmışlar ki, gerçek olmaları imkansız. https://derintevhid.com/wp-content/uploads/2022/12/Ibn-Ishak-Siyer.pdf -
Ritüeller, çoğunlukla hep aynı biçimde cereyan eden ve belirli durumlarda uygulanan eylemlerdir. Mesela her akşam diş fırçalamak veya gördüğümüzde samimi olduğumuz kişilere sarılmak, gibi. Her dinin de birçok vesileler için uyguladığı sabit ritüelleri vardır. Bu törensel eylemlerin genelde özel sembolik anlamları olduğu gibi, dindarlar açısından önemli bir yer teşkil ederler. Hatta dinlerin olmazsa olmazlarındandır da diyebiliriz.
Zamanım elverdikçe çeşitli dinlerdeki sürekli tekrarlanan ritüelleri, ăyinleri ve törenleri aktarmaya çalışacağım. İslam´daki ritüeller benim açımdan şimdilik ikinci plandadır, çünkü buraya uğrayanların ezici çoğunluğun bu dindeki dinsel ritüellerden haberdar olduğunu varsayıyorum.
Devam edecek...
Güncelleme zamanı yine geldi... Yakında Kurban Bayramı var, yani yakında yine kuru bir inanç uğruna milyonlarca hayvanın hayatına mal olacak ve her sene tekrarlanan bir Müslüman ritüeli var. Bu kanlı ritüelin temeli İbrahim adında birisinin bir rüya görmesi sonucunda oğlu İsmail´i tanrıya kurban olarak sunmak istemesi hikayesine dayanır. O esnada bir hayvan kurban olarak gönderilir ve İsmail katledilmekten kurtulur. Baba İbrahim oğul katili olmaktan kurtulsa da hayvan katili olur. Hikaye bu kadar. İşin hazin tarafı ise şu: Hayvanların katledilmesine "Bayram" adını vermişler. Sanki çok ulvi bir şey yapılıyor. -
-
İlkbahar geldi...
Gökyüzü retroda bile umut fısıldıyor.
Venüs ve Merkür retrosu içe dön, kalbini dinle derken bir yandan da Mars-Venüs üçgeniyle hala tutkudan, harekete geçişten bahsediyor.
Venüs-Satürn-KAD kavuşumu kaderi dokuyor, Merkür de kalpten geleni fısıldıyor...
Yeni başlangıçlar,
Derin farkındalıklar
Ve
Seni bekleyen güzellikler bu mevsimde saklı.
Gökyüzü senin yanında...
Işığını açığa çıkarma zamanı...Not: Tesadüfler de buna dahil sanırım

Sevgiyle, şifa ile kabul ediyorum
Kaynak: Astrolog Elif BOZKURTER
-
Günümüzde sadece yaşlılarda değil genç yaşta erkeklerde de görülebilen Huzursuz Erkek Sendromu (Irritable Male Syndrome - IMS), erkeklerde hormonal değişiklikler, stres ve kimyasal dengesizliklerle ilişkilendirilen bir durumdur. Yaygın bir ifadeyle, yetişkin erkeklerde testosteronun azalmasının ardından ortaya çıkan sinirlilik, huysuzluk ve depresyonun davranışsal bir halidir.
Genel semptomları;- Sinirlilik ve tahammülsüzlük: Küçük olaylara büyük tepkiler verme.
- Depresif ruh hali: Mutsuzluk, huzursuzluk ve keyifsizlik.
- Yorgunluk ve halsizlik: Sürekli bitkin hissetme, enerji düşüklüğü.
- Özgüven eksikliği: Kendine güvenin azalması, başarısızlık hissi.
Tavsiyeler:
1. Yaşam Tarzı Değişiklikleri
Egzersiz yapın: Düzenli fiziksel aktivite, stres seviyelerini azaltabilir ve endorfin üretimini artırabilir.Sağlıklı beslenin: Dengeli bir diyet, hormonları düzenlemeye ve enerji seviyelerini yükseltmeye yardımcı olabilir.
Uyku düzeni oluşturun: Yeterli uyku almak, ruh hali dalgalanmalarını dengelemekte kritik öneme sahiptir.
2. Stres Yönetimi Teknikleri
Meditasyon veya yoga: Zihinsel rahatlamayı teşvik ederek öfke ve kaygıyı azaltabilir.Nefes egzersizleri: Stresi hızlıca azaltmak için kontrol edilen nefes teknikleri kullanılabilir.
3. Psikolojik Destek
Terapist veya danışmanla görüşün: Profesyonel yardım, IMS belirtilerini tanımlamaya ve başa çıkma stratejileri geliştirmeye yardımcı olabilir.Duygularınızı paylaşın: Güvendiğiniz birine içtenlikle konuşmak rahatlamayı sağlayabilir.
4. Tıbbi Destek
Hormon testi yaptırın: Testosteron seviyelerinin düzenlenmesine ihtiyaç varsa, doktorunuz tedavi önerebilir.Multivitamin veya mineral takviyeleri: Bazı eksiklikler belirtileri hafifletebilir.
Bu yöntemlerin kombinasyonuyla, IMS'nin etkileri önemli ölçüde azaltılabilir. Sizin için en uygun olan yaklaşımları belirlemek, uzun vadeli bir rahatlama sağlar.
-
Imposter Sendromu, 1978 yılında Psikolog Pauline Clance ve Suzanne Imes tarafından tanımlanan, kişinin kendi yeteneklerini, başarılarını veya zekâsını değersizleştirdiği ve başkalarının algılarını yanlış yönlendirdiğine inanmasıyla karakterize edilen bir fenomen olarak literatüre geçmiştir. Özellikle başarı düzeyi yüksek bireylerde, iş hayatında ve akademik alanlarda yaygın biçimde gözlemlenmiştir.
Bu sendrom, bireyin öznel değerlendirmelerinde bir "yetersizlik hissi" veya "kendini kandırma" ile bağlantılıdır. Bu kişiler, başarılarının şansa, çevresel faktörlere veya başka insanlara bağlanması gerektiğine inanır ve içten içe başarısız olduklarının bir gün ortaya çıkmasından korkarlar. Çoğu zaman bu durum, dışsal ve içsel motivasyon arasındaki çelişkilerle ilişkilendirilir.
Literatürdeki Bağlam ve Bulgular
Clance Impostor Phenomenon Scale (CIPS) gibi araçlarla yapılan çalışmalarda, imposter sendromunun bireylerin öz güven düzeylerini, iş performansını ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkilediği belgelenmiştir.Psikolojik kaynaklarda, bu durumun yaygın bir şekilde perfeksiyonizm ve sosyal karşılaştırma süreçleriyle ilintili olduğu vurgulanmaktadır.
Nörobiyolojik açıdan, bu sendromun bireylerde stres ve kaygıyı artırdığı, kortizol seviyelerini yükselttiği belirtilmiştir.
Çözüm Yolları
Araştırmalar, bilişsel davranışçı terapi (CBT) tekniklerinin ve mindfulness uygulamalarının, imposter sendromunun etkilerini azaltmada etkili olduğunu göstermektedir. Akademik destek programları ve mentorluk ilişkileri de bireylerin bu sendromla başa çıkmalarına yardımcı olabilir.
-
En zeki ogrenciler tıp ve muhendislige gidiyorlar.
Ikinci derece mezunlar ise is idaresi ve iktisat gibi bolumlere giderek birinci derece mezunlarin yoneticisi oluyorlar.
Ucuncu derece mezunlar ise siyasetci olarak, birinci ve ikinci derece mezunlari yonetiyorlar.
Fakat egitimde tamamen basarisiz olanlar ise ordu ve emniyete katilarak siyaset ve iktisada tahakkum ederek, onleri mevkilerinden indirerek gerekirse olduruyorlar.
Gercekten dehset vereni ise asla hic bir okula gitmeyenler din adami oluyorlar ve herkesin kendisine itaat etmelerini sagliyorlar.
-
‘’Hayat bir sarkaç gibidir. Sağdan sola, soldan sağa salınır. Istıraptan can sıkıntısına ve can sıkıntısından ıstıraba doğru salınır.”
Kötümser felsefenin gurusu olan Arthur Schopenhauer’in bu kült sözleri üzerine temellendirilen varoluşun mutsuzluk söylemi, Stoacı, Spinozacı ve Epikürcü gibi, mutluluğu ve yaşam sevincini temel almış olan mutluluk felsefelerine rağmen kendisinden sonra gelen ünlü düşünürleri etkisi altına almıştır.
Schopenhauer'in sarkacı, filozof Arthur Schopenhauer'in hayatın doğasına dair yaptığı bir metafordur aslında. Ona göre, yaşam bir sarkaç gibi iki uç arasında gidip gelir: bir uçta sıkıntı, diğer uçta ise ızdırap vardır. Mutluluk ise, bu iki uç arasında hareket ederken yaşanan kısa anlardan ibarettir. Diğer bir deyişle, Schopenhauer, insanların bir hedefe ulaşmak için çaba sarf ettiğini, ancak hedefe ulaştıktan sonra sıkıntıya kapıldığını belirtir. Bu döngü, daha iyisini arama isteğiyle devam eder. Hayatın anlamı, bu mücadele anlarında ve sarkacın tam ortasındaki küçük mutluluk anlarını yakalamakta gizlidir aslında...
Schopenhauer’e göre ıstırap ile can sıkıntısı arasında gidip gelen insan bu gizemli güçlerin bilinçsiz oyuncağı olarak yaşamaya çalışmaktadır. Hiçliğin ıstırabı ile varlığın boşluğunun can sıkıntısı ile baş etmek pek mümkün değil şüphesiz.
Tüm bu mümkünsüzlüğe rağmen sorunun çözümünü en sevdiklerimden Nietzsche vermiştir belki de:
"Yeni değerlerle hayatını özgürleştirdikten sonra onu olduğu gibi kabul edeceksin. Mutluluk, mutsuzluk, ıstırap , can sıkıntısı ve sevinç birbirlerinden ayrılamayan metafizik güçler olduğuna göre , sana kalan, düşünsel evrimini yaptıktan sonra hayatını, kaderini sevmen olacak."
Sevgiyle...
-
Toryum reaktörleri, geleneksel uranyum bazlı reaktörlere kıyasla daha güvenli, çevre dostu ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak öne çıkmaktadır. Toryum, doğada bol miktarda bulunan bir elementtir ve özellikle Türkiye gibi toryum rezervleri açısından zengin ülkeler için büyük bir potansiyel taşıdığı ileri sürülmektedir.
Daha az radyoaktif atık, silah yapımına uygun olmaması, enerji üretiminde daha yüksek bir verimlilik sunması ve yakıt olarak daha uzun süre dayanması, baz özelliği sayesinde zincirleme reaksiyonları kontrol altında tutarak kazaları önleyebilmesi gibi maddeler toryum reaktörlerinin avantajları olarak sıralanabilir.
Ülkemiz, dünya toryum rezervlerinin yaklaşık %13'üne sahiptir ve 344.000 ton toryum rezerviyle dünya sıralamasında üçüncü sıradadır. 2030 yılına kadar yerli bir toryum reaktörü geliştirmek ve bu teknolojiyi ticarileştirmek hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Ülkemizin toryum teknolojisini tam anlamıyla kullanabilmesi için bilimsel altyapı ve uzun vadeli stratejilere ihtiyaç duyduğu aşikar.
Çin'in toryum reaktöründe ilk adımı atmaya hazırlandığı bilgisi ışığında fosil yakıt tüketimini azaltarak karbondioksit emisyonlarının düşürülmesi umulan hususlar arasında.
Bizim de bu önemli zincirde yer almamızı umut ederek, doğru şartlarda, kontrollü ve daha yaşanabilir bir çevre diliyorum.
-
Bir insanın kaç duygu yaşayabileceğini tahmin edebilir misiniz? Yaklaşık 34.000 duygu... Bu kadar çok duyguyla, duyguların çalkantılı sularında kaybolmamak mümkün müdür peki? cevap belki de bir duygu çarkı olacaktır

O zaman gelin birlikte Plutchik'in Duygu Çarkı'na bir göz atalım...
Plutchik'in Duygu Çarkı, duyguların evrimsel bir temele dayandığını ve hayatta kalma davranışlarını tetiklediğini öne süren bir modeldir. Bu çark, sekiz temel duyguyu (sevinç, güven, korku, şaşkınlık, üzüntü, tiksinme, öfke ve beklenti) ve bu duyguların yoğunluklarını görselleştirir. Ayrıca, duyguların birleşiminden oluşan karmaşık duyguları da açıklar. Plutchik’e göre bu duygular arasında da belli bir bağlantı vardır. Bu bağlantıyı anlayabilmemiz için de duygular arasındaki çeşitli ilişkileri gösteren duygu çarkını yaratmıştır. Bu yaratım, 1980 yılında duyguları en etkili bir şekilde tanımlama ve sınıflandırma çalışması şeklinde literatürde yerini almıştır.
Plutchik'in Teorisine göre:
** Temel Duygular:** Evrenseldir ve doğuştan gelir. Örneğin, korku kaçma davranışını, öfke ise saldırganlığı tetikler.
** Yoğunluk Seviyeleri:** Her bir duygu, yoğunluk açısından farklılık gösterir. Örneğin, sevincin en yoğun hali "coşku", en hafif hali ise "sükunet"tir.
** Zıtlıklar:** Çarkta zıt duygular karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Örneğin, korku ve öfke gibi.
** Karmaşık Duygular:** Temel duyguların birleşimiyle oluşur. Örneğin, sevinç ve güvenin birleşimi "aşk" olarak tanımlanır..

Hatırlatmakta fayda var ki tüm bu çalışmalara rağmen Plutchik'in Duygu Çarkı, evrensel biçimde kabul görmemiştir. Bazı bilim insanları bu duygu çarkının sadece İngilizce konuşan kişilerin duygusal yaşantıları için geçerli olabileceğini ileri sürerken; antropologlar, değişik kültürlerin duygulara ilişkin görüş ve sınıflandırma biçiminde büyük farklar olduğuna dikkat çekmişlerdir.
Gelsin o zaman sorumuz sizce duygular evrensel midir?

Kaynak: Derleme.