Apokriflerin en önemli özelliği, yazarlarının görüşleri doğrultusunda belli bir dini görüşün savunusu amacını taşıyor olmalarıdır.
Bunlara Arapçada "risale" denir. İslam'da da vardır. Bu görüş yeni bir yorum olabileceği gibi, başka bir risalede ortaya atılan görüşlere reddiye biçiminde de olabilir.
Kuran derlenirken ortada İncil diye bir şey yoktu. Tevrat diye bir şey ise kesinlikle vardı. Bu çok gizli tutulurdu. Tevrat sayfalarını kim nerede saklıyor kimse bilmezdi. Eğer bir hahama şu konuda Tevrat'ta ne yazıyor diye sorulsa asla bir Tevrat sayfası çıkarıp göstermezdi. Eliyle yazar verir, yazan budur derdi.
Kuran'ı derleten Emevi melikler hahamların bu tutumuna kızmış olmalılar ki elleriyle yazıp bu allahtandır derler diye yakınan bir pasaj yazmışlardır Kuran'a.
Tevrat'a erişim yoktu, İncil diye bir şey zaten yok, tek kaynak Hrist apokrifleri.
Tevrat'ın bu kadar titizlikle korunması Yahudiler açısından büyük başarı. Hatta Tevrat'ın muhafaza edildiği kutsal sandığın sadece Filistin savaşında ortaya çıktığı anlatılır. Bu ya herru ya merru, bizim ya istiklal ya ölüm gibi bir şey. Bu motivasyonla Filistin'i zaptettiler. Efsaneye göre sıradan bir sapancı eri olan Davut sapan ile Filistin ordusu komutanı Golyat'ı (Kuran'da Calut diye geçer) öldürdü ve ele geçirilen Filistin'de kurulan Yehud devletinin kralı oldu.